Din Sosyolojisi — Ünite 10 Soru-Cevap
Din Sosyolojisi (ILH2008) soru-cevapları.
Terör tanımı hangi unsurlara dayandırılarak yapılır?
Her yaklaşım biçiminin vurguladığı unsurlar farklıdır. Siyasi, ideolojik ve dini kaynaklardan beslenen bu yaklaşım farklarından dolayı terör, terörizm ve terörist kavramları muğlâk olarak tanımlanmaktadır. Bunda devletler ve uluslar arası aktörlerin kendi çıkarlarını gözetmesi önemli rol oynamaktadır. Çıkar çatışmasının geniş tabanlı ortak bir tanımı engellemesinden dolayı bugüne kadar 190’dan fazla terör tanımı yapılmıştır.
Terör kelimesinin anlamı nedir?
Terör, Latince, korkutmak, gözdağı vermek, sindirmek, ürkütmek, endişelendirmek gibi anlamlara gelen terrere kelimesinden türetilmiştir.
Terör kelimesi Batı siyaset diline ne zaman yerleşmiştir?
Terör kelimesi, Batı siyaset diline 1789–1794 Fransız Devrimi sırasında, jakobin devrimcilerin iç düşmanlara karşı yürüttükleri eylem ve hükümetin yaptığı baskı ve doğrudan yürüttüğü infazlara işaret eden bir terim olarak girmiştir ki binlerce kişinin hayatını kaybettiği bu dönem Terör Dönemi olarak anılmaktadır.
‘Terör Dönemi’nden sonra terör kelimesi nasıl bir dönüşüme uğramıştır?
Bu dönemde vatanperverlik ile özdeşleştirilen terör, jakobinlerin iktidardan düşmesi ile bu kavrama olumsuzlayıcı bir anlam yüklenmeye başlanmıştır. Fransız devriminden bu yana terör kavramının kapsamı bir hayli genişlemiştir.
Terör tanımlarında sık olarak vurgulanan yönler nelerdir?
Teröre ilişkin tanımlarda en sık vurgulanan yönler, terörün siyasal amaçlara ulaşmak amacıyla planlı şekilde kullanılan bir dil, söylem, araç, yöntem ve stratejiye işaret etmesi ve doğasında stres, korku, endişe, kaygı, panik, telaş ve dehşet duyguları uyandırma özelliklerini barındıran şiddet eylemi olduğudur.
Terör kavramının tanımı ve açıklaması ile ilgili söylemler/yaklaşımlar nelerdir?
1. Akademik/bilimsel yaklaşım 2. Devletçi/resmi yaklaşım 3. Medyatik yaklaşım 4. Şiddet yanlısı muhaliflerin yaklaşımı
Akademik/bilimsel yaklaşımın özellikleri nelerdir?
Bilim insanları şiddet ve terör olgusuna bir yurttaş, ideolog ve güvenlik uzmanı olmaktan ziyade bir araştırmacı olarak yaklaşma eğilimindedir. Entelektüel bir ortamdaki araştırma ve tartışma forumu doğal olarak şiddetle doğrudan karşı karşıya gelen güvenlik kuvvetlerinden veya konuya taraf olan aktörlerinkinden farklı bir yaklaşım üretmektedir. Akademik özgürlükler, siyasi ve ideolojik tercihler, terörizmin temel nitelikleri konusunda zaman zaman örtüşen ama bir o kadar da farklılaşan yaklaşımların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Örneğin Türkiye bağlamında terör ve şiddete ilişkin çalışmaları ile de bilinen Ümit Özdağ, Orhan Türkdoğan, Fikret Başkaya, Baskın Oran ve Doğu Ergil gibi akademisyenlerin birbirinden farklı yaklaşımlara sahip oldukları gözlenmektedir.
Devletçi/resmi yaklaşımın özellikleri nelerdir?
Devletçi/resmi yaklaşım: Devlet yetkilileri, terör konusuna güvenlik ağırlıklı olarak bakmaktadır. Devletlerin terör tanımları, siyasal amaçlara ulaşmak amacıyla insanların can ve mal güvenliklerine saldırılması, siyasal amaçlı şiddet başvurusu ve kamuoyunun tümünü veya bir kısmını korkuya sevk eden eylemler gibi unsurları vurgulamaktadır.
Medyadik yaklaşımın özellikleri nelerdir?
Medyanın terör eyleminin ne olduğuna ilişkin yaklaşımında öne çıkan unsurların suikast, bombalama, sabotaj, işkence ve rehin alma eylemleri gibi nedenden çok sonuçlara odaklanan unsurlar olduğu görülmektedir. Ancak terörle ilgili haberlerde, kimi kitle iletişim araçlarının terörist olarak gösterdikleri grupların, diğerlerince özgürlük mücadelecisi olarak yansıtıldığı ve böylece kamuoyunda çelişkili görüşlerin oluşmasına neden oldukları görülmektedir.
Şiddet yanlısı muhaliflerin yaklaşımının özellikleri nelerdir?
Siyasal amaçlarına ulaşmak için çeşitli şiddet türlerine başvuranlar, eylemlerini meşru görmekte ve genelde kendilerini özgürlük savaşçıları olarak tanımlamaktadır. Bu yaklaşım şiddeti meşrulaştırma amacı taşımakta, şiddet ve terörü suç kategorisinden çıkarmayı hedeflemektedir.
Terörün nedenlerini ve kökenlerini açıklayan yaklaşımlar nelerdir?
1. Ortodoks terörizm teorisi 2. Radikal terörizm teorisi 3. Ilımlı terörizm teorisi
Ortodoks terörizm teorisinin yaklaşımı nedir?
Terörü anlama ve analiz etmek amacıyla en yaygın olarak başvurulan kuramdır. Terörizmin mantığını anlamaya yoğunlaşan ve siyasi organizasyon olan devlet ve otoriteyi hedefleyen şiddet eylemlerine odaklanan ortodoks terörizm teorisi, terörün işlevsel, sembolik ve taktiksel yönlerini ön plana çıkarır. Terörün ne olduğu, nasıl işlendiği ve uygulandığı sorularını cevaplar ancak niçin bu eyleme başvurulduğunu açıklamaz.
Radikal terörizm teorisinin yaklaşımı nedir?
Şiddet ve terörü bu eylemlere başvuran kişi, grup ve örgütlerin bakış açısı ile alan ve söz konusu eylemleri haklılaştırma vemeşrulaştırma amacı taşıyan kuramdır. Buna göre gerekli görüldüğü durum ve şartlarda devlet ve siyasi otoriteye karşı şiddet kullanmak bir savunma aracı olarak meşru bir yöntem olarak görülmelidir. Fanon, Sartre ve Camus gibi aydınların görüşlerinde bu yaklaşımın izlerine rastlamak mümkündür.
Ilımlı terörizm teorisinin yaklaşımı nedir?
Bu kuram literatürde sınırlı olarak yer almakla birlikte terörün kökenlerine odaklanır ve terörün siyasi, sosyal, ekonomik ve yapısal nedenlerini anlama ve açıklamayı hedefler. Sosyolojik yaklaşımın bu kuramı içerdiği söylenebilir.
Terörün siyasi amaçlı şiddet eylemi olarak tanımlanması üzerinden yapılan analizler neye odaklanır?
Bu odak noktasından hareketle yapılan analizlerde de daha çok terörün bir araç ve yöntem olarak seçildiği, siyasal taleplerin yerine getirilmesi için askeri ve sivil hedeflere yönelik saldırıların düzenlendiği, şiddet ve terörün artık sınır ötesi eylemlere dönüştüğü, kamuoyunda korku ve panik yarattığı ve bu tür eylemlere karşı alınacak siyasi, hukuki ve güvenlik tedbirlerinin neler olması gerektiği, ayrıca şiddet ve terörün nasıl önlenebileceği üzerinde durulmaktadır. Daha açık bir ifade ile şiddet ve terör eylemleri söz konusu olduğunda hem analizler hem de çözüme ilişkin görüşler söz konusu eylemlerin yaşanması, hedeflerine yönelik saldırıların görünür hale gelmesi ve kamuoyunu etkisi altına almasıyla başlamaktadır.
Analizin eksikliği olarak söylenebilecek sosyolojik kökenleri dikkate almama sorunu nereden kaynaklanır?
Analiz ve açıklama odağı şiddet ve terör olaylarının nasıl olduğunu merkeze almakta ancak niçin sorusuna cevap imkânı sağlayan sosyo-politik arka planı ve küresel toplumsal değişimlerle ilintisini, yani sosyolojik kökenlerini yeterince dikkate almamaktadır. Bu bakış açısının ağırlıklı olarak tercih edilmesi, nedenler üzerinde derin analizler yapılması yerine sonuçlar üzerinde tartışma yapılmasına ve kuramsal açılımların kilitlenmesine yol açmaktadır. İşte bu noktada niçin sorusunun cevaplanması, şiddet ve terör olaylarının toplumsal kökenlerinin gözden geçirilmesi, birey ve grupların hangi neden ve süreçlerin etkisiyle, ne toplumsal ne de siyasal olarak kabul görmeyen yöntemlere başvurarak taleplerini dile getirmeleri, siyasi aktörler ve kamuoyunu etkileme ve yönlendirme girişimlerinin değerlendirmesi anlam kazanmaktadır.
Neden şiddet ve teröre başvurulur?
Şiddet ve teröre başvurmak siyasal ve stratejik nedenlere bağlı bir seçenektir. Şiddet ve terör bazı psikolojik ve sosyal faktörlerin istenmeyen sonuçlarından çok kolektif rasyonalitenin ve mantıklı stratejik seçimin bir yansıması ve dışavurumudur.
Terör kampanyalarının odak noktası nedir?
Bu manada terör kampanyaları rasyonel bir siyasi tercihe dayanır. Terör ve şiddet faaliyetlerinin merkezinde genelde radikal bir siyasal grubun varlığı ve yönlendirmesi söz konusudur. Bu grubun kolektif seçenekleri veya değerleri vardır ve alternatif davranış biçimlerinden biri olan teröre başvurma seçeneğini bilinçli olarak tercih ederler. Burada önemli olan siyasal amaçlara ulaşmak için seçilen ya da başvurulan yöntemin meşruiyeti değil etkinlik derecesidir.
Terör faaliyetlerinin rasyonel görülmesiyle ahlaki anlamda değerlendirilmesi arasında nasıl bir ilişki vardır?
Akıllı ve mantıklı birinin böylesine riskli işlere karışması ilk planda anlamsız ve çarpık görülmekle birlikte asıl kazanımların psikolojik olduğu düşünülmektedir. Terör ve şiddet faaliyetlerinin tümünü akıldışı, patolojik ve açıklanamaz olgular olarak görmek bu bakımdan yanlıştır. Bazı durumlarda terör, mevcut koşullara karşı gösterilen hesaplanmış ve düşünülmüş mantıklı tepkidir. Terörün zaman zaman mantıklı ve stratejik seçim olduğunu söylemek kuşkusuz bu tür faaliyetlerin ahlakiliğini savunmak anlamına gelmez.
Toplumsal katmanlar şiddet ve terörden nasıl etkilenir?
Şiddet ve terörün küresel bir yaygınlık, görünürlük ve etkinlik düzeyine ulaştığı günümüzde bu tür eylemlerin, ister demokratik isterse baskıcı, ister gelişmiş refah toplumlarında isterse gelişmekte olan ülkelerde olsun toplumsal katmaların çoğunu etkilediği görülmektedir. Din, dil, milliyet, etnisite ve ırk ayrımı gözetmeksizin yerel, bölgesel ve sınır ötesi hedeflere yönelen şiddet ve terör eylemlerinin sadece oluş biçimleri ve yarattıkları etkilere değil ama aynı zamanda başlıca sosyo-politik nedenlerine de bakılma ihtiyacı doğmuştur. Ayrıca bireysel ve toplumsal vicdanlarda meşruiyet aracı ve nedeni olarak kullanılan faktörlerin, birey ve grupları bu süreçlerde aktif olarak rol almaya iten sebeplerin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
Sosyolojik analizlerle beslenmeyen yaklaşımların ortaya çıkardığı sorunlar veya taşıdığı eksiklikler nasıl açıklanabilir?
Sosyolojik analizlerle beslenmeyen ve zenginleştirilmeyen siyasal ve normative yaklaşımların, şiddet ve terör konusuyla ilgili analizleri güvenlik ve tehdit bakış açılarının belirlediği kısır bir döngüye mahkûm etme riski yüksektir. Bu riskin ortadan kaldırılması, geniş çaplı toplumsal etki yaratma ve kamuoyunu yönlendirmeyi amaçlayan şiddet ve teröre başvurma davranışının gerisindeki olası motiflerden her birinin analizini gerekli kılmaktadır.
Terör eylemi gerçekleştirenleri, teröristleri mantık dışı bir eylem sahibi olarak görmek hangi sorunları ortaya çıkarır?
Teröristleri sadece mantık dışı paranoyak birer fanatik olarak görmek ve böyle kalıp yargılarla değerlendirmek onların zihin yapıları ve davranış kalıplarının çözümlenmesine engel olabileceği için, aşırılık yanlısı grupların sahip olabilecekleri potansiyel zarar verme güçlerinin de görmezden gelinmesine yol açabilir.
Teröristlerin davranışlarının temelini yanlış değerlendirmelerden kaçınmak için yapılması gereken nedir?
Teröristlerin motif ve davranışlarını anlamaya yönelik çabalarda sadece psikolojik unsurların değil aynı zamanda sosyal baskı ve korku uyandırma, kamuoyunu yönlendirme ve politikacılar üzerinde stratejik düşünme ve mantıksal tercih yapma gibi mantıksal faktörlerin de göz önünde bulundurulmasında yarar vardır.
Geleneksel terör ve küresel terör arasındaki fark nedir?
Geleneksel olarak terör, sivil hedeflerden çok resmi veya güvenlik (gücü) hedeflerine yönelik bir seyir izlemiş, çoğunlukla silah ve patlayıcı kullanma, rehine alma ve uçak kaçırma gibi bir dizi yöntemler kullanılmıştır. Ancak küreselleşme süreci ve iletişimaraçlarının yarattığı toplumsal değişme ve siyasal gelişmeler ile teknolojinin sağladığı imkânlar geleneksel şiddet ve terörün çeşit, yöntem, araç ve söylem diline yenilerini eklemiştir.
Şiddet ve terörün sosyolojik, sosyo-politik ve sosyokültürel bağlamdan soyutlanmasının ortaya çıkardığı sorunlar nelerdir?
Şiddet ve terör, insandaki saldırganlık ve yıkıcılığın ifadesi olarak görülürse, birey ve grup davranışlarını belirleyen sosyal, siyasal ve ekonomik faktörlerin tarihi bir gerçekliğe tekabül etmediği, insan davranışlarının kökeninde doğuştan geldiği varsayılan psikolojik etkenlerin baskın ve yönlendirici olduğu temeline dayalı indirgemeci bir yaklaşımın ortaya çıkması kaçınılmazdır. Ne var ki insan davranışlarındaki etkisi yadsınamaz olan psikolojik eğilim ve potansiyelleri, sosyo-politik ve sosyo-kültürel bağlamdan soyutlayarak şiddet ve terör olaylarını anlamak ve yorumlamak ancak çok sınırlı bir çerçevede mümkün olacaktır.
Terör analizlerinde dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?
Şiddet ve terörün evrensel bir davranış biçimi olmadığı, belirli zaman ve mekânlarda siyasal, sosyal ve ekonomik bir dizi nedenden kaynaklandığı, farklı ideolojik yaklaşımlar, dini sembol ve söylemler ile bir meşrulaştırma aracı olarak kullanıldığının fark edilmesi gerekmektedir. Sosyal bilimlerde disiplinler arası yaklaşım belirgin biçimde etkisini hissettirdiği için şiddet ve terör konusu ile ilgili araştırma ve analizlerde birbirine yakın disiplinlerin bulgularından yararlanılması problemin daha kapsamlı tartışılmasına imkân verecektir. Dolayısıyla denilebilir ki bu hususun analizinde disiplinlerarasılık önemlidir.
Şiddet ve teröre başvuranlar nasıl bir zihinsel inşa sürecine sahiptir?
Şiddet ve teröre başvuranların çoğunun zihin dünyasında biz ve onlar ayrımı yapıldığı öne sürülmektedir. Aslında, başkalarıyla kendini karşılaştırarak farklılaştırma yoluyla bir tür kimlik inşası süreci olarak görülmesi gereken bu kategorik ayrım sonunda ötekiler veya onlar tüm kötülüklerin kaynağı olarak algılanmaya başlar. Biz ise özgürlük ve adalet için mücadele eden erdemli bir topluluk olarak görülür.
‘Biz-onlar’ ayrımının altında yatan düşünce ve bu düşüncenin sonuçları nedir?
‘Biz-onlar’ ayrımına göre tüm sorunların ve kötülüklerin kaynağı olarak görülen diğerleri yok edilmelidir. Bu anlayışla bakıldığında şiddete başvurarak diğerlerini saf dışı bırakmak hem adil hem de erdemli olan bir yol olarak görülebilir. Özellikle kurumsal diğerine yönelik şiddetin gerisinde bir kimlik arayışının bulunduğu ve düşman olarak görülene savaş açma ve yok etmenin arka planında da insanın kendi içindeki düşmanı yok etme çabasının bulunduğu iddia edilmektedir.
Psikolojik analizlere ters düşen durumlar mevcut mudur?
Yapılan araştırmalar, yukarıda zikredilen psikolojik kavramsallaştırmaları tümüyle desteklememekte, aksine terör örgütü mensuplarının genelde normal oldukları ve psikopatolojik rahatsızlıklar sergilemedikleri iddia edilmektedir. Örneğin, 1950’lerde Cezayir’de Ulusal Kurtuluş Cephesi üyeleri ve İrlanda Cumhuriyet Ordusu mensupları üzerinde yapılan araştırma sonuçlarında, bu örgüt üyelerinin ortak özelliklerinden birinin normallik olduğu ve duygusal olarak dengesiz olmadıkları bulgularına yer verilmektedir. Bu araştırmalar, belirgin bir kişilik yapısı ve psikolojik tipin veya standart, tekdüze bir terrorist zihin ve ruh yapısının olduğunu da göstermemiştir. Ancak mevcut hatıralar, mahkeme kayıtları ve nadiren de olsa yapılan yüz yüze görüşme ve röportajlardan hareketle belli başlı bazı kişilik özelliklerine ve eğilimlere sahip olanların, bunları taşımayanlara oranla daha fazla terör gruplarına katılma eğilimi gösterdikleri ve kendilerini şiddete kaptırma ihtimallerinin daha yüksek olduğu ifade edilmektedir.
Terör davranışını sergileyenler hakkında uzmanlar arasındaki genel yargı nedir?
Terörizm uzmanlarının çoğu, kişilik özelliklerinin terör davranışını açıklamadığını düşünmekte, bunun bir grup davranışı olduğunu ve psikopatolojik kişilik özelliğinin veya radikal dini inançlı sapkınlığın özgün sonucu olmadığı görüşünü dile getirmektedir. Ortak ideolojik inanç ve grup davranışının, terör davranışı bağlamında, bireysel kişilik özelliklerinden çok daha fazla belirleyici olduğuna işaret edilmektedir.
Şiddet ve terör olaylarını tetikleyen toplumsal kaynaklar nelerdir?
Şiddet ve terör olaylarını tetikleyen birçok toplumsal kaynaktan bahsetmek mümkündür. Kriz, sürtüşme ve çatışmanın hâkim olduğu siyasi, sosyal ve ekonomik şartların belirleyici olduğu bir çevrenin, bu şartların olmadığı oluşturma ihtimalinden söz edilebilir.
Sosyalleşme süreçleri bireylerin terör eylemlerini ve olaylarını değerlendirmesinde nasıl bir etkiye sahiptir?
Bireylerin içinde yaşadıkları sosyal çevredeki baskın şartlar, sık sık tekrarlanan deneyimler ve günlük hayatın akışına yön veren olaylar, başka bir ifadeyle sosyalleşme sürecini belirgin bir şekilde etkileyen süreçler ve aktörler, onların grup davranışını doğrudan etkileyebilir. Bu manada savaş ve işgallerin sürdüğü, sürtüşme ve çatışmanın sıklıkla yaşandığı ve alışılageldik bir davranış kalıbına dönüştüğü, şiddet sarmalının birey ve grup ilişkilerini etkilediği sosyal çevredeki mevcut kültürün benimsenmesi, içselleştirilmesi ve yeniden üretilmesi sıkça rastlanan sosyolojik bir olgudur. Özellikle burada çerçevesi çizilen gerilim, sürtüşme ve çatışma kültürünün veya davranış biçiminin yoğun ve uzun süre yaşandığı sosyalleşme ortamlarında yeni kuşakların normal olarak algıladıkları söz konusu kültürü benimsemeleri vebenzeri davranış biçimlerini sergilemeleri sık rastlanan bir olgudur.
Şiddet ve terör içeren eylemlerin yeniden üretilmesine ne sebep olmaktadır?
Şiddet ve terör içeren eylemlere ilham kaynağı olan ve meşruiyet zemini hazırlayan sürtüşme ve çatışma kültürünün normalleşmesi, sosyal yapıda değişimi zor inanç ve tutumların inşasına yol açmakta ve şartlar değişmedikçe bu tür bir sosyalleşme genel bir örüntüye dönüşerek sürekli kendini yeniden üretmektedir. Örneğin yıllardır sürtüşme ve çatışmaların gölgesinde kalan Lübnan, İsrail, Filistin, Keşmir, Doğu Timor, Çeçenistan, Ruanda, Sri Lanka ve işgal sonrası Irak’taki politik gelişmelere tanıklık eden ve şiddet sarmalının en belirgin özellikleri arasında yer aldığı sosyalleşme ortamında doğup büyüyen çocukların ve yeni kuşakların algıları, kimlikleri ve davranış kalıpları, kaçınılmaz olarak, tanıklık ettikleri toplumsal ve siyasal gerçeklik tarafından şekillendirilmektedir.
Küreselleşme, çatışma veya diğer şiddet etkinliklerinin ortaya çıkmasına nasıl sebep olur?
Yeni sömürgecilik ve hegemonik güçlerin taşıyıcısı olarak görüldüğünde küreselleşme ve bu sürecin yarattığı toplumsal etkilerin bir çatışma doğurma potansiyeli yüksektir ki birçok coğrafyada da bunun somut örnekleri yaşanmaktadır. Özellikle mahrumiyete terk edilen ve marjinalleştirilen sınıflar, sosyal yapının iktidar (tavandan tabana terör yöntemiyle) eliyle hegemonik biçimde şekillendirilmesine direnmek amacıyla hegemonya karşıtı olarak (counterhegemonic) (tabandan yukarı) zaman zaman teröre başvurmaktadır.
Serbest piyasa ekonomisi ile demokratik sistem arasında nasıl bir bağ vardır?
Küreselleşme, açık toplum ve demokratikleşme gibi süreçleri besleyen etkiler yapmasına karşın bu sürecin bir başka etkisi de liberal capitalist sistemin aracı olan serbest piyasa ekonomisinin küreselleşme kanalıyla dünyanın pek çok yerinde yarattığı ekonomik eşitsizlikler ve gelir dağılımındaki derin uçurumlardır. Serbest piyasa ekonomisi demokratikleşme sürecini desteklemekle beraber, demokratik sisteme zarar verme ihtimali de taşır. Yoksulluk, yoksunluk ve bunlara eşlik eden adaletsizlik algısı, toplumsal düzeni bozan tepkilere kaynaklık edebilir. Siyasal temsildeki eşitsizlik, sosyolojik sonuçları olan bir problemdir ve söz konusu alandaki temsil imkân ve fırsatlarının kısıtlanması, şiddet ve terör eylemlerinde zaman zaman meşrulaştırıcı bir neden olarak kullanılmaktadır. Siyasal temsil imkânının yeterli olmayışı, gelir dağılımdaki adaletsizlik, sosyo-ekonomik ilerlemeden yeterince pay alamama gibi sorunlarla birleştiğinde ortaya çıkan mahrumiyet ve dışlanmışlık duygusu şiddet ve terörün bir araç ve strateji olarak kullanılmasına neden olmaktadır.
Jürgen Habermas ve Jacques Derrida küresel eşitsizlikler ile terör olaylarının sebeplerini nasıl değerlendirir?
Jürgen Habermas ve Jacques Derrida gibi düşünürler söz konusu küresel eşitsizlikler ve refah paylaşımındaki adaletsizliklerin, 11 Eylül 2001 saldırıları bağlamında, şiddet ve terörün ana kaynağı olduğu görüşünü dile getirmektedir. Teorik olarak pazarda herkes eşit yurttaşlar olarak görülse de, kapitalist ekonomik gelişmenin birçok ülkede refahtan pay almada eşitsizlikler yarattığı görülmektedir. Eşitsizlik doğal olarak hayal kırıklığı ve sınıfsal farklılık doğurur ki, bu da çekilen sıkıntıların potansiyel olarak siyasal şiddete başvurularak ifade edilme zeminini yaratabilir.
Din ve şiddet arasında kurulan bağlar ne zaman yoğunlaşmıştır?
11 Eylül 2001’de, ABD’de gerçekleştirilen terör saldırılarını müteakiben, din ve şiddet arasındaki ilişki yoğun biçimde tartışılmaya başlanmıştır. Söz konusu menfur saldırı sonrasında yapılan ilk açıklamalarda, olayların siyasi ve sosyal bağlamını hiç dikkate almadan hemen İslam ile şiddet arasında nedensel bir bağ kurulmuştur.
11 Eylül 2001’den sonra İslam ile şiddet arasında kurulan bağ nasıl yaygınlık kazanmıştır?
Soğuk savaş sonrası hegemonik siyasal projeye uygun düşen bu söylem, medyanın da etkisiyle, kısa sürede yaygınlık kazanmıştır. Dinlerin barış mesajı verdiğini, din ve şiddet arasında zorunlu nedensel bir bağ kurulamayacağını, İslam’ın bu noktada yanlış anlaşıldığını ifade eden açıklamalar ise pek yankı yapmamıştır.
Din ve şiddet arasında bağ kurulması nelere yol açmaktadır?
Din ve şiddet ilişkisi dini dil ve söylemlerin meşrulaştırma aracı olarak kullanılması şeklinde kurulabilir. Din, bugün gelinen noktada bireyler ve gruplar üzerinde çok güçlü psikolojik etki gücüne sahiptir. Dini olmayan amaçlar için bile zaman zaman kullanılmakta, siyasi projelerin bir parçası haline dönüştürülmekte, radikalizm ve fundamentalism gibi kavramlar ile din ve terör arasında doğrusal bağlantılar kurulmaktadır.
Fundamentalizm nedir? Ne zaman ortaya çıkmıştır?
Fundamentalizm (köktencilik/köktendincilik) kökeni itibariyle ABD’de ortaya çıkmış bir kavram olmasına rağmen İslam da dahil diğer dini gelenekler için de bir yorum tarzına işaret eden bir kavram olarak kullanılmaya başlanmıştır. Aşırlık ve radikalliği çağrıştıran ve şiddete meşrulaştıran bir bakış açısını yansıtan bu terim Müslümanlar için daha sıklıkla kullanılmaktadır. Fundamentalizm köken itibariyle 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başı Amerikan Protestanlığına ilişkin bir kavramdır. Presbiteryen, Baptist ve Evanjelist grupların püriten yorumunu ifade eden ve İncil’in muhtevasının lâfzen hakikat ve doğruluğuna inancı vurgulayan yaklaşımdır.
1995 yılında Oklahoma City’de yaşanan olayda medyanın dili terörle dinin bağdaştırılması ile nasıl bir soruna yol açabilirdi?
Dinin araçsallaştırılması ulus aşırı bir sosyo-politik gerçekliktir. Bu nedenle konunun sadece İslam veya İslam ülkeleri kaynaklı uluslararası bağlantılar ile sınırlı tutulması resmin tamamını görmeyi engellemektedir. Bu konuyla ilgili çarpıcı örnekler arasında 1995 yılında Oklahoma City’de federal devlet dairesi binalarının bombalanması gösterilebilir. Amerikalıların çoğu, 168 kişinin hayatına mal olan bu saldırıyı Ortadoğulu teröristlerin yaptığından şüphelenmişti. Saldırıyı takip eden günlerde, gazete ve televizyonlarda çıkan haberlerde Ortadoğulu görünümlü, koyu tenli ve sakallı birilerinin olayın failleri olduğu belirtilmişti. Ancak daha sonra Timothy McVeigh adında Amerikalı birinin saldırıyı gerçekleştirdiği anlaşılmıştı. Söz konusu olayda medyanın kullandığı dil, Amerikan toplumunda aşırılık yanlısı hareketlerin çıkmasına neden olabilecek sosyolojik bağlamı yansıtamamıştır.
‘Kutsal’ın araçsallaştırılmasının yol açtığı olaylara örnek olarak ne gösterilebilir?
Dünyanın birçok yerinde kutsal araçsallaştırılıyor ve şiddeti meşrulaştırmak için kullanılıyor. Örneğin Japonyada Aum Shinrikyo (Yüce Hakikat) kült inancına mensup olanların Tokyo metrosuna yaptıkları zehirli gaz saldırısında birçok insan hayatını kaybetmiş ve 3796 kişi yaralanmıştı. Öte yandan, Kuzey İrlanda’daki siyasi çekişmeler Katolik-Protestan çatışmasına dönüşerek devam etmiş ve din, siyasi mücadele aracı olarak kullanılagelmiştir. 1993 yılında Hindu fanatikler Bombayda Ayodha Camii’ni yakarak 400 kişinin ölümüne neden olmuştu.
İslam’ın şiddete bakışı nasıldır?
İslam, Hz. Muhammed döneminden itibaren toplumlar arası ilişkileri hukuki ilkelere göre düzenleme yoluna gitmiştir. Milletlerarası ilişkilerin barış içinde sürdürülebilmesi ve bunun sağlam temellere oturması için karşılıklı güven ve haklara saygı vurgulanmış, milletlerarası ilişkilerde Müslümanlara, verdikleri sözleri tutarak karşılıklı güveni sarsacak davranışlardan sakınmaları (el-Maide 5/1; en-Nahl 16/91,92,93), insanlar arasında hiçbir ayırım yapmadan adaletle davranmalarını, kin ve düşmanlıklar yüzünden zulüm ve haksızlığa yönelmemelerini emreder (e-Nisa 4/58; el-Maide 5/2,8).
‘Cihad’ nasıl tanımlanır?
İslam ve şiddet arasında ilişki kurulmasına neden önemli kavram ve fiillerden biri cihaddır. Bu kavram İslam tarihi boyunca sosyal ve siyasi şartların da etkisi ile çeşitli biçimlerde anlamlandırılmıştır. İslam’ın ilk dönemlerinde dinin yayılması için yapılan savaş ve mücadele ile inkârcılara karşı koymak cihad olarak görülürken, Müslüman toplulukların düşmandan savunulması görevi de bu kapsamda değerlendirilmiştir. İslam ülkelerinin işgal altında olduğu dönemlerde ise cihad, sömürge güçlerine karşı bağımsızlık mücadelesi olarak görülmüş ve teşvik edilmiştir. İslam bilginlerinin genel kabulü cihadın bireyler, gruplar ve cemaatler tarafından değil siyasi irade ve iktidar tarafından yürütülmesidir. Ancak sayıları oldukça az da olsa bazı Müslümanların cihadı bireysel bir görev olarak yorumladıkları ve eylemlerini bu kavramla haklılaştırmaya çalıştıkları da bilinmektedir. Ancak bu yaklaşımın Müslümanların kahir çoğunluğu tarafından kabul edilmediği, İslam dininin şiddet ve terör olaylarını meşrulaştırmak amacıyla araçsallaştırılmasını onaylamadıkları görülmektedir. Cihad kavramına yüklenen bir başka anlam ise dini ve ahlaki mükemmelliğe ulaşmak ile ilgilidir. Bu anlayışa göre insan manevi açıdan derinleşmek için kötülüklere karşı koymalı, nefsinin esiri olmamalı ve ahlaki olgunluğa ulaşmak için çabalamalıdır. Buna karşın Müslümanlar arasında yukarıda da işaret edildiği gibi içinde bulundukları siyasi, ekonomik ve toplumsal şartların da etkisiyle dini nasları şiddeti meşrulaştırıcı biçimde yorumlayanların varlığı da inkâr edilemez.