Unutmamak gerekir ki başlangıçta vahyin doğruluğunu Giriş anlayarak onu kabul ve tasdik eden akıldır. Yani akıl,
İtikad (inanç) ve amelî (pratik) olmak üzere İslâm dininin vahyin kabulünün kaynağıdır. Onun içindir ki din, aklı konu ve muhtevasını oluşturan iki temel alan vardır. Dinin olmayanı muhatap almaz, onu sorumlu tutmaz. üçüncü esasını teşkil eden ahlâk ise bu iki unsurun hakiki anlamda gerçekleştirilmesiyle ortaya çıkar. İslâm dininin muhteva ve prensiplerinde selîm akılla çatışan ve çelişen hiçbir şey yoktur. Şayet uyuşmayan Din, özü itibariyle itikat, iman dediğimiz teorik alt yapıya şeylerin var olduğu iddia edilirse burada bir dini anlama dayalı ve daima onun yönlendirdiği inanç ve pratik ve yorumlama sorunu vardır. Aklın ve ilmin tek başına bütünlüğün adıdır. bilgisini elde edemeyeceği şeyler ve gerçeklikler de
Dinin inanç alanıyla ilgili hüküm ve delilleri vardır. İşte din, vahiy yoluyla ve peygamberler aracılığıyla kaynaklarından, yani Kur’an ve Sünnet’ten elde eden ilme aklın cevap bulamadığı soruları insana öğreterek, akla kelâm, amelî alanıyla ilgili hükümleri bilmeyi sağlayan yardımcı olmuş, akıl da onların doğruluklarını kabul ilme de fıkıh denilmiştir. etmiştir. Şu halde akılla vahiy ya da bilimle din birbirlerinin rakipleri değil, tam aksine birbirlerinin yol Kelâm İlminin Tarifi arkadaşı ve yardımcılarıdırlar.
Kelâm kelimesi lügatte; bir fikri, bir manâyı tam olarak Kelâm metodu genel olarak din (vahiy) ile aklı bir arada anlatan söz, lafız, konuşma, nutuk, ibare anlamlarına gelir. tutmayı temel aldığından, her ne kadar aklî delillere Bu çerçevede ilâhi söz ve emirler de aynı kelimeyle ifade dayanmış olsa da sonuçta bu delillerin doğruluğuna dair edilir. Nitekim Kur’an’ın bir ismi olarak söylenen dinden bir şahidin bulunmasına önem verir. kelâmullah ifadesinin anlamı; Allah’ın sözü, O’nun Gayesine göre kelâm ilmi, aklî ve naklî delillere konuşması, insanlığa hitabesi demektir. dayanarak İslâm inançları ile ilgili ortaya çıkabilecek Kelâm ilminin konusu İslâm dininin inanç alanıdır. Dini şüpheleri ortadan kaldırmaya ve anılan inanç ilkelerini anlamda iman; Kur’an’ın iki kapağı arasında var olan açıklamaya ve ispat etmeye çalışan bir ilimdir. muhtevanın tamamına inanmaktır. Kelâm ilmi; Allah’ın Kelâm ilminin Kur’an ve Sünnet’te yer alan İslâm inanç zatından, sıfatlarından; peygamberliğe ait meselelerden; esaslarıyla ilgili olmak üzere iki temel görevi ve gayesi dünya ve ahiret (mebde ve meâd) bakımından vardır. Kelâm ilmi öncelikle vahiy ile sabit dinî inançları yaratılmışların hallerinden İslâm ilke ve esaslarına göre ortaya koyar, onları araştırır, onlar üzerinde düşünür ve bahseden ilimdir diye tarif edilmiştir. akıl yürütür. Sonra bu alanda ortaya çıkabilecek şüphe ve Kelâm ilmi, başta Allah’ın zatı ve sıfatları olmak üzere tereddütlerle ona yöneltilebilecek eleştirileri vahyin bütün varlıkların nasıl var olduklarını, varlıklarının ışığında aklî delillerle cevaplandırmaya çalışır. Din, dünya mahiyetini, varlıklarını nasıl devam ettirdiklerini ve hayatına indirilmiş gerçekliğin adıdır. İşte kelâm ilmi varlıklarının bir sonunun olup olmadığını ve nasıl yok sağlam bir itikat oluşturmaya çalışırken inanan insana hem olacaklarını inceleyen bir ilimdir. dünya hem de âhiret gerçekliğini anlatmaya çalışır.
Kelâm ilmini “Allah’ın mutlak varlığı ve birliğiyle O’nun Kelâmın Faydası ve Gayesi varlık âlemiyle ilişkisinden bahseden ilimdir” diye tarif etmek mümkündür. Bu tariften hareketle, kelâm ilminin 1. Kelâm ilmi sayesinde insan, aklî ve naklî varlık âlemiyle ilgilenen fizik, kimya, biyoloji, astronomi delillerle desteklenmiş bir imanla taklitten ve benzeri ilimlerden metot itibariyle ayrıldığını anlarız. tahkîke, gerçek ve sağlam bir inanca ulaşır. Şöyle ki; bu ilimler varlık âlemiyle ilgilenirken onları 2. Kelâm ilmi sayesinde elde edilen sağlam inanç başlangıç (yaratılış) ve sonuçları itibariyle ele almazlar. bilgisi ve imanıyla insan, İslâm inançlarına ters Bu yaklaşım iki ilmin konuları itibariyle benzerlik ve düşen sapık akım ve cereyanlardan, her çeşit ayrılıklarını belirtmekten ibarettir. Kaldı ki kelâm ilmi bu hurafe ve batıl inançlardan kurtulur. ilimlerin elde ettikleri sonuç ve verilerden oldukça istifade 3. Kelâm ilmi doğru yolu arayanlara rehberlik eder ve o alana asla ilgisiz kalmaz. ederken, hakkı, hakikati kabule yanaşmayan, ona karşı itirazlarda bulunan, şüpheler ortaya atanlara Kelâm ilmi konuları ele alırken “İslâmî ilke ve esaslara bunlardan kurtulmaları hususunda yardımcı olur. göre” hareket eder ve böyle bir metodu kullanır. Kelâm 4. Kelâm ilmi, gerek diğer din mensupları ilmi ile felsefe konu itibariyle benzer şeylerden tarafından ortaya atılan kasıtlı şüphe ve itirazları, bahsederler. Ancak bu iki düşünüş tarzı “İslâm ilke ve gerekse samimi olmalarına rağmen kimi esaslarına göre bahsetmek” hususunda birbirlerinden şüpheleri olan insanlarca ileri sürülen tereddütleri metot itibariyle zaman zaman ayrılırlar. ve itirazları göğüsleyerek İslâm inancını sarsıntıya uğramaktan korur. Kelam ilminin esas aldığı bu metotta akıl ile vahiy 5. Kelâm ilmi, diğer dini ilimler için bir temel arasında bir öncelik ve sonralık belirlemekten ziyade her oluşturur. Diğer dini ilimler kelâm ilmine istinat iki gerçekliğin insan ve varlık âlemindeki yerini ve rolünü eder. vurgulamak ve doğru tespit etmek söz konusudur.
6. Kelâm ilminin en önemli faydalarından birisi de Dolayısıyla, kelâm ilmi her şeyden önce varlık meselesini, yaratıcı olarak Allah’a ve O’nun yaratmış olduğu yani Allah’ın varlığı ve birliğini konu ve maksat edinir. tüm evrene, mahlûkata karşı görev ve Mâturîdiye ve Mu‘tezile gibi önemli kelâm ekolleri, sorumluluklarını bilen, bunun bilincinde olan bir “Acaba akıl mı, nakil mi daha önemlidir?” sorusuna cevap imana sahip insanı yetiştirmek, bu insanlardan olarak; vahiy ulaşmasa bile insanın aklıyla Allah’ın müteşekkil bir cemiyet inşa etmek ve böylece varlığını bilmesi gerektiğini, aksi takdirde sorumlu amelî (pratik) hayatta insanı mutlu kılmaktır. tutulacağını belirtirler. Kelâmın Konusu Kelâm ilminde; Allah’ın varlığı ve birliği anlaşıldıktan Kelâm ilminin ele aldığı konular; doğrudan doğruya dinî sonra sıfatlar meselesi, bilgi meselesi, iman meselesi, akideleri oluşturan mesâil (ana konular) ve makâsıd peygamberlik ve hususları (vahiy, kitap, mucize vs.) ile (amaçlar) başlıklarında incelenir. Ana kelâm kaynakları kader ve kaza konuları işlenir. inanç konularını ilâhiyât, nübüvvât ve semiyyât olmak Kısaca, kelâm ilminin konusu, yeni gelişmeleri de ihtiva üzere üç temel esas (usûl-i selâse) başlığı altında ele etmeli, onların dışında kalmamalıdır. Müslüman düşünür, almıştır. sosyal ilimler ve evrendeki tüm gelişmeleri takip ederek
İlâhiyât; Allah’ın varlığı, birliği, sıfatları ve fiilleri, yani onlardan istifade etmeli, böylece daha inandırıcı ve yaratıp var etmesi ve tüm varlık âlemiyle ilişkisi konu etkileyici çözümlere ulaşmalıdır. edinilir. Kelâmın Yeri ve Önemi Nübüvvât başlığı altında, vahiy ve vahyi getiren melek ile Kelâm ilmi, bir taraftan İslâm’ın inanç esaslarını belirleyip tüm meleklere iman ve vahyin toplanıp yazıldığı Kitap onları izah ederken, diğer taraftan dışarıdan gelebilecek (Kur’an) ile tüm ilâhî kitaplara iman incelenir. yıkıcı ve bâtıl inanç sistemlerine karşı gerçek İslâmî inanç, Semiyyât konusunda ise melek, cin, şeytan gibi prensip ve kaideleri savunmak konumundadır. görünmeyen varlıkların yanında bu dünya hayatının Kelâm ilmi, var olan her şeyi (mevcûd) içine alan tüm geçiciliği, kıyamet ve ahiret hayatı konuları işlenir. bilgileri ele alması bakımından konusu itibariyle en geniş Ana mesele olan itikadın anlaşılmasına ve açılımına aracı ve en genel bir ilimdir. Öte yandan bu ilim, diğer dinî olan, onları ispat etmede ve delil göstermede kolaylık ilimlerin esas ve dayanağı konumundadır. Çünkü onun ana sağlayan adına vesâil denilen, yani ana konuları anlamaya konusu olan inanç esasları sahih ve sağlam bir şekilde vesile ve yardımcı olan konular ele alınır. ortaya konmadan bunlar üzerine inşa edilebilecek bir fıkıh, bir tefsir, bir hadis ve benzeri ilimlerden bahis İslâm düşünce tarihi ve bilimdeki gelişmeye bağlı olarak olunamaz. vesâil konuları değişiklik ve gelişme göstermiştir. Felsefenin İslâm dünyasına girmesinin ardından kelâm Büyük İslâm bilgini Gazzâlî’ye (ö. 505/1111) göre ilim ilmi de tabiî ve kaçınılmaz olarak aklî izahlara yer tasnifi aşağıdaki gibidir. vermeye başlamıştır. Ancak kelâm ilmi, varlıktan sadece I. Aklî ilimler: Riyazi ve mantık ilimleri, tabii aklî veriler ışığında bahsetmez, aksine akılla beraber ilimler, metafiziktir. varlık hakkında vahyin söylediklerine de kulak verir, II. Dinî ilimler onları önemle dikkate alır. Zira vahyin kaynağı olan Allah, a. Küllî ilim: Kelam varlığın da yaratıcısıdır. b. Fer’î ilim: Fıkıh, hadis, tefsirdir. Sonraki dönemlerde ise adına müteahhirîn denilen ve Büyük İslâm bilginlerinden Adudiddîn el-Îcî (ö. 756/1355) Gazzâlî ile başlayan kelâmcılar asrında mantık ilminin de ile Sadüddîn et-Taftazânî (ö. 793/1390) kelâmın en dâhil edilmesiyle, zihin dışında var olmadığı halde, dinî önemli, en üstün ilim (eşrefu’l-ulûm) olduğuna işaret esaslarla uzak ya da yakın bir ilişkisi bulunmak şartıyla etmektedirler. beşer tarafından bilinebilen her şey kelâm ilminin konusu haline gelmiştir. Gazzâlî, kelâm ilminin avama değil, havâssa ait entelektüel bir bilgi olduğunu söyler. Ona göre kelâm ilmi, Tek söz ve yetki sahibi, dini vaz eden Allah olduğundan inanç alanında ortaya çıkacak hastalık ve problemler için başlangıçtan günümüze kadar temel meseleler, yani inanç bir ilaç konumundadır. konuları daima aynı kalmış ve değişmemiştir. Vesâil (vesileler) ise çağın kültürü, bilim anlayışı ve fikir Kelâm ilmini farz-ı kifayelerin en kuvvetlisi gören bazı hareketlerine bağlı olarak tabii şekilde gelişmiş ve âlimler, dinî alanla ilgili bir şüphe olup da bu şüphenin değişmiştir. çözülmesinin kelâm ilmine bağlı olması durumunda bu ilmin farz-ı ayn olduğunu söylemişlerdir. Kısaca denilebilir ki kelâm ilmi, konu olarak dini inançları uzaktan yakından ilgilendiren bütün meseleleri içine alır. İbn Asâkir’in (ö. 571/1176) belirttiği üzere, kelâm ilminin İslâm dininde Allah bilgisi her işin başıdır. Allah kavramı zor bir ilim olması nedeniyle onunla ilgilenmek, o sahada ve inancı olmadan din, dolayısıyla İslâm dini olmaz. söz sahibi olmak zordur.
2. Naklî ve aklî delillerle dayandığından, kalbe en fazla tesir yapan ilim budur. Bundan dolayı Kelâmın İsimleri yaralamak manasına gelen kelm kökünden
Kelâm ilmi, tarihi süreç içerisinde çeşitli safhalar geçirmiş türetilen kelâm sözü verilmiştir. ve farklı isimlerle anılmıştır. 3. Dinin aslı olan itikadî meselelerin hakikatini araştırırken insana kelâm, yani söz söyleme, el-Fıkhu’l-ekber: Ebû Hanîfe fıkhı; “Kişinin lehinde ve konuşma gücü verir. aleyhinde olan şeyleri bilmesidir” şeklinde tarif eder. Ebû 4. Öğrenilmesi ve öğretilmesi gereken bilgiler ilk Hanîfe akla önem veren bir âlimdir. Akâid alanında defa sözle öğretilir ve öğrenilir. Dinî düşüncede, yazdığı el-Fıkhu’l-ekber (en büyük fıkıh) ile diğer akide hakkında ilk önce söz edilmesi, yani konuşulması risaleleri selef metodundan kelâm yöntemine geçiş özelliği gereken ilim ise elbette itikad ilmidir. taşıyan bir özelliğe sahiptirler. 5. Bu ilmin konuların dindeki yeri ve önemine
Akâid: Akâid ilmi iman esaslarını konu edinen ilmin binâen, onlar hakkında insanın aklına çok çeşitli adıdır. İslâm akâidini oluşturan esaslar şüphesiz ki Kur’an sualler geldiğinden dolayı karşılıklı, çok ve ve Hadîsler ile belirlenmiştir. Yani kişilerin akîde esası dikkatli konuşmayı, yani kelâmı gerektirir. belirleme yetkisi yoktur. 6. Bu ilimde kullanılan naklî ve aklî delillerin kuvvetinden dolayı, diğer ilimlere nazaran “artık Tevhîd ve Sıfatlar İlmi: Bu isim kelâm ilmine konusu kelâm dediğin işte budur, diğerleri değil” itibariyle verilmiştir. Çünkü Allah’ın sıfatları ve tevhîd bu anlamında, diğer sözleri kesip bitiren söz olduğu ilmin en önemli, en meşhur ve en şerefli konusudur. İslâm için kelâm ismi verilmiştir. tevhîd dinidir. Birlik ve tevhîd, bu dini diğerlerinden 7. Kelâm ifadesi, hakkında başlık atılmaya, söz ayıran en temel özelliktir. söylenmeye en layık konu itikattır, vurgusunu
Bir ıstılah olarak tevhîd; mutlak manâda Allah’ın bir çağrıştırmak üzere, husûsen inançla ilgilenen olduğunu bilmek, O’ndan başka ilâh bulunmadığına, zât, ilme ad olarak verilmiştir. sıfat ve fiillerinde eşi, benzeri ve dengi olmadığına 8. Müslüman düşünürler, itikadî konularda Selef’in inanmaktır. Amelî bakımdan ise ibadeti sadece Allah’a aksine daha çok konuşmaya ve tartışmaya has kılmak demektir. Onun birliğini sayı yönünden başlayınca bu ilme söz söyleme, sözü gerekli anlamak Onu gerçek manâda ifade edemez. O, bütün kılan ilim anlamında kelâm ilmi denildi.
birlerin kendisine muhtaç olduğu sayı üstü birdir. Ancak, bu ilme kelâm adının verilişinin en önemli ve
Konusu sadece Allah’ın sıfatları olmak üzere yazılmış etkili nedenini, Kur’an’ın, kelâmullah yani, Allah’ın sözü, eserlere örnek olmak üzere İbn Huzeyme (v. 311/923)’nin O’nun kelâmı olduğu gerçeğinde aramak daha doğru olur.
Kitâbu’t-tevhîd ve İsbâtu sıfâtı’r-rab isimli eserini Kelâm ve Diğer İlimler zikredebiliriz. Kelâm ve Diğer İslâmî İlimler: Din, iman ve amelden, Usûlü’d-dîn: Dinin aslını, esasını oluşturan, dinin amel, yani pratik hayatta gerçekleştirdiğimiz eylemlerden ahlâk gibi diğer unsurlarının kendisi üzerine bina edildiği müteşekkildir. Dinin inanç alanıyla ilgilenen ilim dalı ise temel, yani imana, itikada taalluk eden konulardır. İnanç kelâm olduğu için o, amelî hayatla doğrudan ilgilenen konularıyla ilgili hükümlere “ahkâm-ı asliyye”, bundan fıkıh başta olmak üzere tefsir ve hadis gibi diğer tüm bahseden ilme de Usûlü’d-dîn denilmiştir. Çünkü iman islâmî ilimlerin temelini oluşturur. hakîkati dinin temelidir. Kelâm ve Felsefe: Kelâm ilmi ile felsefe, konuları Nazar ve İstidlal İlmi: Eşya hakkında düşünme ve bu itibariyle sıkı bir münasebet içinde olmakla birlikte yolla, henüz bilgisine ulaşılamamış şeylerin bilgisine metotları itibariyle farklılık arz ederler. Felsefe, ulaşmak amacıyla zihinde önceden var olan bilgileri meselelere çözüm bulmaya çalışırken sadece akla dayanır. düzenlemek, bir araya getirmek ve böylece bir sonuca Hâlbuki kelâm ilmi, akla dayandığı gibi nakli yani vahiy ulaşmak çabasına denir. Kelâm ilmi, ele aldığı yoluyla bize ulaştırılmış olan ilahî bilgiyi de önemli bir problemlerin çözümünde metot itibariyle tefekkürü, bilgi kaynağı olarak kabul eder. düşünmeyi ve akıl yürütmeyi esas aldığı için bu isimle adlandırılmıştır. Bir başka açıdan, kelâm ilminin İslâm’ın inanç esaslarını ortaya koymak ve onların müdafaasını yapmak gibi bir Kelâm İlmi: Bu ilmin en çok ve yaygın olarak kullanılan gayesi vardır. Felsefenin ise böyle bir gayesi olmadığı gibi ismi kelâmdır. Bunun nedenleri arasında aşağıdaki vahyî bilgi de onun için delil teşkil etmez. maddeler sayılabilir. Kelâm ve felsefe her ne kadar aynı konuları tahlil etseler 1. İslâm düşüncesinin ilk asrında Allah’ın sıfatları de metotları farklı iki ayrı ilim dalı olduğundan, onları meselesi anlaşılmaya çalışılırken bu çerçevede olumlu-olumsuz, doğru-yanlış gibi ölçütlerle birbirleriyle üzerinde en çok tartışma yapılan sıfat kelâm sıfatı mukayese etmek doğru olmaz. olmuştur.
Din, aklın önünü açar, onun elinden tutar ve onu hiç görmediği ve bilmediği bu alana götürür, ondan haberdar eder, onun bilgisini verir. Ama bundan sonra onun yorumunu ve anlaşılmasını yine akla bırakır. Şu halde başlangıçta önemli olan, insanın iki yöntemden hangisini benimseyeceği ve dini kabul ederek artı bir değere, ilave bir bilgi kaynağına sahip olmayı isteyip istemediğidir.
Kelâm ve Tabiat İlimleri: Her iki ilim türünün de varlığı ve onun özelliklerini konu edinmelerinden dolayı ilişkilidir. Varlığı konu edinmeleri açısından bu ilimler arasında konu birliği olmakla birlikte, kelâm ilminin varlık perspektifi daha geniştir. Çünkü tabiat bilimleri (fizik, kimya, biyoloji, astronomi, matematik vb.) varlığı yalnız bu dünyadaki durumuyla ele alır. Halbuki kelâm ilmi varlığı ele alırken ilk ve mutlak varlık olan ve diğer varlıkları da yaratan Allah’ın zâtını konu edindiği gibi, duyulur alemin dışında kalan gâib alanla doğrudan ilgili bir bilim dalıdır.
Öte yandan tabiat ilimleri daha çok gözlem ve deneyle sonuca ulaşır. Kelâm ilmi ise tüm varlık ve olayların sebep ve nedenlerini sorar, araştırır. Zira inanç alanı ve metafizik alan deney kapsamına girmez, deneye konu edilemezler. İşte işin bu yönü kelâmın konusudur.
Tabiat bilimlerinin inceleme konusu olan evren ve varlık tamamıyla Allah’ın mülkü ve yarattığıdır. Allah’ı tanımanın yolu ise eserlerini tanımaktan geçer.
Kelâm ve Sosyal-Beşerî İlimler: Akâide dair meselelerin kaynağı ilahî ise de onların üzerinde gerçekleştiği ve bu meseleleri konu edinen insanın bizzat kendisidir. İtikat ve inanç insanın bilincinde ve toplumun vicdanında yaşar. Bu bakımdan inanç konuları aynı zamanda insanî ve toplumsal konulardır.