AÖF Soru Bankası

Müzecilik ve SergilemeÜnite 4 Özeti

Müze Türleri

KMT104U-MÜZECILIK VE SERGILEME

Ünite 4: Müze Türleri

Giriş

Müzeler; koleksiyonlarındaki sanatsal, kültürel, tarihî ve bilimsel eserleri koruyan ve bunları kalıcı ya da geçici sergilerle halka açık hâle getiren kurumlardır. Müzelerin araştırmacılara, uzmanlara ve halka hizmet etmeye kadar değişen çeşitli amaçları vardır. Dolayısıyla müzelerin amacı kurumdan kuruma değişebilir. 1958’de UNESCO’nun Brezilya Bölgesel Semineri’nde belirlenen gruplamaya göre müzeler ilgili oldukları bilim dallarına göre şu şekilde sınıflandırılmıştır: 1. Sanat Müzeleri 2. Modern Sanat Müzeleri 3. Arkeoloji, Tarih ve Kültürel Miras Müzeleri 4. Etnografya ve Folklor Müzeleri 5. Doğa Tarihi Müzeleri 6. Bilim ve Teknoloji Müzeleri 7. Bölge Müzeleri 8. Uzmanlık Müzeleri 9. Üniversite Müzeleri

Koleksiyonlarına Göre Müze Türleri

Koleksiyonlarına göre müze türleri aşağıda; Genel Müzeler, Arkeoloji Müzeleri, Sanat Müzeleri, Etnografya Müzeleri, Tarih Müzeleri, Doğa Tarihi ve Jeoloji Müzeleri, Bilim Teknoloji Müzeleri, Endüstri Müzeleri, Ekonomüzeler başlıkları altında ele alınmıştır.

Genel Müzeler

Multidisipliner ya da interdisipliner müzeler olarak bilinen genel müzeler , birden fazla konuda koleksiyona sahiptir. 18.-20.yüzyıl arasında kurulan bu müzelerin çoğu daha önceki özel koleksiyonlardan gelmektedir ve zamanın ansiklopedik ruhunu yansıttığı söylenebilir. Genel müzeler arasında en yaygın olanı, bir bölgeye veya bölgeye hizmet eden müzelerdir. Doğu ve Batı Avrupa’da yaygın olan ve Hindistan, Avustralya, Yeni Zelanda ve Kuzey ve Güney Amerika’da da bulunan bu tür müzelerin başlıca sorumlulukları, bölgenin doğal ve beşeri tarihini, geleneklerini ve yaratıcı ruhunu yansıtmaktır.

Arkeoloji Müzeleri

Arkeoloji müzeleri, arkeolojik eserlerin sergilendiği, eski eserleri barındıran, geçmişi temsil eden, halkla geçmiş bilgileri paylaşırken onlara medeniyetlerin kültürü ve yaşam tarzı hakkında fikir veren, illüstrasyonlarla ileriye taşıyan müze türüdür. Dolayısıyla arkeoloji müzelerinin genel işlevi, dünyanın arkeolojisini ortaya çıkarmak, mirasımızı bugünle ilişkilendirmek ve geleceğe bir bakış açısı kazandırmaktır. En eski arkeoloji müzelerinin çoğu da ya antika araştırmalarının bir yan ürünü olarak ya da sanat ve bilim eserlerine erişim yoluyla sosyal iyileşmeyi teşvik etmek için kurulmuştur. Müzeler bir zamanlar arkeolojik araştırmaların birincil mekânıydı ve yirminci yüzyıl boyunca bu rolde akademi müzenin yerini almış olsa da arkeolojik bilgilerin iletilmesi için güçlü kurumlar olmaya devam etmektedir. İnsanlığın kültür değişimini, kültür geçmişini ve birbirleriyle olan ilişkilerini inceleyen arkeoloji aynı zamanda kazı gibi yöntemlerle ortaya çıkardığı tarihî eserleri, sanatsal, tarihsel ve kültürel yönden inceleyen bilimdir ve kendi içinde farklı bilim dallarını içermektedir. Örneğin; Protohistorya Önasya arkeolojisi, tarih öncesi ve klasik arkeoloji, Mısır arkeolojisi ve Orta Çağ arkeolojisi gibi. Dolayısıyla arkeoloji müzelerini arkeolojik kazılardan çıkarılan eserlerin yer aldığı müzeler olarak tanımlamak doğru olacaktır.

Sanat Müzeleri

Sanat müzeleri en yaygın olarak resim, heykel, fotoğraf, illüstrasyon, çizim, seramik veya metal işi gibi görsel sanat objelerini sergileyen ve gelişmeleri izleyen müzelerdir. Avrupa’da kamuya ait ilk sanat müzesi olarak tanımlanan İsviçre Basel’deki Kunstmuseum Basel, dünyanın en eski kamusal sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapmakla birlikte İsviçre’nin en önemli sanat müzesi olarak kabul edilir. Kökeni, 1661’de Basel şehri ve Basel Üniversitesi tarafından satın alınan Hans Holbein’in eserlerinin bir koleksiyonunu içeren Amerbach Kabinesi’ne kadar uzanmaktadır. 1671’de Basel şehri 1671’de Amerbach kabinesinin sanat koleksiyonunu haftada iki kez halka açık hâle getirmiştir. 1764 yılında kurulan St. Petersburg Ermitaj (Hermitage) Müzesi de ilk özel sanat müzesi olması açısından önemlidir. Resim koleksiyonu dünyanın birincisi, arkeolojik eser koleksiyonları ile dünyanın en önemli üçüncü müzesi olan St. Petersburg Ermitaj Müzesi 1852’den beri halka açıktır. Yaklaşık üç milyon esere ev sahipliği yapan beş tarihî binadan oluşmaktadır: 1. Kışlık Saray 2. Küçük Ermitaj 3. Büyük Ermitaj 4. Yeni Ermitaj 5. Ermitaj Tiyatrosu. Bir diğer önemli örnek, aslında 16. yüzyıldan beri ziyarete açık olan ancak resmen 1765 yılında açılan Floransa Uffizi Galerisi’dir. Modern sanat müzeleri de sanat müzeleri içinde değerlendirilmektedir. 1919 yılında New York’ta kurulan Modern Sanat Müzesi (MoMA) önemli örneklerden biridir. Müze koleksiyonunda; Pablo Picasso, Vincent van Gogh, Salvador Dali ve Paul Cezanne gibi ünlü ressamların yanı sıra yüzlerce film ve milyonlarca film karesi yer almaktadır. Bir diğer modern sanat eserlerinin sergilendiği müze 2000 yılında kurulan Londra TATE Modern Sanatlar Müzesidir. Müze koleksiyonunda 1900’lü yıllardan günümüze kadar uluslararası modern ve çağdaş sanat eserleri bulunmaktadır. 2004 yılında kurulan İstanbul Modern Sanat Müzesi Türkiye’nin ilk modern sanat müzesi olarak tanımlanmaktadır. T.C. Denizcilik İşletmelerinin kuru yük deposu olan no’lu antrepo binasının müzeye dönüştürülmesi ile hayata geçen müzenin koleksiyonunda 20.-21. yüzyıl sanatının örneklerine yer verilir.

Etnografya Müzeleri

Etnografya Müzeleri, insanlar ve kültürlerin sistematik olarak incelenmesi olan etnografi alanıyla ilgili eser ve objelerin incelenmesi, toplanması, korunması sergilenmesine odaklanan müze türleridir. Etnografya, insan topluluklarının meydana getirdiği maddi kültürler olarak tanımlanır. Ev aletleri, giyim, yapı maddeleri, avcılık ve tarım aletleri, süs eşyaları ve halk sanatlarına ait aletler etnografyanın kapsamına girer. Günümüzde çoğu ülke, ya ulusal düzeyde en az bir etnografik ya da antropolojik müzeye sahiptir ya da karma müzelerinde ülkelerinin insanlarını ve kültürünü anlatan bir etnografya bölümü ya da galerisi bulunmaktadır. 18. yüzyıldaki halk müzelerinin başlangıcından 19. yüzyıldaki ve 20. yüzyılın başlarındaki büyük müze koleksiyonculuğu çağına kadar, etnografik nesneler ve bunlarla ilgili bilgiler, bilimsel, kurumsal ve bilimsel temelleri destekleyen bilgi biçimlerini pekiştirmek için kullanıldıkları müzelerde birikmiştir. Etnografya müzeleri, 19. yüzyılın sonlarında halk müzelerinin hızla yaygınlaşması sırasında, daha büyük sivil ve ulusal müzeler içinde ayrı kurumlar veya ayrı bölümler olarak gelişmiştir. Aslında “antropoloji” veya daha sık olarak “etnografi” olarak sayılan şeylerle olan sınırlar ve ilişkiler, zaman içinde ve farklı yerlerde değişik ve tarihsel olarak “ilkel” veya “egzotik” olarak tanımlanan belirli insan türlerinin etnografik olarak tanımlanmasına da yol açmıştır. Antropoloji müzeleri de genellikle, tipik olarak Batılı olmayan ve genellikle dünyanın dört bir yanındaki küçük ölçekli topluluklardan gelen koleksiyonlarıyla tanınmıştır.

Tarih Müzeleri

Tüm müze türleri arasında tarih müzeleri, geleneksel olarak bir şehrin veya bir ülkenin tarihinin bugün ve gelecek ile ilişkili özelliklerini irdeleyen bir kurumu, bir yöreyi, bir ülkeyi ya da toplumu iktisadi, siyasi ve toplumsal açıdan inceleyen müzelerdir. Ana işlevleri yerel mirası korumak ve halkı geçmiş kültürler ve toplumlar hakkında eğitmektir. Bu tür müzelerde sanat ve arkeolojik objeler de dâhil olmak üzere her türlü nesne sergilenebilir. Almanya’nın Bonn şehrinde bulunan Haus der Geschichte bu tür müzelerden biridir.

Doğa Tarihi ve Jeoloji Müzeleri

Doğa tarihi müzeleri, çalışma nesnesi olarak doğal dünyaya sahiptir dolayısıyla koleksiyonları da çok çeşitli malzeme türlerini (yerel ve/veya dünyanın çeşitli yerlerinden) içerebilir: zoolojik (böcekler, memeliler, sürüngenler gibi), botanik (bitkiler), paleontolojik (fosiller), jeolojik (mineraller kayalar), arkeolojik (ilk insan uygarlıklarından eserler ve nesneler), etnografik (daha yeni uygarlıklar tarafından üretilen malzemeler) ve sanatsal (kültürü yansıtan sanatsal malzemeler) gibi. Halkı doğa tarihi konularda eğitmek amaçlı bu müzeler bilimsel bilgiyi topluma daha yakın hâle getirme ihtiyacından kurulmuşlardır. 1820’lerden itibaren İngiltere’de jeoloji, sanayinin gelişmesi ve dolayısıyla hammadde ve yakıt bulma gerekliliği nedeniyle önemli bir çalışma konusu hâline gelmiş ve jeoloji müzeleri için ilk önem artışı bu dönemde başlamıştır. Dünya’da önemli örnekler arasında; Londra Doğa Tarihi Müzesi ), Washington D.C. Doğa Tarihi Müzesi, Türkiye’de Maden Tetkik Arama Enstitüsü Doğa Tarihi Müzesi gösterilebilir .

Bilim ve Teknoloji Müzeleri

Bilim ve Teknoloji Müzeleri, dünyadaki önemli buluşların ve bilimsel başarıların tarihinin ziyaretçilere farklı etkinlikler ile sunulduğu müzelerdir. Bilim dilini iletme ve açıklama konusunda uzmanlaşmış kurumlar olmaları nedeniyle bu alanda temel bir rol oynamaktadır. Bu mü- zeler, sergi türleri bakımından diğer müzelerden farklıdırlar. Çünkü kapsamları bilim ve teknolojinin kendisi kadar geniş ve çeşitlidir. Ele aldıkları konular, özel ve yenilikçi sergileme teknikleri gerektirmektedir. Bu müzelerde geleneksel “ Lütfen Dokunmayın ” müzeciliği yerini katılıma ve etkileşime bırakmaktadır. Bilim ve teknoloji müzelerinin kökenlerine bakıldığında, kuruluşlarının birbirinden farklı temel fikirler tarafından yönlendirildiği anlaşılmaktadır. Örneğin, Oxford Üniversitesi 1683’te kurulan ve doğanın geçmişinin sergilendiği Ashmolean Müzesi ilk bilim müzesi olarak kabul edilmektedir. Daha geniş ölçekli bir teknoloji müzesi ise 1799 yılında Paris’te açılan Ulusal Teknik Müzesi’dir (Musée National des Techniques). Yine, 1857’de kurulan Londra Bilim Müzesi (London Science Museum) de en erken örneklerden biridir. Almanya’nın Berlin kentinde 1888 yılında açılan Gesellschaft Urania gibi dernekler bilimin popülerleştirilmesi, bilimsel bilgiyi meslekten olmayan kitleye erişilebilir kılmak amacıyla gözlemevi, deney odaları ve bilim tiyatrosu yoluyla ‘bilimsel bilginin sevincini yaygınlaştırma fikri ile ortaya çıkmıştır. Bu fikir hızla tüm Avrupa’ya yayılmış ve 1900’lü yıllarda kurulan müzeler de genellikle Urania popüler bilim eğitimi konseptini benimseyerek deney odaları kurmuştur. Ülkemizde 1993’te açılan Ankara Feza Gürsey Bilim Merkezi, 2006 yılında faaliyete geçen ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi, Eskişehir’de 2012’de açılan Büyükşehir Belediyesi Bilim ve Deney Merkezi önemli örnekler arasındadır. Eskişehir’deki merkezde 85 deney aleti, 7.2 büyüklüğünde deprem yaşatan deprem simülatörü, karanlık odada ise dinozorlar incelenebilir. Ayrıca bu kompleks kapsamında Türkiye’nin ilk uzay evi olan Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Sabancı Uzay Evi de ( planetaryum ) yer almaktadır.

Endüstri Müzeleri

Endüstriyel tarihin büyük bir kısmını toplu olarak temsil eden, birçok modern gelişmeyi şekillendirmeye yardımcı olan endüstri müzelerinin en önemli örnekleri, terk edilmiş eski sanayi bölgelerinin müzeler tarafından yeniden canlandırılması olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani kaynakları tükenen, işlev kaybı ya da talep kaybı nedeniyle modası geçmiş makineleri ile birçok tarihi sanayi sitesi son yıllarda dünya artan endüstriyel miras çekiciliği nedeniyle cazibe merkezlerine dönüşmüştür. Bu bağlamda endüstriyel mirasın içinde değerlendirilecek üretim süreci, antik makineler, depolar, enerji santralleri, ulaşım araçları, endüstriyel şehirler ve peyzajlar, endüstriyel üretim için kurulan yapılar yani endüstriyel alanlar, eserler ve kolektif hafıza görüntüleri, bir bölgenin karmaşık yapısını ve fiziksel yapısını anlamamıza yardımcı olur. Dolayısıyla bu süreçte endüstri müzeleri sahip oldukları endüstriyel mirasın gelecek nesillere aktarılmasında etkin bir rol oynamaktadır. Uzun yıllar boyunca endüstriyel miras, Paris’teki Conservatoire des Arts et Metiers (1794), Londra’daki Bilim Müzesi (1857), Münih Deutsches Museum (Alman Müzesi) (1093) tarafından son iki yüzyılda oluşturulan bilim ve teknoloji müzeleri modeliyle sınırlı kalmıştı. Bunlara Stockholm’deki Tekniska Museet (İsveç Ulusal Bilim ve Teknoloji Müzesi) (1921) ve Milano’daki Leonardo da Vinci Müzesi (1953) gibi büyük popülariteye sahip birkaç geleneksel örnek eklenebilir. Türkiye’de endüstri, ulaşım ve iletişim tarihi konulu ilk sanayi müzesi İstanbul Rahmi M. Koç Müzesidir. Rahmi Koç’un hayatı boyunca topladıkları ile çeşitli şahıs ve kurumlardan gelen bağışlarla oluşan koleksiyonun ilk müzeleşme süreci 1991’de Haliç’teki Legerhane’nin (gemicilikte denize atılan zincir ve çıpanın üretildiği yer) satın alınmasıyla başlamıştır. 1996 yılında Hasköy Tersanesi de bu komplekse eklenmiştir.

Ekonomüzeler

Koruma, araştırma, sergilemenin yanı sıra ticari faaliyet de gösteren ekonomüzeler içerik olarak ekomüzelere benzemektedir. Endüstriyelleşme karşısında hızla gerileyen geleneksel üretim metotlarının tanıtıldığı, uygulama yoluyla canlı tutulmaya çalışıldığı, araştırma, koruma, sergileme dışında ticari bir eylemin de gerçekleştirildiği müzelere Ekonomüzeler denilmektedir. Ekonomüzeler’de üretimin nasıl yapıldığı sergilenirken bir yanda da sergilenen ürünler satılmaktadır. 1972 yılında Santiago de Chile Deklarasyonu’nda ekonomüzelerin toplumsal rolünün önemine dikkat çekilmiş olsa da ilk kez 1984 ve 1989 yılları arasında Cyril Simard’ın çalışmalarında ekonomüze tanımı açıkça ortaya konulmuştur. Cyril Simard, geleneksel sanatların ve ticaretin topluma eğlendirici ve eğitici bir yolla tanıtılmasının, geleneksel zanaatların korunarak toplum içinde değerinin arttırılması gerekliliğini vurgulamıştır. Ekonomüzeler; peynir yapımı, ekmek yapımı, mücevher yapımı, balıkçılık, müzik aletleri yapımı, cam üretimi, maden işleme sanatı, deri işçiliği ve sabun yapımı gibi çok farklı dallarda hizmet vermektedir.

Bağlı Olduğu İdare Birime Göre Müze Türleri

“İdari birim” bir müzenin yönetimsel, maddi ve izlediği politika anlamında bağlı olduğu müzenin sorumlu olduğu üst düzey yönetim otoritesini ifade etmektedir. Bu otoriteler bakanlık ya da devlet kurumları, yerel yönetim kurumu, şirket, kâr düşüncesi olmayan vakıf, dernek gibi bağımsız kuruluşlar olabilir.

Devlet Müzeleri

Dünya genelinde devlet müzeleri; akademik araştırma enstitüleri, kültür ve eğitim merkezleri olarak ya da sanat hazinelerinin korunması için hizmet vermektedir.

Yerel Yönetim Müzeleri

Birçoğunun kökenleri koleksiyonlara dayanan yerel yönetim müzelerinin uzun bir tarihi vardır. Yerel kalkınma için müzeler ve kültürel miras alanları güçlü varlıklardır. Kültürel çeşitliliği artırabilir, yerel ekonomilerin canlanmasına yardımcı olabilir, ziyaretçi çekebilir ve gelir getirebilir. Ayrıca, sosyal uyuma, sivil katılıma, sağlığa da katkıda bulunabilir. Şehirler ve bölgeler uzun yıllardır daha geniş ekonomik kalkınma stratejilerinin bir parçası olarak miras odaklı eylemleri hayata geçirmek için bu varlıklardan yararlanmaktadır. Örneğin İngiltere’de yerel yönetim sektörü, en önemli müze sağlayıcısıdır. Ülkede kayıtlı 1.811 müzenin %40’ı yerel meclisler tarafından işletilmektedir.

Üniversite Müzeleri

Üniversite müzeleri, sahip oldukları koleksiyonlarıyla üniversitenin e ğ itim müfredatı arasında bir bağ kurarak eğitim-öğretim ve araştırmaları desteklemektedirler. Bunun yanı sıra söz konusu müzeler üniversitenin bulunduğu bölge halkının da eğitimine ve gelişimine katkıda bulunan bir bilim ve kültür kurumlarıdır. Ülkemizde 2020 yılı itibariyle 229 adet üniversite müzesi tanımlanmıştır. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ Müzesi), Ege Üniversitesi (Tabiat Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi ve Tabiat Tarihi Müzesi) bilimsel koleksiyona sahip üniversitelerdendir. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (Resim ve Heykel Müzesi), Sabancı Üniversitesi (Sakıp Sabancı Müzesi), Anadolu Üniversitesi (Çağdaş Sanatlar Müzesi) ise sanat koleksiyonuna sahip üniversitelerdendir.

Askerî Müzeler

Koleksiyonlarının içerikleri bakımından tarih müzeleri içinde oluşan Askerî müzeler, özellikle I. Dünya Savaşı’ndan sonra yapılaşmış ve genellikle devlete bağlı ilgili ülkenin askerî otoritelerinin kontrolünde kurulmuşlardır. Bağlı bulundukları komutanlıkça denetlenen ve Milli Savunma Bakanlığından destek alan müzelerdir. Örneğin İngiltere’de doğrudan veya dolaylı olarak Savunma Bakanlığı himayesinde yaklaşık 200 kadar silahlı kuvvetler müzesi bulunmaktadır. Yine, 18 Temmuz 1975 tarihinde kurulan Atina Savaş Müzesi de Yunanistan Silahlı Kuvvetlerine bağlı müzelerdendir. Ülkemizdeki askerî müzeler genellikle Genel Kurmay Başkanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlıdır. Harita Genel Komutanlığına bağlı Ankara Haritacılık Müzesi, Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı Çanakkale Boğaz Komutanlığı Müzesi ve Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Daire Başkanlığına bağlı olan İstanbul Askerî Müze örnekler arasında sayılabilir.

Bağımsız ya da Özel Müzeler

Kültürel mirasın toplayıcısı, koruyucusu ve geliştiricisi olarak toplumsal sorunları çözmek için tasarlanmış birçok özel müze koleksiyonculuk faaliyetlerinin kurumsallaşması sonucu ortaya çıkmıştır. Bu müzelerde koleksiyonlarının yönetimi özel kişilere bağlıdır. Ancak özel olmalarına rağmen kuruluşlarını onaylayan devlet tarafından denetlenir ve aynı zamanda devlet tarafından da desteklenebilir. Günümüzde küreselleşme demokratikleşme süreçleri nedeniyle kültürel mirasın korunması isteğiyle neredeyse tüm dünyada müzeler kurulmakta bu durum da yeni müzelerin ve müze tipinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Vakıf Müzeleri

Kültür varlıklarını koruma amacıyla kurulmuş bu müzelerin koleksiyonlarının yönetimi vakıflara bağlıdır. Türkiye’deki vakıf müzelerindeki eski eserlerin korunması ve değerlendirilmesi Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapılmaktadır. Vakıflar Genel Müdürlüğünün müzecilik çalışmaları oldukça eski tarihlere dayanmaktadır. 1846 yılında İstanbul’da silah deposu olarak kullanılan Aya İrini Kilisesi’ne eski eserler getirilerek ilk Türk müzesinin oluşumunun gerçekleştiği bilgisine daha önceki bölümlerde değinilmişti.

Koleksiyonlarını Sergiledikleri Mekânlara Göre Müzeler

Eserlerinin genellikle açık havada sergilendiği açık hava müzeleri, kaybolmaya yüz tutmuş olan kültürel maddi değerlerin yaşatılması, uluslararasındaki kültürel değerlerin farklılıklarının karşılaştırılmasına ve çok kültürlülüğün bir zenginlik olarak kabul edilmesine imkân sağlamaktadır.

Açık Hava Müzeleri

Popüler ve dünya çapında bilinen kırsal açık hava müzeleri arasında Stockholm’deki Skansen (1891’de açıldı), Oslo yakınlarındaki Norsk Folkmuseum (1881’de açıldı) ve Tokyo’daki Edo Tokyo Açık Hava Mimari Müzesi yer almaktadır. Açık hava müzelerinin kökenleri 19. yüzyıla kadar uzanır ve ilk zamanlardan beri halk kültürünü yakalama, koruma ve sunma çabalarıyla yakından bağlantılıdır. En erken örnek 1882’de Norveç’in Oslo kentinde yazlık kraliyet konutunda halka açıldı Kral II. Oscar’ın koleksiyonları olduğu kabul edilmektedir.

Anıt Müzeler

Tarih içinde insan eliyle yapılmış, mimarisi, yapılı olduğu çevrede boyutları ve tarihî geçmişiyle nadir olma özelliği taşıyan veya bir kentin sembolü hâline gelmiş bazı yapılar da müze olarak değerlendirilir. Örneğin, Paris kentinin sembolü hâline gelmiş, dünyada tek olma özelliğine sahip olan Eyfel Kulesi.

Müze Evler

Mimarisi, tarihi ve içindeki değerler nedeniyle korunması gereken evler veya konaklar da birer Müze Ev olarak değerlendirilir. Bir Müze Ev, içinde orijinal kullanımına uygun mobilyaları ile birlikte tarihî bir evden veya önemli kişilerin doğdukları, yaşadıkları evlerden dönüştürülmüş olabilirler. Örneğin Selanik Aya Dimitriya mahallesindeki Atatürk’ün doğduğu ev.

Hizmet Alanlarına Göre Müzeler

Hizmet alanlarına göre müzeler; büyük bir merkezden uzakta bulunan, tamamen coğrafik, bölgesel ya da yöresel konularla ilgili Bölge Müzeleri ; 19. yüzyılda gelişmiş olan ve çoğu zaman bağımsız olmayan bir kısmı etnografya müzeleri ile birleşmiş olan Halk Müzeleri ; amacı yerel ekonomik gelişme, yerel aitlik duygusunu geliştirme ve yerel kimliği korumak olan Ekomüzeler olmak üzere üçe ayrılır.

Diğer Müzeler

Son yüzyılda dünyada ve Türkiye’de gelişen ve/veya sınıflandırılmış müze türleri arasında yer almayan “Uzmanlık Müzeleri”, “Sanal Müzeler” ve “Çocuk Müzesi” gibi türler burada “Diğer Müzeler” başlığı altında ele alınmıştır.

Uzmanlık Müzeleri

Ele aldığı konuyu belli bir bilim dalı/uzmanlık alanı açısından inceleyen müzelerdir. Kâğıt Müzesi, Kukla Müzesi, Şarap Müzesi, Guguklu Saat Müzesi, Oyuncak Müzesi, Organik Tarım Müzesi, Müzik Müzesi, Spor Müzesi, Pul Müzesi, İşkence Müzesi gibi müzeler bu tür müzeler arasındadır. Bu tür müzeler Türkiye’de de son yıllarda artmaya başlamıştır. Örneğin Eskişehir İmren Erşen Oya Müzesi bunlardan biridir.

Sanal Müzeler

Sanal müze, geleneksel müze kavramının multimedya bilgisayar ve internetin iletişim teknolojisi ile birleşiminin sonucu ortaya çıkmıştır. Sanal müze fikri ilk olarak 1947’de André Malraux tarafından ortaya atılmıştır. André Malraux’un hayali müzesinin bir müze gibi duvarları, konumu veya mekansal sınırları yoktur. İçeriğe ve nesneleri çevreleyen bilgilere gezegenin her yerinden erişilebilir olması söz konusudur. 1970’lerde müzelerin envanterlerini bilgisayara aktarmak için müzeografik veri bankaları projeleri geliştirmesi daha sonra 1980’lerde 1990’ların multimedya internetinin öncüsü olan Videotex’i mikrofilmi izleyicileriyle birlikte kullanarak sanallaştırması ve ardından ilk video disklerle (CD-Rom’un öncüleri) görüntünün kullanımının ortaya çıkması ve sesli yorumlar “sanal müze” kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Çocuk Müzesi

Çocuk müzeleri, diğer geleneksel müzeler gibi kültürel değerleri belgeleyen ve sergileyen, eğitim faaliyetleri içeren kurumlardır. Bu müzeler, çocukların gelişimine, yaparak ve yaşayarak öğrenmelerine öncelik verir. Bu müzeler, çocukların oyun yoluyla öğrenebileceği gerçeğine dayanmaktadır. Çocukları aktif öğrenmeye yönlendiren, soru sormaya, cevap aramaya ve problem çözmeye teşvik eden merkezlerdir. Çocukların zihinsel, fiziksel, duyuşsal ve sosyal gelişimlerinin sağlanmasına yönelik çocuk müzeleri, çocukların sanata, bilime ve teknolojiye ilgi duymalarını sağlamayı amaçlayan ve gelişme becerilerini artıran önemli eğitim mekanlarıdır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında