KMT203U-TÜRKİYE’NİN KÜLTÜREL MİRASI I
Ünite 7: Karadeniz’den Doğu-Güneydoğu Anadolu ve Akdeniz’e
Antik Kentler ve Yapılar
Giriş
Tarih öncesi devirlerden itibaren iskân görmüş olan Anadolu topraklarının, doğal ve kültür varlıkları açısından zenginlikleri hiçbir ülke ile karşılaştırılamaz. Bu zenginlikler, Unesco Dünya Kültür Mirası Listesi’ne bazen kent olarak, bazen de kent dokusu içinde yer alan önemli anıtların dâhil edilmesi ile korumaya alınmaya çalışılmaktadır.
UNESCO Dünya Mirası Bekleme Listesinde yer alan Karadeniz Bölgesi kenti Amasya’daki eşsiz kral mezarları, Anadolu kaya mezarı geleneğinin, Helenistik dönemde farklı bir yansıması olarak çıkar. Zeugma, Fırat kıyısında Seleukos Krallığının bir kenti olarak kurulmuş ve Roma devrinde sınır karakolu şekline dönüşmüştür. Hatay İlindeki VespasianusTitus Tüneli, Roma Dünyasında inşa edilmiş doğal yapı kullanılarak oluşturulmuş bir su kanalıdır. Roma mimarlık ve mühendisliğinin üstün yapısını sergiler. Anazarva Çukurova’da bir vahadır. Özellikle Roma kolonizasyonu ve latin mimarisinin en iyi örneklerini sergiler. Aspendos Tiyatrosu ve Su Kemerleri, Anadolu Roma Mimari ve Mühendisliği açısından iki önemli yapıdır. Milas kentindeki Kral Hekatomnos’un mezarı, MÖ 4. yüzyıldaki Anadolu’da kültür zenginliğini en iyi yansıtan ve Anadolu insanının ne kadar ileri bir düşünceye sahip olabileceğinin yansıması olarak ortaya çıkan bir anıttır.
Modern anlamda ceza infaz kurumlarının ortaya çıkışı 16’ncı yüzyılın sonlarıyla birlikte başlayan bir sürece tekabül ederken; Avrupa tarihindeki esaslı olaylar (Otuz Yıl Savaşı, Merkantalizm, Kalvanizm, Aydınlanma Dönemi, Rönesans vb.) cezaevlerinin ve hükümlü haklarının gelişiminde olumlu ya da olumsuz anlamda tesirde bulunmuştur.
Harşena Dağı ve Pontus Kral Kaya Mezarları
Harşena Dağı’ndaki Helenistik dönemde inşa edilmeye başlanan Roma döneminde sınırları genişletilen kale yerleşimi yukarı, orta ve aşağı kale olmak üzere üç kısımdan meydana gelir. Harşena Kalesi olarak da adlandırılan yukarı kale Harşena Dağı’nın tepesinde Helenistik dönemde inşa edilen ilk kısımdır. Pontus Kral Mezarlarının önünde yer alan ve halk tarafından Kızlar Sarayı denilen orta kale, kalenin orta bölümüdür. Aşağı Saray denilen aşağı kale ise kalenin en aşağıdaki bölümüdür. Amasya ilimizin adı, bu küçük yerleşimin Amaseia adından gelmektedir. Yukarı Kale surlarının MÖ 3. yüzyıla tarihlenen örgü teknikleri bu dönemde Amaseia kentinin tahkimatının yenilendiğini ve kentin, Harşena Kalesi, Kızlar Sarayı ve Aşağı Kent olarak adlandırılan üç birimli bir yapı içerecek biçimde kurgulandığını göstermektedir.
Kentin antik dönemine ait en önemli eserlerini Kral Mezarları oluşturur. Anadolu’da kaya mezar geleneği Anadolu Uygarlıklarının kaya olgusuna karşı gösterdikleri kutsallık anlayışından kaynaklanmaktadır. Pontus Krallığının ilk beş kralı Amasya’ya egemen olduklarından
kaya mezarlarının bu beş krala ait oldukları kabul edilmektedir. Kraliyet mezarlık algısı yaratan bu beş kaya mezarından “A”, “B”, “C” harfleri ile isimlendirilenler, orta kale mevkiinin doğusunda yer almaktadır. “D” ve “E” olarak isimlendirilenler biraz batıda kalmaktadır.
Mezar A: Mezar yapılarının en doğuda yer alanıdır. Ön cephesi güneye bakan mezar yapısına kayaya oyulmuş basamaklarla ulaşılır. En eski mezar olduğu kabul edildiği için ilk Pontus Kralı I. Mitridates Ktistes’e ait olduğu düşünüldüğünde MÖ 3. yüzyılın başına tarihlendirilmektedir.
Mezar B: Doğuda yer alan Mezar A’nın batısından basamaklarla yukarı çıkılarak Mezar B ve Mezar C’nin yer aldığı düzlüğe ulaşılır. Mezarı Kral II. Mithridates’e ait olduğu düşünüldüğünden MÖ 3. yüzyılın sonlarına tarihlenmelidir.
Mezar C: Mezar B’ye komşu olan yapı doğu grubundaki mezar topluluğunun en batısında ve Mezar B ile aynı platformda yer almaktadır. Diğer mezarlarda olduğu gibi dörtgen bir giriş kısmı mevcuttur. Önerildiği üzere Ariobarzanes’e ait ise MÖ 3. yüzyılın ikinci yarısının başlarına tarihlendirilmelidir.
Mezar D: Mezar E ile birlikte diğer üç mezardan ayrı olarak Kızlar Sarayı mevkiinin batısında yer alır. Kayaya oyulmuş beş basamakla mezara ulaşılır. Cephesi güneye yönlendirilmiştir. Mezarın kral III. Mithridates ait olduğu belirtilir. MÖ 2. yüzyılın başına tarihlendirilmelidir.
Mezar E: Bütün mezarlarda olduğu gibi üç basamaklı ve genişçe bir giriş kısmına sahiptir. Cephenin iki yanında kabartma bırakılmış şeritler yükselerek kemer ile taçlandırılmıştır. Mezar MÖ 2. yüzyılın ikinci çeyreğine tarihlenmektedir.
Zeugma Antik Kenti
Gaziantep ilinin Nizip ilçesinde yer alan Zeugma Antik Kenti, Helenistik dönemde Seleukos Kralı I.Seleukos tarafından kurulmuştur. Yerleşim yeri Fırat Nehri’nin iki kıyısında uzanır şekilde konumlandırılmıştır. Kentin Fırat’ın batı kıyısında kalan kısmına Seleukeia (Seleukeia ad Euphrates), doğu kıyısında kalan kısmına Apameia ismi verilmiştir. İki kent köprü ile birbirine bağlanmaktaydı. MÖ 1. yüzyıldan itibaren ticaret yolları üzerinde olması ve köprü ile bağlanması nedeniyle yolların kesiştiği yer, köprü ve geçit anlamına gelen “Zeugma” ismi ile anılır olmuştur.
Birecik Barajı inşası sırasında kurtarma çalışmalarının başlaması ile Zeugma arkeolojik olarak da araştırılmaya başlanmıştır. Baraj su tutmaya başlayınca kentin Apameia bölümü, tamamen su altında kalmıştır. Su altında kalacak olan mozaiklerin büyük bir kısmı Gaziantep Mozaik Müzesi’ne taşınmıştır. Günümüzde baraj göleti kenarında olan Zeugma’nın Seleukeia ad Euphrates kısmı görülebilmektedir. Kent MÖ 300 yılında Helenistik surlarla çevrelenmiştir. Roma Lejyonlarının kente yerleştirilmesinden sonra surlar hem onarılmış hem de
genişletilmiştir. Helenistik kentin merkezini, İskele üstü diye adlandırılan kesimdeki düzlük yani agora oluşturmaktadır. Helenistik Agora çevresinde, Roma döneminde imar faaliyetlerinin sürdürüldüğü Roma harcı denilen opus caementicium kullanılmış duvar kalıntılarından anlaşılmaktadır.
Zeugma’nın Roma dönemindeki en büyük kamusal alanı, Belkıs Tepe’nin kuzeyindeki düzlükte yer alıyordu. Roma dönemi forumu olarak değerlendirilebilecek alanın ortasında daha sonra tahrip edilmiş opus caementicium tekniği ile inşa edilmiş anıtsal kemerli bir yapının (belki bir tapınak) varlığı tespit edilmiştir. Belkıs Tepe’nin üzerinde yer alan düzlükte dörtgen planlı bir yapıya ait kalıntılar tespit edilmiştir.
Kentin en tanınmış yapıları evleridir. Özellikle kent sakinlerinin zenginliğini yansıtan bu evler mozaik tabanlarla süslenmiştir. Bu mozaik tabanların birçoğu Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi’nde sergilenmektedir. Evler 3. yüzyıla kadar kullanılmıştır. Hepsi peristylli (avlulu) ev formunda yapılmıştır. Roma lüks hayatını yansıtan bu evlerde avlu içlerine, porticus tabanlarına ve oda yer döşemesine halı gibi mozaik ile döşeme yapılmıştır.
Vespasianus Titus Tüneli
“Titus Tüneli” dağlardan denize doğru inen yaklaşık 6 m genişliğinde kaya yarığıdır. Tünel duvarında 2. yüzyıla ait İmparator Titus’un adının da geçtiği yarı yıpranmış yazıtlar görülebilir.
Kaya Kesiği: Kaya yarığına, bugün hâlâ sol duvarda kayaya oyulmuş bir merdivenle ulaşılmaktadır.
Üst Tünel: Hafif dolambaçlı bir rotaya sahiptir. Üst ağız deliği, uzun hatlarda at nalı şeklinde bir kesite sahip olan tünel profilini kabaca göstermektedir.
Alt Tünel: 31 m uzunluğundaki alt tünel, doğudakinden belirgin şekilde daha kısadır, ancak temelde aynı tipte inşaat prosedürünü göstermektedir.
Anavarza Antik Kenti
Adana’nın Kozan İlçesinde yer alan Anavarza Antik Kenti, eski bir Kilikya şehriydi. Kent sarp yamaçlı oldukça yüksek bir akropolis ve akropolis eteğindeki düzlük üzerine konumlandırılmıştır. Anavarza, Ovalık Kilikya olarak adlandırılan bölgede, Roma İmparatorluk döneminde gelişim gösteren önemli kentlerden biridir.
Kentte kuzey-güney doğrultusunda sütunlu cadde mevcuttur. Caddenin sonunda zafer takı yer alır. Bu caddenin, kenti farklı mahallelere ayırdığı düşünülmektedir. Kentte yer alan tapınakların tam olarak nerede oldukları bilinmemekle birlikte, kent içerisinde mevcut kiliselerin daha önce tapınak olabilecekleri ihtimali göz önünde tutulmalıdır. Kent planlamasında, tiyatro kentin güneydoğusuna konumlandırılmıştır. Yapı yamaca yaslanmış olup cavea bölümünün yan kanatları ayaklarla desteklenmiştir.
Aspendos Tiyatrosu ve Su Kemerleri
Aspendos kenti, Antalya ilinin doğu kesiminde yer alan antik Pamphylia bölgesinin önemli üç kentinden birisidir. Kentin Roma döneminde en önemli iki yapısı; tiyatrosu ve kente su sağlayan büyük bir kısmı su kemerlerinden (Aqueduct) oluşan su sitemidir.
Aspendos Tiyatrosu
Aspendos antik tiyatrosunun Marcus Aurelius döneminde yaptırılmış olduğu ve ilk yapım döneminin; 161-180 yılları olduğu tahmin edilmektedir. Tiyatro yapısı, Roma kentlerinde alışıldığı üzere kentin merkezî bir noktasında değil, neredeyse kentin dışında ve kente sırtını dönmüş bir durumdadır. Bu durum özellikle seyirci oturma basamaklarının bulunduğu caveanın bir yamaca yaslanması ihtiyacındandır. Roma dönemi boyunca etkinliğini koruyan tiyatro yapısının Bizans dönemi kullanımı hakkında bir veri bulunmamaktadır. Roma ve Bizans dönemleri sonrası, bölgenin 1078 yılında Selçuklu Türklerinin eline geçmesinden sonra I. Alâeddin Keykubad devrinde (1220-1237) tiyatro, korunaklı bir saraya dönüştürülür ve boyalı stukolarla dekore edilir.
Aspendos tiyatrosu, tipik bir Roma tiyatrosudur. Tiyatronun caveası bir yarım daire biçimindedir. Cavea ile skene binası, birbirinden ayrı birimler değildir. Aynı tek duvar, tiyatronun iki kısmını birleştirir.
Aspendos Su Kemerleri
Aspendos su yolu sistemi, antik su yollarının günümüze dek korunagelmiş en iyi örneklerinden biridir. Aspendos’un suyu, şehirden 19 km uzaklıktaki Pınarbaşı ve Gökçepınar olarak adlandırılan iki kaynaktan gelmektedir. Yazıtlarla kanıtlanan su kemerinin MS 2. yüzyılda kurulduğu ve Aspendos su kemerindeki 150 yıllık kullanım izlerine dayanılarak, Eurymedon üzerindeki Roma yol köprüsünün kalıntılarının 4. yüzyılın ortalarından önce inşa edilmemiş olduğu ileri sürülebilir. Ancak bu Roma köprüsünün daha önceki bir köprü yapısını üzerine inşa edildiği unutulmamalıdır. Ayrıca köprü Selçuklular tarafından da onarılmıştır.
Hekatomnos Anıt Mezarı ve Kutsal Alanı
Karya Krallığı, günümüzdeki Muğla ilini kapsayan bölgede özellikle MÖ 4. yüzyılda etkili olmuş bir devlettir. Kurucusu Hekatomnos’dur. Hekatomnos döneminde krallığın başkenti Mylasa’dır (Milas). Başkent daha sonra oğlu Mausolos tarafından Halikarnassos’a (Bodrum) taşınmıştır.
Hekatomnos Anıt Mezarın kapladığı alan 91´110 m ebatlarındadır. MÖ 4. yüzyıla tarihlenen mezar, önce kaçak kazılarda tespit edilmiş, güvenlik güçlerinin tespitinden sonra kazı Milas Müze Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilmiştir. Mezar, antik kent içerisinde (büyük olasılıkla merkezde veya çok yakın bir yerde) konumlandırılmıştır. Kalın duvarlarla çevrelenen mezar alanı bir temenos alanı olarak planlanmıştır.
Kralın lahdinin yerleştirildiği oda kayalık zemine kazılarak oturtulmuştur. İnce uzun bir dromos mezara ulaşımı sağlar.
Kralın lahdinin yer aldığı mezar odası yaklaşık 5´4 m boyutlarındadır. Ölçüleri oldukça küçük tutulmuştur. Lahit, içeriye odanın inşasından önce konmuştur. Mezar odası içindeki duvar resimleri doğu ve batıda alınlık, kuzey ve güneyde Amazonomakhia ve Kentauromakhia Frizi olarak yapılmıştır. Mezar odasında kuzey duvardaki frizde Amazonomakhia, güneyde Kentauromakhia sahneleri resmedilmiştir. Amazonomakhia, Karadeniz’de yaşadıklarına inanılan efsanevi Amazonlar ile Helen Kahramanlarının yapmış oldukları savaştır. Kentauromakhia, At adam olarak bilinen Kentauroslar ile Lapith halkı arasında yapılan savaşın adıdır.
Hekatomnos’un lahdinin ön uzun yüzünde şölen sahnesi yer almaktadır. Kline üzerine uzanmış olan Hekatomnos etrafında aile fertleri ile kabartma olarak işlenmiştir. Mezarın üst platformunda Menandros Onur Sütunu yer alır.