AÖF Soru Bankası

Türkiye'nin Kültürel Mirası IÜnite 4 Özeti

Troia, Efes, Aphrodisias ve Nemrut Dağı

KMT203U-TÜRKİYE’NİN KÜLTÜREL MİRASI I

Ünite 4: Troia, Efes, Aphrodisias ve Nemrut Dağı

Giriş

Bu ünitede; tümü kültürel kategoride olmak üzere UNESCO Dünya Mirası Listesine alınan Troia, Efes ve Aphrodisias ve Nemrut Dağı tanıtılmaktadır. Troia Antik Kenti, nitelik ve değer olarak (ii, iii, vi) ölçütlerine uyduğunun Dünya Mirası Komitesi’nce onaylanmasından sonra 1998 tarih/849 dosya numarasıyla; Efes, nitelik ve değer olarak (iii, iv, vi) ölçütlerine uyduğunun Dünya Mirası Komitesi’nce onaylanmasından sonra 2015 tarih/1018 dosya numarasıyla; Aphrodisias, nitelik ve değer olarak (ii, iii, iv, vi) ölçütlerine uyduğunun Dünya Mirası Komitesi’nce onaylanmasından sonra 2017 tarih/1519 dosya numarasıyla; Nemrut Dağı, nitelik ve değer olarak (i, iii, iv) ölçütlerine uyduğunun Dünya Mirası Komitesi’nce onaylanmasından sonra 1987 tarih/448 dosya numarasıyla UNESCO’nun Dünya Mirası Listesine alınmıştır.

Yukarıda belirtilen ölçütler şunlardır: (i); İnsanın yaratıcı dehasının bir başyapıtını temsil etmeli. (ii); Bir zaman zarfı içinde veya dünyanın bir kültürel alanında, mimarlık veya teknoloji, anıtsal sanatlar, şehir planlama veya peyzaj tasarımı alanlarındaki gelişmeler ile ilgili insani değerler arasında önemli bir alışverişi sergilemeli. (iii); Yaşayan veya ortadan yok olmuş bir kültürel geleneğe veya bir uygarlığa yönelik ünik veya en azından istisnai bir tanıklık üstlenmeli. (iv); Bir yapı tipinin seçkin bir örneği ya da insanlık tarihinin önemli bir aşamasını veya aşamalarını gösteren bir mimari ve teknolojik bütünün veya peyzajın örneği olmalı. (vi); İstisnai evrensel öneme sahip olaylar veya yaşayan gelenekler ile, fikirler ile, veya inançlar ile, sanatsal ve edebi eserler ile doğrudan veya somut bir biçimde ilgili olmalı.

Troia

Yunancada Troia/İlion Hititçede Wilusa/Vilusa/Truwisa/ Truvisa, Latincede Troia veya İlium olarak anılan kent; Çanakkale ilinin Tevfikiye köyünün batısında, Kaz Dağları’nın eteklerindeki Hisarlık Tepesi’nde yer alır. Homeros destanlarına konu olan yerleşim, Karamenderes Nehri (Skamendes) ile Dümrük Çayı (Simoeis/Simois) arasında Çanakkale Boğazı’na (Hellespontos) açılan bir koyun yakınında bulunur.

Araştırma Tarihçesi

Homeros; MÖ 730’lu yıllarda kaleme aldığı düşünülen İlyada adlı eserinde, Troia ile ilgili detaylı bilgilere yer vermiştir. Troas bölgesi sınırları içerisinde yer aldığı bilinmesine karşın MS 11. yüzyıldan sonra tam olarak kentin nerede olduğu unutulmuştur.

17. ve 18. yüzyılda birçok gezgin ve araştırmacının dikkati çeken Troia’da 1871-1890 yılları arasında Schliemann kazılar yapar. Troia’nın kültür katmanlarına büyük zararlar veren bu kazılarda Schliemann, “Priamos’un Hazineleri” olarak yanlış bir adlandırma yaptığı buluntuları ele geçirir. Bu süreç, Troia isminin de dünyada yankı bulmasına imkân tanır. Schliemann’ın ölümünden sonra 1893-1894 yıllarında kentte kazılar yapan Mimar W. Dörpfeld, kentin

kültür tabakalarına yönelik bulgulara rastlar ve Schliemann kazılarının birçok hatasını düzeltir. 1932-1938 yılları arasında C. W. Blegen tarafından yeniden kazı çalışmaları gerçekleştirilerek kentin Ege Arkeolojisi içindeki yerine yönelik önemli sonuçlar elde edilir. Uzun bir ara sonrasında, 1986-2005 yılları aralığında M. O. Korfmann tarafından yürütülen çalışmalarda, Troia ile ilgili yeni bulguların yanı sıra Genç Tunç Çağı yerleşiminin savunulan bir aşağı kente sahip olduğu tespit edilir. Kazılar, 2013 yılından itibaren Prof. Dr. Rüstem Aslan tarafından yürütülmektedir.

Troia’nın Kronolojisi

• Denizsel Troia Kültürü (MÖ 3000-2200) • Anadolu Troia Kültürü (MÖ 2200-1700) • Yüksek Troia Kültürü (MÖ 1700-1200) • Erken Demir Çağı’nda Troia (MÖ 1200-950)

Efes

Efes antik kenti, günümüzde İzmir’in Selçuk İlçesi’nde Bülbül (Koressos) ve Panayır (Prion) Dağlarının arasındaki Küçük Menderes (Kaystros) deltası üzerinde yer alır. Kent, Antik Çağ’da İyonya (İonia) olarak adlandırılan bölgede, Gediz ile Küçük Menderes Nehirlerine kadar olan kıyı şeridini kapsayan alanın sınırları içerisinde bulunur. Efes antik kenti; 1994 yılında mevcut kent yerleşimi Artemision, St. Jean Bazilikası ve Ayasuluk Kalesi ile UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesine alınmıştır.

Araştırma Tarihçesi

17. yüzyıldan itibaren sayılı birçok gezginin ilgi odağı olan kentte ilk sistemli kazılar 1909’da O. Benndorf tarafından başlatılır. O günden günümüze kazılar aralıksız devam etmektedir. 2010 yılından itibaren Avusturya Arkeoloji Enstitüsü ve Efes Vakfı Yönetim Kurulu üyesi S. Ladstätter tarafından yürütülmektedir.

Kentin Kronolojisi ve Yapıları

Bölgenin erken Neolitik dönemden itibaren yerleşim gördüğü bilinmektedir. Çukuriçi ve Arvalya Höyükleri erken dönem yerleşime dair önemli izler barındırır. Selçuk ilçesinde yer alan Geç Kalkolitik dönemden itibaren iskân gören Ayasuluk Tepesi ise bölgedeki diğer önemli erken yerleşimdir. Ayasuluk Tepesi’ndeki kale yerleşimi, Geç Bronz Çağ’da (MÖ 2. bin yılın ikinci yarısı) Arzawa-Mira Krallığı’nın başkenti Apasas olarak anılır. MÖ 14. yüzyılda Apasas, Kral Tahuntaradu döneminde en parlak dönemini yaşamış, MÖ 1200’li yıllarda ise deniz kavimleri tarafından yıkılmıştır. MÖ 1050 yılından sonra Dor istilasından kaçan Mikenliler tarafından yeniden iskân edilen yerleşim, bu tarihten itibaren Efes adı ile anılmıştır. Miken işgalinin izlerini taşıyan kentin kuruluş mitosunda başrol Atina Kralı Kadros’un oğlu Androklos’a aittir. MÖ 546’da Lidya egemenliğine giren kent, sırası ile önce Pers ardından da Büyük İskender’in haleflerinden Lysimakhos’un yönetimine geçer. Lysimakhos, MÖ 300 yıllarında Kaystros nehrinin alüvyonları taşımasıyla birlikte kentin bataklık altında kalması ve bu durumdan ticaretin


etkilenmemesi için Artemision çevresindeki yerleşimi, kentin bugünkü yeri olan Bülbül Dağı ve Panayır Dağı arasına taşımıştır. MÖ 129’da Roma’ya bağlı Asya eyaletinin başkentliğini üstelenen kent, birçok önemli mimari yapıyı bünyesinde barındırır.

Efes 13. yüzyılda Cenevizlilerin, 1304 yılında Aydınoğulları Beyliği’nin ve 1425 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun eline geçmiştir.

Aphrodisias

Aphrodisias antik kenti günümüzde Aydın ili Karacasu İlçesi Geyre beldesi sınırları içerisinde yer alır. Antik dönemde Karia bölgesi içerisinde kalan kent, Menderes Irmağı’nın güneyinde ırmak kollarının oluşturduğu bereketli bir vadide kurulmuştur (Eren, 2015:12). Arkeolojik kalıntıları ve hemen kuzeydoğusunda sahip olduğu mermer ocakları ile ayrıcalıklı bir konuma sahip olan kent, 2017’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır.

Araştırma Tarihçesi

Kenti ilk kez 1705 yılında İngiliz W. Sherand ziyaret eder. Anadolu’da yıllarca incelemelerde bulunan Ch. Texier 1835’te Aphrodisias’a da uğramış, gördüğü kalıntılar ve çevre ile ilgili notlar almıştır. Bu notlarını 1849’da yayınlamıştır. 1892 yılında kenti ziyaret eden Osman Hamdi Bey, 1904 yılında arkeolojiye meraklı Fransız Mühendis P. Gaudin’i burada kazı yapması için ikna eder. Böylece kentte ilk kazılar, 1904 yılında P. Gaudin başkanlığında Fransızlardan oluşan bir ekip tarafından başlatılır. Bu dönemdeki kazılar, 1911 yılında A. Boulanger tarafından bir rapor halinde yayınlanır. 1913’te Osmanlı İmparatorluk Müzesi Müze-i Hümayun yönetimindeki Halil Ethem Bey’in izni ile Atina Fransız Okulundan A. Boulanger kazılara yeniden başlamışsa da finans sorunlarından dolayı çalışmalara devam edilememiştir. 1937-38 yıllarında G. Jacobi’nin başkanlığında İtalyan bir ekip kentte çalışmalar yapmıştır (Doruk, 1989: 555-556). 1950’li yıllarının sonunda Geyre köyü kahvesine ulaşan Ara Güler kentte gördüğü kalıntıların fotoğraflarını çekerek uluslararası dergilerde yayınlar. Kentteki ilk sistematik kazı, 1961’de Prof. Dr. K. Erim başkanlığında başlamış, 1990 yılındaki vefatından sonra Prof. Dr. R. R. R. Smith devralmıştır.

Kentin Kronolojisi ve Yapıları

Kente dair en erken veriler, Pekmez Tepe ve Tiyatro Tepe’den tespit edilmiştir. Bugünkü gördüğümüz kentin kuruluşu ise MÖ 2. yüzyılın başlarında Seleukos Krallığı’na bağlanır. MÖ 129’da Roma’nın Asya eyaletini kurması ile Aphrodisias’ın da kaderi değişir ve kent her zaman Roma yanlısı bir politika izler. Romalı Julius Caesar’ın aile soylarının Aphrodite’nin oğlu Aeneas’ın soyundan gelmiş olması, Aphrodite Tapınağı ve kültü ile önemli bir konumdaki Aphrodisias’ın da Roma tarafından her zaman imtiyazlı bir kent konumunda olmasını sağlamıştır. Kentte, özellikle MS 1. yüzyıldan itibaren önemli yapı faaliyetleri başlamıştır. Yapıların büyük bir

kısmının finansmanı İmparator Augustus’un azatlı kölesi Aphrodisiaslı C. Julius Zoilos tarafından gerçekleştirilmiştir. Aphrodisias’ı Anadolu’daki diğer birçok kentten özel kılan bir özelliği ise kentteki heykeltıraşlık faaliyetleridir. Kentte MÖ 1. yüzyılın ilk yarısından MS 6. yüzyılın erken dönemlerine kadar kesintisiz bir biçimde ve farklı türlerde heykeltıraşlık eserler üretilmiştir. MS 4. yüzyılda Karia eyaletinin başkenti konumuna getirilen kent, MS 7. yüzyılda terk edilmiştir.

Tapınakların çekirdeğini oluşturan ortadaki dikdörtgen tabanlı mekanlara Yunanca naos (Latinca cella); naosun önüne yapılan ön mekanlara pronaos, pronaos önünde sütun dizisi bulunan tapınak tipine prostylos denilmektedir.

Etrafı duvarla çevrelenmiş, tapınak ya da çeşitli dini yapıların içinde bulundukları kutsal alanlara temenos denilmektedir.

Naosu dört taraftan tek sıra sütun dizisiyle çevrelenen tapınak türüne peripteros, naosu dört taraftan çift sıra sütun dizisiyle çevrelenen tapınak türüne dipteros denir. Pseudo sözcüğü sahte anlamına geldiğinden içteki sütun dizisinin yapılmadığı ancak iki sütun sırası varmış gibi görünen tapınak türüne pseudo-dipteros denilmektedir.

Dört ayak ile taşınan ve her bir cephesinde kemer bulunan Antik Roma zafer takına tetrapylon denilmektedir.

Nemrut Dağı

Adıyaman ili, Kahta ilçesi Karadut köyü sınırları içerisinde yer alan 2150 m yüksekliğindeki Nemrut Dağı’nda bulunan Kommagene Kralı I. Antiochos Tümülüsü; “Mimarlık ve heykeltıraşlık alanında Pers, Hellenistik ve Anadolu geleneklerinin birleştirerek sergilendiği mükemmel bir örnek oluşu, kompleks tasarımı ve devasa ölçeği ile antik dünyada eşi olmayan bir proje oluşturması, o çağda eşi olmayan yüksek bir inşaat tekniği kullanılmış olması” nedenleriyle 1987 tarih/448 dosya numarasıyla UNESCO Dünya Mirası Listesine alındıktan sonra Bakanlar Kurulu kararı ile 1988 tarihinde çevresindeki Eski Kale, Yeni Kale, Karakuş Tepe ve Cendere Köprüsü ile birlikte Milli Park olarak koruma altına alınmıştır.

Araştırma Tarihçesi

1882’de O. Puchstein ile K. Sester’in bölgede yaptıkları araştırmalarda 2150 m yükseklikteki Nemrut Dağı’nın zirvesindeki görkemli mezarın I. Antiokhos tarafından yaptırıldığı tespit edilir. 1883 yılının mayıs ayında Osmanlı hükûmeti adına Osman Hamdi Bey alanda kazılar yapar. Bu tarihten 1938 yılına kadar Nemrut Dağı’nda bir araştırma yapılmamıştır. 1938, 1947 ve 1951 yıllarında Amerikalı mimar T. Goell ve F. K. Dörner; bölgede geniş çaplı araştırmalar yaptıktan sonra daha önceki çalışmaları yetersiz bulduklarından Nemrut Dağı’nda kazı yapılmasını gerekli görürler. 1953-1956 yılları arasında Goell başkanlığındaki kazılara Dörner de ekip üyesi olarak katılır. Goell’in çalışmaları 1973 yılına kadar devam eder. 1980’li


yıllarda Dörner, 1986 yılından itibaren ise S. Şahin, Nemrut Kuzey Teras Dağı’nda çalışmıştır. Alandaki bu son teras, kumtaşından yapılmış orthostatlı

Bölgenin Kronolojisi uzun bir duvar ile çevrilidir. Terasın doğu ile batı terası arasında bir geçiş görevine sahip olduğu ve burada da yine Nemrut Dağı’nın da içerisinde yer aldığı Kommagene diğerlerinde olduğu gibi heykeltıraşlık eserlerin olabileceği bölgesi, sayısız medeniyetlere ev sahipliği yapmış önemli düşünülmektedir ancak terası çevreleyen steller, üzerine bir merkezdir. Günümüzde Adıyaman, Maraş ve Gaziantep dikilecekleri kaidelerin yanında işlenmemiş hâlde ele illerini kapsayan, Doğu Toroslar ile Fırat Nehri arasında geçmişlerdir. kalan, Kommagene bölgesinin başkenti Suriye-Hitit krallığının merkezi Kummuh’un civarında yer alan Orthostat, yapıların dış cephelerinin altında yer alan Adıyaman’ın ilçesi Samsat’ın yerinde bulunan, yüzyıllar kabartmalı taş bloktur. boyunca Doğu Anadolu’da faaliyet gösteren Asur, Babil ve Akhamenid etkisi altında kalan Samosata idi. Samosata Höyüğü maalesef günümüzde Atatürk Baraj Gölü’nün altında kalmıştır.

Nemrut Dağı Kutsal Alanı

Kommagene Krallığı en parlak dönemini, I. Antiokhos’un hüküm sürdüğü MÖ 69-MÖ 36 yılları arasında yaşar. I. Antiokhos’un, Nemrut Dağı’nın zirvesine yaptırdığı tümülüsü, kendi dönemini ve propagandasını yaptığı en iyi yerdir. Yığma küçük taşlardan yapılan yaklaşık 50 m yüksekliğe sahip heybetli heykelleri ve yazıtları ile sıklıkla tanrıların tahtı olarak anılan tümülüs, doğu, batı ve kuzey yönde birer terasa sahiptir.

Tümülüsler, bir yeraltı oda mezarının üzerlerinin toprak ve çakıl yığını ile örtülmesi sonucu oluşturulan yapay tepelerdir.

Nemrut Dağı’nın zirvesine konumlandırdığı yığma küçük taşlardan yapılan yaklaşık 50 m yüksekliğe sahip heybetli heykelleri ve yazıtları ile sıklıkla tanrıların tahtı olarak anılan tümülüs; doğu, batı ve kuzeyinde birer terasa sahiptir. Her bir terasın sahip olduğu heykeltıraşlık eserler, I. Antiokhos’un kendisinin ve döneminin propagandasını yaptığı, aklındaki Doğu-Batı uzlaşmasını gerçekleştirmeye çalıştığı bir alana hizmet etmektedir.

Doğu Teras

Kutsal alandaki en büyük teras olma özelliğine sahip olan bu teras, heykeltıraşlık ve mimari ögeler ile donatılmıştır. Terasta insan ölçülerinden büyük boyutlarda arkaları tümülüse dönük, oturur vaziyette tanrı heykelleri yer alır. Bunlara her iki yönde yine normal insan ölçülerinden büyük, birer kartal ve aslan figürü eşlik eder. Heykellerin hemen önündeki podyum üzerinde beş kabartmadan oluşan bir heykel grubu daha yer alır.

Altar, yuvarlak ya da dörtgen şekilli, üzerinde kurban kesilen ve tanrılara sunular yapılan mimari ögedir.

Batı Teras

Doğudakine göre daha kısıtlı bir alana sahip batı terasındaki tanrı heykelleri de arkaları tümülüse dönük olarak yerleştirilmişlerdir. Doğu terasta olduğu gibi tanrılar sırasının her iki tarafında koruyucu nitelikte aslan ve kartal heykeli bulunmaktadır. Dexiosis sahneli kabartmalar ve aslan horoskopu ise bu sıranın devamındadır. Bu terasta altar yoktur.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında