İLH2008-DİN SOSYOLOJİSİ
Ünite 10: Din ve Terör
Terör (Kavram Ve Yaklaşımlar)
Üzerinde ittifak edilmi şbir tanımı henüz yapılamamı ştır. Çıkar çatı şmasının geni ş tabanlı ortak bir tanımı engellemesinden dolayı bugüne kadar 190’dan fazla terör tanımı yapılmıştır.
Terör, Latince, korkutmak, gözdağı vermek, sindirmek, ürkütmek, endişelendirmek gibi anlamlara gelen “terrere” kelimesinden türetilmi ştir. Terör kelimesi, Batı siyaset diline 1789–1794 Fransız Devrimi sırasında, jakobin devrimcilerin iç dü şmanlara kar şı yürüttükleri eylem ve hükümetin yaptığı baskı ve doğrudan yürüttü ğü infazlara iş aret eden bir terim olarak girmi ştir ki binlerce ki şinin hayatını kaybettiği bu dönem “Terör Dönemi” olarak anılmaktadır. Fransız devriminden bu yana terör kavramının kapsamı bir hayli genişlemiştir.
Teröre ilişkin tanımlarda en sık vurgulanan yönler, terörün siyasal amaçlara ula şmak amacıyla planlı şekilde kullanılan bir dil, söylem, araç, yöntem ve stratejiye i şaret etmesi ve do ğasında stres, korku, endi şe, kaygı, panik, telaş ve dehşet duyguları uyandırma özelliklerini barındıran şiddet eylemi olduğudur. Terör ile ilgili kavramların dört ana özelliğine işaret edilmektedir:
1- Çatışma, çekişme ve kavganın şekillendirdi ği siyaset biçiminde, çoğu insanın terör diye adlandırdığı veya anladığı korkutma stratejisi çok sık başvurulan bir yöntemdir. 2- Çok sayıda ki şi, grup ve ağ bu stratejiyi zaman zaman kullanmaktadır. 3- Söz konusu strateji, olayların ya şandı ğı bağlam ve popülasyonda, siyasi mücadelenin di ğer biçimleri ile sistematik biçimde ilişkilendirilmektedir, 4- Baskı ve zorlamayı bir araç olarak kullanan ki şi ve gruplar belirli siyasi durumlarda zaman zaman terör stratejisine ba şvurmakta ve bu konudaki uzmanlıklarından dolayı da sonuçları son derece yıkıcı olmaktadır.
Terör kavramının tanımı ve açıklaması ile ilgili genel olarak dört ana söylemin varlığından bahsedebiliriz:
1- Akademik/bilimsel yaklaşım: Bilim insanları şiddet ve terör olgusuna bir yurtta ş, ideolog ve güvenlik uzmanı olmaktan ziyade bir ara ştırmacı olarak yakla şma e ğilimindedir. Örne ğin Türkiye bağlamında terör ve şiddete ilişkin çalı şmaları ile de bilinen Ümit Özdağ, Orhan Türkdo ğan, Fikret Ba şkaya, Baskın Oran ve Do ğu Ergil gibi akademisyenlerin birbirinden farklı yakla şımlara sahip oldukları gözlenmektedir. 2- Devletçi/resmi yaklaşım: Devletlerin terör tanımları, “siyasal amaçlara ulaşmak amacıyla insanların can ve mal güvenliklerine saldırılması”, “siyasal amaçlı şiddet başvurusu” ve “kamuoyunun tümünü veya bir kısmını korkuya sevk eden eylemler” gibi unsurları
vurgulamaktadır. 3- Medyatik yaklaşım: Medyanın terör eyleminin ne olduğuna ili şkin yaklaşımında öne çıkan unsurların suikast, bombalama, sabotaj, işkence ve rehin alma eylemleri gibi nedenden çok sonuçlara odaklanan unsurlar olduğu görülmektedir. 4- Şiddet yanlısı muhaliflerin yaklaşımı: Siyasal amaçlarına ula şmak için çeşitli şiddet türlerine başvuranlar, eylemlerini me şru görmekte ve genelde kendilerini “özgürlük savaşçıları” olarak tanımlamaktadır.
Terörün neden ve kökenlerini açıklamaya yönelik olarak ise başlıca üç teoriden bahsetmek mümkündür
1. Ortodoks terörizm teorisi: Terörü anlama ve analiz etmek amacıyla en yaygın olarak ba şvurulan kuramdır. Terörizmin mantı ğını anlamaya yo ğunla şan ve siyasi organizasyon olan devlet ve otoriteyi hedefleyen şiddet eylemlerine odaklanan ortodoks terörizm teorisi, terörün işlevsel, sembolik ve taktiksel yönlerini ön plana çıkarır. Terörün ne oldu ğu, nasıl i şlendiği ve uygulandı ğı sorularını cevaplar ancak niçin bu eyleme başvurulduğunu açıklamaz. 2. Radikal terörizm teorisi: Şiddet ve terörü bu eylemlere ba şvuran ki şi, grup ve örgütlerin bakış açısı ile alan ve söz konusu eylemleri haklılaştırma ve me şrula ştırma amacı ta şıyan kuramdır. Buna göre gerekli görüldü ğü durum ve şartlarda devlet ve siyasi otoriteye kar şı şiddet kullanmak bir savunma aracı olarak me şru bir yöntem olarak görülmelidir. Fanon, Sartre ve Camus gibi aydınların görü şlerinde bu yaklaşımın izlerine rastlamak mümkündür. 3. Ilımlı terörizm teorisi: Bu kuram literatürde sınırlı olarak yer almakla birlikte terörün kökenlerine odaklanır ve terörün siyasi, sosyal, ekonomik ve yapısal nedenlerini anlama ve açıklamayı hedefler. Sosyolojik yakla şımın bu kuramı içerdiği söylenebilir.
Başlıca analiz ve açıklama odağı şiddet ve terör olaylarının “nasıl” olduğunu merkeze almakta ancak “niçin” sorusuna cevap imkânı sağlayan sosyo-politik arka planı ve küresel toplumsal değişimlerle ilintisini, yani sosyolojik kökenlerini yeterince dikkate almamaktadır. Bu bakış açısının ağırlıklı olarak tercih edilmesi, “nedenler” üzerinde derin analizler yapılması yerine “sonuçlar” üzerinde tartışma yapılmasına ve kuramsal açılımların kilitlenmesine yol açmaktadır. İşte bu noktada “niçin” sorusunun cevaplanması, şiddet ve terör olaylarının toplumsal kökenlerinin gözden geçirilmesi, birey ve grupların hangi neden ve süreçlerin etkisiyle, ne toplumsal ne de siyasal olarak kabul görmeyen yöntemlere başvurarak taleplerini dile getirmeleri, siyasi aktörler ve kamuoyunu etkileme ve yönlendirme girişimlerinin değerlendirmesi anlam kazanmaktadır.
Her yaklaşımın güçlü ve zayıf nedenleri olmakla beraber sadece güvenlik yakla şımını ön plana çıkaran ve terörün nedenleri üzerinde durmayan yakla şımın bugün kar şıla şılan sorunları açıklama imkânı daha zayıftır. Sosyolojik yakla şım bu noktada tek ve en güvenilir yaklaşım olarak değil diğer yaklaşımları tamamlayıcı bir bakış açısı olarak görülmelidir.
Şiddet ve terörün sosyolojik kökenleri ara ştırılırken, artık bu olayların içerik, biçim, yöntem, araç ve hedefleri açısından geni ş bir çeşitlilik kazanmış olduğunun hatırlanmasında yarar vardır. Geleneksel olarak terör, sivil hedeflerden çok resmi veya güvenlik (gücü) hedeflerine yönelik bir seyir izlemi ş, ço ğunlukla silah ve patlayıcı kullanma, rehine alma ve uçak kaçırma gibi bir dizi yöntemler kullanılmıştır. Ancak küreselleşme süreci ve ileti şim araçlarının yarattı ğı toplumsal de ği şme ve siyasal geli şmeler ile teknolojinin sa ğladığı imkânlar geleneksel şiddet ve terörün çe şit, yöntem, araç ve söylem diline yenilerini eklemiştir. Siber (Cyber) yada sanal terör kavramının yazılı literatür ve günlük dilde kullanılmaya ba şlaması, şiddet ve terör yanlıları ile kar şıtlarının yazılı ve görüntülü medya organları ve internet siteleri üzerinden yeni görsel ö ğeler ve dil kullanarak fikirlerini çok geniş kitlelerle paylaşması son yıllardaki de ğişim ve gelişmelerin ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır.
Terörün Sosyolojik Anatomisi
İnsan davranı şlarındaki etkisi yadsınamaz olan psikolojik e ğilim ve potansiyelleri, sosyo-politik ve sosyo-kültürel ba ğlamdan soyutlayarak şiddet ve terör olaylarını anlamak ve yorumlamak ancak çok sınırlı bir çerçevede mümkün olacaktır. İşte bu nedenle şiddet ve terörün evrensel bir davranı şbiçimi olmadı ğı, belirli zaman ve mekânlarda siyasal, sosyal ve ekonomik bir dizi nedenden kaynaklandı ğı, farklı ideolojik yakla şımlar, dini sembol ve söylemler ile bir meşrulaştırma aracı olarak kullanıldığ ının fark edilmesi gerekmektedir.
Şiddet ve terör eylemlerinde doğrudan rol alan bireylerin psikolojisi, zihinsel dünyası ve davranı şbiçimlerinin de gözden geçirilmesinin gerekli oldu ğu gözden uzak tutulmamalıdır. Çünkü bireylerin ruhsal ve zihinsel yapısının oluşumu ile davranış örüntülerinin şekillenmesinin, içindeki ya şadıkları toplumsal gerçeklikten soyutlanması mümkün değildir.
Bireysel ve Psikolojik Faktörler
Şiddet ve teröre başvuranların çoğunun zihin dünyasında “biz” ve “onlar” ayrımı yapıldığı öne sürülmektedir. Aslında, başkalarıyla kendini karşılaştırarak farklılaştırma yoluyla bir tür kimlik inşası süreci olarak görülmesi gereken bu kategorik ayrım sonunda “ötekiler” veya “onlar” tüm kötülüklerin kaynağı olarak algılanmaya başlar. “Biz” ise özgürlük ve adalet için mücadele eden erdemli bir topluluk olarak görülür. Bu psiko-mantığa göre tüm sorunların ve kötülüklerin kaynağı olarak görülen “diğerleri” yok edilmelidir. Bu anlayışla bakıldığında şiddete başvurarak “diğerlerini” saf dışı
bırakmak hem adil hem de erdemli olan bir yol olarak görülebilir.
Yapılan ara ştırmalar, psikolojik kavramsalla ştırmaları tümüyle desteklememekte, aksine terör örgütü mensuplarının genelde normal oldukları ve psikopatolojik rahatsızlıklar sergilemedikleri iddia edilmektedir. Bu ara ştırmalar, belirgin bir ki şilik yapısı ve psikolojik tipin veya standart, tekdüze bir terörist zihin ve ruh yapısının olduğ unu da göstermemi ştir. Bu tür bulgular olmasına karşın terörizm uzmanlarının ço ğu, ki şilik özelliklerinin terör davranı şını açıklamadı ğını düş ünmekte, bunun bir grup davranı şı oldu ğunu ve psikopatolojik ki şilik özelliğ inin veya radikal dini inançlı sapkınlı ğın özgün sonucu olmadığı görüşünü dile getirmektedir. Ortak ideolojik inanç ve grup davranışının, terör davranışı ba ğlamında, bireysel ki şilik özelliklerinden çok daha fazla belirleyici olduğuna işaret edilmektedir.
Sosyalleşme Bağlamı: Sosyo-Politik Çevre
Kriz, sürtüşme ve çatışmanın hâkim olduğu siyasi, sosyal ve ekonomik şartların belirleyici oldu ğu bir çevrenin, bu şartların olmadı ğı ortamlara kıyasla şiddet ve terör için daha verimli zemin olu şturma ihtimalinden söz edilebilir. İ şte bu nedenle çevresel veya bağlamsal deği şkenlerin kapsamlı bir şekilde gözden geçirilmesi gerekmektedir. Her ne kadar aile, şiddet ve terörün kayna ğı olmasa da, yapısındaki çözülmeler, çocuk ve gençlerin ilerleyen ya şlarda anne-baba ve aile bireylerinin uyumlu olduğu aile ortamlarında yetişen çocuklarla karşıla ştırıldı ğında suç iş lemeye daha yatkın bir kişilik geliştirdikleri görülmektedir.
Bireylerin içinde ya şadıkları sosyal çevredeki baskın şartlar, sık sık tekrarlanan deneyimler ve günlük hayatın akışına yön veren olaylar, başka bir ifadeyle sosyalle şme sürecini belirgin bir şekilde etkileyen süreçler ve aktörler, onların grup davranı şını do ğrudan etkileyebilir. Bu manada sava şve iş gallerin sürdüğü, sürtüşme ve çatış manın sıklıkla yaşandığı ve alışılageldik bir davranış kalıbına dönüştüğü, şiddet sarmalının birey ve grup iliş kilerini etkiledi ği sosyal çevredeki mevcut kültürün benimsenmesi, içselle ştirilmesi ve yeniden üretilmesi sıkça rastlanan sosyolojik bir olgudur.
“Şiddetin yenilenmesi” olarak belirtilen, çatışmacı ortamda yetişen yeni kuşakların bulunduğu süreçte dört ana faktör ş öyle sıralanmaktadır:
1- Sürtüş me ve çatı şmanın hâkim ve sürekli olduğu çevrelerde çocuklardaki saldırganlık duygusunun normal eğitim, çevre ve sosyal etkilerle bastırılması ve törpülenmesi zor olmaktadır. Aksine, bu tür güdüler denetimsiz kalmakta, kontrol dı şına çıkmakta ve şiddet tarafından özendirilmekte ve teşvik edilmektedir. 2- Şiddet, sürtüş me, çatı şma ve sava şortamlarında büyüyenler, şiddet ve terörü kendini ifade etme ve talepte bulunmanın me şru bir yolu ve yöntemi olarak görmektedir.
3- Şiddet ve çatışma kuşakları, kendilerini bir mağdur/kurban olarak algılamaya ba şlamakta ve içinde ya şadıkları çatışmanın sorumlusu olarak başkalarını görmektedir. Böyle bir kurban edilmi şlik algısı, ma ğdurun hayatta kalmak ve varlığ ını sürdürmek için özel haklarının oldu ğu ve bunları kullanabileceği inancını doğurmaktadır. 4- Şiddetin günlük hayatın parçası olduğ u sosyal ortamlardaki ergenler, hayat döngülerinin bu dönemindeki do ğal bir geli şmenin sonucu, yani otoriteye kar şı direnç gösteren ve ba şkaldıran ba ğımsız bir kimlik in şası sürecinin etkisiyle mevcut siyasal şartlar ve politik geli şmelerle kendilerini yakından özdeşleştirmektedir. Bunun bir sonucu olarak ta erkeklik, mertlik ve yetiş kinlik testi ve göstergesi olarak silahlı gruplara katılmaktadır.
Yukarıdaki açıklamalardan da anla şılaca ğı üzere şiddet ve terörün bir davranı şbiçimi olarak öğrenildiği, taklit edildiği ve stratejik amaçla kullanıldı ğı görülmektedir. Bu ö ğrenme süreci siyaset, ekonomi ve kültür gibi faktörlerin de şekillenmesine katkıda bulundu ğu sosyalleşme sürecinin bir etkisi olarak ortaya çıkmaktadır.
Küreselleşme ve Din ünitesinde de anlatıldığı gibi küreselle şme süreci fikirlerin, görüşlerin, insan ve sermayenin akışkanlı ğını sa ğlayarak bir taraftan kültürler ve medeniyetler arası ileti şime imkân tanımakta, bir taraftan da baskın kültür ve siyasi ideolojilerin hegemonya kurmasını sağlamakta veya kurulu hegemonik yapıları güçlendirmektedir.
Sosyal çevre ve sosyalle şme süreci gibi küreselle şmenin, yeni sömürgecili ğe zemin hazırlayan yönleri de şiddet ve terörün toplumsal kökenleri arasında yer almaktadır. Küreselleşme bizatihi toplumsal bir süreç olmamakla birlikte etkileri toplumsaldır. Hatta toplumsal dönü şüm süreci ba şlatacak kadar sosyal derinliği olan bir gerçekliktir. Bazı yönleri ile yeni sömürgecilik ve hegemonyanın aracı olan küreselleşme derin eşitsizlikler yaratmaktadır. E şitsizliklerin kurumsallaştığı, ortak iyi ve çıkar etrafında birlikteli ği sa ğlayan “toplumsal sözle şme”nin etkinli ğini yitirmeye başladığı durumlarda, şiddet ve terörün siyasal amaçlı stratejik bir araç olarak kullanılma riski artmaktadır.
Din Ve Terör
Şiddet ve terörün kökenlerine bakıldığında bu eylemlerin özü itibariyle büyük oranda siyasi ve toplumsal nedenlerden kaynaklandığını, bazı psikolojik faktörlerin de bu eylemlerde yer almayı kolaylaştırdığı belirtmiştik. Bu bağlamda din ve şiddet ilişkisi dini dil ve söylemlerin meşrulaştırma aracı olarak kullanılması şeklinde kurulabilir. Din, bugün gelinen noktada bireyler ve gruplar üzerinde çok güçlü psikolojik etki gücüne sahiptir. Dini olmayan amaçlar için bile zaman zaman kullanılmakta, siyasi projelerin bir parçası haline dönüştürülmekte,
radikalizm ve fundamentalizm gibi kavramlar ile din ve terör arasında doğrusal bağlantılar kurulmaktadır. Fundamentalizm (köktencilik/köktendincilik) kökeni itibariyle ABD’de ortaya çıkmış bir kavram olmasına rağmen İslam da dahil diğer dini gelenekler için de bir yorum tarzına işaret eden bir kavram olarak kullanılmaya başlanmıştır. Aşırlık ve radikalliği çağrıştıran ve şiddete meşrulaştıran bir bakış açısını yansıtan bu terim Müslümanlar için daha sıklıkla kullanılmaktadır.
Fundamentalizm köken itibariyle 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl ba şı Amerikan Protestanlı ğına ilişkin bir kavramdır. Presbiteryen, Baptist ve Evanjelist grupların püriten yorumunu ifade eden ve İncil’in muhtevasının lâfzen hakikat ve doğruluğuna inancı vurgulayan yaklaşımdır.
Hıristiyan mezhepleri için kullanılan fundamentalizm terimi Batılı araştırmacılar tarafından bağlamından soyutlanarak İslam, Yahudilik, Budizm ve Hinduizm gibi dinler için de olumsuz ça ğrış ım yapacak şekilde kullanılmaya ba şlanmı ştır. Günümüzde fundamentalizm, tutuculukla, yeniliklere kapalı olmakla, taassupla, zaman dışı yaşamakla, kültürel ve geleneksel bağnazlıkla, ho şgörüsüzlükle, demokrasi ve insan hakları karşıtlığı ile özdeşle ştirilmektedir.
İslam’ın Terör ve Şiddete Bakışı
Son yıllarda yükselen şiddet ve terör eylemlerine katılanların dini aidiyetlerinde dolayı din merkeze alınmakta, diğer boyutlar ise ihmal edilmektedir. Bunu en çarpıcı örneklerinden biri yakı tarihin dönüm noktası olaylarından biri 11 Eylül 2001 sonrasında ya şanmı ştır. Siyaset, akademi ve medya şiddet ve 11 Eylül ve sonrasındaki terör saldırılarını, bunları organize edenlerin “dini” aidiyetleri ekseninde tartışarak, konuyu genelde “din-a şırlık ve şiddet”, özelde ise “İslam, radikal Müslümanlar ve şiddet” eksenlerine indirgemiştir.
İslam ve şiddet arasında ili şki kurulmasına neden olan önemli kavram ve fiillerden biri “cihad”dır. Bu kavram İslam tarihi boyunca sosyal ve siyasi şartların da etkisi ile çe şitli biçimlerde anlamlandırılmı ştır. İslam’ın ilk dönemlerinde dinin yayılması için yapılan sava şve mücadele ile inkârcılara kar şı koymak cihad olarak görülürken, Müslüman toplulukların düşmandan savunulması görevi de bu kapsamda değerlendirilmiştir.
Cihad kavramına yüklenen bir başka anlam ise dini ve ahlaki mükemmelliğe ulaşmak ile ilgilidir. Bu anlayışa göre insan manevi açıdan derinleşmek için kötülüklere karşı koymalı, nefsinin esiri olmamalı ve ahlaki olgunluğa ula şmak için çabalamalıdır. Buna kar şın Müslümanlar arasında yukarıda da i şaret edildi ği gibi içinde bulundukları siyasi, ekonomik ve toplumsal şartların da etkisiyle dini nasları şiddeti meşrula ştırıcı biçimde yorumlayanların varlığı da inkâr edilemez.