KMT106U-RESTORASYON VE KORUMA İLKELERI
Ünite 3: Koruma Kavramları ve Koruma Süreci
Giriş
Koruma, genel olarak “Zarar verici, yok edici tehditlere karşı önlem almak” olarak tanımlanan, bilinçli bir tavrın ifadesidir. Koruma kavramı, sosyal, ekonomik, politik vb. toplumsal yaşamın hemen hemen bütün alanlarında kullanılan bir deyimdir. Kültürel mirasa ilişkin koruma kavramı ele alınacak, özellikle de taşınmaz kültürel miras üzerinde durulacaktır.
Koruma Kavramı ve Tarihsel Süreçte Koruma Olgusu
Tarihteki eski insan topluluklarından itibaren, çeşitli nedenlerle koruma olgusunun yaşamda yer aldığı görülür. Bu toplumlarda korkular, tabular, simgeler, sürdürülebilirlik kaygısı bazı koruma önlemlerinin alınmasına neden olmuştur. Nedeni çoğu kez hatırlanmayan bu tutumlar ısrarla sürdürülerek tipik davranış biçimi hâline gelmiş, gelenekleri oluşturmuştur. Tarihsel süreçte olgunlaşan bilinçli yaklaşım sonucu ortaya çıkan koruma ise önceki uygarlıkların yarattığı kültürel değerleri yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak kaygısı taşımaktadır. Bu an lamdaki koruma, toplumsal yaşama ilişkin somut olmayan (soyut) ve somut kültürel mirasın sürdürülebilirliğini sağlamak için, çeşitli nedenlere bağlı gelişen iç ve dış tehditlere karşı güvence altına alınmasını amaçlamaktadır. Kültürel mirasın korunması sorunsalı Avrupa’da, yüzyıllarca süren bir dönemi kapsamıştır. Antik Yunan ve Roma mirasına duyu lan merak ve hayranlık tüm Avrupa’ya yayılırken, İtalya’da, Fransa’da ve diğer Avrupa ülkelerinde bu kültürel mirası anlama çabaları başlamıştır. Bu sıralarda Orta Çağ mimarisini ayrıntılı olarak inceleyen Eugène Emmanuel Viollet-le-Duc (1814-1879), restorasyonu belirli kriterlerle yapma yolundaki en önemli bilimsel yaklaşımlardan birini oluşturmuştur. 19.yüz yılın en etkili restorasyon kuramcısı kabul edilmektedir. Violllet Le Duc “…Bir yapıyı restore etmek, belki de hiçbir zaman olmamış bir bütünlük içinde onu ayağa kaldırmaktır…” anlayışına dayalı koruma pratiğini ve kuramını ortaya koymuştur. Violllet Le Duc “…teori olarak her yapının veya yapı kısmının kendi stilinde onarılması, tamamlanması gerekliliğini …” savunmuştur. Onun bu yaklaşımı stilistik restorasyon/stylistic restoration olarak adlandırılmıştır. Ancak, Violllet Le Duc’un bu anlayışı giderek tahrip edici pratiklere dönüşmüştür. Çok müdahaleci stilistik restorasyonun tam ter si bir görüş, John Ruskin (1819-1900) tarafından dile getirilmiştir. Ruskin’in anıtlara en az müdahaleyi öneren yaklaşımı romantik görüş olarak adlandırılmıştır. Violllet Le Duc ve John Ruskin’in birbirinin zıttı bu iki görüşten sonra Camillo Boito (1836 1914), doğru bir restorasyonun temel ilkelerini şu şekilde sıralamıştır: 1. Anıtlar tüm insanlığın tarihini belgelerler. Bu nedenle onlara saygılı davranılması gerekir. Yapılacak herhangi bir değişiklik yanıltıcı sonuç ve hükümlere yol açabilir. 2. Mimari anıtlara müdahale edilmesi zorunlu olabilir; ancak sağlamlaştırma onarımdan, onarım ise restore etmekten daha iyidir. Yenileme ve eklerden kaçınılmalıdır. 3. Eğer strüktürel aksaklıklar, güvenlik gibi nedenlerle anıta ek yapılması gerekirse, bunlar somut verilere dayandırılmalı; yapının görsel bütünlüğüne ve biçimine saygı gösterilerek, başka malzeme ve özellikte gerçekleştirilmelidir. Yapılan restorasyon tarihi bir işaret ya da rakamla belirtilmelidir. 4. İlk tasarımdan sonra, değişik dönemlerde yapılan ekler anıtın bir parçası olarak kabul edilmeli; başka bir ögeyi kapatma ya da bozma gibi zararlı et kileri olmadığı takdirde korunmalıdır. 5. Restorasyon sırasında yapılan işlemler rapor, çizim ve fotoğraflarla dikkatle belgelenmelidir. Gustavo Giovannoni (1873-1947) tarafından geliştirilen bu ilkeler, Atina’da, 1931 yılında toplanan, “Tarihi Anıtların Korunması ile ilgili Mimar ve Teknisyenlerin Uluslararası 1.Konferansı’nda uluslararası boyut kazanmıştır. Aynı ilkeler, İtalya’da geliştirilerek Restorasyon Tüzüğü/Carta Del Restauro adı ile yasal mevzuata dönüştürülmüştür. II. Dünya Savaşı sonrası, koruma konusunda ortaya çıkan sorunlar, uygulamalar, Venedik’te, 25-31 Mayıs 1964’te yapılan “Tarihi Anıtların Korunması ile ilgili Mimar ve Teknisyenlerin II. Uluslararası Konferansı’nda ele alınmıştır. Toplantı sonunda Venedik Tüzüğü/Venice Charter oluşturulmuştur.
Korunması Gerekli Kültürel Miras
Tarihsel süreçte, neyin korunması gerektiği sorusuna daima kendini yenileyen cevaplar verilmiştir. Bu sıralarda korunması gerekli bina anıt olarak adlandırılmıştır. Avrupa Mimari Miras Yılı ilan edilen 1975’ten sonra kül tür varlığı ve tabiat varlığı kavramları kullanılır olmuştur. Bu kavramlar, ülkemizde, 23.07.1983 tarih ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nda da yer almıştır (Kültür ve Turizm Bakanlığı). Günümüzde kültürel miras kavramı korunması gerekli tüm değerleri kapsa maktadır. Korunması gerekli kültürel miras, somut olmayan kültürel miras/intangible cultural heritage ve somut kültürel miras/tangible cultural heritage olmak üzere iki başlıkta ele alınmaktadır. Somut Olmayan Kültürel Miras, “…toplulukların, grupların ve kimi durumlarda bireylerin, kültürel miraslarının bir parçası olarak tanımladıkları uygulamalar, temsiller, anlatımlar, bilgiler, beceriler ve bunlara ilişkin araçlar, gereçler ve kültürel mekânlar…” (Kültür ve Turizm Bakanlığı) olarak tanımlanmaktadır. Somut Kültürel Miras, anıt, tek yapı, yapı grupları, tarihsel yerleşmeler, peyzajlar ve bunlara ait tüm bileşenleri kapsamaktadır. 2863 sayılı Kül tür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nda, “Tarih öncesi ve tarihi devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan veya tarih öncesi ya da tarihi devirlerde sosyal yaşama konu olmuş bilim sel ve kültürel açıdan özgün değer taşıyan yer üstünde, yer altında veya su altındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklardır.” olarak tanımlanmaktadır. Somut kültürel miras, taşınabilir kültürel miras/movable cultural Heritage ve taşınmaz kültürel miras/immovable cultural heritage olarak iki başlıkta ele alınmaktadır. Taşınabilir kültürel miras, resim, heykel, ikona, seramik, çini, cam, metal, deri eşyalar, dokuma, mobilya, mücevher, sikke, el yazması, kitap, fosil, göktaşı, mineral vb. mimari ve kentsel elemanları, bilimsel ve arkeolojik eserleri, tarımsal ve endüstri yel eşyaları kapsayan taşınabilir nitelikteki tarihsel malzemelerden oluşmaktadır. Taşınmaz kültürel miras, anıt, tek yapı, yapı grubu, kentsel ve kırsal yerleşmeler, kültürel peyzajlar ve bunlara ait tüm yapısal bileşenleri kapsa maktadır. Taşınmaz kültürel miras genel olarak anıt, tek yapı ya da yapı grupları, külliyeler, sitler olarak sınıflandırılabilir. Her bir kavram kendi içinde çeşitli alt gruplarla tanımlanabilmektedir. Anıt, “Bir kişi ya da bir olayın anısı için dikilen yapı ya da heykel” Tek yapı, yerleşmelerde, belli bir toplumsal yapının sosyal, ekonomik, kültürel özelliklerini yansıtan yapıların her biri için; yapı grupları, külliyeler ise bu yapıların birkaçının bir arada olduğu anlamlı birliktelikler için kullanılabilen bir tanımlamadır. Külliye ise kuruluş aşamasında tasarlanmış bir yapı grubudur. Doğal Sit, “…Jeolojik devirlerle, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait olup, ender bulunmaları veya özellikleri ve güzellikleri bakımından korunması gerekli yer üstünde, yer al tında veya su altında bulunan korunması gerekli alanlardır…” Tarihî Sit, uluslararası ya da ulusal tarihler açısından önemli olaylara sahne olması nedeni ile korunması gerekli bulunan alanlardır. Kentsel Sit, eski kente ilişkin sosyal, ekonomik, kültürel yapıyı yansıtan mekânsal organizasyonu, kent dokusu özelliklerini, mimari mirası içeren kentler ya da kent bölümleridir. Arkeolojik sit, “…İnsanlığın varoluşundan günümüze kadar ulaşan eski uygarlıkların yer altında, yer üstün de ve su altındaki ürünlerini, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik ve kültürel özelliklerini yansıtan her türlü kültür varlığının yer aldığı yerleşmeler ve alanlar…” Kentsel arkeolojik sit, “…arkeolojik sit alanları ile korunması gerekli kentsel dokuları içeren ve bu özellikleri ile bütünlük arz eden korumaya yönelik özel planlama gerektiren alanlar…” Kırsal Sit, tarımsal faaliyetlerin egemen olduğu alanlar için öngörülmektedir. Tarımsal üretimin olduğu alanlarda bu üretime ilişkin yapısal kalıntıların tümü kırsal sit bütününü oluştururlar. Karmaşık Sit, farklı sit özelliklerini barındıran alanlardır. Kültürel peyzaj alanı/Cultural Landscape, Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından “…kültürel ve doğal kaynakları ve bu bağlamda yaban hayatı ve evcil hayvanları içeren, tarihi bir olay ve bir etkinlikle birlikte olan ya da çeşitli kültürel ve estetik değerler sergileyen coğrafi alanlar olarak tanımlanmaktadır. Bu alanlarda doğa ve insan eliyle oluşturulmuş öğelerin uyum içinde olması; tarihi, estetik, etnolojik ve antropolojik olarak değer taşımaları; o bölgedeki hâkim doğa unsurlarını, arazi kullanım biçimlerini ve gelenek sel yaşamın sürdürüldüğü dokuları bölge adına temsil edebilmeleri aranan diğer nitelikler arasındadır… Bir alanın “kültürel peyzaj” alanı niteliği kazanması için doğa/insan birlikteliğinin zaman içerisinde önemli ürünler vermesi ve bu ürünlerin uyum içerisinde olması gerekmektedir…” olarak tanımlanmaktadır. Tarihî Kentler, kentleri ve tarihî merkezleri saran doğal ve insan yapısı çevreyi ve tarihî belge olma özelliklerinin yanı sıra, geleneksel kent kültürüne ait değerleri de barındıran küçük ya da büyük kalanlardır.
Koruma Ölçütleri
Çağdaş koruma kuramları, tek yapıdan -en geniş anlamdaki- çevre ölçeğine sürekli evrilerek ve çeşitli kavramlar oluşturarak varırken, neyi korumalı sorusunun yanıtı belli ölçütler çerçevesinde oluşturulmuştur. Bu ölçütler, mevcut olmayan toplumsal yapı özelliklere ait ürünlerin korunması, yaşatılması gelecek kuşaklara aktarılmasının nedenlerini orta ya koyabilmektedir. Evrensel koruma yaklaşımı üç değeri önemsemektedir. Bunlar; kültürel mirasın sahip olduğu tarihî belge değeri, zaman ölçütü, estetik değer olarak sıralanabilir. Tarihi belge değeri, geçmişten günümüze ulaşmış taşınır ya da taşınmaz kültürel mirasın, üretil dikleri dönemin sosyoekonomik, kültürel yapısı, üretim teknolojisi hakkında verdikleri bilgidir. Koruma kuramı, 19. ve 20. yüzyıllarda biçimlenirken, tartışmaların önemli noktasını, yapının, yapı gruplarının, kentin ya da çevrenin tüm ayrıntılarında yer alabilen tarihî belge değeri oluşturmuştur. Zaman ölçütü, kültürel mirasın eskiliğini ifade eden bir değerdir. Koruma kavramlarının oluştuğu erken tarihlerde çok eski olmak o mirası korumak için önemli bir ölçüt olmuştur. Ancak günümüzde, zaman ölçütü esnek bir tanımlamaya sahiptir. Süreç içinde, toplumun yerleşme, barınma, çalışma, dinlenme, eğlenme vb. gereksinimlerinin aldığı şekil kentsel mekânlarda, yeni biçimlenmelere neden olmuştur. Böylece çeşitli kültür katmanlarından oluşan bir kentsel doku ortaya çıkmıştır. Bu nedenle koruma kavramları sürekli evrilerek kendini yenilemektedir. Estetik değer, kültürel mirasın, izleyen üzerinde yarattığı yargı gücü olarak tanımlanabilir. Estetik beğeni, toplumsal yaşamda edinilen, güzelle çirkini ayırt edebilme yeteneğidir. Bu nedenle de çoğu kez estetik değer objektif olmaktan uzaklaşarak sübjektifleşebilir. Eski Yunan medeniyetine ait heykele ya da bir Osmanlı minyatürüne karşı oluşan estetik değer, coğrafyaya, topluma, bireye, eğitime vb. olgulara bağlı olarak değişkenlik gösterme kapasitesi taşır. Kültürel mirasın estetik değeri kendini yaratan sürece objektif olarak bakabilme yeteneği gerektirir. Kültürel mirasın estetik değeri kendini yaratan sürece objektif olarak bakabilme yeteneği gerektirir.
Koruma Süreci ve Koruma Yöntemleri
Koruma sürecinde yasal mevzuatın araştırılması ve envanter oluşması gibi koruma öncesi yapılacak işlemlere yer verilmektedir.
Koruma Öncesi Yapılacak İşlemler
Yasal Mevzuatın Araştırılması: Öncelikle yapı, tabi olduğu yasal mevzuat çerçevesinde tanımlanmalıdır. Korunması gerekli bir kültür mirası, ülkemizde, kanunlar, uluslararası sözleşmeler, tüzükler, bakanlar kurulu kararları, ilke kararları, yönetmelikler, tebliğler, yönergeler, genelgeler, müzecilik kılavuzu vb. çeşitli yasal mevzuat çerçevesinde değerlendirilmektedir. Genel olarak, taşınmaz kültürel mirasın tabi olduğu yasal mevzuat, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile bu kanun kapsamında tanımlanan yönetmelikler ve ilke kararlarıdır. Envanter Oluşturulması: Koruma müdahalesi öncesi taşınmaz iki biçimde ele alınır. Bir taraftan taşınmazın kendisinde, bulunduğu alanda, çevrede ayrıntılı inceleme yapılır, diğer taraftan çeşitli kaynaklardan yazılı, görsel bilgi ve belgeler elde edilir. Alan çalışmaları, bilgi ve belgeler birlikte değerlen dirilerek taşınmaza ait envanter oluşturulur. Alan çalışması, taşınmazın kendisinde ve çevresinde olmak üzere iki biçimde gerçekleştirilir. Öncelikle taşınmaz için rölöve çalışması yapılır. Rölöve, bir taşınmazın, planlar, kesitler, görünüşler aracılığı ile mevcut niceliksel özelliklerinin yeniden çizilmesidir. Ancak rölöve aynı zamanda taşınmazın niteliksel özelliklerini de kapsar. Taşınmaza ait mevcut niceliksel ve niteliksel özellikleri içeren rölöve analitik rölöve olarak adlandırılır. Çevresel çalışmalar, koruma yaklaşımının amacı doğrultusunda, taşınmazın çevresinde yapı lan incelemelerdir. Çevresel çalışmalar, taşınmazın içinde bulunduğu sokak, yapı adası, mahalle ya da kentsel ölçeklerde olabilir. Ancak sitler, kültürel peyzajlar söz konusu olduğunda daha geniş alanlarda çalışmalar yapılması söz konusudur. Alan çalışmalarına koşut olarak taşınmaza ilişkin yazılı ve görsel belgelerin elde edilmesi için çalışmalar yapılmalıdır. Bunlar, yazılı metinlerin yanı sıra harita, çizim, fotoğraf, gravür, resim vb. görsel malzemelerdir. Yazılı metinler tarihsel ya güncel olabilir. Taşınmaz, çoğu kez yapıldığı tarihten itibaren çeşitli müdahalelere uğrayarak, az ya da çok değişerek günümüze ulaşmıştır. Analitik rölöve çalışmalarında bu müdahaleler de tespit edilerek, yazılı ve görsel belgeler bağlamında, taşınmazın özgün ve mevcut (bugünkü) durumuna ilişkin değişimler kapsamlı olarak tanımlanır. Böylelikle, taşınmazın değişikliğe uğramış, yıkılmış, yok olmuş bölümlerine ilişkin bir varsayım oluşturulabilir. Bu var sayım restitüsyon olarak adlandırılır.
Koruma Yöntemleri
Koruma yaklaşımı, taşınmaza ait analitik çalışmaların tamamlanması sonrasında oluşturulur. Yapının mevcut ve tarihsel özelliklerinden hareketle en uygun koruma yöntemine ya da yöntemlerine karar verilir. Koruma yöntemi, bütün tarihsel katmanları, ekleri ile taşınmazın taşıdığı tarihsel belge değerinin korunmasını amaçlamalıdır. Korunması gerekli kültür mirası taşınmaza en az müdahaleden en fazla müdahaleye çok geniş skalada çeşitli koruma yöntemleri uygulanabilir. Olduğu Gibi Koruma, taşınmazın en az müdahale ile korunmasıdır. Bu yöntem ile öncelikle yapının yakın çevresindeki yeşil alanlar, kamu alanları, trafik, altyapı ve üstyapı vb. kentsel işlevler, donanımlar yapıya zarar vermeyecek biçimde düzenlenir. İkinci olarak da strüktürel olmayan çatı sorunlarının, sıva, boya, badana, ahşap ve kagir elemanlardaki basit müdahale gerektiren sorunların giderilmesi amaçlanmaktadır. Restorasyon, taşınmazın tasarım, yapım teknolojisi ve malzemesi vb. yapıldığı dönem ya da dönemlere özgü niteliklerini korumak amacı ile yapılan kapsamlı koruma müdahalesidir. Restorasyon çeşitli yöntemleri içermektedir. Bunlar sağlamlaştırma/consolidation, ayıklama/liberation, bütünleme/reintegration, yenileme/ renovation yöntemleridir. Sağlamlaştırma/Consolidation, taşınmazın fiziksel varlığını sürdürebilmesi sorun olduğunda başvurulan koruma yöntemdir. Taşınmazdaki soruna bağlı olarak çeşitli uygulama biçimleri içerir. Yapı Zemininin Sağlamlaştırılması: Taşınmazın üzerinde bulunduğu arazi parçasının niteliğine yönelik sorunlar bazı sağlamlaştırma önlemleri gerektirebilir. Taşıyıcı Sistemin Sağlamlaştırılması: Taşınmazın taşıyıcı sistemini oluşturan elemanlardan biri ya da birkaçı işlevini yerine getiremez hale gelebilir. Sorun, duvarlar, ayak, sütun, dikme gibi düşey taşıyıcı elemanlarda, atkı, kemer, kiriş gibi yatay taşıyıcı elemanlarda ortaya çıkabilir. Bu durumda sağlamlaştırma uygulanır. Yapı Malzemesinin Sağlamlaştırılması: Sanayi öncesi toplumlarda, geleneksel yapı üretiminde ahşap ve kagir olmak üzere iki temel malzeme kullanılmıştır. Kagir malzeme, taş, toprak (Kerpiç), pişmiş toprak (Tuğla) olarak yapıda yer almıştır. Ayrıca deri, cam, boya, alçı, bez vb. malzemeler geleneksel yapılarda kullanılmıştır. Sanayi devrimi ile demir, çelik, çimento, betonarme gibi yeni yapı üretim malzemeleri ortaya çıkmıştır. 20.yüzyılda endüstri ve modern mimarlık örneklerinin de korunabilir değerler olarak belirlenmesi ile bu yeni malzemeler de koruma uzmanlarının araştırma konularına eklenmiştir. Bütün bu malzemelerde fiziksel ve kimyasal bozulmalar meydana gelebilmektedir. Öncelikle bozulma ya neden olan koşullar ortadan kaldırılmalıdır. Yapılan analizler sonrası mekanik temizleme, kimyasal onarım vb. yöntemlerle koruma işlemine gereksinim duyulabilir. Ayıklama/Liberation, taşınmazın, tarihsel belge değeri olmayan ve özgünlüğünü bozan eklerin kaldırılması işlemidir. Korunması gerekli kültür varlığı taşınmaza, tarihsel süreçte ekler yapılmış olabilir. Bu ekler, yapının taşıyıcı sisteminde, iç ve dış mekanlarında, bezeme programında, yakın çevresinde görüle bilir. Eklerden bazıları önemli tarihsel belge değeri taşırlar ve korunması gerekirler. Bazıları ise yapının özgünlüğüne zarar veren eklerdir. Bütünleme/Reintegration, Taşınmazda, yapı elemanında yok olmuş parçaların tamamlanması işlemidir. Çeşitli nedenlerle tahrip olan kültür varlığı taşınmazda çeşitli ölçeklerde parça kayıpları olabilir. Yenileme/Renovation, çağın toplumsal gereksinimleri dikkate alınarak kültür varlığı taşınmazın korunması işlemidir. Yeniden Yapma, çeşitli etkenlerle önemli ölçüde tahrip olmuş ya da tümü ile yok olmuş bir yapının, yapı grubunun, sitin ya da kentin belgelere bağlı olarak yeniden inşa edilmesidir. Yeniden yapma bazı koşullarda baş vurulması gereken bir koruma yöntemidir. Taşıma/ Reconstitution, taşınmazın öz gün konumunda korunmasının mümkün olmadığı durumlarda uygulanan koruma yön temidir. Taşıma uygulamasının çeşitli nedenleri vardır. Bunlardan biri kültür varlığının üzerinde yer aldığı arazinin yapısal sorunlarıdır. Bir başka neden ise alan üzerindeki imar kararlarıdır. Taklit/Replica, Reproduction, Facsimile, kültür varlığının benzerinin yapılmasıdır. Taklit uygulaması iki durumda ortaya çıkabilmektedir. İlk olarak, kültür varlığının özgün konumunda korunmasının mümkün olmadığı durumlarda taklit yapılabilmektedir. Bunun çeşitli nedenleri vardır. Bunlardan biri fiziksel çevre koşullarıdır. Kültürel miras çevre koşulları nedeni ile geri dönülemez tahribat riski ile karşı karşıya kalabilir. Bir başka neden güvenlik koşullarının yeterli olmamasıdır. Koruma, asıl olarak geçmişe ve şimdiki zamana ait olanın geleceğe aktarılması amacıyla gerçekleştirilen bir dizi uygulamanın genel adıdır. Koruma, insanlığın oluşturduğu kültürel mirası, doğanın, zamanın ve yeni üretim biçimleri paralelinde gerçekleşen hızlı mekânsal dönüşümlerin yıkıcı etkilerine karşı bir önlem olarak ortaya çıkmıştır. Koruma, daima çeşitli boyutları ile tartışılmaya devam etmekte yeni kriterlerin kabulü ortaya çıkmaktadır. Çünkü yaşam koşulları her alanda değişebilmektedir. Bu nedenle de kentler canlı organizmalar olarak kabul edilmekte, koruma, Günümüz kuşaklarının, önceki uygarlıkların ve günümüzün yarattığı kültürel değerleri yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak kaygısı olarak tanımlanmaktadır. Bu, korumanın sürdürülebilirlik niteliğini ortaya koymaktadır. Sürdürülebilirlik, günümüz dünyasının gereksinimlerini, gelecek kuşakların dün ve bugün üzerindeki haklarından ödün vermeden gerçekleştirmektir. Başka bir deyişle, gelecek kuşakların bilgi edinme, kullanma hakkı ellerinden alınmamalıdır. Sürdürülebilir koruma anlayışında uygulamalar, kültür varlıklarını, sahip oldukları değerler ile birlikte, gelecek kuşaklara aktarmakla yükümlüdür.