AÖF Soru Bankası

Türkiye'nin Somut Olmayan Kültürel MirasıÜnite 5 Özeti

Doğa ve Evrenle İlgili Bilgi ve Uygulamalar

KMT103U-TÜRKİYE’NİN SOMUT OLMAYAN KÜLTÜREL MİRASI

Ünite 5: Doğa ve Evrenle İlgili Bilgi ve Uygulamalar

Giriş

Doğa ve evrenle ilgili bilgi ve uygulamalar, hayatın her alanında karşımıza çıkabilecek ve gündelik hayatın parçası olan gelenekleri ve inançları kapsamaktadır. Halk inançları, halk hekimliği, halk baytarlığı, halk takvimi ve meteorolojisi, halk biyolojisi, halk botaniği, halk matematiği, halk mimarisi, halk ekonomisi, halk taşımacılığı, haberleşme teknikleri, tarım ve hayvancılık, halk mutfağı gibi alt başlıklar doğa ve evrenle ilgili bilgi ve uygulamalar kapsamında değerlendirilebilecek konulardandır. Doğa ve Evrenle İlgili Bilgi ve Uygulamalar ayrıca Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi’nin tanımladığı ve belirlediği beş alandan biridir.

Somut Olmayan Kültürel Miras ve Halk İnanışları

Halk inanışı; tabiatüstü, insanüstü bir gücün, varlığın, varlıkların mevcudiyetine, bunlarla ilgili görev ve kaçınmaların bulunduğuna, bunlara riayet edildiğinde yarar sağlanabileceğine, ihlal veya ihmal edildiğinde zarar görüleceğine inanmadır. Böyle bir gücün veya varlıkların gerçekten var olup olmaması, mantıklı veya ispatlanabilir olması önemsenmez. Önemli olan, kişinin bu inancı kültürünün bir ögesi olarak görmesi ve bunun kişiye, topluma verdiği mutluluktur (Eroğlu 2020: 21, 22). Halk inanışları topluma aidiyet ve kimlik kazandıran önemli ritüelleri, sözlü kültür ürünlerini, el sanatlarını, kutlamaları ve birçok alanda karşılaşılan uygulamaları kapsar.

Halk inanışı bir toplumun dünyanın yaratılışı ve sonu, yıldızlar, güneş, ay, Hızır, nazar, al karısı (al basması) gibi konular hakkında en eski inançlardan beslenerek oluşturduğu toplumsal belleğidir. İnsanların evreni algılayış biçimi, günlük hayatta karşılaştıkları sorunları anlamlandırma, bireysel ve toplumsal ümit, beklenti, kaygı ve korkuları, yaptıkları eylemleri meşrulaştırma, kutsallarını belirleme halk inanışlarının ortaya çıkmasında ve şekillenmesinde etkilidir (Eroğlu 2020: 31).

Nazar ve Nazar Boncuğu

Halk inanışları kapsamında değerlendirilen ve Türkiye’nin ulusal envanter listesinde yer alan konulardan biri de nazar ve nazar boncuğu inanışıdır. Nazar aynı zamanda halk hekimliği kapsamında da değerlendirilebilir. Nazar, bakış anlamında Arapça kökenli bir kelimedir. Boratav’a göre nazar, bazı insanların bakışlarındaki zararlı bir gücün bir kişide, hayvanda veya nesnede hastalık, ölüm, sakatlanma ya da kırılma gibi olumsuz bir etki meydana getirmesidir (Boratav 2015: 119).

Yağmur Duası

Halk inanışlarında, araştırmacıların sınıflamalarda da bahsettiği gibi, insanlar veya hayvanlarla ilgili inanışların yanı sıra doğayla ve evrenle ilgili inanışlardan söz edilebilir. Bunlardan biri de yağmur duasıdır. Yağmur duası, Türkiye’nin ulusal envanter listesinde inanışlara bağlı gelenek ve uygulamalar başlığı altında yer alır.

Yağmur duası halk inanışlarında önemli bir yeri olan ve mevsimlerle, iklim hareketleriyle bağlantıları olan bir ritüeldir. Boratav’a göre ülkemizde en sık rastlananı; mevsimi gelip de düşmesi geciken yağmurları sağlamak ve böylece kuraklığı, kıtlığı önlemek için girişilen işlemlerde görülür.

Halk Hekimliği ve Botaniği Uygulamalarının Kültürel Miras Olarak Aktarımı

Halk hekimliği doğa ve evrenle ilgili bilgi ve uygulamalar başlığı altında değerlendirilen ve halkın en eski tedavi yöntemlerini, bitkileri, ocakları, şifalı suları, değerli madenlerle yapılan uygulamaları, dinsel büyüsel tedavi yöntemlerini kapsayan pratiklerin tamamıdır. Pertev Naili Boratav, halk hekimliğini halkın olanakları bulunmadığı için ya da başka sebeplerle doktora gidemeyince veya gitmek istemeyince, hastalıklarını tanılama ve sağaltma amacı ile başvurduğu yöntem ve işlemlerin tümü olarak tanımlar (Boratav 2015: 139). Ayrıca halk sağaltıcılığı, halk tababeti, halk tıbbı gibi farklı adlandırmalar da halk hekimliği için kullanılmaktadır.

Salahaddin Bekki, Türklerin değişik devir ve coğrafyalarda kendine has yerleşik, yarı göçebe, göçebe ve tekrar yerleşik hayat tarzlarını yaşamış olmalarının halk hekimliği uygulamalarını çeşitlendirdiğinden söz eder (2017: 198). Bu çeşitlenme halk hekimliği sınıflandırmalarında da farklılıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu tedavi yöntemlerinin genel olarak üç başlık altında şekillendiğini söylemek mümkündür. Birincisi telkin tedavi (ırvasa) yöntemi olarak adlandırılan ve içinde sihirsel ve dinsel tedavi yöntemlerini barındıran uygulamalardır. İkincisi ise mekanik (parpılama) tedavilerdir. Bu tedavi yönteminde dağlama, kırık çıkık gibi mekânik tedaviler bulunmaktadır. Üçüncüsü ise ilaçla tedavi yöntemidir. Bu yöntemde bitkisel, hayvansal, madensel ya da suyla tedavi yöntemleri kullanılmaktadır (Şar 1992: 241-248; Bekki 2017: 198; Acıpayamlı 1989: 2).

Halk Botaniği

Ulusal envanter listesinde yer alan “bitkisel şifa ürünleri yapımcılığı ve gelenekleri” de halk hekimliği kapsamında değerlendirilen halk botaniği içinde yer almaktadır. Yenmesi mümkün olan bitkilerin kök, gövde, dal ve yapraklarının doğrudan yenilmesi; bunların kaynatılarak çıkan suyun içilmesi veya o bitkilerden hazırlanan merhemlerin ağrıyan yerlere sürülmesi/sarılması söz konusudur. Kişilerin yaşadığı coğrafya, iklim ve bitki örtüsüne bağlı olarak belli bitkilerden elde edilen ilaçlar birtakım ocaklı kimselerin kullanımıyla sınırlı kalmıştır. Ancak adaçayı, afyon, ahududu, arpa, ayı üzümü, ayva, buğday, gül, ısırgan otu, kekik, ölmez çiçeği (altın otu, mantuvar), sarımsak, soğan, sumak, susam, yılanyastığı, zencefil, zeytin, zeytinyağı gibi bitkilerden yapılan ilaçlar ise yaygınlaşmıştır. Buğday, arpa, mercimek, fiğ, yonca, burçak gibi ziraat ürünlerinden yararlanılarak yapılan ilaçlar ise tarım kültürü ve halk botaniği arasındaki ilişkiyi gösterir (Bekki 2017: 206).


Somut Olmayan Kültürel Miras ve Doğa: Halk Takvimi ve Meteorolojisi

Toplulukların yaşam biçimine göre zamanı algılama ve zamanı yaşama şekilleri değişmektedir. İklim ve coğrafyanın da etkili olduğu halk takvimi, doğayla uyumludur ve topluluğun temel geçim kaynağı ile doğrudan ilişkilidir. Dolayısıyla takvimin tanımı da topluluğun bilgi birikimi ve görüşüne dayanır. Gürbüz Erginer takvimi, toplulukların doğal toplumsal olaylar ve kurumlar aracılığıyla zamanı parçalayarak daha kolay anlaşılır bir duruma sokmak amacıyla oluşturdukları sistemli bir dizge olarak tanımlamaktadır (1984: 10). Halk takvimi ise herhangi bir yöre insanının, temelde kültürel bir miras olarak edindiği; doğal olgularla, toplumsal kurumlar ve olgular arasındaki uzun süreli deneyimlere dayalı ilişkinin kurulduğu dinsel, tarihsel, törensel, eğitsel, inançsal, hukuksal, tarımsal, siyasal, ekonomik bağın anımsama ve anımsatma görevini üstlenmiş olan zaman-hayat ikilisinin sistemli bir dizgesidir (Erginer 1984: 22).

Yılın mevsim odaklı ayrılması mevsimlik bayramları ortaya çıkarmıştır. Mevsimlik bayramlardan Hıdırellez, Nevruz, Mayıs Yedisi gibi bayramlar, yılın belli bir tarihînde kutlanırken; ekip biçme yani hasat odaklı olanları ise bölgelere göre değişik tarihlerde kutlanabilir. İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsilî Listesi’nde Nevruz ve Bahar Bayramı Hıdırellez isimleriyle kayıtlı olan iki unsur, takvimle ve mevsimlik bayramlarla ilişkili miras unsurlarıdır. Her iki unsurda Türkiye’nin de aralarında bulunduğu ülkeler adına kayıtlı ortak dosyalardır.

Takvime Bağlı Kutlama ve Geleneklerden Örnekler

Ulusal Liste’de yukarıda örnekleri sunulan Takvime Bağlı İnanış, Kutlama ve Gelenekler kapsamında; Nevruz ve Hıdırellez, Mayıs Yedisi, Çoban Bayramları, Halk Meteorolojisi konularına aşağıda yer verilmiştir.

Nevruz ve Hıdırellez 22 Mart, (eski martın dokuzu) birçok kültürün halk takviminde yılbaşı sayılmaktadır. Bu tarih, tarım ve hayvancılıkla uğraşan toplulukların tarım ve hayvancılık faaliyetlerine başladıkları tarihtir. Bu nedenle baharın gelişi ve doğanın yeniden canlanmaya başladığı Nevruz’a ilişkin yenilenme, tazelenme, bolluk ve bereket inancıyla birçok uygulama gerçekleştirilmektedir. Üçüncü bölümde ayrıntılı değinilen Hıdırellez de benzer şekilde, Hızır ve İlyas’ın bir araya geldiklerine inanılan 6 Mayıs tarihînde kutlanan Ederlezi, Kakava, Haftamal, Eğrilce, Eğrice gibi isimlerle de bilinen bir bahar bayramıdır. Hıdırellez’de de bolluk ve berekete ilişkin birtakım uygulamalar yapılmaktadır. Her iki bayram da doğrudan toplulukların doğa ile olan ilişkisi bağlamında bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir.

Mayıs Yedisi Hıdırellez’e benzer bir şekilde “Mayıs Yedisi” (Su Bayramı, Deniz Bayramı) de her yıl mayıs ayının yirmisinde (Rumi takvime göre Mayıs’ın yedisine denk gelir) Doğu Karadeniz kıyısında kutlanan bir bahar bayramıdır. Doğanın yenilenmesi ve canlanması dolayısıyla kutlanan bu bayramda da yine bereket ve bolluk

getirmesi için ya da kötülüklerden ve hastalıklardan kurtulma amacıyla birtakım uygulamalar yapılır.

Çoban Bayramları: Koç Katımı, Saya, Döl Dökümü, Yünüm-Koyun Yüzdürme Halk takviminde kış günlerinin başladığı Kasım günlerinin başlangıcında Koç Katımı Şenlikleri yapılır. Yaz boyunca koyunlardan ayrı tutulan ve beslenip bakılan koçlar, çoban tarafından özel boyalarla ve kendine özgü desenlerle boyanır ve davullu zurnalı şenliklerle koyun sürüsüne katılır. Koç Katımı, kapsadığı birtakım töreler, inanışlar ve büyülük işlemlerle de ayrı bir önem taşımaktadır.

Halk Meteorolojisi Halk meteorolojisi, halkın takvime, gökyüzü hareketlerine ve doğaya ilişkin geleneksel bilgisini kullanarak hava tahmini yapmasıdır. Meteorolojiye ilişkin bilimsel yöntemlerin olmadığı zamanlarda hava durumunun geleneksel yöntemlerle tahmin edilmesi, özellikle tarım ve hayvancılık faaliyetleri için hayati önem taşımaktadır.

Gökyüzü Hareketlerine Göre Hava Tahminleri Güneşin bulutların arasında geç yükselmesi havanın iyi olacağı; güneşin batış yeri kızıl olursa ertesi gün havanın iyi olacağı; havanın gece yıldızlı olursa havanın iyi olacağı; öğle vakti bulut görülürse gece yağmur yağacağı; gökkuşağı ayın etrafında görülürse lodos olacağı ve yağmur yağacağı tahmin edilir.

Hayvan, Bitki veya İnsan Hareketlerine Göre Hava Tahminleri Horoz geceleyin öterse havanın açık olacağı; arılar kovandan uzaklaşırsa yağmur yağacağı; lüfer balığı çok çıkarsa kışın şiddetli geçeceği; koçlar sıçrayıp birbirlerine tos vurursa havanın iyi olacağı; bit çoğalırsa kışın hafif geçeceği; dut çok olursa kışın karlı geçeceği; ayva çok olursa kışın çok olacağı; sarmaşık çiçekleri koparsa yağmur yağacağı; romatizmalı bir kişinin ayakları ağrırsa havanın bozacağı; kişinin sağ kulağı sızlarsa havanın sisli, sol kulağı sızlarsa don olacağı tahmin edilir (Artun 2010: 208-210).

Somut ve Somut Olmayan Mirasın Birlikteliği: Halk Mimarisi

Halk mimarisi, halkın barınma ihtiyacını karşılayan konutları; ritüeller, festival ve kutlamaların gerçekleştirildiği toplanma alanlarını; halk tiyatrosu, âşıklık geleneği, masal anlatıcılığı gibi gösteri sanatları unsurlarının icra edildiği mekânları; tarım ve hayvancılık için kullanılan üretim ve barınak amaçlı yapıları; kentteki sosyal ve kültürel toplanma alanlarını; yiyecek ve içecek depolama yapılarını, türbeler, çeşmeler gibi yapıları ve bu yapıların üretim süreçleri ile etrafında şekillenen kültürel ifadeleri kapsar. Halk mimarisi bu özelliği ile somut ve somut olmayan kültürel mirasın bir arada olduğu mekânlardır. 1972 yılında imzalanan Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunmasına Dair Sözleşme daha çok somut miras alanları olarak ifade edilen tarihî yapıları, doğal sit alanlarını korumaktadır. Bununla birlikte somut mirasın somut olmayanla birlikte korunması kültürün bütüncül bir şekilde aktarımını sağlamaktadır. Örneğin;


köy konakları ya da köy odalarında icra edilen ritüellerin, toplanmaların sürdürülebilmesi için bu mimari yapının da korunması gerekmektedir. Halk mimarisi toplumun bir araya gelmesi, eğlence, komşuluk, aile ve akrabalık ilişkileri gibi sosyal işlevleri olan kültürel mekânlardan oluşur. Rahat ve kolay temin edilebilir malzemelerin kullanıldığı halk mimarisinde yapının sahibi veya ona en yakın olan yapı ustası, üretimi gerçekleştirir. Bu yüzden yalın ve sade bir biçimde kullanılan malzemeler halk mimarisi ürünlerinde kolaylıkla fark edilebilir (Baran 2006:42).

Köy Odası-Konağı Geleneği Köy odası-konağı geleneği kültür ve mekân ilişkisine örnek olabilecek niteliktedir. Köy odaları Anadolu’nun birçok bölgesinde azalarak da olsa hâlâ varlığını sürdüren meskenlerdir ve yaran, delikanlı teşkilatı, adam ve köy odaları olarak da adlandırılmaktadır. Tarihsel süreç içerisinde, söz konusu odalar özellikle Anadolu kırsalında kültürel anlamda önemli görevleri yerine getirmiştir. Kültüre ait birtakım fonksiyonların icra edildiği bu tür meskenlerde toplantı, eğlence ve dinî ritüellerin sosyal dayanışmayı beslediği ve önemli bir kamusal mekân hâline geldiği söylenebilir.

Değirmen Kültürü Ulusal envanter listesinde yer alan unsurlardan “değirmen kültürü” de çeşitli geleneklerin ve ritüellerin parçasıdır. Anadolu kültüründe değirmende un öğütmek, önemli bir geçiş dönemi olan düğünlerin törensel safhalarından birini de oluşturmuştur.

Somut Olmayan Kültürel Miras ve Tarım, Hayvancılık

Tarım ve hayvancılık, özellikle geleneksel toplulukların geçimlerini sağlamak için hayata geçirdiği faaliyetler ve bu faaliyetler etrafında oluşan geleneksel bilgiye dayanır. Bu bilgilerin geleneksellikleri özellikle günümüzde tarım ve hayvancılığa dair üretimin daha modern ve gelişmiş yöntemlerle yapılmasıyla ön plana çıkar. Çünkü günümüzde makineli tarıma geçilmesi, üretimin fabrikalarda yapılıyor olması, modern yaşamın getirdiği yeni üretim-tüketim ve yeme-içme alışkanlıkları, toplulukların kendi deneyim ve tecrübelerine, doğanın döngüsüne, gökyüzü hareketlerine ve inançlarına göre ürettikleri, öğrendikleri ve aktardıkları tarım ve hayvancılık bilgisinin “geleneksel bilgi” olarak tanımlanması sonucunu doğurmuştur.

İpek Böcekçiliği ve Dokuma İçin İpeğin Geleneksel Üretimi İpek böcekçiliği kültürü, ipek böceğinin tek besin maddesi olan dutun yetiştirilmesi, ipek böceği kelebeği yumurtasından çıkan larvaların dut yapraklarıyla beslenerek büyütülmesi, büyüyen böceklerin koza örmesi, kozalardan ipek ipinin elde edilmesi ve bu iplerle dokumalar yapılmasına kadar geçen süreçteki tüm uygulamaları ve geleneksel bilgiyi içerir.

Zeytin ve Zeytinyağı Kültürü “Zeytin ve Zeytinyağı Kültürü” adlı miras unsuru, sadece zeytin bitkisinin yetiştirilmesi, toplanması ve bir bitkiden gelir elde edilmesi gibi tarım temelli bir ekonomik faaliyetle sınırlı değildir.

Bitkinin bir ürüne dönüşmesi sürecindeki pratikleri ve gelenekleri, bu pratik ve geleneklerin de toplulukların paylaşım ve aktarım süreçleriyle olan ilişkisini kapsamaktadır. Zeytin toplama işi, imece usulü ile yapılan bir faaliyettir.

Yaylacılık Geleneği Yaylacılık Geleneği, geçimlerini hayvancılıkla sağlayan toplulukların yılın belli dönemlerinde, hayvanlarına taze ot temin etmek ve aynı zamanda süt, peynir, yağ gibi hayvansal üretimlerini yapmak amacıyla bulundukları yerden daha yüksekteki yaylalara çıkma, konaklama ve geri dönüş süreçleri ve bunların etrafında oluşan gelenekleri kapsar (Karabaşa 2014: 161). Yaylacılık geleneği de sadece hayvancılık odaklı ekonomik bir faaliyet değildir. Yaylaya göç hazırlıklarından göçe, yaylada yürütülen tarım ve hayvancılık faaliyetlerinden yayladan dönüşe kadar tüm süreçler ortak kararların alındığı, imece usulünün ön plana çıktığı süreçlerdir.

Üretimden Sofraya Halk Mutfağı

Mutfak kültürü, beslenme ihtiyacının çok daha ötesinde bir besin maddesinin yetiştirilmesini, hasadını, saklanmasını, pişirilmesini, bir yiyecek ya da içeceğin ikram biçimlerini, sofra adabını, mutfakta ve sofrada kullanılan kap, kacak ve malzemeleri, yemeğin yenildiği mekânı kısaca yemekle ilgili tüm pratik ve gelenekleri kapsar. Mutfak kültürü, gerek etrafında oluşan gelenekler, sanatlar ve ritüeller, gerekse doğa ve çevreyi deneyimlerle kültürel mekâna dönüştürme bakımından etkin yeri önemli bir somut olmayan kültürel miras alanıdır (Oğuz 2013: 9). Bu noktadan hareketle mutfak kültürü ya da yemek kültürünün, Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi’nde Doğa ve Evrenle İlgili Bilgi ve Uygulamalar başlığı altında değerlendirilse de diğer başlıklarla da ilişkili olduğu söylenebilir. Diğer bir deyişle mutfak kültürü kullanılan malzemelerin nasıl yetiştirileceğini kapsayan geleneksel tarım ve hayvancılık bilgisiyle, yemeklerin bir bayram ya da kutlama ile olan ilişkisi dolayısıyla toplumsal uygulamalar ve ritüellerle, şifa vereceğine inanılan yiyecek ve içecekler dolayısıyla halk hekimliği ile; mutfak kültürü etrafında üretilen sözlü kültür ürünleri dolayısıyla da sözlü anlatımlarla ilişkilidir.

Tören Keşkeği Geleneği Tören Keşkeği Geleneği, 2011 yılında UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsilî Listesi’ne alınmıştır. Unsurun UNESCO’ya sunulmak üzere hazırlanan dosyasında Toplumsal Uygulamalar, Ritüeller ve Şölenler ile Doğa ve Evrenle İlgili Bilgi ve Uygulamalar başlıklarıyla ilişkili olduğu görülmektedir. Kadın ve erkek gruplarının toplu olarak iş paylaşımı ve katılımıyla büyük kazanlarda buğday ve etin birlikte pişirilmesiyle yapılan tören yemeğine keşkek, bu yemeğin etrafında gerçekleşen ritüellere de Tören Keşkeği Geleneği adı verilmektedir. Keşkek geleneği, toplumsal katılımın yüksek olduğu törenlerde ortak iş gücü ve paylaşıma dayalı olarak gerçekleştirilen dayanışmacı bir sosyal pratiktir.


Aşure Geleneği Aşure Geleneği, Somut Olmayan Kültürel Miras Ulusal Envanter Listesi’ne kayıtlıdır. Buğday, fasulye, nohut, kayısı, incir gibi bakliyat ve yemişlerin birlikte kaynatılması ile hazırlanan yiyeceğe “aşure”; bu yiyeceğin hicri takvime göre Muharrem ayında pişirilmesi ve dağıtılması etrafında oluşan uygulamalara ise “aşure geleneği” adı verilir.

Pekmez ve Şıra Yapımı Somut olmayan kültürel miras listelerine bakıldığında; tek bir yemek ve o yemek etrafında oluşan geleneklere odaklanan unsurların yanında yemeklerin pişirme usul ve geleneklerine, kiler ve ambar yani yiyecek ve içecekleri saklama yöntemlerine odaklanan unsurların da kayıtlı olduğu görülmektedir.

Geçiş Dönemleri ve Yemek Kültürü

İnsan hayatının sürdürülmesinde son derece önemli olan yemek, bu işlevselliğinin yanında başından sonuna kadar yaşamsal devirlere eşlik etmiş, mutluluğa ve acıya şahit olarak kültürel bir ürüne dönüşmüştür (Metin Basat 2013: 91). Listelere bakıldığında da geçiş dönemleriyle ilişkili özel gün yemeklerinin olduğu görülür. Örneğin; doğum ritüelleri içinde yeri olan Diş Hediği Geleneği, çocuğun ilk dişinin kutlanması amacıyla yapılan bir ritüeldir ve buğday taneleri ve nohut ile hazırlanan yiyeceğe hedik adı verilir. Bu törenin akraba ve komşularla yapılması insanları bir araya getirerek dayanışma ve paylaşım ortamları yaratmakta ve geleneğin yaşatılmasına katkı sağlamaktadır. Yine ölümle ilgili ritüeller içinde önemli bir yeri olan “Ölü Helvası Geleneği”, cenaze günü ve yörelere göre değişmekle birlikte yedi, kırk ve elli ikinci günlerde un helvası yapılması ve dağıtılmasına dayalı bir gelenektir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında