AÖF Soru Bankası

Yönetimde Güncel YaklaşımlarÜnite 1 Özeti

Geçmişten Günümüze Yönetim

İŞL305U-YÖNETİMDE GÜNCEL YAKLAŞIMLAR

Ünite 1: Geçmişten Günümüze Yönetim

Giriş

İnsanların bir araya gelerek oluşturdukları örgütlerin oluşması ile yapılması gereken faaliyetlerin sayısı artmış bu karmaşa yönetim gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Yönetim, tek başına yapılması zor olan hedeflerin bir araya gelerek gerçekleştirilmesini sağlamak için başkaları ile birlikte hareket etme, onları etkileyerek belirlenen amaçları gerçekleştirme faaliyetidir.

Yönetim Kavramı

Sosyal bir varlık olan insan, yaşamı boyunca birtakım amaçları gerçekleştirmek için çeşitli faaliyetler gerçekleştirir. Bu faaliyetler bazen belirlenen amaçları gerçekleştirmek için yeterli olabilirken bazen yeterli olmaz. Bu durumda belirlenen bu amaçların gerçekleştirilmesi diğer insanlar ile birlikte hareket etmeyi gerektirir. Amaçların gerçekleştirilmesi için insanların bir araya gelmesi ve bunun sonucunda ortaya çıkan örgütlerin yönlendirilmesi “yönetim” kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur. İnsanoğlunun varoluşu ile birlikte başlayan yönetim faaliyetleri günümüzde birçok kuram ile çeşitlenmiş ve gelişimini sürdüren dinamik bir sistem olmuştur. Genel tanımı ile bir amaca ulaşmak için mevcut tüm unsurları yönlendirme faaliyeti olarak tanımlanan yönetim, insanların yalnız olarak yapamadıkları ve başarmakta zorluk çektikleri konularda bir araya gelerek başarı elde etme ihtiyacının sonucunda ortaya çıkmıştır. Yönetim ile ilgili yapılan birçok tanım olmakla beraber özetle yönetim, “başkaları aracılığıyla veya başkaları ile birlikte belirlenen amaçlara ulaşmak için iş yapmaktır” şeklinde tanımlanmaktadır.

Klasik Yönetim Yaklaşımları

İnsanoğlunun iş birliği ihtiyacı ile birlikte ortaya çıkan yönetimin bilimsel anlamda ilk ortaya çıkışı “Klasik Yönetim Yaklaşımı” ile olmuştur. Klasik yönetimin temelini iki fikir oluşturur; ilki alışılagelen işlerin yapılmasında insan unsurunun makinelerle daha etkili kullanılabilmesi, ikincisi ise uygun organizasyon yapısının oluşturulmasıdır. Klasik yönetim teorisi adı altında başlıca üç yaklaşım bulunmaktadır. Bu üç yaklaşımın ilki öncülüğünü Frederick Taylor’un yaptığı Bilimsel Yönetim Yaklaşımı, ikincisi öncülüğünü Henry Fayol’un yaptığı Yönetim Süreci Yaklaşımı ve üçüncüsü ise öncülüğünü Max Weber’in yaptığı Bürokrasi Yaklaşımıdır.

Bilimsel Yönetim Yaklaşımı

Bilimsel Yönetim Yaklaşımı, verimliliğin artırılması amacı ile standart iş yönetimleri geliştirmiş, işleri basite indirgeyerek uzmanlaşmayı artırmış, planlamayı işçinin işi olmaktan kurtarıp yönetime vermiştir. Yine zaman etüdü, hareket etüdü, iş ekonomisi, parça başı-teşvikli ücret sistemi, iş standartları, sistematik seçim ve eğitim gibi çalışmaların yaygınlaşmasını sağlamıştır. Bilimsel Yönetim Yaklaşımı yönetim bilimine iki yönden katkıda bulunmuştur. Bunlardan ilki standartlaşma ve iş tasarımı, ikincisi ise fonksiyonel formenlik (ustabaşılık)tir. Ancak

fonksiyonel ustabaşı kavramı daha sonra yönetim süreci yaklaşımının emir ve komuta birliği ilkesine ters düştüğü için uygulama alanı bulamamıştır.

Yönetim Süreci Yaklaşımı

1916 yılında Henri Fayol tarafından yayımlanan “Sanayi ve Genel Faaliyetlerde Yönetim” kitabı Yönetim Süreci Yaklaşımının başlangıcı kabul edilir. Kitap, yöneticilerin uygulaması gereken yönetim faaliyetlerini incelemiş ve bu faaliyetleri kendi içinde işlev, ilke ve kurallara ayırmıştır. Fayol incelemelerinde örgütlerin psikososyal yönünü incelemiştir. Organizasyonu bir bütün olarak ele alan ve iyi bir organizasyon dizaynı ve yönetim ilkelerini araştıran Yönetim Süreci Yaklaşımı, ekonomik etkinlik ve rasyonellik fikrini esas aldığı için Bilimsel Yönetim Yaklaşımının tamamlayıcısı sayılmıştır. Fayol, çalışanların tembel olduğunu ve sürekli işten kaçmanın yöntemlerini aradığını, onlara katı bir disiplin ve ceza sistemi uygulanması gerektiğini öne sürer. Düşünür, insanların sorumluluktan kaçtığını ve yönetilmeyi tercih ettiklerini, sorumluluk almayı seven cesur kişilerin toplumda az sayıda olduğunu ve bu kişilerin yönetim kadrolarında yer almasının şart olduğunu söyler. Yönetim Süreci Yaklaşımında insan sadece üretim yapan bir araç gibi değerlendirilmiştir. Bu nedenle ne insan mutluluğuna ne de yönetim etkinliğine bir katkısı olmadığı için başarılı olamamıştır.

Bürokrasi Yaklaşımı

Klasik yaklaşımların üçüncüsü olan Bürokrasi Yaklaşımı Max Weber tarafından geliştirilmiştir. Bürokrasinin günümüzde kullanılan mecazi anlamı olan ‘’devlet işlerinde kırtasiye işlerini öne sürerek işlemleri zorlaştırma’’ (Türk Dil Kurumu) anlamının aksine bürokrasiyi ideal bir yönetim biçimi ve organizasyon yapısı olarak ele almıştır. Bürokrasi yaklaşımı da diğer Klasik Yönetim Yaklaşımları gibi insan unsuru dışındaki unsurları incelemiştir. Bürokrasi yönetiminde de diğer klasik yaklaşımlarda olduğu gibi örgüt, çevresinden soyutlanmış, kapalı bir sistem olarak ele alınmıştır. Asıl amacın etkin ve verimli olmak olduğu, bütün kuralların bu amacı gerçekleştirmek için oluşturulduğu öne sürülmektedir. Bürokratik yaklaşımda örgüt yapısal ve işlevsel özellikleri ile mekanik bir nitelik arz etmektedir. Çevreyi istikrarlı ve dengeli kabul eden yaklaşım, çevresel değişikliklerin meydana getireceği riski göz ardı etmektedir. Yine örgüt içi çevrenin sosyal ve beşerî yönleri yok sayılarak çalışanların birer insan olduklarının unutulması, örgütsel amaçlara odaklanılarak kişisel amaçların göz ardı edilmesi bu görüşün başarı şansını azaltmıştır.

Klasik Yönetim Yaklaşımına Katkıda Bulunan Diğer Düşünürler

Yukarıda anlatılan bilim adamları dışında Klasik Yönetim Bilimine katkı sağlayan birçok bilim adamı olmuştur. Bu bilim adamları Frank ve Lillian Gilberth, Henry L. Gantt, James Mooney ve Alan Reiley, Luther Guilick ve Lyndall Urwick, Graicunas, Carl Barth, R. C. Davis, Harrington Emerson gibi isimlerden oluşmaktadır.


Klasik Yönetim Yaklaşımına Yapılan Eleştiriler

Klasik Yönetim Yaklaşımları, örgüt yapılarında insana önem vermediği, ikinci plana attığı ve insan isteklerini göz ardı ettiği için eleştirilere maruz kalmıştır. Bu anlayışın örgütü bir makineye dönüştürerek mekanik bir sistem oluşturduğu, insanı da bu makinenin bir parçası haline getirdiği savunulmuştur. Bir diğer eleştiri konusu ise bu yaklaşımlarda formel örgüt yapısının dikkate alınması ve informel örgüt yapısının önemsenmemesi olmuştur. Örgüt yapısı tahlil edilirken insanın belirlenen örgütsel yapıya uyacağı varsayılmıştır. İnsan unsurunun sadece ekonomik değil bireysel bazı ihtiyaçlarının da var olduğu ileri sürülmüştür. Başka bir eleştiride bireylerin bu yaklaşımlara göre inisiyatif kullanma durumlarının söz konusu olmamasıdır.

Neo-Klasik Yönetim Yaklaşımları

Beşerî (insan) ilişkiler yaklaşımı olarak da bilinen neo- klasik yönetim yaklaşımı, motivasyon, liderlik, grup davranışı, kişiler arası ilişkiler, iletişim gibi mikro konular ile başlamış, ardından biçimsel ve biçimsel olmayan örgüt, sosyal ve teknik sistemler arasında etkileşim, birey ve örgüt bütünleşmesi gibi makro konuları inceleyerek olgunlaşmıştır. Klasik teorinin rasyonellik, düzen, etkinlik gibi temel kavramlarına karşılık, neo-klasik yaklaşım insan unsurunun özellikleri, motivasyon, örgütsel davranış, yönetime katılma, iş tatmini gibi kavramları kullanarak ve geliştirerek insan unsurunu öne çıkaran bir yönetim anlayışı başlatmıştır. Beşerî ilişkiler yaklaşımı, önemli ölçüde antropoloji, sosyoloji, psikoloji ve bunların alt dalları olan sosyal psikoloji, endüstri sosyolojisi, endüstri psikolojisi, örgütsel psikoloji disiplinlerine dayanmaktadır. Bu nedenle neo-klasik yaklaşım disiplinler arası bir niteliğe sahiptir.

Neo-Klasik Yönetim Yaklaşımını Destekleyen Araştırmalar

Çeşitli bilim adamları Neo-Klasik Yönetim yaklaşımını destekleyen araştırmalar yapmıştır.

Hawthorne Araştırmaları, Harvard Üniversitesinden Elton Mayo önderliğinde bir grup bilim adamının Western Elektrik Şirketinin Cicero’daki fabrikasında, 1924 yılında başladıkları ancak sonuçlarını 1930’lu yıllarda alabildikleri, davranışsal yaklaşımın başlangıcı kabul edilen önemli bir araştırmadır. Bu araştırmalar klasik teorinin uygulaması olarak başlamış ancak elde edilen sonuçlar yeni bir yaklaşım doğurmuştur. Çalışmalarda ışıklandırma, ısıtma, yorgunluk ve fiziksel yerleşim düzeninin çalışanlar üzerindeki etkileri araştırılmıştır.

Lewin’in yaptığı önderlik araştırmasına göre organizasyonda sürükleyici ve engelleyici olmak üzere birbirine zıt iki güç mevcuttur. Sürükleyici güçler üst yönetimin alt yönetim üzerindeki etkileridir. Engelleyici güçler ise işletmenin daha verimli çalışmasını sınırlayan faktörlerdir. Örgütte ödüllendirmeye ve takdire dayalı bir motivasyon sistemi, yetki devri, katılımcı yönetim gibi faktörler mevcut olursa organizasyonun gelişimini sınırlayan engelleyici faktörler ortadan kalkar. Kısaca bu

araştırma organizasyon kültürü ve yapısının çalışanlar üzerindeki etkilerini ortaya koymaktadır.

W. L. Warner tarafından teknolojik değişim ve yeniliklerin insanlar ve ilişkileri üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla yapılmış önemli bir araştırma olan Yankee City araştırmalarının sonucu olarak modernleşme ve yeniliklere ayak uydurma sürecinde yapılacak değişikliklerin insan davranışları ve tutumları üzerinde etkili olduğunu, özellikle çalışanların statüsünü, sosyal hayattaki itibarını etkileyebilecek değişikliklerin dikkatli ve planlı bir şekilde yapılması gerektiğini ortaya koymuştur.

Harwood imalat işletmesi, pijama üretimi yapan ve sıkça model değişimi yaptığı için işçileri açısından işe geç gelme, devamsızlık ve işten ayrılma gibi olumsuzluklar yaşayan bir işletmedir. İşletme için model değişikliği kaçınılmaz olduğu düşünüldüğünde işçiler üzerindeki bu olumsuz etkileri azaltacak yöntemleri bulabilmek için birtakım deney ve araştırmalar yapılmasına karar verilmiştir.

Tavistock İnsan İlişkileri Enstitüsü tarafından, kömür ocaklarında çalışan işçilerin araç, gereç ve üretim yöntemlerinde meydana gelen değişikliklerden nasıl etkilendiklerini anlamak amacıyla yapılan bir araştırmadır.

Neo-Klasik Yönetim Yaklaşımına Ait Temel Görüşler

Neo-klasik yönetim yaklaşımını destekleyen araştırmalar sonucunda örgütlerde insan unsuru üzerinde yoğunlaşan ilgi ile beraber insanın nasıl davrandığı, insanlar arasındaki motivasyon farklılıkları, grupların özellikleri, yönetici davranışları gibi konular önem kazanmış ve bu kavramlar temelinde çeşitli modeller geliştirilmiştir.

McGregor 1957 yılında yayımlanan kitabında, organizasyondaki yöneticilerin davranışlarını X teorisi ve Y teorisi şeklinde sınıflandıran ve yönetici davranışlarının, yöneticilerin diğer insanları nasıl algıladıklarına ve onları nasıl gördüklerine bağlı olduğunu savunmuştur.

George V. Homans, iş grupları arasında var olan ve biçimsel olmayan güçlü bağlılığın sebeplerini araştırmış ve sosyal bir model geliştirmiştir. Bu yaklaşım, örgütlerin psikolojik bir etkileşimli bir sistemi olduğunu kabul etmiş ve biçimsel olmayan güçlü iş gruplarının da örgüte zararlı olmadığını savunmuştur.

Argyris’e göre insanlar zamanla olgun olmayan insan özelliklerinden olgun insan özelliklerine doğru değişim gösterirler. Düşünüre göre bu özellikler iki uçtur ve insan bu iki uç arasında bir yerdedir.

Likert, insan ve sermaye kaynaklarının uygun yönetimi için örgütsel değişim programları geliştirmiştir. Likert’e göre sermaye kayıpları birtakım yollarla geri kazanılabilirken, insan kaynaklarındaki kayıpların telafisi kolay olmamaktadır. Yani örgütlerin en önemli kaynağı insandır ve yönetimi zordur.

Karar alma yaklaşımı, örgütte alınacak kararların sağlıklı olmasını amaçlar. Geçerli kararların alınabilmesi için


bilimsel bir süreç gereklidir. Bu konuda en önemli görüşler Herbert A. Simon’a aittir

Neo-Klasik Yönetim Yaklaşımına Getirilen Eleştiriler

Bu yaklaşımın en önemli eksiği formel olmayan ve küçük gruplar üzerinde gereğinden fazla yoğunlaşması ve formel grupları göz ardı etmesi olmuştur. Yine kararlara katılma mekanizmasının gerçek dışı uygulanması, demokrasi varmış gibi bir ortam meydana getirmesi, sendikalara karşı olması ve örgütün gerçeklerini sınırlı şekilde açıklaması eleştirilere sebep olan diğer konuları oluşturmuştur.

Modern Yönetim Yaklaşımları

Klasik ve Neo-Klasik Yönetim Yaklaşımlarına yönelik eleştiriler yönetim bilimcileri ve yöneticileri yeni yönetim teknikleri bulmaya ve geliştirmeye yöneltmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Neo-Klasik Yönetim Yaklaşımına eleştirilerin artması Modern Yönetim Yaklaşımlarının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Modern yönetim yaklaşımları örgütü bir sistem olarak ele alan yaklaşımlardır. Modern yönetim yaklaşımlarının temelini Sistem Yaklaşımı ve Durumsallık Yaklaşımı oluşturur.

Sistem Yaklaşımı

Sistem yaklaşımı, bir biyolog olan Von Bertalanffy’nin başlattığı Genel Sistem Teorisinin devamı olarak tanımlanmıştır. Bu teori bir bilimsel disiplin değil, olaylar ve durumlar ile ilgili inceleme yapılmasına yardımcı olan bir düşünce tarzı, yaklaşım veya bakış açısı olarak kabul edilmiştir. Sistem yaklaşımının temelinde örgütü bir sistem olarak kabul etmek vardır. Sistem kavramı fizik biliminden alınmış ve yönetim bilimine uyarlanmaya çalışılmış bir kavramdır. Sistem, birçok alt birim ve alt sistemden oluşan bir bütündür. Bu alt birim ve sistemlerin hem birbirleriyle hem de dış çevre ile ilişkileri mevcuttur. Sistemin özünde sistemi oluşturan alt birim ve sistemlerin kendilerine özgü işleyişlerinin var olmasına rağmen etkinliklerinin birbirlerine bağlı olması esası oluşturmaktadır.

Durumsallık Yaklaşımı

Durumsallık yaklaşımı, modern kuramcılara göre açık sistem yaklaşımı ile eş anlamlı kabul edilmiş ve sistem yaklaşımının tamamlayıcısı olarak görülmüştür. Bazı yazarlar ise bu yaklaşımı koşulsallık ya da koşula bağımlılık şeklinde tanımlayarak farklılığını savunmuştur. Bu yaklaşımın temelinde her zaman her yerde kabul edilebilecek bir örgüt yapısının bulunmayacağı ve örgütün tüm unsurlarının koşullara göre farklılık göstereceği savunulmaktadır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında