AÖF Soru Bankası

Türkiye'nin Kültürel Mirası IÜnite 1 Özeti

Göbeklitepe, Arslantepe, Çatalhöyük, Karain Mağarası,

KMT203U-TÜRKİYE’NİN KÜLTÜREL MİRASI I

Ünite 1: Göbeklitepe, Arslantepe, Çatalhöyük, Karain Mağarası,

Harran ve Şanlıurfa Yerleşimleri

Giriş

Bu ünitede; tümü kültürel kategoride olmak üzere UNESCO Dünya Mirası Listesine alınan Göbeklitepe, Arslantepe Höyüğü ve Çatalhöyük Neolitik yerleşimi ve Dünya Mirası Geçici Listesine giren Karain Mağarası ile Harran ve Şanlıurfa yerleşimleri tanıtılmaktadır.

Göbeklitepe

Göbeklitepe; Şanlıurfada Tek Tek dağları üzerinde yer almaktadır. Örencik köyünde bulunan taş yatır; erişilmesi güç, yüksek bir kireç taşı kayalığın üzerindedir ve Göbeklitepe adını buradan alır. Aralarında hafif çökmeler olan kırmızı topraktan höyük kubbelerinin oluşturduğu yükseltiler topluluğu bulunmaktadır. Bu tepeciklerden en yüksek olan ikisinin üzerinde mezarlar vardır.

Göbeklitepe; ilk kez 1963 yılında, İstanbul ve Chicago Üniversiteleri Güneydoğu Anadolu Tarihöncesi Araştırmaları Karma Projesi kapsamında yürütülen yüzey araştırmaları sırasında keşfedilmiştir. 1994 yılına gelindiğinde Şanlıurfa’da Atatürk Barajı sahasında kazılan Neolitik döneme ait Nevali Çöri’de çıkan sıra dışı anıtsal yapı ve üzeri kabartmalı T başlı payeler ve heykeller gibi yeni bulgular ile birlikte Göbeklitepe’nin de benzer bulguları yeniden göz önüne alınarak Neolitik döneme ait bir yerleşme yeri olduğu anlaşılmıştır.

Kazı araştırmalarına ilk olarak 1995 yılında Şanlıurfa Müzesi Müdürü Adnan Mısır ile İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden Harald Hauptmann başkanlığında, Almanya Heidelberg Üniversitesi Tarihöncesi Enstitüsü’nün ortak projesi olarak başlanmıştır.

Arkeoloji araştırmalarında ortaya çıkarılmış oval forma sahip, ikonografik hayvan figürleriyle süslenmiş, üzerinde insan betimlemeleriyle [T] formlu megalitik taşların dünyada insan eliyle yapılmış olan en eski anıtsal yapılar olduğu değerlemesi yapılmaktadır. Bu anıtsal yapılar, avcı- toplayıcı Neolitik toplulukların, taş sanatı ile ilgili bilgi, beceri ve birikimi ile inşa faaliyeti bağlamı içerisinde gelişkin örgütlenme düzeylerini yansıtmasının ötesinde, ri- tüellerin uygulandığı bir inanç alanı olması ile ilgili tahminler doğrultusunda, inançsal sistemler ve yerleşik yaşamsal örgütlenmeler arasındaki bağıntı açısından oldukça önemli bir yeri doldurmaktadır.

Çanak Çömleksiz Neolitik dönem yerleşmesi olan Göbeklitepe, dünyada bilinen ilk anıtsal yapı örneklerini barındırır. Yerleşmede bulunan ve insan eli ile oluşturulmuş taş yapılar boyutları ve ölçekleri açısından devasadır. Neolitik dönemin erken evrelerinde eşine rastlanmayan gelişmiş bir sanatsal ve mimari niteliğe sahip olan bu yapılar mimari açıdan incelendiğinde ve yapı formu olarak da türünün bilinen ilk örneğidir.

Göbeklitepe’nin çeşitli yapılarından alınan kömürleşmiş ağaç örnekleri (toplam 308), o günün ağaç örtüsünün çoğunlukla yaban fıstığı (Pistacia atlantica) ve yaban bademi (Prunus amygdalus) türlerinden oluştuğunu ortaya koymaktadır.

Göbeklitepe Arkeololjik Alanı

Göbeklitepe (MÖ 9600-8000) son yıllarda ortaya çıkan dikkat çekici bulgular, Çanak Çömleksiz Neolitik’teki ritüel uygulamalarıyla ilgili anlayışımızı büyük ölçüde değiştirmiştir.

Neolitik dönem sonrasına tarihlenen I. tabaka Orta Çağ’dan günümüze kadar birçok dönemin malzemesinin karışık olarak görüldüğü en üst tabakadır. Bu tabakadan Çanak Çömleksiz Neolitik dönemden sonra yerleşmenin terk edildiği ve başka herhangi bir iskânın olmadığı anlaşılmaktadır. II. tabaka ise Orta Çanak Çömleksiz Neolitik B dönemine ait bir tabakadır. Göbeklitepe II. tabaka yerleşmesi, özellikle en erken III. tabaka yapı katının bulunduğu çöküntü alanını çevreleyen güneydoğu zirvesinde ve güney tepeciklerinin etrafında ortaya çıkarılmıştır. Güneybatı ve güneydoğu tepeleri buradaki en yüksek yükseltileri oluşturmaktadır. Bu belirgin tümseklerin birkaç kez üst üste gerçekleştirilmiş yapılaşma nedeniyle oluştuğu anlaşılmaktadır. Bu döneme ait yerleşim örgüsü dikdörtgen, birbirine bitişik, ortak duvarlı tek mekân şeklindeki yapılardan oluşan bir yapı kompleksi görünümündedir.

III. tabaka ise T biçimli dikmeleri ile bilinen yuvarlak planlı yapıların bulunduğu en eski yerleşim tabakasıdır. III. tabaka kült yapıları A, B, C ve D Yapıları olarak adlandırılan dört yapıdan oluşmaktadır. Binaların genel planı; A Yapısı dışında, iç kısımlarına belli aralıklarla T başlı payeler yerleştirilen, iç içe geçmiş yuvarlak duvar çemberlerinden oluşmaktadır. En içteki çemberin kapattığı daire mekânın merkezine uzun kenarları birbirine paralel bir paye çifti yerleştirilmiştir. Merkezdeki bu çift paye grubu, kaide olarak her zaman kendini çevreleyen payelerden daha büyük ve uzundur.

Göbeklitepe burada gerçekleştirilen törenler ile çevredeki çağdaşı diğer yerleşmelerden net bir şekilde farklı bir görünümdedir. Sıra dışı coğrafi konumuyla kendini gösteren bu ayrım, diğer yerleşmelerde nadiren görülen özel yapılardan çok sayıda barındırması ile de kendini belli eder. Buluntu grupları ile ilgili yapılan incelemeler, ham madde temini, Prehistorik dönemde iletişim ve alışveriş ağı ile ilgili olan yerel ve bölgesel araştırmaların temel bileşeni olup bununla birlikte Erken Neolitik dönem sembolizmi ve Erken Holosen’de Yukarı Mezopotamya’da sosyal ve ekonomik geçimle ilişkili gerçekleşmiş olan dönüşümler hakkında da bilgi birikimimizi genişletmektedir. Bu buluntu grupları genel itibarıyla çakmak taşı, sürtme taş, kireç taşı ve kemik gibi malzeme topluluklarından oluşmaktadır. C Yapısında dikkate değer olan, doğrudan doğruya erkek domuz kabartmasının önünde aynı hayvanın orta boyuttaki bir heykelinin bulunmasıdır. Göbeklitepe’de ve Nevali Çori’de diğer yerleşmelerden farklı olarak yapı içlerine gömülen buluntular arasında günlük kullanıma ait eşyalar değil, heykeller gibi kült işlevli olabilecek eserlere rastlanmaktadır.


Göbeklitepe’deki anıtların korunmaları çerçevesindeki amaçlar Arkeolojik hedefler ve kültürel mirasa yönelik hedefler olmak üzere iki başlık altında toplanmıştır.

Arkeolojik Hedefler

1. Alandaki kazılmamış kısımların zarar verilmeden korunması. 2. Arkeolojik değerlendirmenin devamlılığı: Koruma ve restorasyon önlemlerinin uygulanmasından sonra bile alandaki arkeolojik çalışmaların devamı mümkün olmalıdır.

Kültürel Mirasa Yönelik Hedefler

1. Kazılmış olan yapıların ve malzemenin uzun vadeli korunması. 2. Açığa çıkarılan asıl durumun özgün olarak korunması. 3. Korumada en az müdahale.

Arslantepe Höyüğü

Höyük Malatya ilinin Orduzu Beldesi’nde bulunmaktadır. Kendi bölgesinde başka bir rakibi olmayan bu yerleşme, arkeolojik kanıtların da gösterdiği gibi uzun tarihi boyunca her aşamada bölgenin politik merkezi durumunda olmuştur.

Bölgede araştırmalar ilk olarak 1930 yılında L. Delaporte başkanlığındaki Fransız ekiplerce başlatılmıştır. Höyüğün üst bölümlerini araştıran Delaporte, Geç Asur sarayına ait, Demir Çağı’na tarihlenen önemli buluntuları ile birlikte meşhur Aslanlı Kapı’yı (MÖ 9-8. yüzyıl) gün yüzüne çıkarmıştır. Höyük, Arslantepe adını buradaki aslan heykellerinden almaktadır.

Arslantepe Geç Kalkolitik dönem erken evrelerinde, VII. tabaka içerisinde höyüğün tamamına yerleşimin olduğu en geniş yayılım alanına ulaşmıştır. Höyüğün batı ve güney batısını oluşturan en yüksek yerinde ise seçkin sınıfın kullanımındaki yapılar vardır. Geçmiş kazı dönemlerinde VII. tabakada karmaşık bir örgütlenmenin eseri olan, aynı işlevlere sahip anıtsal yapılar tespit edilmiştir. Höyüğün merkezinde duvarları kerpiç sütunlu ve beyaz sıva üzerine resimlerle süslü elit sınıfa ait bir konut ortaya çıkarılmıştır.

Arslantepe arkeolojik yerleşmesi ve özellikle de MÖ IV. binyıl saray yapısı; devlet oluşum aşamasının çok önemli bir sürecini, eşitlikçi bir toplumdan sınıflı ve siyaseten merkezileşmiş bir topluma dönüşümü gösteren eşi olmayan ve çok açık bir kanıttır. Ayrıca saray dünyadaki bu tür bir mimari yapının ve işlevselliği bulunan siyasi örgütün ilk örneğidir.

Geç Kalkolitik Çağ Doğu Anadolu’da 4. bin yılın sonunda merkezileşmiş politik toplumların gelişimi, en yoğun olarak Malatya ve Elazığ (Altınova) yöresinde gözlemlenir. Malatya’da Arslantepe (tabaka VII) bu dönemin belli başlı yerleşmelerindendir.

Arslantepe; Yakın Doğu’da ilk devlet toplumunun ortaya çıkışına istisnai biçimde tanıklık etmesi ve bölge ekonomisini kontrol eden, merkezi bir otorite uygulayan bir

yönetimin ortaya çıkışına sahne olması gibi pek çok özelliği ile III. ölçüt maddesine göre 2021 yılında UNESCO Dünya Miras Listesine alınmıştır.

Törensel işlevi açıkça anlaşılan üç kısımlı plana sahip anıtsal yapı, taş ve kerpiç bir platform üzerinde ortaya çıkarılmıştır. Bu yapının; bölgede bilinen hiçbir Uruk etkisinin olmadığı bir dönemde, yerel bir kültür tarafından yapılmış en büyük yapı olduğu anlaşılmaktadır.

VI-A tabakasıyla temsil edilen bu dönem tapınakları mimari ve işlevsel açıdan höyüğün güneybatı çeyreğini kaplayan kamu yapıları kompleksiyle organik olarak iç içeydi. Nüfus yoğunluğunun politik idari merkezde olmaması Malatya ovasındaki merkezi toplum türünün en belirleyici özelliklerinden biridir. Bu özelliğiyle Malatya Ovası, Mezopotamya modelinden ayrılarak kentleşme olmaksızın politik ve ekonomik merkezileşmenin varlığına ilişkin kanıt oluşturur.

Bir diğer buluntu ise Arslantepe’yi yine dönemi içinde özel bir yere koymaktadır. 3. bin yılın başlarına tarihlenen sıra dışı bir mezardan, dönemin yeni idare şekline geçişle ilgili temel bilgiler elde edilmektedir. Büyük taş bloklarından yapılmış oda şeklindeki mezar çukuru 5 metre genişliğindedir. Mezarın içinde bakır, bakır-arsenik, bakır- gümüş, gümüş ve altından yapılma toplam 75 olağanüstü buluntu ve ana gömüye eşlik eden büyük olasılıkla kurban edilmiş dört gencin iskeletlerinin bulunması, buranın şimdiye kadar bilinen en eski kraliyet mezarı olduğunu düşündürür.

Arslantepe’de MÖ IV. binyıl bitiminde oldukça komplike idari bir sistemin var olduğunu gösteren diğer bir olgu ise cretuale denilen kil kapı mühürleridir. Hiyerarşik biçimde örgütlenmiş memurlar, farklı türden kaplar ve depoları mühürleyip kontrol etmiş ve mühürlerin muhasebeleştirilmesi ve cretulaeye atfedilen evrak değeriyle yazının olmadığı bir dönemde ekonomik işlemleri yönetmiş ve geçici olarak kayıt altına almışlardır.

Saraydaki binalardan birinde (Bina III) üçgen spiral levhalı arsenik bakır alaşımı ile yapılmış silahlar ile başka bir binanın anıtsal girişinin köşesinde bulunan ilginç arsenik bakır alaşımlı, kurşun ve gümüş içeren, kapı mili ve gelişmiş alaşımlardan yapılmış çeşitli bulgular metalurjide yüksek teknolojik standartlara erişildiğini ve ilk kez kılıç üretildiğini göstermektedir.

3. bin yılın ilk yüzyıllarında Arslantepe’de yaşanan büyük değişiklikler, Mezopotamya türünden merkezi sistemin gelişimini durdurmuş ve Arslantepe’nin dış ilişkilerini farklı bir yön olan Doğu Anadolu ve Transkafkasya’ya kaydırmıştır. Arslantepe’nin, MÖ 2. binyılda Fırat kıyılarına kadar uzanan Hitit İmparatorluğu’nun kültürel ve siyasi yörüngesine girmesi, yeni bir siyasi değişime yol açarak tarihinde Geç Hitit Devleti Melid Krallığının ku- rulduğu ve yerleşmenin başkent olduğunu görmekteyiz.

Arslantepe’nin Seçkin Evrensel Değerinin Gerekçelendirilmesi 8 madde ile özetlenebilir;


1. Arslantepe Mezopotamya’nın dışında devletin, bürokrasinin ve siyasi kuruluşların kökenini ispat- layan bilinen tek arkeolojik alandır. 2. Arslantepe, günümüzde bilinen en eski saray kompleksi olan (MÖ 3300) ve ziyaret edilebilen tek yerdir. 3. Duvar resimleri ve sıvalı süslemelerin yer aldığı, 2 metreden daha yüksek kerpiç duvarlı, yerinde korunabilmiş anıtsal saray yapısıyla emsalsiz bir eserdir. 4. Günümüzde dünyada bulunan en eski kılıçlar Arslantepe sarayında ortaya çıkarılmış olup bu kılıçlar Malatya Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. 5. Arslantepe’de ortaya çıkarılan binlerce mühür baskı, ürünlerin kontrolü ve dağıtımını sağlayan kompleks merkezi idari yapının doğuşunun kanıtı olmanın yanı sıra döneminin en çeşitli, orijinal ve olağanüstü ikonografik birikimini yansıtmaktadır. 6. Arslantepe’de yaşanan uzun yerleşim sınıflı toplumların ve siyasi iktidarın gelişim sürecinin kanıtıdır. 7. Arslantepe tarihsel dönemlerde bölgeye hükmeden ve komşu devletlerle ilişki hâlinde olan Geç Hitit yönetiminin başkentiydi. 8. Arslantepe’nin çevresindeki alan genel hâliyle hâlen bozulmamıştır ve bu da sahayı tarihselliğinin yanı sıra doğal bir anıt yapmaktadır.

Çatalhöyük Neolitik Kenti

Konya İli, Çumra İlçesi sınırları içerisinde yer alan Çatalhöyük, Batı ve Doğu olmak üzere iki höyükten oluşmaktadır. Bugüne kadar yapılan çalışmalar ve kültür tabakaları Neolitik döneme tarihlenen Doğu höyük, Çatalhöyük’ün Dünya Miras Listesine girmesinin nedenidir. Kalkolitik döneme tarihlenen Batı höyükte henüz detaylı çalışmalar gerçekleştirilmemiştir. Bu iki ayrı höyüğün oluşturduğu topografik görünüm, höyüğün Çatalhöyük ismini almasının neden olmuştur.

İnsanlık tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biri tarımın başlaması ile yerleşik yaşama geçilmesi ve şehirlerin doğuşudur. İnsanlığın erken dönemlerinin sosyal ve kültürel yapısı ile sanat anlayışı hakkında ipucu vermesi ve tarihin dönüm noktalarından kabul edilen yerleşik yaşama ve tarıma geçişe ait önemli izleri barındırmaktadır.

2012 yılında Dünya Kültür Mirası Listesine “Çatalhöyük Neolitik Kenti” olarak giren yerleşme ilk olarak 1958 yılında keşfedilmiştir. 21 m derinliğe kadar Neolitik bulgular içerdiğinin ortaya konulmasıyla Yakın Doğu’da bilinen en büyük Neolitik yerleşmesi hâline gelmiştir. Söz konusu yerleşimde üst üste 18 yapı katı şeklinde tespit edilen Neolitik dönemin en eski buluntuları yaklaşık MÖ 7100’e tarihlenmektedir.

Çatalhöyük’ün en çok dikkat çeken yanını mimari ögeleri ve sosyal yaşantısı ile beliren kent olgusu oluşturur. Döneminin en büyük yerleşmesi olan ve dünyadaki ilk

örgütlü kentsel yaşamın izlerinin görüldüğü Çatalhöyük, Neolitik yaşam biçiminin en iyi izlendiği merkezlerin başında gelir. Çatalhöyük döneminin metropolü olarak tabir edilebilecek boyutları, nüfusu ve mimari yapıları ile bu süreçlerin her aşamasının izlenebildiği en önemli yerleşmelerden biridir. Neolitik döneme ait Anadolu’nun en sıra dışı ve görkemli yerleşimlerinden olan Çatalhöyük; ilk yerleşme planı krokisi, ilk dokumalar, ilk manzara resmi, ana tanrıça kültü gibi birçok ilkleri içinde barındırması nedeniyle insanlık tarihine ışık tutmaktadır.

Konutlardaki ritüel tasvir veya bulguların zenginliği, yaşamsal etkinliklerle iç içe geçmiş bir anlayışı sergilerler. Ölümü anlatan resimler ve mezarlar, evlerde birlikte yapılan şölenler yaşamın odağında yer alırlar. Evlerdeki durumun aksine, depo ve avlularda hiçbir gömüye rastlanmadığı gibi yerleşim dışında gömü de görülmemektedir.

Çatalhöyük yerleşiminde, kerpiçten yapılmış evler yoğun bir biçimde birlikte bulunurlar. Tüm duvarlar pişmemiş kerpiç bloktan inşa edilmiştir. Erken katmanlara ait kalıntılarda binalar arasındaki duvarlar birden çok yapı tarafından kullanılsa da genellikle her binanın kendine ait dört duvarı bulunmaktadır. Neredeyse hiç doğru açının kullanılmadığı evler birleştirilmiş planlı bir yerleşimden zi- yade organik ve hücreli bir plan şemasına sahiptir. Evlere giriş çatılarındaki deliklerden merdiven yardımıyla sağ- lanıyordu.

Her türlü kutsal eşyanın, kişinin veya imgenin korunduğu ya da geçmişteki mucizevî bir olaydan dolayı kutsal sayılan yer üstüne kurulmuş, “shrine” adı verilen gelişkin tapınak yapılar veya mekanlar bulunmaktadır.

Çatalhöyük yerleşmesi, Seramikli Neolitik dönemde (MÖ 7. bin) Orta Anadolu yaylasında inanç dünyasını en iyi yansıtan örnekleri barındırır. Sıra dışı duvar resimleri, kabartmalar, figürinler, ölü gömme adetleri ve yoğun nüfusuyla Çatalhöyük bir kent görünümündedir.

Çatalhöyük duvar resimlerinde doğa ile insan ilişkisini yansıtan büyük yabani hayvanların kızdırılması ve avlanma ritüeli sahneleri bulunur. Bu sahnelerde insan figürleri, boğa veya geyiklerin üstünde ve altında, kolları havada ve vücutları hareketli olarak atlarken veya sıçrarken gösterilmiştir. Bazı dikkat çeken örneklerde geyik, sığır, ayı, yaban domuzu, yaban eşeği, aslan ve kurt tasvirlerinin genellikle 20, 40 kişilik insan topluluklarıyla birlikte resmedildikleri görülür.

Karain Mağarası

Karain Mağarası 1994 yılında Türkiye’nin UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesine alınan ilk kültürel alanı olma özelliği taşımaktadır.

Antalya Karain Mağarası, oluşumu itibari ile tek bir mağara değil, birçok odadan oluşan mağaralar kompleksi şeklindedir. Mağaradaki bu odalar kalsit duvarlar, dar ve kıvrımlı geçitlerle birbirlerinden ayrılmaktadır. Sarkıtlar ve dikitler mağaranın muhteşem görüntüsünü zenginleştiren


diğer unsurlardır. Mağaranın dış yüzeyinde çok sayıda niş ve Yunanca yazıtlar bulunmaktadır. Bu alan içinde yer alan, kalınlıkları 20 ile 30 cm arasından değişen gri renkli kalker tabakalardan oluşan, Kretase dönemine ait Katran etekleri üzerinde bulunan Çadır Tepesi’nin yamaçları içine oyulmuştur. Bu mağarada ilk insan izlerine Pleistosen dönemde rastlanmış, ekolojik ortam açısından uygun koşullar içinde bulunduğu ve on binlerce yıl iskân edildiği anlaşılmıştır.

Karain Mağarası ve Doğu Akdeniz Tarihöncesindeki Yeri

Karain Mağarası (Antalya), Şehremuz (Adıyaman) ve Kaletepe Deresi 3 (Niğde) sitleri Anadolu’da Orta Paleolitik’i en iyi temsil eden alanlardandır.

İnsanlık tarihinde Epi-Paleolitik dönem öncesindeki süreçlerde avcılık ve toplayıcılık temelli ekonomik geçim stratejisiyle karşılaşılmaktadır. Konar-göçerlikten yarı yerleşik yaşam biçimine dönüşümün şekillendiği Epi- Paleolitik Dönem, klasik Paleolitik yaşam biçiminden farklılıklar gösterir. Bu dönemde, özellikle Akdeniz sahil bölgesi ve Levant bölgesi yaşam için çok uygun koşullara sahipti.

Karain Mağarası, her biri tortul dolguların sayısına göre yukarıdan aşağıya doğru sıralanan l-V arası beş jeolojik birime denk gelecek şekilde, A-I olarak sıralanan arkeolojik tabakalara ayrılmıştır. Mağaradaki ilk iskânın yaklaşık G.Ö 500.000 yıl öncesinde gerçekleştiği öngörülmektedir. Karain’in uzun tabakalanması, basitten gelişkine doğru ilerleyen yontmataş yapım geleneğindeki teknolojik ve tipolojik gelişimi, ham maddenin elde edilmesi ve yongalama atıklarında görülen değişimle ilişkili gelişmeleri ortaya koyması bakımından önemlidir.

Orta Paleolitik dönem Anadolu’da en iyi Antalya Karain Mağarasında izlenmektedir. Küçük avcı grupları hâlinde yaşamış bulunan Neandertallerin ortaya koydukları alet teknolojisi Fransa’daki ilk buluntu yerine göre Musteriyen- Levaluva olarak adlandırılmaktadır.

Mağaranın “E” gözünde dolgu kalınlığı 10,5 metreye ulaşan toplam sekiz kültür tabakası saptanmıştır. Bu tabakalar, Alt Paleolitik’in erken dönemlerinden, Üst Paleolitik dönem içlerine kadar tarihlenmektedir. “E” gözündeki dolgunun üst kısımlarındaki ilk dört tabaka, Epi- Paleolitik dönem yontmataş buluntularını içerirken daha alt tabakalar, uzun bir süreye yayılmış Orta Paleolitik dönem buluntularına işaret etmektedir. Orta Paleolitik silsilenin içerisindeki kültürel katmanlar en yukarıda “Karain Tip Musteriyen”, onun altında Şarantiyen ve en aşağıda Proto- Şarantiyen şeklinde sıralanır.

Şimdiye kadar ülkemizde hiçbir mağarada Karain’de görülen kronolojik süreklilik görülmemiştir. İnsanlık tarihinin başlangıç sürecinde mağara, alt Yontmataş devrinden başlayıp Orta ve Üst Yontma Taş dönemlerinde ardından Neolitik, Kalkolitik, Eski Tunç gibi Protohistorik dönemlerde ve hatta Klâsik dönemde de insanlar için sürekli iskân edilen bir yerleşim olmuştur.

Harran ve Şanlıurfa yerleşimleri Unesco Dünya Mirası Geçici Listesinde “İnsanoğlunun yaratıcı dehasını gösteren bir başyapıt olması” I. maddesi, “Şehir planlaması veya peyzaj düzenlemesi, anıtsal sanatlar, mimari veya teknoloji alanlarındaki gelişmeler üzerinde, dünyanın belli bir kültür alanı veya zaman dilimi içerisinde, kayda değer bir insani değer etkileşimi sergilemesi” II. maddesi, “Yaşayan veya yok olmuş bir medeniyete ya da bir kültürel geleneğe ait eşsiz veya üstün bir tanıklık teşkil etmesi” III. maddesi, ve “İnsanlık tarihinin belli dönemi veya dönemlerini gösteren, üstün bir bina çeşidi, mimari veya teknolojik bütün veya tabiat örneği olması” IV. maddesi ile dahil edilmiştir.

Harran Mezopotamya’nın kuzeyinden gelerek batı ve kuzeybatıya bağlanan önemli ticaret yollarının kesiştiği noktada bulunur. Asur ve Babil dönemlerinden itibaren Harran’daki krallıklar arasında yapılan antlaşma ve sözleşmelerde paganistlerin en büyük tanrısı olma özelliğini asırlar boyu koruyan Ay tanrısı Sin’in adının geçtiği, bazı antlaşmaların bu kentte bulunan meşhur Sin Tapınağı’nda yapıldığı yolunda bilgiler bulunmaktadır. Harran’da bulunan bir stel üzerinde yer alan Ay tanrısı Sin’e sunulan saygıyla ile ilgili yazıtın gösterdiği gibi bu tanrının Kuzey Mezopotamya’daki kült merkezi olarak bilinen Harran, tarihte Sin kültünün yüzyıllarca sürdürüldüğü önemli bir yerdir.

Harran-Şanlıurfa Tarihi ve Tarihöncesi Yerleşimleri

Harran bölgesinde, Neolitik dönem dışında, İlk Tunç Çağı’ndan 24, Demir Çağı’ndan 19, Orta Tunç ve Geç Tunç Çağları’ndan 17, Kalkolitik Dönem’den 18, İslami Dönem’den 33 yerleşim saptanmıştır.

Karahantepe’nin Neolitik Dönem’de büyük bir kült merkezi olduğu düşünülmektedir. Harbetsuvan Tepesi’nde yapılan kazılarda ortaya çıkartılan dörtgen planlı yapıların ortasında ya da duvarların içerisinde bulunan dikilitaşlar, Göbeklitepe’nin II. tabaka yapıları ile benzer özelliktedir. Ele geçen diğer önemli eserler arasında; kol ve parmak kabartmalı dikilitaş, falluslu heykel parçası, obsidyen ok ucu, Byblos uçları, yassı baltalar, bazalt taşından havan elleri ve taş kurnalar gibi bu döneme özgü buluntular yer alır. Tepenin güney ve batı yüzü sarp kayalık olduğundan yerleşim alanı daha ziyade kuzey kısımlarındadır. Tarlanın içinde örneklerine Göbeklitepe ve Nevali Çori ve Hamzantepe’de rastlanan yaklaşık 1,5-2 m aralıklarla yan yana oturtulmuş “T” şeklinde 266 in situ stel tespit edilmiştir. Boyları yaklaşık 1,5-2 m arasında değişen bu stellerin çoğu kravatlıdır. Kravatlı (geniş yivli) bir stelin yan tarafına ait olduğu düşünülen bir parçada ilk kez hayvan ayağı kabartmaları ile karşılaşılmıştır.

Neolitik dönemde ve Göbeklitepe kültürü yerleşmelerinde belirgin olan bina gömme geleneği, erken Neolitik dönemden geç Neolitik dönemin sonuna kadar izlenebilen yerleşimler arasındaki farklı uygulamaları ve ortak özellikleri bulunan bir uygulamadır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında