AÖF Soru Bankası

HadisÜnite 3 Özeti

Hadis Kaynaklarında Sünnet Tasavvuru

Dâvûd, İlim 10, hadis no: 3662) hadisindeki ifade Giriş: Hadisler ve Uygulama buyurduğu, işittiği bir bilgiyi ferâset ve anlayış sahibi

Kur’ân’da herkes tarafından ilk bakışta anlaşılabilecek kişilere nakledenlere yönelik müjdesine mazhar olma açıklıkta ayetler ve genel ilkeler bulunduğu gibi, Allah arzusudur. Resûlü (s.a.v.) tarafından açıklanması gereken ve ilim ehli kimselerin tetkikleriyle ortaya çıkarılması mümkün olan Bir dini yaşamak mevzu bahis olduğunda yeni Müslüman âyet ve prensipleri de içermektedir.Ayrıca, Kur’ân’da, olmuş bir topluluk dahi, hidayet yollarını gösterecek bir sünnetin anlaşılmasındaki önemini ortaya koyan pek çok kişiye muhtaç olduklarının farkındadırlar. Esasen sünnet âyet bulunmaktadır. Fakat, Kur’ân ve Sünnetin Câhiliye döneminden itibaren Arapların zihninde mevcut aralarındaki birlikteliği ortaya koyan sadece ayetler bir kategoridir. Bu sebeple sünnetin hüccet oluşu gibi bir değildir aynı zamanda hadislerde de bu hususa önemli bir problem ilk neslin ve hatta müteakip neslin zihninde yer verilmiştir. mevcut değildir. Bilâkis hadis kaynakları, sahâbenin hadis öğrenme arzusu delilleriyle ispat eden çok sayıda sahîh Sözlükte, takip edilen yol ve davranış tarzı anlamına gelen hadis içermekte, yaşça küçük ashâbın dahi aynı sünnet; hadis âlimlerinin ıstılahında, risâlet öncesi dönem hassasiyete sahip olduğunu göstermektedir. Ashâb-ı de dâhil olmak üzere Hz. Peygamber’in (s.a.v.) söz, fiil ve kirâmın gençlerinin söz konusu hassasiyeti, hadislerin davranışları ile yaratılış ve ahlâkî özelliklerini ifade naklinde çok önemli rol oynamış, Hz. Peygamber’e çeşitli etmektedir. Sünnete ilişkin farklı tanımlar olmasına vesilelerle yakınlıkları, sünnet bilgilerini artırmış, onun rağmen, tüm tanımların ortak noktası sünnetin mutlak vefatından sonra uzun yıllar yaşamaları ve çok sayıda olarak, başka bir ifadeyle herhangi bir sınırlamaya öğrenci yetiştirmeleri nedeniyle hadislerin büyük bir gitmeksizin kullanıldığında Hz. Peygamber’in (s.a.v.) söz, yekûnu kendileri vasıtasıyla nakledilmiştir. fiil ve takrirleri yerine kullanılması ve takip edilen bir yol, usûl vasfını taşımasıdır. Bir davranışın sünnet diye nitelendirilmesi, onun fıkhî sonuçları terettüp etmesi anlamına gelmektedir. Hz. Hadis kaynaklarında sünnet, sadece Hz. Peygamber’in Peygamber’in günlük hayatında sürekli olmamakla hayatından çıkarılan ana ilkeler değil, aynı zamanda birlikte sık sık yaptığı fiilleri takip, bir fazilet kabul günlük hayatındaki hal ve davranışları için de edilmiştir. Fakat burada dikkat edilmesi gereken, sünneti kullanılmaktadır. Hz. Peygamber örnekliği yanında onun terkin şefaatten mahrum olmaya sebep kabul edilmesi yetiştirdiği ilk nesil olan sahâbîler ve onların talebesi olan nedeniyle, Hz. Peygamber’in günlük yaşamındaki tâbiûn nesli de sünneti bir yaşayış biçimi ve hâl olarak tercihlerini takip etmeyen Müslümanların eğer bunu bir algılamış ve hayatlarına tatbik etmişlerdir. Bu amaçla, nevi hafife alma, küçümseme amacıyla yapmıyorlarsa ki sahâbe, Allah Resûlü’nün sünnetinin muhafaza edilip bu bir mü’min için düşünülemez sünneti terk etmekle sonraki nesillere ulaşmasında ilk halka olması itibariyle en itham edilemeyecekleri, başka bir ifadeyle bir dinî önemli görevi üstlenmiş, hadisleri ezberleyerek, yazarak neticenin terettüp etmediğidir. ve uygulayarak muhafaza etmişlerdir. Özellikle, birçoğunun, fetihlerle birlikte temelleri atılmış büyük Varoluş Kaynağı Olarak Sünnet

şehirlere giderek, ilim halkaları kurmaları, Hz. İslâm’ın öngördüğü şekliyle mü’min olmak Kur’ân-ı Peygamber’in (s.a.v.) sünnetinin Arap yarımadasının Kerîm ve Nebevî sünnet ile var oluşsal bir ilişki içerisinde dışına da yayılmasını, bu suretle sünnetin İslâm olmayı zorunlu kılmaktadır. Bir başka deyişle, bir bütün dünyasının kültür birliğinin teminatı hâline gelmesini olarak Kur’ân’ı baş tâcı etmek mü’minliğimizin sağlamıştır. devamının bir ön şartı olduğu gibi, ilk ortaya koyuculuğunu Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) yaptığı Bilgi Kaynağı Olarak Sünnet Nebevî sünnet de mü’minliğimizin vazgeçilmez bir ön

Sahâbenin söz konusu yolculukları, hadislerin İslâm şartıdır. Bu sebeple, bu iki kaynağı kabul etmeden bir coğrafyasının muhtelif kısımlarına ulaşması ve bu kişinin Müslümanlığından söz edilemez. bölgelerde ilim geleneklerinin teşekkülü açısından hayatî bir rol oynamıştır. Hadis uğruna yapılan yolculuklar, Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnetten temel ilkeler tespit etmek ve meydana getirdikleri çok önemli neticelerin ötesinde, sosyal hayatı bu ilkelere dayalı olarak düzenlemek, sünnetin mahiyetine dair birtakım ipuçları da içermektedir. dönüştürmek ve çağdaş medeniyet seviyesine ulaştırmak Zira söz konusu yolculuklar hadis ve sünnetin öğrenilen iddiasıyla ileri sürülen arayışlar ilk bakışta çare gibi ve öğretilen, peşine düşülen, uğruna büyük fedakârlıklarda gözükse de Nebevî uygulamanın sürdürülmesi açısından bulunulmaya değer bir kaynak olduğunu göstermiştir. bir kopmayı ifade eder. Nitekim, sünnet üzere yaşayan Ashâbın sünneti öğrenme ve öğretme noktasındaki sahâbe defin sırasında kabirlerine de sünnet üzere çabasıın arkasında yatan sebeplerden birisi de muhtemelen konulmayı talep etmiş, vefat eden kardeşlerini Hz. Hz. Peygamber’in “Allah, benden bir hadisi işitip de onu Peygamber’den öğrendikleri gibi “Allah’ın adıyla ve ezberleyerek başkasına aktaran kimsenin yüzünü ak etsin. Allah Resûlü’nün -sallallâhü aleyhi vesellem- sünneti Çünkü nice ilim sahibi, onu kendisinden daha anlayışlı üzere” diyerek, ondan öğrendikleri gibi kabrin kişiye nakleder ve nice ilim sahibi dinde ince anlayış ayakucundan indirmişlerdir (Ebû Dâvûd, “Cenâiz”, 69, sahibi değildir” (Tirmizî, İlim 7, hadis no: 2868; Ebû hadis no: 3215).


Hadis kaynaklarında yer verilen rivâyetler, ashâbın Hadise Dair Açıklamalar sünneti, başka herkesin -bu kişi bir diğer sahâbî veya Hadîs-i şerîf güzelce abdest alıp, namaz kılmak için yola devlet adamı dahi olsa- sözü ve uygulaması karşısında çıkan kişinin her adımı için bir sevap alacağı ve tercih ettiğini göstermektedir. Yöneticiler karşısında dahi derecesinin yükseleceği müjdesini vermekte, ayrıca bu bildiği şekliyle sünneti uygulamaktan vazgeçmemenin bir ameli nedeniyle işlemiş olduğu günahların silineceğini de örneğini Hz. Ali, Hz. Osmân’ın halîfeliği döneminde bildirmektedir. Bu tür bilgiler ancak vahiyle bilinebileceği hacc-ı temettu ve hacc-ı kırâna izin vermemesi kendisine için ashâbın bu nev’i açıklamaları, hadis usûlü ilmine göre sorulunca “Biz kimsenin sözüne dayanarak, Peygamber’in hükmen merfû kabul edilmiştir. Dolayısıyla, sahâbe açıkça (s.a.v.) sözünü bırakacak değiliz” diyerek sergilemiştir ifade etmese dahi, söz konusu bilgilerin kaynağı (Buhâri, Hac 34, hadis no: 1563; Nesâî, Menâsikü’l-hacc Resûlullâh’tır. 49, 2735; 56 Ahmed b. Hanbel, cilt III, s. 157, hadis no: 1151). Hadiste geçen sünnet kelimeleri bir arada düşünüldüğünde, sünen-i hüdâ ile Hz. Peygamber’in Görüldüğü üzere, hadis kaynaklarında büyük bir yer tutan sünneti, diğer bir deyişle Yüce Allah’ın teşrîi ve Hz. konu ile ilgili rivâyetler sahâbenin tamamının sünnete Peygamber’in sünneti arasındaki irtibat ortaya ittibâın gerekliliği konusunda icmâ ettiğini göstermektedir. çıkmaktadır. Zira cemaatle namaz kılmanın Yüce Allah Dolayısıyla, Hz. Peygamber’in ümmeti üzerindeki etkisi tarafından kural ve kanun olarak emir buyurulduğu ve sünnetinin ferd ve toplumu inşa edici özelliği fark bildirilirken aynı zamanda cemaate devam etmeme de Hz. edilmediği, diğer bir deyişle Hz. Peygamber ve sahâbe Peygamber’in sünnetini terk olarak nitelendirilmektedir ki arasındaki irtibatın mahiyeti iyice kavranmadığı takdirde bu durumda sünnetin vücûb ifade edebileceği, en azından tevâtür kavramını anlamak da mümkün olmayacaktır. hadisin sahâbî râvisi ve Hanefî fıkıh geleneğinin kendisine Nitekim söz konusu irtibatı fark edemeyen/etmeyen dayandığı Abdullâh b. Mes‘ûd’un (r.a.) zihninde böyle bir müsteşrikler, Hz. Peygamber’in sünneti ile toplumun tasavvur olduğu görülmektedir. Ebû Dâvûd rivâyetinde sünnetini birbirinden tefrîk etme hatasına düştükleri için geçen “Şayet hepiniz toptan evlerinde namazını kılsa sünnet teriminin Hz. Peygamber’den başkaları için veya Peygamberinizin sünnetini terk etmiş olurdunuz” ifadeleri ümmetin geneli için kullanıldığı durumları izah etmekte buna delil teşkil eder. güçlük çekmişler, buna bağlı olarak da İslâm hukukunun gelişimi konusunda Müslümanlardan tamamen farklı Hadisten Öğrendiklerimiz neticelere ulaşmışlardır. • Sünnete ittibâ edilmelidir. Sünnetin terki kişiyi Uygulama: Sünnet Bir Hayat Tarzıdır dalâlete düşmeye götürür ve yavaş yavaş dinden İslâm’ın istediği bir mü’min olmanın manası, sadece uzaklaşmasına sebebiyet verir.

bireysel yönüyle sınırlı kalmayıp, bir cemiyet oluşturma • Yüce Allah’ın teşrîi ve Resûlullâh’ın (s.a.v.) boyutunu da ihata edecek şekilde geniştir. Nitekim söz sünneti arasında kopmaz bir bağ/rabıta mevcuttur. konusu kelimenin geçtiği âyet-i kerîmeler incelendiğinde, bir kısmının gerçek anlamda inanmayanların yaşantı • Cemaate devam etme, hem Yüce Allah’ın emri biçimine, bir kısım âyetlerin de Allah Teâlâ’nın gösterdiği hem de Resûllâh’ın sünneti ile hidayet yolu olarak beyan yola koyulanların hayat tarzına işaret ettiği anlaşılır. edilmiştir. Hastalık hâlinde dahi cemaate devam Ancak her iki tür âyette de yaşantı biçimlerinin bir konusunda hassasiyet göstermek gerekmektedir.

cemiyet hâlinde sürdürüldüğü dikkat çekmektedir. • Cemaati terk eden kişiye münâfık ithâmında

Allah Resûlü’nün etrafında halkalanmış ilk kutlu nesil bulunulmamakla birlikte, cemaati terk münafıkların olan sahâbe-i kirâm bilgi edinmekle bu bilgiyi uygulamak özelikleri arasındadır.

arasında hiçbir ayırım gözetmemiştir. Bu hususa dair pek • Sevaplar günahlara kefaret olur, yapılan güzel çok delil, onların Allah Teâlâ’nın çizdiği istikâmet davranışların karşılığında kişinin Yüce Allah’ın katındaki yolunun (hedy) ancak bir cemiyet içerisinde ve öğrenme, derecesi yükselir. anlama, taşıma ve sürdürme sürecinin eş zamanlı algılanmasıyla mümkün kılınacağı kanaatinde olduğunu • İslâm toplumunu şekillendiren sünnetlerin birer ortaya koymaktadır. Bu sebeple, Kur’ân ve Sünnet birer terki, zaman içinde sünnetinin tümümün terkine kapı arasındaki ilişki ortaya konulurken mutlaka ilk dönem aralayabilir. Dolayısıyla, hangi sebeple olursa olsun hiçbir uygulamaların dikkate alınması gerekmektedir. Kur’ân-ı sünneti önemsiz görüp terk etmemek gerekir.

Kerîm’de pek çok âyette uyulması emredilen ‘hedy/doğru • Sünnet kaynağı vahiy olan, Allah Resûlü yol’in onun aynı zamanda beyân sorumluluğu da tarafından şekillendirilmiş davranış modeli demek olup, kendisine yüklenmiş Allah Resûlü tarafından ilk nesil mü’minler bu davranış modelini topyekûn açıklanmamış olması mümkün değildir. Eğer bu sürdürme konusunda ciddi emek sarf etmişlerdir. sorumluluğunu yerine getirmeseydi ‘tebliğ sorumluluğunu’ yerine getirmemiş olurdu ki böyle bir şey imkânsızdır (elMâide 5/67).

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında