AÖF Soru Bankası

Türkiye'nin Kültürel Mirası IÜnite 5 Özeti

Hierapolis-Pamukkale ve Pergamon-Bergama

KMT203U-TÜRKİYE’NİN KÜLTÜREL MİRASI I

Ünite 5: Hierapolis-Pamukkale ve Pergamon-Bergama

Giriş

Hierapolis-Pamukkale, nitelik ve değer olarak (iii, iv, vii) ölçütlerine uyduğundan Dünya Mirası Komitesi’nce onaylamasından sonra 1988 tarih/485 dosya numarasıyla karma kategoride; Bergama ve Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı, nitelik ve değer olarak (i, ii, iii, iv, vi) ölçütlerine uyduğundan Dünya Mirası Komitesi’nce onaylamasından sonra 2014 tarih/1457 dosya numarasıyla kültürel kategoride UNESCO’nun Dünya Mirası Listesine alınmıştır.

Burada geçen ölçütler şunlardır: (i); İnsanın yaratıcı dehasının bir başyapıtını temsil etmeli. (ii); Bir zaman zarfı içinde veya dünyanın bir kültürel alanında, mimarlık veya teknoloji, anıtsal sanatlar, şehir planlama veya peyzaj tasarımı alanlarındaki gelişmeler ile ilgili insani değerler arasında önemli bir alışverişi sergilemeli. (iii); Yaşayan veya ortadan yok olmuş bir kültürel geleneğe veya bir uygarlığa yönelik ünik veya en azından istisnai bir tanıklık üstlenmeli. (iv); Bir yapı tipinin seçkin bir örneği, ya da insanlık tarihinin önemli bir aşamasını veya aşamalarını gösteren bir mimari ve teknolojik bütünün veya peyzajın örneği olması. (vi), İnsanlık tarihinde önemli bir aşamayı veya aşamaları gösteren bir yapı tipinin, mimari veya teknolojik bütünün veya peyzajın istisnai bir örneği olmalı. (vii); Üstün doğal bir fenomeni veya istisnai bir doğal güzelliğe ve estetik öneme sahip alanları içermeli.

Hierapolis-Pamukkale

Hierapolis; Phrygia Bölgesi sınırları içinde, sıcak su kaynakları ile şekillenmiş Maiandros (Büyük Menderes)’un kollarından biri olan Lykos (Çürüksu) Nehri’nin aktığı bir vadi üzerindedir. Lykos Vadisi güneydoğuda Kadmos (Honaz) Dağı, güneyde Salbakos (Babadağ) ile sınırlıdır. Birçok bölgeyi birbirine bağlayan kent; İç Anadolu Bölgesi’nin yollarını, Ege Bölgesi ile birleştirir. Antik kentin batısında; Ephesos, Miletos ve Smyrna, güneyinde; Kibyra, Attaleia, Perge, Side, doğusunda; Kolossai ve Apameia Kentleri yer alır.

Kentte bulunan tapınakların fazla olması nedeniyle Hierapolis yani Kutsal Kent (Tapınak Kent) adını almıştır. Kentin ismine ilişkin olarak Pergamon Kralı II. Eumenes’in, Pergamon kentinin kurucusu olarak kabul edilen Telephos’un eşi Hiera için, Hiera Kenti anlamındaki bu ismin kente verildiği ileri sürülmektedir.

Günümüzde Pamukkale olarak bilinen yer ismini Hierapolis Antik Kenti’nin kalıntılarının bulunduğu alanda görülen traverten oluşumlardan almıştır. Kentin yakınındaki kaynaklardan saniyede 250 litre debi ile akan 35oC ısıdaki suyun basıncının düşmesiyle karbondioksit

kaybetmesi ve kalsiyum karbonat çökelmesi sonucunda oluşan ve yılda yaklaşık olarak 3 cm kalınlığa ulaşan kalker tabakalar travertenlerin oluşumunu sağlamaktadır.

Araştırma Tarihçesi

Hieropolis kentiyle ilgili ilk araştırmalar 1678 tarihinde başlamış olup, 1745 yılında R. Pococke tarafından

mezarlar, 1775 yılında R. Chandler tiyatro yazıtları incelenmiştir. 19. Yy’da C. R. Cockerell, Albay W. M. Leake, L. De Laborde, Ch. Texier, W. J. Hamilton ve Ch. Tremaux kentle ilgili planlar çıkarmış ve çizimler yapmışlardır. 19. yy’ın sonlarına gelindiğinde C. Humann, C. Cichorius, W. Judeich ve F. Winter tarafından Hierapolis Antik Kenti ile ilgili ilk bilimsel yayın “Altertümer Von Hierapolis’’ adıyla hazırlanmıştır.

Hierapolis Antik Kenti’ndeki ilk kazı çalışmaları 1957 yılında İtalyan Arkeoloji Heyeti tarafından P. Verzone ile başlamıştır. 1987 yılından itibaren Daria De Bernardi Ferrero başkanlığında sürdürülen kazılar, 2000-2018 yılları arasında Ord. Prof. Dr. Francesco D’Andria’nın başkanlığında devam etmiştir. Kazı ve araştırmalar Prof. Dr. Grazia Semeraro’nun başkanlığında yürütülmektedir.

Kent Tarihi ve Yapıları

MÖ 3. yy’da Helenistik dönemde kurulan kent, III. Aleksandros’dan (Büyük İskender) sonra ilk olarak Seleukos Krallığının denetimine girmiş; MÖ 190 yılında yapılan Magnesia Savaşı’nda, Seleukos Kralı III. Antiokhos’un Roma desteğini alan Pergamon Kralı II. Eumenes’e yenilmesinin ardından MÖ 188 yılında yapılan Apameia Barışı ile Pergamon Krallığına geçmiştir. Pergamon Kralı III. Attalos’un, MÖ 133 yılında vasiyet yoluyla Pergamon topraklarını Roma İmparatorluğu’na bırakmasıyla tüm Batı Anadolu kentleri gibi, Hierapolis de savaşılmadan Roma İmparatorluğu’nun yönetimine girmiştir.

Kentin Helenistik döneminin sonlarında geçirdiği gelişim tam olarak bilinmemekle birlikte kireçli suların çökeltileriyle oluşan düz arazide ve üstteki tepenin yamacındaki alana yayılan Helenistik dönem yerleşmesi, yaklaşık olarak 30m x 75m (100 x 250 ayak) genişliğindeki insulaları çevreleyen ve genişliği 3m (yaklaşık olarak 100 ayak) olan en dar sokak genişliği yaklaşık olarak 14 m olan kuzey-güney doğrultusundaki ana aks üzerindedir.

Kent MS 17 ve MS60 yıllarında gerçekleşen depremlerle yıkılmış, Roma İmparatoru Nero döneminde (MS 54-68) hippodamos (ızgara) plana göre yeniden inşa edilmiştir. Asia Prokonsülü Julius Frontinus tarafından Roma İmparatoru Domitianus döneminde de imar faaliyetlerine devam edilmiştir. MS 129 yılında İmparator Hadrianus’un kenti ziyareti sonrasında anıtsal agora inşasını başlattığı ve kente hitaben yazdığı iki mektupta kente sığınma, vergiden muafiyet, özerklik gibi ayrıcalıkların verildiği belirtilmiştir.

İmparator Domitianus döneminde Prokonsül Iulius Frontinus tarafından Frontinus Caddesi ve anıtsal girişi kulelerle destekli üç kemerli şeref kapıları yaptırılmıştır. Kentte bugün görülen görkemli ve anıtsal yapıların büyük çoğunluğu ise Flaviuslar dönemine (MS 1.-3. yy) aittir. Severuslar hanedanlığından olan Elagabalus döneminde (MS 218-222) kente “Neokoros” tapınak koruyuculuğu unvanı verilerek kent vergiden muaf tutulmuştur. Bu unvan Alexander Severus ve Philippus dönemine kadar korunmuştur. “Neokoros” unvanının devamıyla birlikte


Alexander Severus döneminde (MS 222-235), imar faaliyetleri sürdürülmüş ve kentin kuzey kesiminde Triton Çeşmesi inşa edilmiştir. Kentin Ephesos, Smyrna, Pergamon, Sardes, Aphrodisias gibi kentlerle ticari ilişkisinin olduğu ve birlik sikkeleri basıldığı bilinmektedir.

MS IV. yy’ın ikinci yarısında kentte meydana gelen ikinci deprem ile agora gibi bazı yapılar da terk edilmiştir. İmparator II. Constantinus döneminde, MS 350-361 yılları arasında tiyatroda iki kez yenileme çalışmalarına gidilmiştir.

Hz. İsa’nın havarilerinden Philippus’un MS 80 yılında öldürülmesi burada meydana gelmiş, MS 535’te Phrygia Pacatiana Secunda’nın metropolisi ilan edilmesi ile önemli bir Hristiyanlık merkezi olmuş ve St. Philippus adına burada büyük bir kilise inşa edilmiştir. İmparator Heraclius (MS 610-641) döneminde yıkıcı bir deprem ile tahrip olan kent eski varlığını kaybetmiş, MS 12. yy.da küçük bir kasaba hâlini almıştır. Selçukluların 1210 yılında bölgeye gelmesiyle birlikte kent Türklerin eline geçmiş, 1354 yılında Batı Anadolu’yu etkileyen büyük depremden sonra tamamen terk edilmiştir.

Pergamon-Bergama ve Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı

Antik dönemde Mysia Bölgesi’nde yer alan Pergamon Kenti; Kaikos (Bakırçay) Irmağı’nın iki kolu arasında, denizden yaklaşık olarak 392,3 m yükseklikteki bir tepe üzerine kurulmuştur. Pergamon adı eski olmakla birlikte, Yunanca öncesi bir dilde “Pergamos” ya da “Pergamon” “kale” veya “müstahkem mevkii” anlamına gelmektedir. Antik kentin bulunduğu tepe, Pindasos (Kozak) Dağlarının güney eteklerinin bir parçasıdır. Pergamon’un kentsel gelişimi, sıra dışı ve yenilikçi çözümler üretilmesine yol açan özel bir topografyanın yaratıcı şekilde değerlendirildiği bu yerleşimde insan yapımı teraslar ve çevredeki ovaya hâkim büyük anıtlarla topografyadan yararlanarak inşa edilmesi, Helenistik ve Roma şehir planlama ve tasarımının bir şaheseridir.

Araştırma Tarihçesi

Pergamon ile ilgili olarak ilk kapsamlı ve bilimsel amaçlı araştırma, Fransız mimar ve arkeolog Charles Texier tarafından yapılmıştır. İngiliz arkeolog Charles Fellows ile Alman Eski Çağ araştırmacılarından Friedrich Gottlob Welcker ve August Baumeister’in 1838-1865 yılları arasında kaleme aldıkları gezi notları ile Andreas David Mordtmann’ın gezi anıları da Pergamon kenti için geniş bilgiler sunmaktadır. 1864-1865 yıllarında ünlü Alman mühendis Carl Humann ve devamında Alexander Conze 1886 yılına kadar kazılara devam etmişmiştir. Pergamon kazıları; C. Humann, A. Conze, W. Dörpfeld, T. Wiegand, E. Boehringer’in birbirini izleyen araştırma dönemleri boyunca Alman arkeoloji ekolünün imzasını taşımıştır. 1973 yılından itibaren Pergamon’un yaklaşık olarak otuz yıl kazı başkanlığını yapan Wolfgang Radt’ın ardından 2004 yılından itibaren kazı ve araştırmalar Alman Arkeoloji

Enstitüsü Merkez Müdürlüğü adına Prof. Dr. Felix Pirson başkanlığında yürütülmektedir.

Kent Tarihi ve Yapıları

Protogeometrik dönemden (MÖ 10. yy) MÖ 5. yy’a kadar yerleşimde bulunan çanak-çömlek parçaları ve yukarı güney yamaçtaki kalıntılar ile Pergamon’da Tunç Çağı’ndan itibaren hemen hemen kesintisiz olarak yerleşimin devamlı kullanıldığı anlaşılmaktadır.

MÖ 5. yüzyıldan itibaren Pers kralının vasalı olan yerel Gongylosoğulları hanedanının merkezi konumunda olan Pergamon, Geç klasik dönemde Athena Tapınağı, Philetairos Surları ve kentin dışında yer alan Demeter Kutsal Alanı ile ön plana çıkmaktaydı.

Büyük İskender’in (III.Aleksandros) Pers İmparatorluğuna son vermesi ve kendi devletini büyük bir imparatorluk durumuna getirmesinden sonra ölümü ile birlikte kazanılmış topraklar; İskender’in ardılları yani komutanları arasında pay edilmiş, Antigonos Monophtalmos, Lysimakhos ve Philetairos tarafından farklı dönemlerde iktidar elde edilmiştir. Daha sonra, Attalos oğulları, batı Anadolu’nun bu küçük ama güçlü ve zengin devletinin başında egemenliklerini sürdürmüşlerdir. Coğrafyacı Strabon’un aktarımına göre II. Eumenes kenti imar etmiş ve Nikepherion Koruluğu’nu oluşturmuş; büyük kardeşi Attalos da görkemi çok sevdiğinden kutsal binalar, kitaplıklar yaptırmış ve Pergamon Kenti’ni şimdiki durumuna getirmiştir.

II. Attalos döneminde de kent alanı genişletilmiş ve yeni bir sur sistemi inşa edilmiştir. Cadde-sokak sistemi de yeniden tasarlanmış, kente su temini sağlanmıştır. Akropolisteki kamusal alan genişletilerek yeniden düzenlenmiş, yeni kamu yapıları inşa edilmiş, şehrin çevresindeki yerleşim alanları kutsal alanlar ve mezar anıtları ile donatılmıştır. Kraliyet saraylarının bulunduğu Athena Kutsal alanı, askeri tesisler güneyinde konumlanan kentsel alandan dar bir kapıdan ulaşılan etkileyici bir tahkimatla ayrılmıştır. II. Eumenes ve II. Attalos döneminde Pergamon Kenti MÖ 2. yy’daki yamaç yerleşiminden günün koşullarına uygun kentsel planlama açısından tahkimatlı ve görkemli bir kente dönüşmüştür.

MÖ 1. yy’ın başlarında Pontos Kralı VI. Mithridates, Pergamon’da bir süre konaklamış ve burayı başkent yapmak istemiş ancak Romalı komutan Sulla ile yardımcısı Lucullus bu duruma engel olmuşlardır.

Octavianus, MÖ 29 yılında Ephesos ve Pergamon’da kendi portresini taşıyan altın ve gümüş sikkeler bastırmıştır. MÖ 27 yılında Augustus ilan edilmesinden sonra eyaletlerin yönetiminde bir dizi değişiklik olmuş, Pergamon ile birlikte Asia ve Bithynia senatör eyaletler olmuşlardır.

Pergamon’daki Asklepion kutsal alanı da Hadrianus döneminde yenilenmiştir. Özellikle bu dönemde Mısır Tanrılar Tapınağı bir diğer adı ile Kızıl Avlu, gymnasion ile büyük ihtimalle stadion ve amfitiyatro ve aşağı kentte tiyatro yapımı faaliyetleri de devam etmekteydi. MS 214


yılında Caracalla da (MS 198-217) Pergamon’a gelmiş ve Kanunu ile korunmaktadır. UNESCO Dünya Mirası adına İmparator Kültü tapınağı adanmıştır. Yine Listesine giriş süreci için Bergama Belediyesi bünyesinde İmparatorun bu ziyaretinde Asklepion kutsal alanında 2011 yılından itibaren yoğun çalışmalar yürütülmüş, bu yakalandığı bir hastalık için şifa aradığı da bilinmektedir. çalışmalar sonucunda Bergama, farklı kültürlere ait Hristiyanlığın yaygınlaşmaya başladığı kentler arasında yer katmanları ve bu katmanların bir araya gelmesinden doğan alan Pergamon, 716 yılında Arap akınları ile yakılıp üstün evrensel değerleri ile 2014 yılı haziran ayında yıkılmıştır. 1306’da bu yöre, Karesi Türk Beyliğinin UNESCO Dünya Mirası Listesine girmiştir. ülkesine katılmıştır.

Pergamon antik kentinin kalıntıları Akropolis/ Yukarıhisar’da, Orta ve Aşağı Kent olarak adlandırılan bölümlerinde görülebilmektedir. Akropolis, Pergamon’un ilk kurulduğu alan üzerindedir. II. Eumenes dönemine kadar surlar yalnız bu bölümü çevrelemektedir. İmparator Traianus için Hadrianus döneminde (MS 117-138) yapılmış Korinth düzeninde bir tapınak, MÖ 2. yüzyılda inşa edilmiş ve Caracalla döneminde (MS 211-217) onarım görmüş Dionysos Tapınağı ile Hellenistik dönemde yapılmış ve Roma döneminde bazı bölümleri değiştirilmiş tiyatro da buradadır. Aşağıdaki ovaya tepeden bakan ve yaklaşık olarak 250 m uzunluğundaki Dor Düzenindeki stoa, MÖ 2. yüzyılda yapılmıştır.

II. Eumenes dönemine tarihlenen Pergamon kitaplığının kalıntıları da buradadır. Athena Tapınağı ve temenosu da bu alanda yer almaktadır. Dor Düzenindeki bu tapınak, Philetairos döneminde Atina akropolisindeki Athena Tapınağı örnek alınarak yapılmıştır.

Pergamon’un en görkemli yapılarından olan, bugün sadece temelleri görülen Zeus sunağının temel ve basamak kalıntıları da burada, agoranın hemen yukarısında bir teras üzerindendir. Kabartmalarda Pergamon kentinin mitolojik kurucusu olarak kabul edilen Telephos’un hayatı, birbirini takip eden olaylar biçiminde kesintisiz bir şekilde betimlenmiştir. Sunağın tamamına yakını Berlin’e götürülmüş ve Pergamon Müzesi adıyla açılan Berlin’deki bu müzenin özel bir salonunda yeniden kurulmuştur.

Pergamon’un Aşağı Kent olarak adlandırılan aşağı bölümünde; agora ve ev kalıntıları ile Mısır tanrılarına adanmış kırmızı tuğladan yapıldığı için Kızıl Avlu olarak da adlandırılan tapınak bulunur.

Pergamon kentinin dışında, MÖ 4. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen sağlık tanrısı Asklepios Tapınağı’nın da bulunduğu bir Asklepion Kutsal Alanı bulunmaktadır.

Bergama’nın dışında Hellenistik döneme tarihlenen zafer getiren Tanrıça Athena’ya adanmış tapınak Nikephorion, kent surları dışında Pergamon’un kuzeydoğusunda Mamurt Kale Kybele Kutsal alanı, kuzeybatısında Kapıkaya Kybele kutsal alanı, güneyinde tümülüsler bulunmaktadır.

Pergamon kenti, akropolis alanı (Kale Tepesi), su kemerleri, Asklepion, Kızıl Avlu (Mısır tanrıları tapınağı), Tümülüsler, Kybele Kaya Kutsal Alanı ve kentsel sit alanları da dahil olmak üzere Dünya Miras Listesine giren birinci derece arkeolojik eser ve alanların tamamı Ulusal Koruma Alanı’nın koruması altındadır. Kentsel sit alanlarındaki tüm anıtlar 2863 sayılı Ulusal Koruma

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında