KMT106U-RESTORASYON VE KORUMA İLKELERI
Ünite 4: Anıtlarda Bozulmaya Neden Olan Etkenler
Giriş
Tarihî gelişim süreçlerinin tanığı olan mimari mirasın uluslararası standartlara göre ve uygun bir biçimde korunması ve yönetimi sorumluluğu uluslararası tüzüklerde yer alan önemli bir konudur. Koruma konusunda yapılması gereken çalışmaların ilk adımı anıtlarda bozulmaya sebep olan nedenlerin araştırılmasıdır. “Titiz araştırmalara olanak sağlamak”, 1931 tarihli Carta del Restauro’da belirtilmiş önemli bir yaklaşım tanımıdır. Mimari mirasın korunması, onarılması ve restorasyonu nasıl disiplinler arası bir yaklaşım gerektirir ise, anıtlardaki bozulma nedenlerinin saptanması da yine disiplinler arası bir iş birliği ve çalışma gerektirmektedir. Bozulmanın tespiti, niteliksel ve niceliksel yaklaşımlara dayandırılmalıdır. Niteliksel yaklaşım, taşıyıcı sistemin hasarının malzeme bozulmalarının doğrudan gözlenmesine, tarihî arkeolojik araştırmaya dayanmaktadır. Niceliksel yaklaşım ise malzeme ve taşıyıcı sistem deneyleri ile izleme ve taşıyıcı sistem analizi sonuçlarını sayısal olarak değerlendirmeyi kapsamaktadır. Teşhisin son aşaması olan ve müdahale gerekliliğinin ve ölçeğinin belirlendiği güvenlik değerlendirmesinde ise niteliksel ve niceliksel analiz sonuçları uzlaştırılmalıdır. Doğrudan gözlem, tarihî araştırma, taşıyıcı sistem analizi ve eğer yapılmışsa deney ve analiz sonuçlarının birbirleriyle uyumu değerlendirilmelidir. Anıtların bozulmasına neden olan etkenler genel olarak iki grupta ele alınmaktadır. İç Etkenler ve Dış Etkenler olarak ayrılan sorunlar, nedenleri, nitelikleri ve nicelikleri açısından ayrıntılı olarak incelenmeli ve birbirleri ile olan etkileşimleri saptanmaya çalışılmalıdır.
Anıtlarda Bozulmaya Sebep Olan İç Etkenler
Anıtların bozulmasında karmaşık ilişkili iç etkenler söz konusudur. Yapının yeri ve konumu, zemin özellikleri, zaman içinde değişen çevresel koşullarda ilk tasarımın olumsuz etkileneceği durumlar, sonraki müdahalelerin ve değişen çevre koşullarının bina bünyesinde oluşturduğu hassasiyet ve yıpranma, yapının bozulmasına sebep olan iç etkenler olarak belirlenmektedir.
Yapının Yeri ve Konumu
Anıtın bulunduğu yerin coğrafyasına bağlı özellikler onun korunması ya da bozulması konusunda etkilidir. Anıtın bir deniz ya da göl kıyısı, dere yatağı ya da yamacı gibi su kaynağına yakın ya da su baskınlarına maruz kalabileceği bir konumda bulunması korunmasını güçleştirir. Ayrıca, yeraltı sularının sürekli alçalıp yükselmesi ile zemin toprağının sürüklenmesi dolayısıyla zeminde boşalmalara sebep olması da anıtı etkileyen olumsuz bir durum olarak önemlidir.
Zemin Özellikleri
Anıtın üzerine oturduğu zeminin yapısı ve niteliği, onun taşıyıcı sistemi, malzemesi ve yapı elemanlarının korunma durumunda etkilidir. Zemin dayanımının düşük olması, homojen olmaması ya da zaman içinde yakın çevredeki zemin yapısının değişimi gibi nedenler, üst yapıda farklı oturma nedeniyle çatlaklar ve ayrılmalara sebep olabilir. Zeminin homojen olmaması ilk yapımdaki durumdan kaynaklanabileceği gibi sonradan oluşan nedenlerle zeminde kısmi çökmeler oluşturarak üstyapıyı olumsuz etkilemekte ve zaman içinde sorun yaratabilmektedir.
İlk Tasarımda Var Olmayan Çevresel Koşullar
Anıtın ilk tasarımı ve taşıyıcı sistemi, zaman içinde değişen çevresel koşullar ve müdahaleler nedeniyle bir ölçüde yetersiz kalabilir. Yapı, mevcut durumu ile incelenirken özgün plan geometrisi ve taşıyıcı sistem özelliklerini ne ölçüde koruduğu konusu önemlidir. Anıtların inşa edildikleri dönemde var olmayan trafik, titreşim gibi çevresel koşullar günümüzde teknolojiye bağlı olarak değişmekte ve yapıları olumsuz etkilemektedir. Anıtların ilk tasarım koşulları ve zaman içinde geçirdikleri değişikliklerin içeriği konusunda neyazık ki, yeterli arşiv araştırması bilgi bulunmamaktadır. Anıtlar günümüzdeki durumları sınırlı verilerle değerlendirildiklerinde, karşılaşılan sorunlar “ilk tasarım, malzeme ve yapım tekniği hatalarına” bağlanabilmektedir. Bu nedenle, özellikle taşıyıcı sisteme ilişkin kararların verilmesi sürecinde geleneksel yapım sistemlerinin ve o dönemde ustalarca alınmış önlemlerin henüz tam olarak bilinemediği gerçeğinin gözönünde bulundurularak değerlendirme yapılması önem kazanmaktadır.
Malzeme Niteliğine Bağlı Etkenler
Tarih boyunca çeşitli uygarlıklarda özellikle anıtsal yapıların seçilmiş, iyi nitelikte malzeme ile yapılmasına özen gösterilmiştir. Jeolojik oluşumunu tamamlamış, homojen yapılı ve dayanıklı taşların kullanıldığı anıtların günümüze değin bozulmadan kalabildiği mevcut örneklerle sabittir. Geleneksel mimarinin kerpiç, taş, tuğla ve ahşap malzemesinin iyi nitelikli olmadığı durumlarda, malzemede görülen bozulma tüm yapı bileşenlerini etkilemektedir. Taş malzemenin tabakalı, damarlı, poroz cinsinin kullanıldığı yapılar ya da taşın suyuna göre doğru kullanılmaması malzemenin ve dolayısıyla yapının ömrünü kısaltmaktadır. Kargir yapıda ana malzemeyi bağlayıcı olarak kullanılan harcın kalitesi de dayanımda önemli bir rol oynar. Doğru karışımda ve iyi karılmış harç kullanımı, yapı elemanının dayanımını arttıracaktır. Ahşap malzeme özellikle orman bölgelerindeki sivil mimarlık örneklerinde çok kullanılan ucuz maliyetli doğal bir malzemedir. Kullanılan ağaç cinsi ve niteliği bozulmada önemli rol oynar. Meşe, kestane, sert akçaağaç, dişbudak gibi sert ağaçlar yumuşak ağaçlara göre daha dayanıklı ve uzun ömürlüdür. Bu cins ağaçların kullanıldıkları yapıların da daha dayanıklı ve uzun ömürlü olacağı açıktır.
Anıtlarda Bozulmaya Sebep Olan Dış Etkenler
Anıtlarda bozulmaya sebep olan dış etkenlere doğal afetler, doğal etkenler ve insanların neden oldukları hasarlar başlıkları altında yer verilmektedir.
Doğal Afetler
ngörülemeyen volkanik patlamalar, gaz püskürmeleri, deprem, toprak kayması, fırtına, yıldırım, hortum, kasırga, tayfun, sel, su baskını, tsunami, gelgit hareketleri, çığ ve beklenmeyen don gibi doğa olayları korunması gerekli çevrelere ve anıtlara zarar vererek hasar görmelerine sebep olmaktadır.
Doğal Etkenler
Uzun süreler doğanın yıpratıcı etkisi altında bulunan anıtlarda malzeme ya da mimari elemanlarda hasar oluşması kaçınılmazdır. Değişen iklim koşullarında ısı ve nem dengesinin değişmesi, uzun süreli yağışlara ve don etkisine maruz kalmak, anıtların malzemelerinde ve taşıyıcı sistem elemanlarında kayıplara sebep olacaktır. Bu etkilenmede, malzemenin fiziksel mekanik dayanıklılığının azlığı, uygulama hataları ve kötü işçiliğin yanı sıra binalara düzenli bakım yapılmaması da sorunu arttırıcı etkenlerdir. İklimsel Nedenlerle Bozulma Mevsimsel ısı değişiklikleri, günlük ısı değişiklikleri, kızıl ötesi ışınlar, yıllık yağış miktarı, yer altı suları ve zemindeki nem, buzlanma ve don, anıtların bozulmasına sebep olan doğal etkenlerdendir. Nem Etkisi Anıtlarda bozulmaya sebep olan nem ve ısı değişiklikleri çoğu kez dış etkenlerle bağlantılıdır. Havadaki nem, yağışlardan, göl, nehir ve denizlerden, ıslak zeminden, duvar yüzeylerinden, kapilarite/kılcallık ile duvarlardan yükselen sudan, yağmur oluğu ve su borularından, yapıdaki su tesisatından, bina içindeki insanların terleme ve nefesinden, temizlik sırasındaki su kullanımından ve soğuk yüzeylerdeki yoğuşmadan kaynaklanabilir. Bitkisel ve Canlı Organizmalar Ağaçlar ve bitkiler, hayvanlar, kuşlar, böcekler ile mantarlar, küfler ve likenler anıtların bozulmasına sebep olan biyolojik ve mikrobiyolojik etkenlerdir.
İnsanların Neden Oldukları Hasarlar
Anıtların büyük bir kısmı, günümüze değişik kullanıcıların müdahalelerinin izlerini taşıyarak gelmişlerdir. Bu müdahaleler koruyucu amaçlı olabileceği gibi kötü kullanımdan kaynaklanan ve mevcut taşıyıcı sisteme zarar vererek bozulmayı hızlandıracak nitelikte de olabilir. Anıtlarda taşıyıcı sistemin gerektirdiği önceki müdahalelerde kullanılan malzeme türlerinin, işçilik ve yapım tekniği yöntemlerinin uygun olmamasından kaynaklanan bozulmalar da söz konusu olabilir. Uygulanmış kimyasal koruyucular, mevcut olan ve yeni öge arasında renk ve doku uyumunu sağlamak amacıyla yapılmış plastik onarımlar da zaman içinde bozulma sebebi olabilmektedir. Kötü kullanım genellikle konut yapılarında görülen bir bozulma sebebidir. Eski kent merkezlerinde mal sahiplerinin yapıyı terk ederek ucuz kira karşılığı düşük gelir grubuna mensup kullanıcılara kiralaması sonucunda özensiz ve dikkatsiz kullanım örnekleri çoktur. Anıtların bozulma nedenlerinin saptanması sürecinde, anıtın özgün tasarımının hatası olarak tanımlanabilecek durumlar, çoğu kez yanlış müdahalelerin sonucu olarak ortaya çıkmış olabilir. Terk Bir yerleşmenin ya da anıtın terk edilmesi sosyo-politik ve ekonomik nedenlerle olabileceği gibi, baraj yapımı ve benzeri zorunlu nedenlerle de olabilir. Sebebine bağlı olmaksızın içinde yaşanmayan yerleşme ya da kullanılmayan anıt giderek yok olmaya mahkumdur. Yangınlar Yangınlar, çok sayıda kültür mirası yapıyı kullanılamaz hâle getirerek yıkılmalarına veya yok olmalarına sebep olan bir tahrip nedenidir. Kentlerde özellikle ahşap binaların bulunduğu bölgelerde, tüm mahalleyi etkileyen yangınlar sonucunda geleneksel sokak dokuları değiştirilerek ızgara planlı olarak yeniden düzenlenmiştir. 19. yüzyılda yangınlara karşı bir önlem olarak fermanlarla kargir yapı yapılmasının teşvik edildiği bilinmektedir. Savaşlar Savaşlar, ne yazık ki 21. yüzyılda dahi kültürel mirasın yok olmasında önemli bir etken olarak vardır. Anıtların, insanlığın ortak kültürel mirası olarak korunması konusunda ortak antlaşmaların bulunmasına karşın yakın tarihlerdeki savaşlarda çok sayıda yerleşme ve anıt zarar görmüştür. Vandalizm Vandalizm, korunması gerekli kültür varlıklarının kasıtlı olarak tahrip edilmesidir. Tarihsel süreç içinde kültürel sınırlar coğrafi sınırlarla örtüşmemektedir. Özellikle, sınırları değişen ya da parçalanan uygarlıklara ait olan anıtlar yeni yönetimlerce kasıtlı olarak yok edilmeye ya da değiştirilmeye çalışılmaktadır. Vandalizm: Vandallık olarak da bilinen kavram eski kültür ve sanat anıtlarını yakıp yıkma düşünce ve davranışıdır. Bayındırlık Etkinlikleri Kentlerin merkezinde yer alan tarihî çevreler ve anıtlar çeşitli bayındırlık hareketlerinin baskısı altın da kalabilmektedir. Yol açma ya da genişletme, yeni meydan ve kıyı düzenlemeleri gibi imar uygulamaları aynı zamanda kültür varlıkları için yok olma riski oluşturabilmektedir. Yerel yöneticiler, eski kent dokularının çağdaş görünüme kavuşturulması çabasıyla ne yazık ki, çok sayıda Anadolu kentinde geleneksel çevrenin ve mimarinin yok olmasına sebep olmuşlardır. ICOMOS’un Ekim 1999’da Meksika’da yapılan 12. Genel Kurul toplantısında kabul edilen “Geleneksel Mimari Miras Tüzüğü’nde, “Geleneksel çevrenin korunması, çok disiplinli bir uzman ekip tarafından, değişim ve gelişmenin kaçınılmaz olduğu kabul edilerek ve toplumun kültürel kimliğine ilişkin değerler korunarak yürütülmelidir. Geleneksel yapılara, yapı gruplarına ve yerleşmelere yapılacak çağdaş müdahaleler onların kültürel değerlerine ve geleneksel karakterlerine saygı göstermelidir” ifadesi ile geleneksel çevreler -bir ölçüde- bayındırlık etkinliklerine karşı güvence altına alınmaya çalışılmıştır. ICOMOS: Tarihî anıtlar ve sitlerin korunması ve değerlendirilmesine yönelik ilkeler, teknikler ve siyasetler geliştirme ve ilgili her türlü araştırmayı destekleme ve yönlendirme amacı olan uluslararası bir organizasyondur. Turizm Turizm, korunması gerekli çevreler için bir çekim oluşturmasının yanı sıra anıtların korunmaları konusunda önemli bir tehdit oluşturmaktadır. Turizm baskısı, kazanç olgusunu doğa ve kültürün önüne geçiren yaklaşım ile birleşince, doğal ve insan eliyle oluşmuş korunması gerekli çevreler üzerinde geri dönülmez zarara sebep olmaktadır. Arkeolojik ve tarihî çevreler ile anıtların korunması konusunda önemli bir maddi destek kaynağı olan turizm potansiyeli, koruyucu öncelikleri olan bir kültür programı kapsamında ele alınmalıdır. Turizm amaçlı düzenlemeler, kültürel mirasın gelecek kuşaklara aktarılması sorumluluğu ile değerlendirilmeli ve gerçekleştirilmelidir. Hava Kirliliği Hava kirliliği endüstriyel üretimlerden kaynaklanmaktadır. Hava kirliliği oluşturan kaynaklar, fabrika ve endüstriyel bacalardan çıkan zerreler, tanecikler ve tozlar; araç egzozları, yakıt dumanları ile kurumun yoğunlaşması ve katılaşması; karbondioksit ya da sülfürdioksit gibi gazlardır. Trafik Yoğun trafik, hava kirliliği ve titreşimle birlikte anıtlar üzerinde olumsuz etki yaparak onların malzeme ve taşıyıcı sistemlerinde giderilmesi güç zararlara sebep olabilir. Titreşim kaynaklı hasarlar genellikle geri dönülemez, onarılamaz etkiler yapar. Taşınmaz kültür varlıklarının korunmasında en önemli sorun, yapılacak müdahalenin niteliğidir. Anıtlarda yapılacak müdahalenin niteliğini ve derinliğini ise bozulma etkenlerinin doğru saptanması etkilemektedir. Müdahale öncesinde hasar ve bozulmaların nedeni olan etkenler iyi anlaşılmalı ve taşıyıcı sistemin müdahaleden sonraki durumunun analizi için dikkate alınacak konular uzmanlarca irdelenmelidir. “Fiziksel Durumun Değerlendirilmesi: Yapısal bozulma ve deformasyonlar, malzemeye yönelik bozulma deformasyonlar (taşıyıcı sistem, dolgu malzemeleri, kap lama ve örtü malzemelerinin temel sorunları gerek yazılı gerek çizimler üzerinde ifade edilecektir”, şeklinde açıklanmıştır. “Yapının Analizi” bölümü ise, “yapıya çeşitli dönemlerde yapılan müdahalelerin ayrıştırılması, yapıda bugün olmayan mekân ve/veya elemanlara ilişkin bilgi ve izler” şeklinde ifade edilmiştir. Koruma politikası, mimarlık mirasının toplum sal yaşamla bütünleşmesini amaçlar. Bu nedenle, anıtlar ihmal, kasıtlı yıkım, düzensiz yeni yapılaşma ve aşırı trafik gibi gittikçe artan tehlikelere karşı korumak halkların sorumluluğundadır. Tek yapı ölçeğindeki bozulma etkenleri bazı durumlarda geleneksel çevrenin de bozulmasına sebep olabilir. Bozulma bir yerleşme ölçeğinde ise yerleşmelerin, doğal ve yapılı çevreleri ile bütünlüklerinin korunması için ekonomik ve sosyal yapıdaki değişme ve bozulmaların dikkatle incelenmesi gerekmektedir. Eski kent merkezlerinin tarihî, kültürel, ekonomik ve estetik verileri ile güncel bayındırlık hizmetlerinin bağdaştırılması konusunda genel ölçütler saptanması sürecinde, anıtların ait oldukları bütün ile olan bağları değerlendirilmeli ve bozulma etkenleri bu yaklaşımla saptanmaya çalışılmalıdır.