AÖF Soru Bankası

Türkiye'nin Kültürel Mirası IÜnite 3 Özeti

Gordion, Dağlık Frigya, Güllük Dağı-Termessos,

KMT203U-TÜRKİYE’NİN KÜLTÜREL MİRASI I

Ünite 3: Gordion, Dağlık Frigya, Güllük Dağı-Termessos,

Kekova, Tuz Gölü, Kızılırmak Deltası

Giriş

Bu ünitede; Frig Uygarlığının Başkenti Gordion, Dağlık Frigya Vadileri (Kütahya, Afyon ve Eskişehir), Güllük Dağı-Termessos Milli Parkı, Kekova, Tuz Gölü Özel Koruma Alanı ve Kızılırmak Deltası tanıtılmaktadır.

Bu varlıklarımızdan nitelik ve değer olarak (iii, iv, vi) ölçütlerine uyduğu gerekçesiyle 2012 tarih/5727 referans numarasıyla Gordion ile nitelik ve değer olarak (ii, iii, iv,) ölçütlerine uyduğu gerekçesiyle 2015 tarih/6040 referans numarasıyla Dağlık Frigya kültürel kategoride UNESCO Dünya Geçici Listesine girmişlerdir. Güllük Dağı- Termessos Milli Parkı 2000 tarih/1412 referans numarasıyla; Kekova nitelik ve değer olarak (vii, viii, x) ölçütlerine uyduğu gerekçesiyle 2000 tarih/1411 referans numarasıyla karma (kültürel ve doğal) kategoride UNESCO Dünya Geçici Listesine alınmışlardır. Doğal kategoride ise nitelik değer olarak (vii, x) ölçütlerine uyduğu gerekçesiyle 2013 tarih/5824 referans numarasıyla Tuz Gölü Özel Koruma Alanı ile 2016 tarih/6125 referans numarasıyla Kızılırmak Deltası ve Kuş Cenneti UNESCO Dünya Geçici Listesi’ne alınmışlardır.

Frig Başkenti Gordion

Antik dönemde olduğu gibi günümüzde de Orta Anadolu’nun ana kara yolları üzerinde bulunan, verimli arazileri ve Sakarya nehrine yakınlığı nedeniyle Tunç Çağı’ndan Orta Çağ’a kadar geçen süreçte yerleşim yerleşim gören ve birçok uygarlığa ev sahipliği yapan Gordion (Yassıhöyük)’dan günümüze kalan arkeolojik kalıntılarının en önemlileri Friglere aittir. Üç bölümden oluşan bu yerleşiminin merkezinde çevresi surlarla çevrili, 500 x 300 m ölçülerinde bir alanı kapsayan höyük yer almaktadır. Yukarı Kent olarak da adlandırılan kesimin güneyinde aşağı kent, höyüğün kuzey ve kuzeybatısında sursuz dış kent bulunur. Gordion yerleşimini çevreleyen yamaçlarda ve tepelerde, yaklaşık 100 kadar tümülüs mezar bulunmaktadır.

Araştırma Tarihçesi

Gordion yerleşiminin keşfi ilk kez, Kasım 1893 yılında Berlin-Bağdat demir yolu inşaatında görev yapan mühendislerin Sakarya (Sangarios) Nehri kıyısında antik bir yerleşime ait kalıntılarla karşılaşmalarıyla gerçekleşmiştir. 1900 yılında A. Körte ile kardeşi G. Körte Orta Anadolu’nun ilk sistemli kazılarını gerçekleştirmek için Gordion’a gelerek kazı çalışmalarına başlamışlardır. 1948 yılında Amerikalı araştırmacılar J. F. Daniel ve Rodney S. Young tarafından Gordion adeta tekrar keşfedilmiş ve kazılara devam edilmiştir. Young’ın ardından sahadaki araştırmaları 1974-1987 yıllarında Keith DeVries, 1988-2012 yılları arasında G. Kenneth Sams ve Mary Voigt sürdürmüştür. 2012 yılından itibaren kazılar Amerika, Pennsylvania Üniversitesi’nden C. B. Rose başkanlığında devam etmektedir.

Kent Tarihi ve Yapıları

En erken yerleşme MÖ 3. binyılda başlamaktadır. MÖ 2. binyılda Hitit etkisine girmiştir. MÖ 1200 yıllarında

başlayan Erken Demir Çağı sürecinde Gordion’da önceki seramik geleneğinden ve yerleşim sisteminden farklı yeni bir dokunun ortaya çıktığı görülmektedir. Kent, MÖ 9. yüzyıldan itibaren Frig başkentinin görkemli yapılarıyla kendini yenilemiştir. Gordion, Erken Frig dönemi sonunda büyük bir tahribat yaşamıştır. Son dönemde yapılan çalışmalar, bu tahribatın MÖ 800 yıllarında yaşandığını ortaya koymuştur. Orta Frig döneminin sonlarında Gordion, Lydia hâkimiyetine girmiştir. Küçük Höyük olarak adlandırılan Aşağı Şehrin savunma duvarları, muhtemelen MÖ 540 yılında II. Kyros tarafından tahrip edilmiştir. Bu dönemden itibaren Gordion’da Pers hâkimiyeti başlamıştır.

Dağlık Frigya

Eskişehir, Afyonkarahisar ve Kütahya il sınırları arasında bulunan coğrafi alan, Klasik dönemde Küçük Frigya (Frigya Epiktetos) olarak adlandırılmakla birlikte, bölgede 1946-1958 yılları arasında arkeolojik yüzey araştırmaları çalışmalarını gerçekleştirmiş olan Hollandalı Arkeolog C. H. E. Haspels tarafından Dağlık Frigya/Frigya Bölgesi (yaylası) olarak adlandırılmıştır.

Araştırma Tarihçesi

Bölgedeki ilk araştırmalar, 19. yüzyılın başlarında W. Martin Leake ve arkadaşlarının bölgeye yaptıkları gezilerle başlamıştır. 1826 da L. De Laborde Yazılıkaya/Midas Kale’deki “Bitmemiş Anıtı” keşfetmiş, Midas Vadisi’ndeki Pişmiş Kale’ye çıkmış ve Kümbet Vadisi’nde kayaya oyulmuş bir oda mezar (Solonun Mezarı) bulmuştur. 1834’te C. Texier Midas Vadisi’ne ziyarette bulunmuş, anıtların ve kaya mezarlarının gerçeğe yakın gravürlerini çizmiştir. 1836 yılında İngiliz W. Hamilton; Kütahya ili, Tavşanlı ilçesi yakınlarında yer alan Deliklitaş Anıtı’nı keşfetmiştir. 20. yüzyıla gelindiğinde Alman araştırmacı E. Brandenburg; bulunmuş tüm anıtları yerinde incelemiş, Kütahya il sınırında bulunan küçük bir vadi olan Fındık Vadisi’ndeki Fındık yerleşimini tespit etmiştir. Vadilerde ilk sistemli arkeolojik kazı çalışmaları, İstanbul’daki Fransız Arkeoloji Enstitü adına A.Gabriel tarafından 1936 yılında Midas Kale’de başlatılmıştır. 1992-1996 yılları arasında T. Sivas, doktora tezi kapsamında Dağlık Frigya’daki kaya anıtlarını ayrıntılı olarak incelemiş ve değerlendirmiş, 2000-2011 yılları arasında Dağlık Frigya Bölgesi ve Eskişehir, Afyonkarahisar ve Kütahya il sınırlarında yaptığı yüzey araştırmaları ile hem Dağlık Frigya sınırlarında hem de bu sınırların dışında bilinen anıt, yerleşim ve mezarlara yenilerini ekleyerek literatüre kazandırmıştır.

Dağlık Frigya Vadileri

Bölge ve Frig anıtları 19. yy’dan itibaren bölgeye gelen Avrupalı araştırmacıların ve seyyahların ilgisini çekmeye başlamıştır. 20. yy’dan itibaren bölgede yapılan araştırmalar; bu vadilerde özellikle Frig dönemine ait tabakaların bulunduğu höyükler ile kale tipi ve üst kısmı düz plato tarzında düzenlenmiş bir savunma hattı olmayan yerleşimler, kaya mezarları ve Frig Tanrıçası Matar için yapılmış, kendi içerisinde ortak mimari unsurları


barındıran, farklı çeşitlilikteki kült anıtları, bu bölgedeki Frig kültürünün en somut izlerini oluşturmaktadır.

Güllük Dağı-Termessos Milli Parkı

Bünyesinde Termessos antik kentinin de bulunduğu Güllük Dağı-Termessos Milli Parkı; Antalya ili sınırları içerisinde, dağların arasına gizlenmiş bir vadide, deniz seviyesinden yaklaşık 1050 m yüksekte yer almaktadır. Ulaşılması zor konumu itibarıyla Termessos Milli Parkı, Anadolu’nun en iyi korunmuş arkeolojik alanlarından biridir. Antik kentin çevresi ile Milli Park alanı 6813 sayılı kanun hükümlerine göre 03.11.1970 tarihli Bakanlık onayı ile milli park olarak ayrılmış ve 09.08.1983’te yürürlüğe giren 2873 sayılı Milli Park Kanunu ile 6702 hektarlık alan koruma altına alınmıştır.

Termessos Antik Kenti

Termessos Antik Kenti; Antalya’nın yaklaşık olarak 34 km kuzeybatısında, Korkuteli yolu üzerinde yer alır. Antik dönemde Pisidia bölgesi olarak adlandırılan, günümüzde yaklaşık olarak Isparta ve Burdur illerinin tümünü ve Antalya ilinin kuzey kesimini kapsayan Pisidia Bölgesi’nin güneybatı ucunda, Solymos (Güllük) Dağı’nın kuzey yamacında yer alan kent; coğrafya ve topografyanın sağladığı imkânlar sayesinde doğal çevresiyle birlikte en iyi şekilde korunarak günümüze gelebilmiş, ülkemizin en iyi korunmuş arkeolojik alanlarındandır.

Araştırma Tarihçesi

19. yüzyıldan itibaren pek çok araştırmacı ve gezginin ilgisini çeken kentin yerini; ilk olarak 1841-1842 yıllarında Lykia, Pamphylia ve Pisidia Bölgelerini araştıran J. A. Schönborn keşfetmiştir. 1842’de bölge genelinde araştırma yapan T. A. B. Spratt, E. Forbes ve E. Th. Daniell’den oluşan bir ekip tarafından Termessos’taki mimari kalıntılar ilk olarak ayrıntılı bir şekilde belgelenmiş ve kentin planı çıkarılmıştır. 1889 yılında G. Cousin, kentte epigrafi çalışmalarında bulunmuştur. 1889 yılında R. Heberdey, A. Gaheis, W. Wilberg, Termessos kenti ve çevresinde araştırmalar yapmışlardır. Kentin nekropolislerine dair araştırmalarda bulunmuş olan Heberdey, 1902’de bölgeye yeniden gelerek kent ve çevresindeki yazıtları toplamıştır. 1977-1980 yılları arasında doktora tezi çalışmaları sırasında kentte kapsamlı araştırma ve çalışmalarda bulunan Vedat Çelgin’in bulgu ve tespitleri; 1990 yılında tamamladığı doktora tezinde yer almıştır.

Kent Tarihi ve Yapıları

Hitit metinlerinde olasılıkla Attarimma olarak anılan Solymos (Güllük) Dağı üzerine kurulmuş olan kentin adı her ne kadar Bellerophon öyküsüne ilişkin olarak İlyada’da adı geçmiş olsa da ilk olarak kent MÖ 334 yılında Büyük İskender’e karşı gösterdiği başarılı direniş ile anılır. Antik kentin yer aldığı alan düşman savunmasına elverişli oluşu nedeniyle şehri tamamen kuşatan bir sur sistemine ihtiyaç duyulmamıştır. Şehrin kurulduğu vadinin kuzeydoğusu Helenistik dönemde bir dış surla kapatılarak doğal savunma açısından zayıf olan yerler takviye edilerek güçlendirilmiştir. Kentin önemli yapılarından olan trapez

formlu agoranın kuzeybatısındaki döşemenin altında beş sarnıç bulunmaktadır. Bununla birlikte agoranın güneybatısında ise bir Heroon doğusunda ise gymnasion yer alır. Kentin kuzeyinde, güneyinde ve batısında bulunan nekropolis alanları da (mezarlık) ziyaretçiler ve araştırmacılar tarafından ilgi gören arkeolojik alanlardır.

Kekova

Antalya ili Kaş ilçesinin doğusunda Ulu Burun’dan başlayarak Kekova Burnu’nun doğusunda Kale (Demre) Ovası’nda biten kıyı ve kıyı boyunca uzanan adalardan oluşan yaklaşık 260 km2’lik alan 02.03.1990 yılında Kaş Kekova Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak ilan edilmiştir. Bölge kıyıdan itibaren yükselen eğimli arazilerden, dar düzlüklerden ve sonrasında 550 m’yi aşan dağlık alandan oluşmaktadır. Kekova; büyüleyici adalar, koylar ve antik kentlerden oluşan Antalya ili, Demre (Myra) ilçesi sınırlarında yer alan bir bölgenin adıdır. Türkiye’nin en etkileyici sahil şeridine sahip olan Kekova, antik dönem Likya yerleşimlerinden Teimiussa (Üçağız) ile Simena (Kale)’nın karşısında yer alır.

Kekova Bölgesi Yapıları

Kekova’da bugün Kale köyü, Simena ve Üçağız’da Teimiussa’nın kalıntıları bulunmaktadır. Theimussa Üçağız’ın hemen karşısında bulunmakta ve bu yerleşimin bir köy olduğu tek bir yazıtta geçen “Theimussa” köy isminden belirlenmiştir. Günümüz modern köyün kıyısında sadece bir kapı ve bir kule, kale yapısı ile çoğu Hellenistik ve Roma dönemine tarihlenen mezar kalıntıları görülmektedir. Günümüzde tekne ile koyun karşısında bulunan Kale Köye yani Antik kent Simena’ya ulaşım sağlanmaktadır. Antik kent hem doğal manzarası hem antik ve Orta Çağ yerleşimi hem de modern yerleşimin bir arada görülebildiği Lykia’nın en ilgi çekici kentlerinden biridir.

Kültürel özelliklerinin ötesinde çok önemli jeolojik oluşumlar sergileyen Kekova; dalgalı kıyı şeridi, hidrobiyolojik özellikleri ve bölgenin doğal güzellikleriyle olağanüstü kalitede, kültürel sürekliliğin dikkat çekici bir örneği ve aynı zamanda yaşayan bir kültürel bölgedir.

Tuz Gölü Özel Koruma Alanı

Türkiye Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından yönetilen Tuz Gölü Özel Çevre Koruma Bölgesi 7414,40 km2 alana sahip geniş bir koruma alanıdır. Bu alan bazı Avrupa ülkelerinin yüzölçümünü aşmaktadır. Koruma alanı Ankara, Konya ve Aksaray olmak üzere üç ilin sınırları içerisindedir. Ağırlıklı olarak yer altı sularıyla beslenen Türkiye’nin Van Gölü’nden sonra ikinci büyük gölüdür. Alan tektonik kökenlidir ve Konya Havzası adı verilen kapalı bir havza içerisindedir. Tuz Gölü’nün ortalama yüksekliği 0.5 m’nin altındadır. Antik dönem coğrafyacısı Strabon, Tuz Gölü’nün (Tatta) doğal bir tuzla havuzu olduğunu ve gölün Galatya bölgesinin güneyinde, Büyük Kapadokya boyunca uzanmasına karşın Büyük Frigya’nın bir parçası olduğunu belirtir.


Doğusu Kızılırmak, güneyi Obruk, batısı Cihanbeyli, tüm özellikleri ile nadir ve nesli tehlike altında olan bitki kuzeyi Haymana yaylalarıyla çevrilidir. Türkiye’nin en az türleri ile önemli Bitki Alanı olarak kabul edilmektedir. yağış alan bölgesinde oluşundan dolayı akarsular yönünden Deltada bugüne kadar 11 familyaya ait 29 balık türü tespit fakir olan, deniz seviyesinden 905 m yüksekte bulunan Tuz edilmiştir. Delta’nın zengin florası, özellikle suya bağımlı Gölü’nün yüz ölçümü İlkbaharda 164200 ha’ya ulaşır. Yaz türler olan amfibiler için faunanın gelişmesine de olanak aylarında aşırı buharlaşmadan gölde 30 cm’lik tuz tabakası sağlar ve sürüngenler, kuşlar, otçul memeliler için yıl oluşur. Tuz oranı %32,4 ile dünyanın en tuzlu gölleri boyunca iyi bir beslenme ortamı oluşturur. Türkiye’deki arasında yer alan gölün kenarlarında bozkır bitkilerini manda varlığının yaklaşık %10’una sahip olan Kızılırmak kaplayan beyaz bir tabaka görülür. Ürdün’deki Lut Deltası, Anadolu’nun en büyük manda popülasyonuna da Gölü’nden sonra en tuzlu göller arasında yer alırken Tuz sahiptir. Gölü Koruma Alanı, Avrupa’nın en zengin ve bozulmamış halofitik bozkır bitkisi sosyolojik özelliklerine sahiptir. Tuz Batı Palearktik Bölgedeki 1.100 kuş türünün %40’ına sahip Gölü geniş sakin yüzey alanı ile büyük nüfuslu su olan Kızılırmak Deltası, barındırdığı 352 kuş türü ile kuşlarının göç yolları üzerinde kışlama habitatlarından biri Türkiye’de kayda geçmiş 483 kuş türden dörtte üçünün olarak hizmet vermektedir. yaşam alanıdır. Bu sayı, şu ana kadar Güney Karadeniz Havzasında tespit edilen en yüksek değerdir. Dünyanın en Ayrıca bölgede 15’de memeli türü, 120 halofitik bakteri ve nadide önemli kuş alanlarından Kuş Cenneti olarak da önemli bitki akrabaları veya evcilleştirilmemiş bitki türleri bilinen bulunur. Tuz Gölü Koruma Alanı’nın karasal sahipliği yapması ve deltadan geçen kuş sayısının birkaç bileşenlerindeki bozkır habitatının tuzlu topraklarında bazı milyonu bulması ile ünlüdür. tatlı su kaynaklarının bulunması şaşırtıcıdır. Kızılırmak Deltası, sucul organizma çeşitliliği, bağlı algler, Kızılırmak Deltası Sulak Alanı ve Kuş Cenneti zooplankton ve bentik organizmalar ve tüm flora ve faunası Güney Karadeniz Havzası’nın en büyük ve en önemli sulak ile aynı koşullara sahip diğer sulak alanlara göre daha alan ekosistemini oluşturan Kızılırmak Deltası; zengin bir çeşitliliğe sahiptir. Karadeniz’e özgü habitat türlerini en iyi şekilde temsil etmesi, ekolojik ve genetik türlerin devamlılığını Kızılırmak Deltası’nın büyük bir bölümü 21 Nisan 1994 sağlayabilecek flora ve fauna özelliklerine sahip olması tarihinde 1., kısmen 2. veya 3. derece Doğal Sit Alanı ilan nedeniyle 1998 yılından bu yana sulak alanların korunması edilmiştir. Deltanın en önemli yaban hayatı habitatlarından ve sürdürülebilir kullanımı amacını taşıyan Ramsar biri olan Cernek Gölü ve çevresindeki 5.174 hektarlık alan, Konvansiyonu Listesi’nde 9 kriterden 8’ini 1979 ve 2005 yıllarında alınan kararlarla Yaban Hayatı karşılamaktadır. Ramsar kriterlerine göre bir sulak alanın Geliştirme Alanı olarak koruma altına alınmıştır. 1996 uluslararası statü kazanması için düzenli olarak 20.000 ve yılında hazırlanan 1/25.000 ölçekli Çevre Planı ile sulak daha fazla su kuşunu barındırması yeterliyken 1993 alan koruma bölgeleri (doğa koruma alanı, ekolojik etki ve yılından itibaren düzenli sayımların gerçekleştirilmesiyle tampon) belirlenmiş ve her bölge için koruma ve kullanma bu sayı 150-200 bin değerine ulaşılmış; 2015 yılında esaslarını deltada 170.000 kuşun varlığı kaydedilmiştir. Ayrıca kış geliştirilmiştir. Kızılırmak Deltası 21.700 hektarlık sulak ortası su kuşları sayısında elde edilen ortalama 60’lık değer, alan Türkiye sulak alanlarında tespit edilen en yüksek değerdir. korunmuş habitatları içeren arazilerin tamamı 15 Nisan 1998 tarihinde Ramsar Sözleşmesi Listesine alınmıştır. Bu Türkiye topraklarından doğup Türkiye topraklarına akan en tarihten itibaren alanın ekolojik karakterinin tam olarak uzun nehir olan Kızılırmak, aynı zamanda Türkiye’nin en korunması listede uluslararası taahhüt edilmiştir. büyük ikinci drenaj havzasına sahiptir. Orta ve Kuzey Anadolu’da Sivas, Kayseri, Nevşehir, Kırşehir, Kırıkkale, 2004 yılında Kızılırmak Deltası Kuş Cenneti Projesi hayata Çankırı, Çorum ve Samsun illerinden, 1.355 km’lik bir geçirilmiş, proje kapsamında ziyaretçi merkezi ve kuş alanı kapsayarak geçmek suretiyle Karadeniz’e dökülen gözlem evleri yapılarak bölgeye farkındalık kazandırılması nehir, oluşturduğu alüvyon birikintisi ile Güney Karadeniz hedeflenmiştir

Havzasının en önemli delta ve sulak alan ekosistemine Kızılırmak Deltası Sulak Alan Yönetim Planı 2008 yılında sahiptir. yürürlüğe girmiş, 2. uygulama dönemi için 2014-2018

Kızılırmak Deltası çakıl, kum ve şiltten oluşan düşük eğimli yılları eski bir kuaterner ovasıdır. Ova, denizi takip eden Benzer sulak alan ekosistemlerinde olduğu gibi Kızılırmak alüvyonlu bir ovadan güneye doğru basamaklar hâlinde Deltası da çok sayıda kuruluşun ilgi ve sorumluluğundadır.

yükselir. Deltanın güney sınırını Neojen ve öncesindeki kayaçlar oluşturmaktadır.

Kızılırmak Deltası habitatlarında bugüne kadar farklı ekolojik karaktere sahip 561 bitki türü tespit edilmiştir. Bu değer, Türkiye’de tespit edilen familyaların yarısına ve türlerin altıda birine tekabül etmektedir. Kızılırmak Deltası

Kızılırmak Deltası, nadir bulunan türlere ev

düzenleyen özel planlama kararları

ekosistemleri ve sistemle ilişkili doğal nitelikleri

arasındaki 5 yıllık dönem uygun bulunmuştur.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında