1923 yılında Paris ve Londra’da gerçekleştirilen Giriş konferanslar izlemiştir. 1972 yılında Stockholm’de
Çevre, canlı ve cansız varlıkların birbirleriyle etkileşim gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Çevre ve İnsan içinde bulunduğu mikro ve makro sistemlerin tamamını Konferansı’nda herkesin sağlıklı ve güvenli bir çevrede ifade etmektedir. Canlılığın vazgeçilmez bir parçası olan yaşama hakkına sahip olduğuna vurguda bulunulmuştur. çevre, yenilenebilen ve yenilenemeyen kaynakları Ülkemizde çevre hakkının korunması 1982 yılındaki içerisinde barındırmaktadır. Çevrenin bilinçsizce Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yer almıştır. Ancak kullanılması çevre sorunlarının oluşmasına neden çevre hakkı ve çevrenin korunmasını esas alan 2872 sayılı olmaktadır. Teknolojinin gelişmesi, sanayileşme ve nüfus Çevre Kanunu 11.08.1983 tarihinde Resmî Gazete’de artışı kaynakların tüketilerek doğa ile insan arasındaki yayımlanmıştır. 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda çevre dengenin daha çok bozulmasına neden olmaktadır. Bu suçlarına karşı oluşturulacak idari yaptırımlar, 5237 sayılı dengenin bozulmasıyla doğanın özümseme kapasitesi Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle tükenmekte, kendi kendini yenileyebilme potansiyeli şekillenmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 181. azalmakta ve küresel çevre sorunları daha çok gündeme maddesi çevrenin kasten kirletilmesine hapis cezasını, gelmektedir. Sınır aşan ve küresel bir boyut kazanan çevre 182. maddesi ise çevrenin kasten kirletilmesine dair adli sorunlarının çözülmesi çevre koruma fikrini para cezasını getirmiştir. Ayrıca 2872 sayılı Çevre oluşturmuştur. Çevre koruma ifadesinin sağlanması için Kanunu’nun 30. maddesinde bulunan “Çevreyi kirleten ülke ve devletlerin sürekli iş birliği içerisinde bulunması veya bozan bir faaliyetten zarar gören veya haberdar olan gerekmektedir. Devletler çevre koruma anlayışını herkes ilgili mercilere başvurarak faaliyetle ilgili gerekli oluşturmada güncel ve mevcut çevre sorunlarının ortadan önlemlerin alınmasını veya faaliyetin durdurulmasını kaldırılması ve gelecekte oluşabilecek çevre sorunlarının isteyebilir.” hükmüyle herkesin çevrenin korunması için önlenmesi ilkelerini sağlamaktadır. Bu ilkelerin ilgili mercilere başvurma hakkı vardır ifadesi sağlanarak çevrenin korunabilmesi amacıyla çevresel desteklenmiştir. Herkes sağlıklı ve güvenli bir çevrede değerler hukuki güvence altına alınarak çevreyle ilgili yaşayabilme hakkına sahiptir ve bu hakkının korunması anayasa, kanun ve yönetmelikler oluşturulmaktadır. için yetkili mercilerden destek alabilir. Herkes sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. İnsanların sürekli olarak etkileşim içerisinde Çevre Sağlığı Mevzuatı (Kanunlar, Yönetmelikler, bulunduğu çevreden kaynaklanabilecek sağlık sorunlarının Tebliğler)
önlenmesini ve kaynakların korunarak kaynak Mevzuat, yürürlükte bulunan hukuk kurallarının güvenliğinin sağlanması çevre hukuku ile sağlanmaktadır. bütünüdür. Türk mevzuat sistemi yukarıdan aşağıya doğru Çevre hukuku çevre kirliliklerinden kaynaklanan çevre anayasa, kanun, yönetmelik ve tebliğlerden meydana sorunlarının ortadan kaldırılmasıyla güvenli, sağlıklı ve gelmektedir. Kanun, Bakanlar Kurulu veya Milletvekilleri temiz bir çevrenin oluşturulmasına katkı sağlamaktadır. tarafından teklif edilen, anayasaya göre hazırlanan yazılı hukuk kurallarıdır. TBMM tarafından kabul edilip Çevre ve Çevre Hukuku Cumhurbaşkanlığı tarafından onaylandıktan sonra Resmî Çevre, insanların ve diğer tüm canlıların içinde yaşadığı, Gazete’de yayınlanıp yürürlüğe girmektedir. Çevre birbirleriyle iletişim kurduğu, sosyal, kültürel, ekonomik, sorunlarının azaltılması ve önlenmesi amacıyla birçok fiziksel ortam olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde ülkede çevresel değerler hukuki anlamda anayasa, kanun kaynak tahribatının yanında tüketim ve üretim ve yönetmeliklerle güvence altına alınmıştır. Çevre süreçlerinden kaynaklanan kirleticilerin artması çevre sorunlarının önlenmesi ve azaltılması sürecinde ülkelerin sorunlarının küresel boyutlarda etkilere sahip olmasına kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ile ilgili koruma ve neden olmuştur. Çevresel sorunların kompleks yapıda kullanım esaslarının belirlenmesine yönelik uluslararası olması, ulusal ve uluslararası boyutta yeniden antlaşmalar ve bu antlaşmalar doğrultusunda gelişen çevre yapılanmayı, iş birliğini ve yaptırımlı olmayı zorunlu hukuku büyük önem taşımaktadır. T.C. Anayasa’nın 56. kılmaktadır. Çevresel değerlerin hukuki anlamda güvence maddesinin birinci paragrafında yer alan “Herkes sağlıklı altına alınması için çevreyle ilgili ifadeler anayasa, kanun ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi ve yönetmeliklerde yer almaya başlamıştır. 20. yüzyıl geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini itibariyle çevresel değerlerin hukuk kapsamında güvence önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir.” ifadesiyle altına alınması gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde çevre sağlığı güvence altına alınmaktadır. Anayasamızda büyük öneme sahip olmuştur. Bu kapsamda çevre yer alan bu ifadenin yanında yer alan mevzuatlar çevre sorunlarının yeni bir boyutta ele alındığı bir hukuk sağlığının ve güvenliğinin korunmasındaki en önemli kavramı olan çevre hukuku kavramı oluşmuştur. Çevre araçtır. hukuku, çevrenin korunmasını içeren ve tüm hukuk normlarını içerisinde barındıran bir hukuk kavramıdır. Çevre ve çevre sağlığının korunmasına dair pek çok kanun Çevre hukuku çevreye ilişkin değerlerin korunması bulunmaktadır. Sağlıklı bir çevrenin oluşturulması ve amacıyla çevresel değerlerin hukuksal güvencelere kaynakların korunması ile ilgili ülkemizde ilk kez bağlanmasını gerekli kılmıştır. Bu çalışmalardan ilki 1913 yayımlanan kanunlardan bir tanesi 831 sayılı 10.05.1926 yılında Bern’de yapılan konferanstır ve bu konferansı tarihinde yayımlanan Sular Hakkında Kanun’dur. Bu
kanun çevre ile ilgili ilk kanun olma özelliğini arasında denge kurulması esasına dayalı kalkınma ve taşımaktadır. Bu kanun şehir, köy ve kasaba gibi yerleşim gelişmeyi tanımlamaktadır. Çevre kanununun temel bölgelerinin su ihtiyacının sağlanması ve yönetilmesinin amacı, tüm insanlığın ortak varlığını oluşturan çevrenin belediyelere bağlı alanlarda belediyelerce, eğer bu korunması, iyileştirilmesi; kırsal ve kentsel alanların, kapsamda değilse Köy Kanunu kapsamındaki ihtiyar doğal kaynakların korunması ve sürdürülebilirliğe uygun meclislerince sağlanması gerektiğini belirtmektedir. Bu kullanılması; doğanın bileşenleri olan su, toprak ve kanun insanların yaşamları için gerekli olan su havanın kirlenmesinin önlenmesi; ülkenin kaynaklarının insanlara sağlıklı ve güvenli bir biçimde biyoçeşitliliğinin, tarihi ve doğal zenginliklerinin iletilmesini hedeflemektedir. Çevrenin korunması ile ilgili korunarak, sürdürülebilir bir ülke oluşturulması için ikinci kanun 4373 sayılı 14.01.1943 yılında yayımlanan yapılacak düzenlemeleri ve alınacak önlemleri, ekonomik Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Korunma ve sosyal kalkınma hedefleriyle uyumlu olarak belirli Kanunu’dur. Bu kanun taşkın ve su baskınlarından hukuki ve teknik esaslara göre düzenlemektir. 1983 kaynaklanabilecek çevre ve sağlık sorunlarının önlenmesi yılında yayımlanan Çevre Kanunu sonrasında ülkemiz için için gerekli olan hükümleri içermektedir. Su kaynakları ve çevresel ve ekonomik olarak büyük bir yere sahip olan su taşkınları gibi konuları ele alan kanunlardan sonra petrol, doğal gaz, jeotermal ve su kaynakları dışındaki her 08.09.1956 yılında yayımlanan 6831 sayılı Orman Kanunu türlü maddenin korunması, işletilmesi ve yönetilmesine ülkemizin akciğerlerini oluşturan ormanların korunmasını dair 04.06.1985 tarihli 3213 sayılı Maden Kanunu ve yönetilmesini sağlamıştır. İnsanların kullanımı için yayımlanmıştır. Doğal kaynakların yanında 3 tarafı önemli olan su kaynaklarından bir tanesi olan yeraltı denizlerle kaplı olan ülkemiz için jeopolitik, turistik ve sularının korunması 23.12.1960 tarihinde yayımlanan 167 ekonomik gibi pek çok etkiye sahip olan kıyıların sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun ile sağlanmıştır. korunmasına dair 04.04.1990 tarihinde 3621 sayılı Kıyı Yeraltı Suları Hakkında Kanunda “Sınırları ve yapısal Kanunu yayımlanmıştır. Bu kanunun amacı, deniz, tabii özellikleri belirlendikçe yeraltı suyu sahaları, Devlet Su ve suni göl ve akarsu kıyıları ile bu yerlerin etkisinde olan İşleri Genel Müdürlüğünün teklifi üzerine, ilgili ve devamı niteliğinde bulunan sahil şeritlerinin doğal ve bakanlıkça “Yeraltı suyu İşletme Alanları” kabul ve ilan kültürel özelliklerini gözeterek koruma ve toplum edilir.” ifadesiyle hangi yeraltı sularının işletme yararlanmasına açık, kamu yararına kullanma esaslarını kapsamına girdiği anlatılmaktadır. Ülkemizin tarihinin en tespit etmektir. Ülkemiz ekonomisinin en büyük önemli şahitleri olan kültür varlıklarının kanunlarla kaynaklarından biri olan hayvancılığın sürdürebilirliğinin korunması ilk olarak 1951 yılında yayımlanan 5805 sayılı sağlanılması ve ekonomik yarar sağlanılması amacıyla kanunla gerçekleştirilmiştir. 23.07.1983 tarihinde hayvancılıkta önemli olan mera alanlarının düzenlenmesi, yayımlanan 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını yönetilmesi, bakım ve ıslahının gerçekleştirilmesi için Koruma Kanunu ile kültür ve tabiat varlıklarının gereken şartları belirtmek amacıyla 25.02.1998 tarihli korunması için sit alanlarının oluşturulması, kültür ve 4342 sayılı Mera Kanunu yayımlanmıştır. İnsanlar günlük tabiat varlıklarının sayılarının artırılmasına katkı yaşamının büyük bir kısmını konutlarında, iş yerlerinde, sağlamıştır. Tabiat ve kültür varlıklarının yanında alışveriş merkezleri gibi kapalı alanlarda geçirmektedir. ülkemizin değerlerini oluşturan milli ve milletlerarası Bu yüzden insanların sağlıklı ve güvenlikli yapılarda düzeyde değere sahip milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı yaşaması amacıyla 29.06.2001 tarihli 4708 sayılı Yapı ve tabiat koruma alanlarının belirlenmesi, korunması, Denetimi Hakkında Kanun, Resmî Gazete’de geliştirilmesi ve yönetilmesi amacıyla 11.08.1983 tarihli yayımlanmıştır. Ülkemizde nüfusun yoğun olduğu il ve 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu yayımlanmıştır. ilçeleri kapsayan büyükşehirlerin yönetimlerinin hukuki Ülkemizde 1970’li yıllarda çevre sorunlarının artış statüsünün düzenlenmesi, hizmetlerinin planlı, programlı, göstermesi ve uluslararası çalışmaların da etkisi ile çevre verimli ve uyum içerisinde gerçekleştirilmesi amacıyla koruma bilincini oluşturmuştur. Bu doğrultuda çevrenin 23.07.2004 tarihli 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi korunması, sağlıklı ve güvenli bir çevrenin Kanunu yayımlanmıştır. 12.10.2004 tarihinde yayınlanan oluşturulmasının hukuki güvence altına alınması amacıyla 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu insanların sağlıklı ve 11.08.1983 tarihinde 2872 sayılı Çevre Kanunu güvenli çevrede yaşamalarını hukuki olarak güvence altına yayımlanmıştır. Bu kanunun amacı, bütün canlıların ortak almaktadır. Bu kanunda “Çevreye Karşı Suçlar” kısmında varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir çevrenin kasten kirletilmesi, çevrenin taksirle kirletilmesi, kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamaktır. gürültüye neden olma suçlarına dair çeşitli yaptırımlar bulunmaktadır. Çevrenin korunarak insanların yaşamlarını Sürdürülebilir çevre, gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı sağlayabileceği sağlıklı ve güvenli çevrelerin kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan hem oluşturulması ile ilgili pek çok yönetmelik bulunmaktadır. bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan Çevre sağlığı ve korunmasını doğrudan ilgilendiren tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, yönetmelikleri; ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) ve fizikî vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesi sürecini planlama yönetimi, su ve toprak yönetimi, hava yönetimi, tanımlamaktadır. Sürdürülebilir kalkınma, bugünkü ve kimyasal yönetimi, su ve toprak yönetimi, ölçüm, izleme, gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasını izin ve denetim başlıkları altında inceleyebiliriz. güvence altına alan çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler
İŞG106U-ÇEVRE SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ
Ünite 2: Çevre Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatı
• Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) ve Planlama Yönetimi: Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci bir projenin çevreye, çevre sağlığı ve güvenliğine oluşturacağı etkilerin önceden belirlenerek önlemlerinin alınması, faaliyet süreci ve faaliyet sonrası rutin kontrolleri barındıran bir süreçtir. Mevzuatta, ÇED ile ilgili bir takım uygulama ve kurallar belirtilmiştir. Bu yönetmeliğe göre gerçekleştirilmesi planlanan bir faaliyetin çevreye, çevre sağlığı ve güvenliğine bir etkisi varsa faaliyeti gerçekleştiren kurum, kuruluş ve işletmeler, ÇED Raporu veya Proje Tanıtım Dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Ülkemizde 2017 yılında Resmî Gazete’de yayımlanan Stratejik Çevresel Değerlendirme Yönetmeliği ile faaliyetlerin çevresel değerlendirilmesinin yanında çok yönlü stratejik değerlendirmesinin yapılmasını sağlamaktadır.
• Stratejik Çevresel Değerlendirme (SÇD): SÇD süreci; karar verme sistemine çevresel gereklilikleri de entegre eden, geniş ölçekli bir çevre yönetim aracıdır. SÇD, çevre yönetiminin teknik araçlarından olan ve projeler düzeyinde uygulanan çevresel etki değerlendirmesinin ileri bir aşaması olarak, çevre üzerinde önemli etkiler yapması muhtemel belli plan ve programlar hakkında bir çevresel değerlendirme yapılmasını amaçlamaktadır. SÇD, üst düzeyde çevrenin korunmasını sağlamak, plan ve programların hazırlanması ve onayı/kabulü aşamasına sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda çevresel faktörlerin entegre edilmesine katkıda bulunmak üzere uygulanan bir değerlendirme sürecidir. • Su ve Toprak Yönetimi: 31.12.2004 tarihinde yayımlanan ve 13.02.2008 tarihinde değişiklik yapılan 25687 sayılı Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği ülkemizin yeraltı ve yüzeysel su kaynaklarının korunması ve en iyi biçimde kullanılması için gerekli hukuki ve teknik esasları belirlemektedir. Bu yönetmelik suların kalite sınıflandırmaları ve kullanım amaçlarını, su kalitesinin korunmasına ilişkin planlama esasları ve yasaklarını, atıksuların boşaltım ilkelerini ve boşaltım izni esaslarını, atıksu altyapı tesisleri ile ilgili esasları ve su kirliliğinin önlenmesi amacıyla yapılacak izleme ve denetleme usul ve esaslarını kapsamaktadır. 08.06.2010 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan 27605 sayılı “Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmelik” ile toprak yapıların korunması için ilk adım atılmıştır. Bu yönetmeliğin amacı; alıcı ortam olarak toprağın kirlenmesinin önlenmesi,
kirlenmenin mevcut olduğu veya olması muhtemel sahaları ve sektörleri tespit etmek, kirlenmiş toprakların ve sahaların temizlenmesi ve izlenmesi esaslarını sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde belirlemektir.
• Hava Yönetimi ile İlgili Yönetmelikler: Ülkemizde hava kirliliği ile ilgili ilk doğrudan düzenleme 1930 yılında çıkarılan Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’dur. Günümüzde geçerli olan 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 13. maddesinde hava kirliliğinin önlenmesi, “Havada, suda, toprakta kalıcı özellik gösteren ve ekolojik dengeyi bozan kimyasal maddelerin üretimi, ithal, taşıma, toplama ve kullanımında çevre koruma esasları dikkate alınır.” şeklinde ifade edilmektedir. Çevre Kanunu’nda havanın korunması hakkındaki ifade sonrasında 1986 yılında “Hava Kalitesinin Korunması Yönetmeliği” ortaya çıkmıştır. Bu yönetmelik 2008 yılında güncellenerek “Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliği” adını alarak yayımlanmıştır. Bu yönetmelik hava kirliliğinin çevre ve insan sağlığı üzerindeki zararlı etkilerini önlemek veya azaltmak için hava kalitesi hedeflerini tanımlamak ve oluşturmak, tanımlanmış metotları ve kriterleri esas alarak hava kalitesini değerlendirmek, hava kalitesinin iyi olduğu yerlerde mevcut durumu korumak ve diğer durumlarda iyileştirmek, hava kalitesi ile ilgili yeterli bilgi toplamak ve uyarı eşikleri aracılığı ile halkın bilgilendirilmesini amaçlamaktadır. Hava yönetiminin değerlendirilmesi ve yönetilmesinin önemli bir diğer konusu da gürültü kirliliğidir. Gürültü, ulaşım, sanayi kuruluşlarının çıkardıkları ses, ticari amaçlı reklam ve müzik yayını ve benzeri sebeplerle ortaya çıkabilir. Gürültü kirliliği, uyumlu sıklık bileşeni bulunmayan, istenmeyen ve rahatsız edici ses olarak tanımlanmaktadır. Gürültü kirliliklerinin çevre sağlığında ve güvenliğinde oluşturabileceği etkilerin azaltılması hukuki boyutta korunması için gerekli alınacak önlemler, değerlendirme ve yönetimi ile ilgili olarak 2005 yılında ilk yönetmelik yayımlanmıştır. Bu yönetmelik 2010 yılında güncellenerek “Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği” olarak Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
• Atık Yönetimi ile İlgili Yönetmelikler: Atık kavramı çeşitli üretim ve tüketim süreçleri sonrasında meydana gelen çeşitli özelliklere sahip zararlı maddelerin tamamını ifade etmektedir. Bu yüzden atıkların yönetimlerinin sağlanabilmesi için atıkların oluşturuldukları yerlere, fiziksel ve kimyasal özellikleri gibi faktörlerine göre sınıflandırılması gerekmektedir.
Bu kapsamda ülkemizde 2872 sayılı Çevre dahil olmak üzere, deniz çevresine dahil edilmesi Kanunu’nda atıklar “herhangi bir faaliyet olarak tanımlanmaktadır. Ülkemiz 1982 sonucunda çevreye atılan veya bırakılan zararlı Anayasası’nın 43. maddesinde Kıyılardan maddeler” olarak ifade edilmiştir. Atık yönetimi Yararlanma başlığı altında “Kıyılar, Devletin oluşturulan her bir atığın önlenmesi, azaltılması, hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve dönüştürülmesi, bertaraf edilmesi ve yeniden akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını kullanılmasını kapsayan bir yönetim sistemidir. çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada Ülkemizde atıkların çevre ve insan sağlığına öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyılarla sahil zarar vermeden yönetiminin sağlanması amacıyla şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve 02.04.2015 tarihli 29314 sayılı “Atık Yönetimi kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları Yönetmeliği” uygulanmaktadır. kanunla düzenlenir.” ifadesi ile kıyı hakkının • Kimyasal Yönetimi ile İlgili Yönetmelikler: kullanımından bahsedilmektedir. Deniz ve Ülkemizde kimyasalların yönetiminin kanuni kıyılarda oluşabilecek kirliliklerin önlenmesi olarak sağlanması 2008’de yayınlanan amacıyla ilk kez 2004 yılında “Gemilerden Atık “Kimyasalların Envanteri ve Kontrolü Hakkında Alınması ve Atıkların Kontrolü Yönetmeliği” Yönetmelik” ile sağlanmıştır. Bu yönetmeliğin yayımlanmıştır.
amacı, kimyasalların insan sağlığı ve çevre • Çevre ile İlgili Tebliğler ve Genelgeler: Çevrenin üzerinde yaratabileceği olumsuz etkilere karşı korunarak sağlıklı ve güvenli bir çevrenin etkin koruma sağlamak üzere envanter oluşturulması ile ilgili yayımlanan kanunların oluşturulmasına ve kontrolüne ilişkin idari ve nasıl anlaşılacağı ve nasıl uygulanacağı hakkında teknik usul ve esasları düzenlemektir. Ayrıca ilgili bakanlıklarca yapılan açıklamalar çevre yönetmelik, tehlikeli maddelerin ve müstahzarların ilgili tebliğleri meydana getirmektedir. Çevre ile belirlenmesi, yüksek ve düşük miktarda üretilen alakalı kanun ve yönetmeliklerin uygulanışlarını veya ithal edilen maddelerin envanterlerinin açıklamak, belli başlı bir konu hakkında tutulması, bu bilgilerin güncellenmesi, verilerin aydınlatıcı bilgiler vermek için ilgili gizliliği, öncelik listesinde yer alan maddeler için bakanlıklarca gerekli mercilere gönderilen yazılar risk değerlendirmesi konularına açıklık genelgeleri meydana getirmektedir. getirmektedir. Kimyasalların insan sağlığı üzerindeki etkilerinin belirlenmesi, yönetilmesi ve Çevre Güvenliği Mevzuatı (Yönetmelik, Tebliğ ve önlenmesi amacıyla “Uçucu Maddelerin Genelgeler)
Zararlarından İnsan Sağlığının Korunması Çevresel güvenlik, toplumsal sorunlar ve çevre sorunları Hakkında Yönetmelik” ve “Kimyasal Maddelerle arasında köprü kuran bir kavramdır. Çevresel makro Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri düzeyde güvenlik, ekosistemlerde çevre sorunlarından Hakkında Yönetmelik” uygulanmaktadır. kaynaklı oluşabilecek bozulmalar, küresel ısınma, iklim Endüstriyel faaliyetler sonucunda oluşturulan değişikliği ve dünyanın tamamına etki edebilecek tüm büyük faktörleri içermektedir. Çevresel mikro düzeydeki tehlikeli kimyasalların taşınması sürecinde güvenlik ise belli bir düzeyde etki alanı bulunan hava uygulanması gereken şartları belirtmek amacıyla kirliliği, su kirliliği ve atık sorunları gibi çevresel sorunları “Tehlikeli Maddelerin Demiryolu ile Taşınması içermektedir. Günümüzde en önemli çevre güvenliği Hakkında Yönetmelik”, “Tehlikeli Maddelerin konularından bir tanesi olan iklim değişikliğinin kaynaklar Deniz Yoluyla Taşınması Hakkında Yönetmelik” üzerinde oluşturduğu baskılar sonucunda ülkeler arasında ve “Tehlikeli Maddelerin Havayoluyla Taşınması oluşan kaynak paylaşım sorunlarının önlenmesi amacı ile Hakkında Yönetmelik” uygulanmaktadır. Ayrıca çeşitli çalışmalar gerçekleştirilmektedir. Ülkemizde İklim 2019 yılında 30702 sayılı “Büyük Endüstriyel ve Uyum Dairesi Başkanlığı gerçekleştirdiği pek çok Kazaların Önlenmesi ve Etkilerinin Azaltılması çalışma ile küresel çevre güvenliğinin sağlanılması için Hakkında Yönetmelik” yayımlanmıştır. yönetmelikler, tebliğler ve genelgeler yayınlamaktadır. Bu • Deniz ve Kıyı Yönetimi ile İlgili Yönetmelikler: yönetmeliklere örnek olarak “Sera Gazı Emisyonlarının Deniz kirliliği, canlı kaynaklara ve deniz yaşamına Takibi Hakkında Yönetmelik”, “Ozon Tabakasını İncelten Maddelere İlişkin Yönetmelik” ve “Florlu Sera Gazlarına zarar verme, insan sağlığı için tehlike oluşturma, İlişkin Yönetmelik” verilebilir. balıkçılık ve denizlerin diğer yasal amaçlarla kullanımı da dâhil, denizcilik faaliyetlerini engelleme, deniz suyunun niteliğini değiştirme ve özelliklerini bozma gibi zararlı etkileri olan ya da olması muhtemel madde veya enerjinin, insan tarafından direkt veya dolaylı olarak, haliçler de