KMT104U-MÜZECILIK VE SERGILEME
Ünite 6: Müze Eğitimi
Giriş
20. yüzyıl sonunda bu uygulama alanı, kamu kurumları olarak müzelerin rolünü geliştirmeye ve desteklemeye adanmış, genel olarak müze eğitimi olarak adlandırılan bir uzmanlık alanı hâline gelmiştir. Müzelerin iletişim işlevini gerçekleştirmedeki rolü ve iletişim uygulamalarındaki giderek artan önemi nedeni ile, müzelerde çalışmalarının gerçekleştirilmesi gerekmektedir. 21. yüzyılda, müze eğitimi çalışmalarının toplumun eğitim, kültür ve refahının artırılmasına yönelik geliştirilmesi, müzelerin temel sorumluluklarından biri olarak kabul edilmektedir. Bu ünitede müze eğitiminin gelişimi, kapsamı ve yönetimi ele alınmaktadır.
Müzeler ve Eğitim
Müzeler, 20. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak toplumun kültürel mirasının korunması ve paylaşılması yanında kültür ve eğitiminin artırılması konusunda önemli roller üstlenmişlerdir. Atagök (1999) bu yıllarda; müzecilikte asıl amacın, kültür ve bilimin toplumun tüm kesimine aktarılması olarak geliştiğini, bu nedenle “eğitim”in toplama, koruma, araştırma, değerlendirme ve sergilemeyi yönlendiren bir işlev olarak önem kazandığını vurgulamaktadır. Toplum merkezli müzecilik anlayışının kabul görmesiyle 21. yüzyılda eğitim, müzelerin, koruma ve araştırma ile üç temel işlevinden biri olan iletişim işlevinin altında, öncelikli görevlerinden biri olmuştur. Müzecilik alanında müze eğitimine karşılık pekçok kavram kullanılmaktadır. Kültürel arabuluculuk, müze arabuluculuğu, müze peda- gojisi, müze yorumu ve müzede öğrenme, farklı ülkelerde müzelerin eğitim görevlerine karşılık kullanılan terimlerin başlıcalarıdır (Wintzerith, 2020; Paykoç ve Baykal, 2000; San, 2018). Hooper-Greenhill müze eğitimi ni “müze koleksiyonları ile farklı izleyici gruplarının ilgi alanları arasındaki ilişkilerin kurulduğu süreç” olarak tanımlamıştır (Hooper-Greenhill, 1989:6). Moffat Wollard’ın (1999:176) tanımı da buna benzer bir yaklaşımdadır: “İnsanların, sunulan yorumlar ve programlar veya anı, duygu ve düşüncelerden yararlanarak kendi anlamlarını oluşturmaları yoluyla koleksiyonlardan öğrenmelerini sağlama süreci”. Müze eğitimi, en geniş anlamıyla müze çalışmaları çerçevesinde sürdürülen, izleyiciler için bilgi ve deneyim olanakları sunmak amacıyla gerçekleştirilen herhangi bir müze etkinliğidir. Eğitim gerçekte, müzenin bir bütün olarak misyonu ve genel amacıdır (Bingmann ve Johnson, 2021: 28).
Müze Eğitiminin Gelişimi
Müze eğitiminin bir alan olarak gelişmesi uzun bir sürecin ürünüdür. Müzelerde temelde üç alandaki değişimlerden etkilenerek anlam kazanmış biçimlendirilmiştir: toplumsal yaşam, eğitim ve müzecilik (Hooper-Greenhill, 1999a: 90-100). Avrupa’da müzelerin halka açılmalarından önce, kitap ve ansiklopedi gibi bilgi kaynaklarının henüz sınırlı sayıda olduğu ve herkesin erişimine açık olmadığı, seyahat olanaklarının sınırlı olduğu 17. ve 18. yüzyıllarda, antika ve sanat nesneleri yanında doğadan bitki ve hayvan, jeolojik yapı vb. türden zenginliklerin toplandığı koleksiyonların, aristokratik ve hiyerarşik toplum üyelerinin ülkelerini ve dünyayı tanıyabilmesi, bilgisini ilerletebilmesi için bir eğitim ortamı işlevi gördükleri bilinmektedir. Endüstri Devrimi’nin ardından nüfusun şehirlere göç etmeye başlamasıyla, bilim endüstri hayatıyla biçimlenen toplum yaşamı da 19. yüzyılda Avrupa ve Amerika’da müzelerin eğitim açısından yapılanmasında etkili olmuştur. Devletler genel halka sosyal hizmet ve eğitim sorumluluğunu üstlenmeye başlamışlar, müzeleri bu görevlerini yerine getirecekleri kurumlardan biri olarak görmüşlerdir (Hein, 1998: 4). 19. yüzyılda Amerika’da da Amerikan halkının eğitim ve kültürünün artırılmasına yönelik eğitim amaçlı müzeler kurulmaya başlanmıştır. 20. yüzyılda dünya savaşları sürecinde pek çok bilim alanında olduğu gibi müze eğitimi alanında da gelişmeler yaşanmıştır. Avrupa’da Birinci Dünya Savaşı sırasında müzeler, sergiler yoluyla halka önemli fikirleri iletmede ve okulların öğretime devam edemedikleri yerlerde özellikle çocuklara eğitim vermede önemli rol oynamışlardır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise müzelerin eğitimdeki önemi giderek artmıştır. 1950’lere kadar müzelerde daha çok çocuklara ve okul gruplarına yönelik çalışmalara yer verilirken 1950’lerden sonra yetişkinlere yönelik çalışmalar da önem kazanmıştır. 1950’lerin modern insanının geçmişe göre daha fazla boş vakti olması, genel olarak kültür ve bilgiden keyif almaya yönelmesi; bir önceki kuşağa göre dünya hakkında daha fazla şey bildiklerinden ilgi alanlarının geniş olması da müzelere ilginin artmasına neden olmuştur. 1960 sonrasında Avrupa ve Amerika’da çeşitli raporlarla müzelerin eğitim rolü vurgulanmıştır (AAM, 1984; AAM, 1992; Hooper Greenhill, 1999a; Anderson, 1999). 20. yüzyılda eğitim alanında Amerika ve Avrupa’da yaşanan değişiklikler de müze eğitiminde gelişmeler yaşanmasını sağlamıştır. Comenius, J. Dewey gibi eğitim kuramcılarının öğrenmede öğrenenin nesnelerle etkileşimi yoluyla aktif katılımının ve deneyimin önemini; Benjamin Ives Gilman, Hanry Watson, John Cotton Dana gibi müzecilerin de müzelerin sorumluluğunu vurgulaması müzelerin eğitimdeki önemini artırmıştır (AAM, 1984: 55). 20 yüzyıl ortalarında UNESCO ve ICOM’un kurulması müzelerin eğitim rollerinin gündeme getirilmesini, müze eğitiminde tartışma ve bilgi paylaşımı ortamının yaratılmasını dolayısıyla da müze eğitiminde mesleki gelişmeler yaşanmasını uygulamalarının geliştirilmesini sağlamıştır. CECA, ICOM’un müze eğitimi alanında çalışan uluslararası çalışma grubu olarak ICOM bünyesindeki en büyük komitelerden biridir. CECA, araştırma, yönetim, yorumlama, sergiler, programlar, medya ve değerlendirme alanlarında çalışan, eğitim ve kültüre ilgi duyan müze eğitimcilerini ve diğer müze profesyonellerini bir araya getirir. Komite, müze eğitimi hakkında uluslararası düzeyde bilgi ve fikir alışverişinde bulunmayı, müze eğitiminin ICOM’un politika, karar ve programlarının bir parçası olmasını sağlamayı, dünya çapında müzelerin eğitim amaçlarını savunmayı ve müze eğitiminde yüksek mesleki standartları teşvik etmeyi amaçlamaktadır (ICOM; 2023a). 20. yüzyılın ikinci yarısında pek çok müzede eğitim bölümleri kurulmaya ve eğitim uzmanları görevlen- dirilmeye başlanmıştır (Riviere, 1962; 6; Atagök, 1985). Amerika’da bulunan New York Metropolitan Sanat Müzesi’nin ve Brooklyn Sanat Müzesi’nin eğitim bölümleri buna örnek olarak verilebilir (Godwin, 1953). 1980’lerde gündeme gelerek 1990’larda ivme kazanan müzecilik anlayışla birlikte toplumsal müzecilik çalışmaları ön planda yer almaya başlamıştır. Eğitim alanındaki yeni düşünceler ve gelişmelerin müzelerin eğitimdeki önemini desteklemesi ve toplumun müzelere ilgi göstermesi, müzelerin de gelişen eğitim ve iletişim yöntemlerine göre kendilerini uyarlamalarını sağlamıştır. Toplumsal müzecilik, temelleri 20. yüzyılda atılan, toplumun ihtiyaçlarını anlama ve değerlendirme üzerine kurulu bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımda bireyleri sahip oldukları kaynakları kullanmak üzere harekete geçirecek sergileme sunum teknikleri benimsenmiş; toplumlararası tarih, kültür mirasları, ekonomik kalkınma etkileşimi ve toplumsal çabalardan kaynaklanan süreçler gündeme gelmiştir (Karadeniz, 2017: 20) Müze eğitimi 20. yüzyıl sonlarında ayrı bir uzmanlık ve eğitim gerektiren disiplinlerarası bir alan olarak kabul edilmiş ve pek çok ülkede müze eğitimcilerinin yetiştirilmesi için programlar açılmıştır. Müzelerin eğitim bölümleri de geliştirilmiş, bu bölümlerde müze eğitimi konusunda bilgi ve deneyime sahip uzmanlar görevlendirilmeye; müzelerin eğitim bölümleri okul programları, aile programları vb. farklı izleyici gruplarına yönelik çalışmalardan sorumlu birimlere ayrılmaya başlamıştır. Müzelerdeki okul programları, özellikle 1980 sonrasında eğitim felsefelerinin ve öğretim programlarının tartışmaya açılmasıyla ve güncellenmesiyle daha sistemleşmiş ve yaygınlaşmıştır. İlerlemeci felsefesinde, öğrencilerin, kendi yaşantıları ve uygun çevre koşullarıyla etkileşimi sonucu gelişmesi ve öğrenmeyi öğrenmesi temel alınmış; yaşam boyu eğitim, bireysel farklılıklar, yaparak- yaşayarak öğrenme, öğrenme etkinlikleri ve problem çözme gibi kavramların önem kazanması okulların müze eğitimi çalışmalarına yönelmesini sağlamıştır. Türkiye’de de 2000’li yıllardan sonra çağdaş eğitim ve müzecilik yaklaşımlarına uygun olarak kültür ve eğitim stratejilerinde müze eğitimine yer verilmeye başlanmıştır. 2005 yılında Millî Eğitim Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen öğretim programlarındaki köklü değişiklik sonrasında yapılandırmacılık anlayışı temelli yeni programlar ile müzelerden öğretimde yararlanılması için ilke ve öneriler getirilmiştir. 2019’da, Milli Eğitim Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı arasında imzalanan “müze eğitimi” iş birliği protokolü kapsamında, Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü tarafından başlatılan “Müze Eğitimi Sertifika Programı” ile pek çok öğretmenin sınıf içi öğrenmeyi desteklemek ve farkındalık, bilinç ve beceriler açısından pekiştirmek için müzeleri kullanma bilgi ve becerilerinin geliştirilmesi sağlanmıştır (Karadeniz ve Okvuran, 2021). Bu eğitimler öğretmenler tarafından müzelerin öğretime destek olarak kullanılmasını teşvik etmiş, okullarla müzeler arasındaki iletişim ve işbirliği geliştirilmiştir. Müze, somut ve somut olmayan mirası araştıran, toplayan, koruyan, yorumlayan ve sergileyen, toplumun hizmetinde, kâr amacı gütmeyen, daimî bir kurumdur. Halka açık, erişilebilir ve kapsayıcı yapılarıyla müzeler, çeşitliliği ve sürdürülebilirliği teşvik eder. Eğitim, keyif, düşünme ve bilgi paylaşımı için çeşitli deneyimler sunarak toplulukların katılımıyla, etik ve profesyonel olarak çalışır ve iletişim kurarlar (ICOM 2022). Karadeniz’in (2017: 21) vurguladığı gibi müze ve toplum etkileşiminde 21. yüzyılla birlikte kimlik, kültürlerarası etkileşim, kültürel çeşitlilik, kültürel miras yönetimi, entelektüel çeşitlilik, yerellik, ulusal ve uluslararası sosyal kaynaklar, katılım, kaynaştırma, dışlama, uzlaşı vb. konularda müzelerin oynayacağı bütünleştirici demokratik role odaklanılmaktadır. 21. yüzyılda müze eğitimini etkileyen başka bir alan da “teknoloji”dir. İletişim teknolojisi araçlarındaki gelişimin müzelere yansıması ile eğitimi çalışmalarının içerik ve yöntemlerinde değişiklikler olmuştur.
Müzelerde Eğitim ve Öğrenme
20. yüzyılda eğitimde davranışçı yaklaşımın önemini yitirmesi ve yapılandırmacı yaklaşıma doğru eğitim çalışmalarının geliştirilmesi sonrasında eğitim alanında “öğrenme” kavramı üzerine yoğunlaşılmaya başlanmıştır. Eğitimin anlamının, “insanları belli amaçlara göre yetiştirme süreci” yerine, “insanların öğrenme ihtiyaçları ve deneyimlerine göre kapasitelerinin arttırılmasını sağlama süreci” olarak değişmesi, eğitimde “öğrenme” kavramını ön plana çıkarmıştır. Genel eğitimde “öğrenme” kavramının önem kazanmasıyla birlikte müze eğitimi çalışmalarında “müzede öğrenme” kavramı da yaygınlaşmaya başlamıştır. Özellikle 1990’lardan sonra müze eğitimi çalışmalarında geleneksel öğretim uygulamalarını temsil eden ve çocuklara bir şeyler öğretmek anlamına gelen eğitimden, her yaştan bireyin müzeleri kendi gelişimleri için kullandığı öğrenmeye doğru bir odaklanma olmuştur (Ambrose and Paine, 2012: 59; Bingmann ve Jonnson, 2021: 27). Müze eğitimi çalışmalarında bireylerin kendi formal ve informal deneyimlerini kişisel olarak anlamlı ve ilgili yapma, farklı öğrenme biçimlerini dikkate alarak aktif öğrenme tarzlarına yer verme, koleksiyonlarla bireylerin yaşamı arasında bağlantılar kurma, bireye belli bilgilerden çok kendi sonuçlarını çıkarma olanağı veren yaşantılara öncelik verme çabaları artmıştır. Yapılandırmacı eğitimin iki temel gerekliliği vardır: öğrenen kişinin aktif katılımı ve kendi sonuçlarına ulaşması. Yapılandırmacı yaklaşımın diğer teorilerinden en önemli farkı bu ikinci gerekliliktir. Bu eğitimde önemli olan kişinin sadece belirlenmiş bilgilere ulaşması değil, mevcut deneyimlerinin üzerine yeni deneyimler ekleyerek yeni sonuçlara varmasıdır. Eski pozitivist teoriye göre bilgi dışarıda, edinilmeyi bek- lemektedir; yapılandırmacı teoriye göre ise bilgi izleyici tarafından yapılandırılır (Hein, 1998). Müzede öğrenme oldukça geniş kapsamlı bir alandır. Bu kapsam içinde doğal çevre hakkında öğrenme, tarihsel nesnelerden öğrenme, sanat nesnelerinden öğrenme, bilim ve teknoloji hakkında öğrenme gibi değişik öğrenme alanları vardır (Onur, 2012: 30). Müzelerde, sergiler ve eğitim programlarıyla birden çok iletişim biçimi sunulabilmekte; izleyicilere aktif katılım imkânı tanınarak bilgi vermenin dışında duyulara hitap edilerek öğrenme için verimli bir ortam yaratılabilmektedir. Müzeler öğrenme için bir kaynak olarak görülmekte, müze- de öğrenmenin gönüllü kişinin seçimleri ile gerçekleşmesi, müzede izleyicinin bilgiyi kendisinin yapılandırması ve kendi öğrenmesini yönetmesi müzelerin öğrenme ortamı olarak değerini arttırmaktadır (Akmehmet ve Ödekan, 2006). Çağımızda, müzelerin nasıl eğittiğinden çok, öğrenmeye nasıl yardım ettiği üzerinde durulmaya başlanması, müze eğitimi terminolojisinde de değişime yol açmıştır. Müzelerde gerçekleştirilen çalışmalarının adlandırılması ve yöntemleri de bu yönelime paralel olarak değişmiştir. 2000’lerden başlayarak müzelerde müze eğitimi çalışmalarını gerçekleştiren bölümlerin çoğu, bölümü yerine öğrenme bölümü olarak adlandırılmaya başlanmıştır. Müzelerin web sitelerinde müze eğitimi hizmetleriyle ilgili bilgilerin yer aldığı sekmelerde de “eğitim”in yerini “öğrenme” almaktadır. Müzelerde teknoloji kullanımının yaygınlaşması, müzelerin iletişim yöntemlerini toplumun yeni iletişim alışkanlıklarına, izleyicilerin yeni nesil yaşam tarzlarına ve öğrenme tercihlerine göre uyarlamalarını gerektirmiştir. Müzelerde giderek yaygınlaşan dijital öğrenme odaklı etkileşimli sergi alanları yaratıcılık atölyeleri (makerspace), farklı dijital okuryazarlık seviyelerine sahip izleyicilere müzenin koleksiyonları ile derinlemesine bir deneyim yaşama imkânı sağlamaktadır.
Müze Eğitimi Çalışmalarının Kapsamı
Müze eğitimi çalışmaları genel olarak müzenin toplum odaklı misyonuna hizmet etmek üzere; izleyicilerin müze koleksiyonlarına ulaşmalarını; nesne koleksiyonlarının temsil ettiği ya da ilişkili olduğu kavram, dönem, kişi, olay vb. ile ilgili olarak kendi yaşantıları ile ilgili anlam çıkarmalarını ve böylece müzelerden öğrenmelerini; müze izleyicisi ile müze koleksiyonları arasında iletişim kurulmasına yönelik ortamların oluşturulmasını ve yöntemler geliştirilmesini sağlamayı amaçlamakta; bu amaca yönelik olarak müzelerin gerçekleştirdikleri tüm çalışmaları kapsamaktadır.
Müze Eğitimi Çalışmalarının Türleri
Her müzedeki eğitim çalışmalarının yapısı farklıdır. Bu çalışmalar; müzenin büyüklüğü, ilişki ağları, insan kaynağı, parasal kaynağı, eğitim politikası/stratejisi gibi müzeden kaynaklanan etkenler dışında müzenin bulunduğu ülkedeki müzecilik ve eğitim bilimlerinin durumu ile eğitim ve kültür politikalarına göre de çeşitlenebilmektedir. Müzelerin eğitim çalışmaları temel eğitim sınıflamasına, gerçekleştirildiği ortama, iletişim yöntemine ve etkinlik çeşidine göre farklı şekillerde sınıflandırılabilir. Temel Eğitim Sınıflamasına Göre Müze eğitimi çalışmaları, temel eğitim sınıflaması dikkate alındığında formal ve informal olarak iki gruba ayrılabilir. Müzeler formal ve informal öğrenme için ortam ve kaynaklar sunarlar. Formal eğitim ve informal eğitim: Yaşam içinde bireyin çevresiyle etkileşimi sonucu kendiliğinden oluşan kültürlemeye informal eğitim, önceden hazırlanmış bir programa göre amaçlı olarak yapılana ise formal eğitim denmektedir. Günümüzde eğitim sadece formal eğitim kurumlarıyla sınırlı tutulmamakta, müze gibi okul dışı informal ortamlarda yaşam boyu öğrenmeye büyük önem verilmektedir. Gerçekleştirildiği Ortama Göre Gerçekleştirildiği eğitim ortamı açısından müze eğitimi çalışmaları müze içinde gerçekleştirilen çalışmalar; müze dışında gerçekleştirilen çalışmalar ve çevrim içi çalışmalar olarak gruplandırılabilir. Müzenin binası ve bahçesi gibi kendi mekân sınırları içinde gerçekleştirilen eğitim çalışmaları bulunmaktadır. Bu etkinlikler müzenin sergi salonları, hizmet alanları, eğitim atölyeleri, çok amaçlı salonları gibi ortamlarda gerçekleştirilebilmektedir. Ancak müze eğitimi çalışmaları sadece müzenin kendi mekânları ile sınırlı değildir. Müze mekânı dışındaki ortamlarda bazen müze, bazen de diğer kurum ve kuruluşlarla iş birliği içinde eğitim programları gerçekleştirilebilmektedir (Hooper- Greenhill, 1999a-25; Ambrose ve Paine; 2012). Alışveriş merkezi, kütüphane, çok amaçlı salonlar, okul, tiyatro, kültür merkezi, kent meydanı gibi mekânlarda gerçekleştirilebilen bu programlar müzenin topluma erişim sağlayabilmesi için gereklidir. Gezici müzeler ve ödünç hizmetler de bu müze dışı eğitim programlarına örnek gösterilebilir. Müzelerde fiziksel olarak gerçekleştirilen çalışmaların yanında teknolojinin ilerlemesinin ardından gelen internet teknolojisinin gelişmesi internet kullanımının yaygınlaşmasıyla dijital müze eğitimi çalışmaları ortaya çıkmıştır. Müzenin web sitesinde, kültürel platformlarda, sosyal medyada ve benzer platformlarda, mobil cihazların uygulamalarıyla müze koleksiyonlarına çevrim içi erişim olanakları sağlanmaktadır. İletişim Yöntemine Göre Müzelerdeki eğitim çalışmaları, iletişim yöntemleri açısından da Hooper Greenhill (1994) tarafından kitle iletişimi ve kişiler arası iletişim olarak iki gruba ayrılmaktadır. Bunlar uzaktan iletişim ve yüz yüze iletişim olarak da tanımlanabilir. Etkinlik Çeşidine Göre Müze eğitimi çalışmaları etkinlik çeşitlerine göre sergiler, eğitim programları, yayınlar ve dijital medya olarak gruplandırılabilir. Sergiler; müzelerin eğitim işlevini gerçekleştirdikleri temel araçlardır. 21. yüzyılda, koleksiyon merkezli ve kitle iletişim yöntemleriyle tasarlanan sergilerin yerine toplum merkezli ve kişiler arası iletişim yöntemleri ile biçimlenmiş sergilerin düzenlenmesi gerekmektedir. Eğitim programları; farklı müzelerde farklı şekillerde sunulmaktadır. Müze eğitimi programlarının kapsamı özellikle 1970 sonrasında toplum merkezli müzecilik anlayışı Yayınlar: Müzelerin eğitim çalışmalarının bir diğeri de yayınlardır. Müzelerde koleksiyon ve sergilerle ilgili yayınların yanında farklı izleyici gruplarına ve grupların ilgilerine yönelik öğretmen rehberi, aile rehberi ve çocuklara yönelik hikâye kitapları gibi çeşitli yayınlar sunulmaktadır. nın uygulamaya geçirilmesiyle gelişmiştir. Dijital Medya: Müzelerde dijital medya, değişen teknolojik imkanlarla motivasyonu artırma ve öğrenme için ilgi merak uyandırma amacıyla giderek yaygınlaşmaktadır.
Müze Eğitimi Çalışmalarının Hedef Kitlesi
Müzelerde kişiler arası iletişim odaklı müze eğitimi çalışmaları ile kişisel seçim, bireysel öğrenme deneyimi ve ilgiler önem kazanmaya başlamış, müzelerde izleyicilerin gruplara ayrılması gerektiği kabul edilmiştir (Hooper- Greenhill, 1999b) Müzelerde sunulan eğitim çalışmalarının hedef kitlesi genel olarak gelişim özellikleri ve sosyal grupları temel alınarak şu şekilde sınıflandırılmaktadır: • Okul grupları/Öğretmen ve öğrenciler • Çocuklar ve gençler • Aileler • Yetişkinler • Engelliler
Müze Eğitimi Çalışmalarının Yönetimi
Müze eğitimi çalışmaları bütün müzelerin gerçekleştirmesi gereken görevlerindendir. Müzelerin eğitim çalışmalarının etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi sürdürülebilirliklerinin sağlanması için müzelerin iyi yönetilmeleri gerekmektedir.
Eğitim Stratejisi/Politikası
Müzelerin eğitim çalışmalarının iyi yönetilebilmesi için bir stratejileri/politikaları olması gerekmektedir. Müzelerin eğitim çalışmaları, eğitim stratejisindeki hedefleri gerçekleştirmek üzere uygun içerik, yöntem, teknik ve araç-gereçlerle gerçekleştirilir. Müze eğitimi stratejisi, müzenin stratejik planı, koleksiyon yönetimi ve müze yönetimi gibi politikaları ile müzenin temel yönetim araçlarından biri olan müze iletişimi politikalarının bir parçasıdır. Etkin bir müze eğitimi stratejisi müzenin misyonuna hizmet eden tüm müze politikaları ile uyumlu ve onların bütünleyici bir parçası olmalı; ulusal kültür ve eğitim politikaları ile de tutarlı olmalıdır. Başarılı bir müze eğitim stratejisi ayrıntılı bir zemin araştırmasına dayanmalı; yazılmaya başlanmadan önce müzenin hedef kitle grupları belirlenmeli, bu gruplara yönelik izleyici araştırmaları ile görüş ve önerileri alınmalı, ilgi ve ihtiyaçları ile müzeden beklentileri tespit edilmelidir.
Müze Eğitimcisi
Müzelerin eğitim çalışmalarının etkin ve sürdürülebilir olması için iyi yönetilmesi gerekmektedir. Her müzede müze eğitiminden sorumlu bir bölüm ve bu bölümde çalışan müze eğitimcisi/ eğitimcileri ya da en azından eğitimden sorumlu bir uzman olmalıdır. 1990’lardan başlayarak kendi eğitim programları, mesleki örgütlenmeleri ve müzede tanımlanmış rolleri ile bir meslek olarak ortaya çıkmasından bu yana, müze eğitimcilerinin görevleri önemli ölçüde artmıştır. Müze eğitimcisi anlayışı 2000’li yıllardan sonra bir çocuk ya da öğrenci grubuna müze rehberliği yapmaktan; sergiler, yayınlar ve dijital medyanın geliştirilmesine, uzanan bir alana doğru genişlemiştir.