AÖF Soru Bankası

İşletme FonksiyonlarıÜnite 7 Özeti

Araştırma Geliştirme Fonksiyonu

İŞL106U-İŞLETME FONKSİYONLARI

Ünite 7: Araştırma Geliştirme Fonksiyonu

Giriş

İşletmeler, günümüzde her zamankinden daha yoğun rekabet koşullarında faaliyet gösteriyorlar. Hayatta kalabilmek için değişen müşteri beklentilerine ve teknolojilere uyum sağlamak, sürekli yeni mal ve hizmetler üretmeye çalışmak ve maliyetleri sürekli azaltmak zorundalar. Rekabette öne geçmenin ötesinde işletmelerin mevcut kârlılıklarını ve pazar paylarını koruyabilmeleri için sürekli kendilerini güncellemeleri, müşteri ihtiyaçlarını karşılamakta kullanılmak üzere yeni bilgi ve beceriler edinmeleri gerekiyor. İşletme içerisinde bu görevi araştırma-geliştirme (ar-ge) fonksiyonu üstlenmektedir. Araştırma-geliştirme fonksiyonu, işletme amaçları doğrultusunda bilimsel metodolojiyi kullanarak işletmenin karşılaştığı problemleri çözmeye çabalar. Yeni mal ve hizmetler üretmek ya da mevcutları iyileştirmek için ihtiyaç duyulan teknolojileri geliştirmek, yeni üretim, pazarlama süreçleri veya organizasyon modelleri tasarlamak bu problemlerin çözümüne örnek olarak verilebilir.

Yenilik, Yaratıcılık ve İç Girişimcilik

Yenilik

Yenilik ya da bir başka deyişle inovasyon, işletmelerin araştırma-geliştirme faaliyetleri sonucunda ulaşmak istedikleri sonuçlardır. İşletmelerin, araştırma-geliştirme faaliyetleri ile katlandıkları tüm çaba ve maliyetlerin nedeni yenilik yaparak daha yeni, uygun maliyetli, üstün performanslı ya da kaliteli mal ve hizmet üretmektir. Böylece, işletmeler daha fazla kar elde edebilecek ve müşteri ihtiyaçlarını daha iyi karşılayabilecektir. McKinsey danışmanlık şirketinin iki bini aşkın yöneticiyle gerçekleştirdiği bir araştırmaya göre yöneticilerin %84’ü yeniliklerin işletme faaliyetlerinin büyütülmesi için önemini kabul ederken yalnızca %6’sı işletmelerinin yenilik performansından memnuniyet duymaktadır.

Yenilikleri gerçekleştirildikleri alanlara göre ürün ve süreç yeniliği olarak sınıflandırabiliriz. Şimdi bu yenilik türlerini yeniliklerin ölçülmesi ve sınıflandırılması konusunda OECD (2018) tarafından yayınlanan kapsamlı bir çalışma olan Oslo Kılavuzuna göre açıklayalım:

Ürün Yeniliği: İşletmenin önceki mal veya hizmetlerinden önemli ölçüde farklı olan ya da çeşitli açılardan mevcut mal veya hizmetlerin geliştirilmesiyle piyasaya sunulan mal veya hizmetlerdir. Bir ürünün (ürün bir mal ya da hizmet olabilir) ürün yeniliği sayılabilmesi için diğer ürünlerden farklı niteliklere sahip özgün bir ürün olması ya da diğer ürünlere göre kalite, verimlilik, dayanıklılık, kullanım kolaylığı vb. açılardan üstün performansa sahip olması gerekir. Örneğin; sürücüsüz araçlar, her geçen gün işlem gücünü ve hafızalarını arttıran kişisel bilgisayarlar ürün yeniliklerine örnek olarak verilebilir. Çok sayıda otelin özellikleri ve fiyatlarını karşılaştırmaya olanak sağlayan uygulamalar, GPS teknolojisi ve akıllı cep telefonu uygulamaları aracılığıyla elektrikli scooterlar ile ulaşım hizmeti sağlanması ise

hizmetler alanındaki ürün yeniliklerine örnek olarak verilebilir.

Süreç Yeniliği: Süreç yeniliği bir ya da daha fazla işletme fonksiyonunda gerçekleştirilen, işletmenin daha önce gerçekleştirdiği iş süreçlerinden çeşitli yönlerden farklılaşan yeni veya iyileştirilmiş iş süreçlerini ifade etmektedir. Süreç yenilikleri, üretim, pazarlama, dağıtım, yönetim ve organizasyon, muhasebe ve finans gibi işletme içerisinde gerçekleştirilen tüm iş süreçlerinde gerçekleştirilebilir. Örneğin, üretim sürecinde gerçekleştirilen bir yeniliğe örnek olarak otomobil üreticisi Volkswagen’in Wolfsburg’daki fabrikasında üretim mühendislerinin çelik parçaları şekillendiren pres makinelerinin çalışırken çıkardığı sesleri kaydetmeye başlamaları örnek olarak verilebilir. Mühendisler, düzgün işleyen bir makinenin nasıl ses çıkarması gerektiğini bilgisayarlar ile kaydettikleri için makinelerin çıkardığı seslerden yola çıkarak bozulmaya başlayan makineleri tespit edebiliyor, böylece makineler bozulmadan ve üretime ara verilmeden önleyici bakımlar gerçekleştirebiliyorlar.

Radikal Yenilik: Radikal yenilik, toplumu, iş yapma biçimlerini hatta kimi zaman dünyayı önemli ölçüde değiştiren, geçmişte aynı amaçla kullanılan mal ve hizmetleri geçersiz kılarak yerine geçen, yeni pazarlar ve ihtiyaçlar oluşturan köklü yenilikleri ifade eder. Örneğin, 18. yüzyılda buhar gücünün üretim süreçlerinde kullanılmasına olanak sağlayan buhar makinesi döneminin radikal bir yeniliğiydi. Endüstri Devrimi’ne zemin hazırlayan buhar makinesi tarihte ilk defa büyük miktarlarda üretimin kısa sürede gerçekleştirilmesini sağladı. 20. yüzyılın başlarında ticari havayollarının faaliyete geçerek ulaşım sürelerini kısaltması, yüzyılın sonlarında internetin birbirine bağlı bir dünya yaratarak tüm iş süreçlerini ve alışkanlıklarımızı değiştirmesi, akıllı cep telefonlarının telefonun ötesine geçen işlevleri radikal yeniliklere örnek olarak verilebilir. 21. yüzyılda ise radikal yeniliklerin nesnelerin interneti, büyük veri uygulamaları ve yapay zekâ alanlarındaki gelişmelerden kaynaklanacağını söyleyebiliriz.

Artımsal Yenilik: Artımsal yenilik, mevcut bir mal, hizmet veya süreci geliştirerek ona farklı özellikler ekleyen, verimliliğini, performansını veya kalitesini arttıran yeniliklerdir. Örneğin; daha az yakıtla daha uzun mesafe kat edebilen otomobiller, yazılımların geliştirilmiş sürümleri ya da daha az enerji harcayan beyaz eşyalar artımsal yeniliklere örnek olarak verilebilir. Artımsal yenilikler, küçük ölçekli iyileştirmeler olsa da sürekli gerçekleştirildiklerinde ürün performansı ve üretim verimliliğinde önemli kazanımlar elde edilebilir. Artımsal yenilikler, genellikle işletmelerin üretim sürecinde biriktirdikleri deneyimler ve ürünleri kullanan tüketicilerin geri bildirimleri sonucu gerçekleştirilir.

Yıkıcı Yenilik: Yıkıcı yenilikler, radikal yenilikler kadar köklü değişimlere neden olmasalar da gerçekleştirildikleri iş kollarında eski iş yapma biçimlerini değiştirir ve


geliştirilen yeni mal ve hizmetler yeni pazarlar meydana getirerek, farklı değer önerileri sunarak mevcut ürünlerin kullanımını sınırlandırırlar. Bu tür yeniliklere yıkıcı yenilik adı verilmesinin nedeni eski ürünlerin pazar dışına itilmesi ya da pazar paylarının önemli derece azalmasıdır.

Yaratıcılık

Yaratıcılık, belirli problemleri çözmek amacıyla hâlihazırda var olan bilgi ve teknolojilerin değişik bir kombinasyonu yapılarak yeni mal, hizmetler ve süreçler oluşturmak için gerçekleştirilen düşünsel bir çabadır. İlk bakışta ilgisiz görülen unsurlar arasında bağlantılar kurarak problemlere özgün çözümler üretmekle ilgilidir. Başka bir deyişle, yaratıcılık aklın yeni fikirler tasarlama potansiyelini ortaya çıkarmaktır.

Yaratıcılık ve yenilik kavramları birbirlerine yakın kavramlar olarak değerlendirilebilir ancak aralarında önemli bir fark bulunmaktadır. Yukarıdaki tanımlarımızda yaratıcılığın düşünsel bir çaba olduğundan söz ettik. Yenilik ise yaratıcı bireyler tarafından geliştirilen fikirlerin uygulamaya geçirilmesi ile ilgilidir. Uygulamadan kasıt, ürün yeniliklerinde ürünün ticarileştirilip piyasaya sürülmesi, süreç yeniliklerinde ise yeni sürecin eski süreçlerin yerine geçerek işletmede uygulanmaya başlanmasıdır. O hâlde, yaratıcılığı yeniliğin ön koşulu olarak değerlendirebiliriz. İşletmenin yenilik performansı, yaratıcı bireylerin geliştirdiği fikirlerin başarıyla uygulanmasına bağlıdır. Yeniliklerin oluşturulma sürecinde çok sayıda yaratıcı fikir geliştirilebilir ancak bu fikirlerin çok azı yeniliğe dönüşür. Mevcut teknolojilerin yetersizliği, maliyetlerin yüksekliği, yöneticilerin tercihleri veya üretim kapasitesi gibi pek çok nedenden ötürü yaratıcı fikirler hayata geçmeye olanak bulamayabilir.

İç Girişimcilik

Girişimcilik, ticari faaliyet sonucu oluşan kar ve zararın girişimciye ait olmak üzere pazarda tespit edilen fırsatları değerlendirmek için üretim faktörlerinin bir araya getirilerek yeni bir işletmenin kurulması olarak tanımlanabilir. Girişimlerin başarılı olabilmesi için girişimcilerin yeni iş fikirleri geliştirebilmesi ya da mevcut işletmelerden daha nitelikli ve kaliteli ürünler pazara sürmesi gerekir. Girişimciler, iş fikirlerinin geliştirilmesinde yaratıcılığa, fikirlerin hayata geçirilmesi ve girişimin kurulması sürecinde ise organizasyon ve liderlik becerilerine ihtiyaç duyarlar. Buna ek olarak girişimciler risk alan, bağımsız çalışma isteği yüksek olan kişilerdir. Bir ülkedeki üretim miktarının artmasını sağladıkları için ülke ekonomilerinin büyümesinde de oldukça kritik rol oynarlar.

İç girişimcilik ise çalışanların hâlihazırda çalıştıkları işletmelerde girişimcilik faaliyetlerini yerine getirmesi olarak tanımlanabilir. Bir başka deyişle, çalışanların yaratıcı fikirlerini kâr getiren işlere dönüştürebilmeleri için çalışanların güçlendirilmesidir. İç girişimciler, yeni ürün ve hizmetler geliştirebilmek, yeni iş fikirlerini hayata

geçirebilmek için çalıştıkları işletmelerin iç girişimciliği desteklemek için ayırdıkları kaynakları kullanırlar. Dolayısıyla, girişimcilik ve iç girişimcilik arasındaki en temel fark, girişimcilerin gerekli kaynakları kendilerinin temin etmesiyken, iç girişimcilerin çalıştıkları işletmenin kaynaklarını işletme için kullanmasıdır.

Söz konusu kaynaklar, finansal kaynaklar olabileceği gibi teknoloji ve makine/ekipman şeklinde de olabilir. Bu nedenle iç girişimciler üretim faktörlerini girişimcilere göre daha zahmetsiz bir şekilde bir araya getirebilirler. Bir diğer önemli fark ise katlanılan riskler ve elde edilen kârlar ile ilgilidir. Girişimcilikte, ticari faaliyetlerden doğan başarısızlık riski girişimciye ait olurken, iç girişimciler başarısızlık söz konusu olduğu zaman riski bireysel olarak üstlenmezler. Aynı zamanda girişimciler, riske katlandıkları ve kendi mülkiyetlerindeki kaynakları kullandıkları için ticari faaliyet sonucu elde edilen kârlara sahip olurlar. İç girişimcilik süreçleri sonucunda elde edilen kârlar ise işletmeye aittir. Bununla birlikte, işletmeler, iç girişimcilik faaliyetlerini özendirmek için başarılı iç girişimcilere kâr payı, maaş artışları ya da terfi verebilirler. Bu konudaki iç girişimcilere sağlanan destekler işletme politikalarına ve ödüllendirme sistemlerine bağlı olarak değişir.

Araştırma-Geliştirme Fonksiyonu, Özellikleri ve Önemi

Araştırma-geliştirme (ar-ge), insanlığın bilgi stokunu artırmak ve mevcut bilginin yeni uygulamalarını tasarlamak için yapılan yaratıcı ve sistematik çalışmalardır. Bir çalışmanın ar-ge çalışması sayılabilmesi için aşağıdaki nitelikleri taşıması beklenir.

• Mevcut bilgi stokunu artıran yeni bulgular üretmeyi amaçlamalıdır. • Sistematik bir şekilde gerçekleştirilmeli, ar-ge süreci ve sonuçları kayıt altına alınmalıdır. • Yeni bilgilerin aktarılabilmesine, transfer edilebilmesine, başka araştırmacıların sonuçları yeniden üretebilmelerine olanak sağlamalıdır. Bilgilerin aktarılabilmesi, başka araştırmacıların yeni bilgiler üretebilmeleri ve problemlerin çözümüne yönelik hangi çabaların sonuçsuz kaldığını öğrenebilmeleri için mevcut bilgi ve deneyimlerden yararlanabilmelerini sağlar.

Örneğin, zemin veya duvarlarda kullandığımız seramik karoları üreten bir işletmenin araştırma geliştirme fonksiyonu, yüzeyinde virüslerin yaşamasına izin vermeyen karoların nasıl üretilebileceği üzerinde çalışmalar yapıyorsa yeni ürünlerin geliştirilmesi amaçlanıyor demektir. Seramik karoların üzerindeki desenlerin tamburlu makineler yerine daha net desenler işleyen dijital baskı makineleri ile gerçekleştirilmesine çalışılması ise araştırma-geliştirme fonksiyonunun süreç yeniliğini amaçladığı anlamına gelir. Seramik karoların pişirildiği fırınların atık ısısının kış aylarında fabrikanın ısıtılmasında nasıl kullanılabileceğinin araştırılması da


süreç yeniliklerine örnek olarak verilebilir. Araştırma- geliştirme fonksiyonu hem yeni ürünlerin gelişmesine katkıda bulunarak hem de üretim süreçlerinin verimliliğini, kalitesini ve kapasitesini artırarak işletmenin rekabet gücünü artırmasını sağlar.

Araştırma-Geliştirme Faaliyetlerinin Türleri

Bu bölümde araştırma-geliştirme faaliyetlerinin türlerine yer vereceğiz. Araştırma-geliştirme faaliyetlerinin türlerini açıklarken tüm dünyada ar-ge ölçümlerini kolaylaştırmak için standart sınıflandırmalar oluşturmayı amaçlayan OECD’nin Frascati Kılavuzunu temel alacağız. Buna göre araştırma-geliştirme faaliyetlerini Temel Araştırma, Uygulamalı Araştırma ve Geliştirme olmak üzere 3 başlık altında inceleyeceğiz:

Temel Araştırma: Görünürde herhangi bir özel uygulaması veya kullanımı bulunmayan ve öncelikle olgu ve gözlemlenebilir gerçeklerin temellerine ait yeni bilgiler edinmek için yürütülen deneysel veya teorik çalışmalardır. Temel araştırmalar belirli bir konudaki mevcut bilgi ve kavrayışların ilerletilmesi, olgular arasında daha önce saptanamayan ilişkilerin tespit edilmesi için çoğunlukla üniversiteler tarafından gerçekleştirilir. Sonuçları bilimsel dergilerde yayınlanan temel araştırmalar kısa vadede ekonomik ve toplumsal faydaya dönüşmez. Belirli konularla ilgili temel araştırmalardan elde edilen bilgi ve deneyimler çoğaldıkça uygulamalı araştırmaların gerçekleştirilebilmesi mümkün olur.

Uygulamalı Araştırma: Öncelikle belirli pratik bir amaç ve hedefe yönelik olan, yeni bilgi elde etmek için gerçekleştirilen araştırmalardır. Temel araştırma bulgularının faydalı kullanım alanlarının bulunması için gerçekleştirilir.

Uygulamaları araştırmalar hem kamuya ait araştırma kuruluşları hem de özel sermayeli işletmeler tarafından gerçekleştirilir. Sonuçları çoğunlukla patentler ile koruma altına alınır. Uygulamalı araştırmalarla temel araştırmalar ile elde edilen bilgilere işlevsellik kazandırılmış olur.

Geliştirme: Araştırma veya deneyimlerden elde edilen mevcut bilgilerden yararlanarak yeni malzemeler, ürünler ve cihazlar üretmeye, yeni süreçler, sistemler ve hizmetler tesis etmeye ya da hâlihazırda üretilmiş veya kurulmuş olanları önemli ölçüde geliştirmeye yönelik sistemli çalışmalardır. Örneğin, belirli kimyasal reaksiyonların çeşitli koşullarda nasıl sonuçlar vereceğinin incelenmesi temel araştırmadır. Bu kimyasal reaksiyonlardan daha hafif ve dayanıklı malzemelerin nasıl üretileceğini araştırmak ise uygulamalı araştırmaya örnek olarak verilebilir. Geliştirme ise laboratuvarlarda olumlu sonuçlanan hafif ve dayanıklı malzeme üretiminin nasıl büyük miktarlarda üretileceği, malzemenin hangi ürünler ve endüstrilerde kullanılacağının araştırılmasıdır. Bir işletmenin tamamen kendi mülkiyetinde ya da ortaklarıyla birlikte yurt dışında yeni tesisler kurması veya var olanları satın alması olarak tanımlanan doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını açıklamaya yönelik teorilerin geliştirilmesine

yönelik çalışmalar temel araştırmalara, ekonomik büyümeyi sağlayacak doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını ülkelerine çekebilmek için gerekli yasal teşviklerin neler olacağının belirlenmesi uygulamalı araştırmalara, bir işletme için doğrudan yabancı sermaye yatırımının ne zaman, hangi ülkeye, hangi ölçekte ve hangi türde (satın alma, ortaklık veya yeni yatırım) yapılacağına yönelik istatistiksel kanıtlara dayalı işlem adımlarının geliştirilmesi ise geliştirmeye örnek olarak verilebilir.

Araştırma-Geliştirme Fonksiyonunun Örgüt Yapısı İçerisindeki Evrimi ve Yönetimi

Araştırma-geliştirme faaliyetlerinin örgüt içerisinde profesyonel, bağımsız bir fonksiyon olarak yer alması 19. yüzyılın sonlarında gerçekleşti. İşletmelere ait ilk ar-ge laboratuvarları Almanya’da 1870’lerde kimya endüstrisinde faaliyet gösteren işletmeler tarafından kuruldu. Almanya’daki işletmeleri İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nde yer alan işletmeler izledi. 20. yüzyıla gelindiğinde ise sanayileşmiş ülkelerde yer alan büyük ölçekli işletmelerin büyük bölümü artık tam zamanlı profesyonel uzmanların çalıştığı ar-ge bölümlerine sahiptir. Araştırma-geliştirme faaliyetlerinin profesyonel uzmanlar tarafından yerine getirilmesinde büyük ölçüde aşağıdaki etkenler rol oynamıştır:

• Teknolojinin bilimsel niteliğinin giderek artması • Sipariş usulü üretim tarzının yerini kitle ve sürekli üretim tarzlarına bırakması • Organizasyon içerisinde iş bölümünün artması

Araştırma geliştirme fonksiyonunun 20. yüzyılda organizasyon içerisindeki evrimini ise 5 adımda inceleyeceğiz:

Birinci Nesil Ar-Ge: Birinci nesil ar-ge, 1950 ile 1960’lı yılların ortalarına kadar hâkim olan ar-ge uygulamalarını yansıtmaktadır. Bu dönem, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından önemli ekonomik büyümeye sahne olan, işletmelerin yüksek talep nedeniyle müşteri tercihlerini çok da dikkate almadan rahatlıkla satış yapabildiği bir dönemdir. Bu dönemde işletmelerin ar-ge uygulamaları tamamen bilimsel buluşlara odaklanmıştır ve ar-ge fonksiyonunun işletmenin diğer fonksiyonları ile iletişimi sınırlı düzeydedir. İşletme yöneticileri ar-ge faaliyetlerini masraf olarak görmektedir. İşletmelere göre ar-ge süreci, bilimsel keşiflerin işletmelerde teknolojik gelişmeye, bu gelişmelerinde pazara sürülecek yeni ürünlerin üretilmesine yol açtığı doğrusal bir süreçtir.

İkinci Nesil Ar-Ge: İkinci nesil ar-ge, 1960’ların ortalarından 1970’li yılların başlangıcına kadar hâkim olan ar-ge uygulamalarını temsil etmektedir. Bu dönem geçmişe göre küresel piyasalarda rekabetin arttığı, işletmelerin satışlarını arttırabilmek için pazarlama çabalarına daha fazla ihtiyaç duyduğu bir dönemdir. Arz edilen mal ve hizmetlere ek olarak müşterilerin kişiselleştirilmiş ürünlere olan talebi de artış göstermiştir. Bu dönemde işletmeler uzun vadeli araştırmalar yerine


kısa vadede talebin nasıl karşılanacağına odaklanmıştır. Ar-ge faaliyetlerinin yönetimi için proje yönetimi uygulamaları benimsenmeye ve ar-ge faaliyetlerine işletme stratejisi yön vermeye başlamıştır. Ar-ge faaliyetlerinin başarısını arttırmak için bu dönemde öncelikle pazarlama fonksiyonu olmak üzere ar-ge fonksiyonunun diğer fonksiyonlar ile iletişimi güçlendirilmeye çalışılmıştır.

Üçüncü Nesil Ar-Ge: Üçüncü nesil ar-ge anlayışı ve uygulamaları, 1970’lerin başı ile 1980’lerin ortalarını kapsamaktadır. Bu dönem dünya ekonomisini olumsuz etkileyen petrol krizlerinin yaşandığı, işletmelerin kaynaklara erişiminin kısıtlanması ile birlikte maliyetleri kontrol etmenin önem kazandığı bir dönemdir. Talebin doygun olduğu enflasyonist bir ortamda faaliyet gösteren işletmeler savurgan ar-ge faaliyetlerinden kaçınmak için ar-ge uygulamalarını gözden geçirmeye başlamıştır. İkinci Nesil ar-ge ile başlayan ar-ge fonksiyonunun diğer fonksiyonlarla olan etkileşimini artırmaya yönelik çabalar bu dönemde de devam etmiştir.

Dördüncü Nesil Ar-Ge: Dördüncü nesil ar-ge anlayışı ve uygulamaları 1980’lerin başı ve 1990’ların ortalarını kapsamaktadır. Bu dönem dünya ekonomisinde yetmişlerin ardından toparlanmaların yaşandığı, başta Japonya olmak üzere Asya’da endüstrileşen ülkelerin dünya ihracatlarındaki paylarını artırmaları ile küresel rekabetin arttığı bir dönemdir. İşletmelerin odak noktası bu dönemde ürüne eşlik eden hizmetler, dağıtım süreçleri ve ürün ile birlikte müşterilere sunulan toplam değer önerisidir.

Beşinci Nesil Ar-Ge: 1990’lı yıllarda başlayan 5. Nesil Ar-ge anlayışı ve uygulamalarının günümüzde de devam ettiği söylenebilir. Küresel rekabetin hiç olmadığı kadar artış gösterdiği, müşteri beklentilerinin hızla değiştiği, ürünlerin çok çabuk eskidiği bu dönemde ar-ge fonksiyonunun yeni ürünleri hızla geliştirebilmek için dünyanın her yerindeki müşteriler ve tedarikçilerin ötesinde rakipler, üniversiteler, araştırma kuruluşları, farklı endüstrilerden benzer teknolojileri kullanan, lojistik ve danışmanlık hizmetleri sağlayan işletmeler ile yakın ilişkiler geliştirmeleri ve deneyim paylaşımında bulunmaları gerekmektedir. Beşinci Nesil ar-ge anlayışında ar-ge fonksiyonunun işletme içerisinde diğer fonksiyonlar ile başlayan yaklaşık 70 yıllık entegrasyon süreci fonksiyonun küresel bilgi havuzlarına bağlanmasıyla günümüzde de devam etmektedir. Bu karmaşık ağ yapısı farklı deneyim ve bilgilerin paylaşılmasına olanak vererek yeni bilgi, uygulama ve süreçlerin hızla geliştirilmesini sağlamaktadır.

Araştırma-Geliştirme Fonksiyonunun Yönetimi

Planlama: Planlama sürecinde ar-ge faaliyetlerine ilişkin aşağıda yer alan kararların alınması gerekmektedir:

• Hangi ar-ge faaliyetleri gerçekleştirilecek? • Ar-ge faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi için ne kadar kaynak ayrılacak?

• Kaynak tahsisine, hangi ar-ge projelerinin destekleneceğine ve hangi projelere öncelik verileceğine nasıl karar verilecek? • Mevcut ürün ve süreçlerin geliştirilmesine mi yoksa tamamen yeni ürün ve süreçlerin geliştirilmesine mi odaklanılacak? • Ar-ge projelerinde kimler görev alacak? • Hangi nitelik ve becerilere sahip uzmanlara ihtiyaç duyuyoruz? İhtiyaç duyacağımız uzmanlar işletmemizde hâlihazırda çalışıyor mu?

Organize Etme: Ar-ge fonksiyonu, işletme içerisindeki tüm fonksiyonlar, işletme dışında ise müşteriler ve tedarikçiler başta olmak üzere araştırma kuruluşları, endüstri uzmanları gibi çok sayıda aktörle iletişim hâlinde olmalıdır. Böylece, yaratıcılığı besleyecek çeşitlilikte fikirler elde edilebilir ve endüstrinin gelecekte teknolojik olarak ne yöne evrileceğine ilişkin daha sağlıklı öngörüler elde edilebilir. Organize etme süreci işlerin, işler ile insanlar arasındaki ilişkilerin tasarlanmasıdır. Her ne kadar ar-ge fonksiyonu formal olarak bir ar-ge yöneticisine sahip olsa da ar-ge sürecinde proje ekiplerinin oluşması çalışanların niteliklerine bağlı olarak çoğunlukla informal olarak gerçekleşir.

Yürütme: Kâğıt üzerinde planlanan ar-ge faaliyetlerinin planlar doğrultusunda uygulamaya geçirilmesini ve gerekli kaynakların proje ekiplerine tahsis edilmesi süreçlerini kapsar. Yürütme aşamasında motivasyon, liderlik ve etkili iletişim sürecin başarısında önemli rol oynar. Kâğıt üzerinde kusursuz tasarlanan planlar ve kurumsal düzenlemeleri yukarıda sözü edilen unsurların yokluğunda hayata geçirmek olanaklı değildir.

Kontrol: İşletme içerisinde her sürecin olduğu gibi ar-ge faaliyetlerinin de belirli bir süre sonunda kontrol edilmesi gerekir. Planlanan sonuçlara ulaşılıp ulaşılamadığının, ulaşılamamışsa buna hangi faktörlerin neden olduğunun analiz edilmesi gerekir. Başarısızlıkların analiz edilmesi işletme çalı şanlarının hatalarından ders alıp deneyim kazanmalarında ve gelecekte başarılı ar-ge projelerinin gerçekleştirilmesinde önemli rol oynar.

Ar-ge faaliyetlerinin kontrolü için başvurulabilecek temel göstergeler şöyle sıralanabilir:

• Belirli bir dönemde gerçekleştirilen ürün, süreç yeniliği ve alınan patentlerin sayısı • Ar-ge harcamalarının işletme cirosuna oranı • Son 5 yılda yeni ürünlerden elde edilen gelirlerin işletme cirosu içindeki oranı • Yeni ürünlerden elde edilen gelirlerin ürünleri geliştirmek için yapılan harcamalara oranı • Yeni süreçler ile edinilen verimlilik artışlarının yeni süreçleri geliştirmek için yapılan harcamalara oranı.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında