Algı sürecini etkileyen temel faktörlerden biri dil ve dilin kullanılma biçimidir. Çünkü dil doğru algılamanın, anlaşma ve uzlaşma olmazsa olmazıdır. Dilin kullanılma biçimi kelime çeşitliliği, en küçük ayrıntıların belirtilmesi, bilgi ve düşüncenin ifade edilmesi dilin değeri ile doğru orantılıdır. Kısacası dil, kişi veya toplumun bilgi ve duygu düzeyinde kendini tanımlayıp, yorumlayabilme seviyesini ortaya koyar.
Dil, bütün iletişim ve etkileşim sürecinin hem başlangıcı hem de ürünüdür. Bütün etkileşim biçimleri, iletişim araçları aracılığı ve dilin kullanımı ile gerçekleştirilir. Genel anlamı ile her türlü etkileşimin, özel anlamıyla her türlü iletişimin kendine özgü özel bir dili vardır. Sinema dili, müzik dili, şiir dili, tıp dili, argo dili vb. Buna göre dil bir simgeler bütünüdür. Dil simgelerin sistematik bir yapı içerisinde fonksiyon kazandığı bir yapıdır.
Aynı dili konuşan insanlar fikir birliği içinde, belli anlamların yüklendiği çeşitli semboller ve sesler kullanırlar. Bu semboller, dünyanın algılanmasında “kişilerarası bir ortaklık” ihtiyacı ile gelişmiştir. Dilbilimciler, dil ile dilin temsil ettiği gerçek arasındaki ilişkiyi “harita” ile “bölge” arasındaki ilişkiye benzetirler. Burada bölge gerçeği temsil ederken, harita da bu gerçeği sembolize eden anlamların yüklendiği bir araçtır.Sözcüklere yüklenen anlamlar kişiden kişiye değişebileceği gibi, aynı kişi için anlamların niteliği ve yoğunluğu da deneyimlere bağlı olarak değişebilir. Örneğin, savaşın içinde yaşamış biri için “savaş” sözcüğüne yüklenen anlamlar ve bu sözcüğün uyandırdığı duygular savaş öncesine göre çok farklı olabilir. Kısacası sözcükler ve ifadeler, onları kullanan kişilerin zihninde, sözlükteki anlamları aşan manâlarla donatılmışlardır.