sunan ve oradan da “ilk sebeb”in bilgisine yani Tanrı Giriş bilgisine götüren metafiziktir. Metafiziğin en çok ele
İslâm Felsefesi geleneğinin oluştuğu coğrafyayı kabaca aldığı konulardan olan Varlık problemi Kindi’yi de çok ikiye ayırmamız mümkündür: Abbasi Devleti'nin kuruluşu meşgul etmiştir. Bir İslâm filozofu olarak Kindî , ile ivme kazanan ve Bağdat merkezli olarak gelişerek metafiziğin en temel problerinden biri olan Allah-âlem İslâm dünyasının doğu kesiminde yaygınlık kazanan fesefi ilişkisinin yorumunda Aristocu doktrinden tamamen geleneğe mensup düşünürlerin temsil ettiği "Doğu İslâm ayrılarak, bu meseleyi İslâm ilkeleri doğrultusunda Filozofları" grubu. Sekizinci yüzyıldan itibaren İberia temellendirmeye çalışmıştır. yarımadasının İslâm hâkimiyetine girmesi ile meydana Meşşai okulun İslâm Dünyasındaki kurucusu kabul edilen çıkan ve 14. Yüzyıl sonlarına kadar bu yarımadada ve Kindi bilgi teorisinin klasik konuları olan bilginin Kuzey Afrika'da medeniyet alanında birçok önemli kaynağı, bilginin değeri gibi meselelerle uğraşmış, duyu başarıya imza atan Endülüs Uygarlığı'nı temsil eden algıları, akıl, sezgi ve vahiy gibi meseleleri bilgi teorisi ile filozoflarını da "Batı İslâm Filozofları" grubu. ilişkisi bağlamında ele almaya çalışmıştır. Bilginin Bu çerçevede Doğu İslâm Filozofları başlığı altında birçok kaynakları ise duyu algıları, akıl,sezgi ve vahiydir. Kindi düşünürün isminin zikredilmesi mümkün olsa da biz en kabaca duyu algılarının bize tikel nesneler hakkında bilgi çok öne çıkan ve en çok etki bırakan üç ismi incelemeye verdiğini, buna karşılık aklın bizi tümel kavramlara çalışacağız. Bu isimler Kindî, Fârâbî ve İbn Sînâ'dır. ulaştırdığını söyler. Kindi kendisinden önce de yoğun tartışma konusu yapılan soyutlama işlevi ve tam bağımsız Kindî ve Felsefesi bilginin ortaya çıkışı ilgili tartışmalara aklı dörde ayırarak
İslâm düşünce tarihçileri tarafından ilk İslâm filozofu çözüm getirmeye çalışmıştır: olarak kabul edilen Yakup İbn İshak el-Kindî (öl. 252h/866m?) birçok klasik ve modern felsefe tarihçisi 1. Sürekli Fiil Halindeki Akıl (el-aklü'llezî bi'l-fi'l tarafından "ilk İslâm Filozofu" olarak kabul edilir. ebeden) Filozoflar ve eserleri hakkında bilgi veren klasik 2. Güç Halindeki Akıl (el-akl bi'l-kuvve) kaynaklar bize onun yaklaşık 277 eseri olduğundan 3. Fiil Alanına Çıkan Müstefâd Akıl (el-aklü'llezî harece bahsederler. Kendisinin bu kadar çok eser telif etmesinin mine'l- kuvve ile'l-fi'l) sebebi, o dönemde yeni kurulmakta olan İslâm 4. Beyânî veya Zâhir Akıl (el-aklü'l-beyânî evi'z-zâhir) medeniyetinin, farklı kültürlerle yoğun ilişkiye girmiş olmaktan dolayı, hem eski kültürleri anlamada hem de bu kültürlerin temsilcilerinin İslâm’ın temsil ettiği yeni Kindî'ye göre duyular ve akla ek olarak diğer bir bilgi kültüre yönelik entelektüel saldırılarına cevap verecek bir kaynağı da sezgidir. İnsan nefsi arınma ve ruhi bilimsel ve düşünsel donanıma duyulan ihtiyaçtır. temizlenme ile öyle bir hale ulaşır ki, O'nda varlığa ait tüm bilgi formları kendiliğinden belirmeye başlar. Kindi İslâm Düşünce tarihinde ilk bilim tasnifi Müslüman bir filozof olarak Kindî vahyin güvenilir bir yapanlardandır. Kindi ilimleri öncelikle dini ve insani bilgi kaynağı olduğunu söyler. Onun mâhiyetine ilişkin olmak üzere ikiye ayırır. Dini (ilahî) ilimlerin kaynağı farklı bir teori geliştirmese de vahyin istek ve irade dışı bir vahiydir. İnsanî ilimler felsefenin çatısı altında toplanmış olay olduğunu, beşerî bilginin aksine, hiçbir çaba olup biri doğrudan ilim, diğeri başka ilimler için bir alet ve harcamadan, mantıkî ve matematik yöntemlere bir başlangıç sayılmak üzere ikiye ayrılır. Doğrudan ilim başvurmadan Allah'ın, peygamberlerin tertemiz ruhlarını olanlar da teorik ve pratik diye iki grupta ele alınır. Başka aydınlatması sonucunda zaman faktörü olmaksızın ortaya ilimlere giriş için kullanılan alet ilimleri de mantık ve çıkan bir bilgi olduğunu belirtir. matematik olmak üzere iki kısma ayrılır. İslâm düşünce tarihinde nefsin mâhiyet ve işlevlerini, Kindî'nin felsefi sisteminin genel yönelimini tespit etmek arınmasının yol ve yöntemlerini, ölümden sonraki felsefesinin bazı özellikleri dolayısıyla zor bir hedeftir. durumunu felsefî açıdan irdeleyip temellendiren ilk filozof Felsefeyi ve metafizik bilgiyi tanımlaması ve felsefeyi Kindî'dir. Dinî telakkînin dışına çıkarak ahlâkı bir felsefe metod açısından diğer ilimlerden ayıran yaklaşımıyla problemi olarak tartışan ilk Meşşâî filozofunun Kindî Kindî'nin, İslâm dünyasında evren ve insanı, dinin temel olduğunda şüphe yoktur. O, doğrudan ahlâkla ilgili olmak öğretilerini de dikkate almak suretiyle felsefi ve bilimsel üzere dört eser kaleme almıştır. Bunlar: Risâle fi'l-ahlâk, bir bakış açısı ile ilk ele alan düşünür olduğu söylenebilir. Risâle fi't- tenbîh 'ale'l-fazâil, Risâle fî teshîli sübüli'l- O, felsefenin tarifini verip değerini açıkladığı bir fezâil ve Risâle fi'l-hîle li-def'i'l- ahzân'dır. ifadesinde şöyle demektedir: "İnsan sanatlarının değer ve mertebe bakımından en üstünü felsefedir. Felsefenin tarifi: Fârâbî ve Felsefesi 'İnsanın gücü ölçüsünde varlığın hakikatini bilmesidir'. Fârâbî, İslâm dininin tabiatı gereği ortaya çıkan Tanrının
Tabiat bilimi yani fizik evrende değişen ve başkalaşan birliği, peygamberlik, rûhun ölümden sonraki durumu şeylerin bilgisini bize sağlarken, metafizik bilimi ise (meâd) gibi bir takım tartışmaların yanı sıra, doğunun ve değişmeyen varlıkların bilgisini içerir. Metafizik bize batının felsefi karakterli düşünce birikimini de dikkate varlığın değişmeyen ilk sebebinin ve en son gayesinin alarak, din ile felsefeyi uzlaştırma çabalarına bir derinlik bilgisini verir. O halde varlık hakkında bize küllî bilgi kazandırmış, bu uzlaştırma çabasını metafizik, din, toplum
ve siyaset felsefesi gibi alanlara ustaca yaymayı cisimlerin maddesi bu dört unsur iken, ay üstü âlemdeki başarmıştır. cisimlerin maddesi havadan da hafif olan esirdir. Fârâbî yukarıdaki hiyerarşik şemaya bağlı olarak yaptığı diğer bir Fârâbînin eserleri üç kabaca üç başlık altında toplanabilir: sınıflama da varlığı varlığı zorunlu (vâcib) ve varlığı
1. Popüler nitelikli olanlar; zorunlu olmayan (münkin) olarak ikiye ayırmaktır. 2. Bilimsel incelemelerden elde edilen sonuçların Tanrıdan başka bütün mümkün varlıklar, varlıklarında bir derlemelerinden oluşanlar; sebebe bağlıdırlar. Bir üstteki varlığa. Bu zincir Tanrıya 3. Sistematik çalışmalar. kadar gider.
Onun özellikle sistematik olan eserleri, mantık, Fârâbî Tanrı'dan yukarıdaki sıraya göre evrendeki matematik, astronomi ve astroloji, fizik bilimi, psikoloji, varlıkların meydana gelişini de Sudûr teorisi adı verilen doğa tarihi, müzik, genel felsefe, ahlak ve siyaset, dil, bir teori ile açıklar. Alemin Tanrı'dan sudur denilen bir bilimler sınıflaması, tasavvuf ve din gibi başlıklar altında süreçle meydana geldiğini şeklindeki tezini İslâm ele alınabilir. düşüncesi içerisinde ifade etmeye çalışmıştır. İlk anda yaratma teorisine zıtmış gibi gelen bu teori Fârâbî ve Fârâbî Aristo ve Kindî’den daha kapsamlı bir tasnif yapmış, İhsâu’l-ulum isimli eserinde her bir ilimin teorik sonrasında İbn Sina gibi bazı meşşai filozoflar tarafından ve pratik açıdan değerini belirterek eğitim ve öğretimdeki savunulmuş, İslâm'ın yaratma anlayışı bu şekilde izah önemine işaret etmiştir. Fârâbî önce ilimleri beş ana başlık edilmeye çalışılmıştır. Bu teoriye baştan beri karşı çıkan altında sınıflandırır, sonra da aşağıda görüldüğü gibi her İslâm kelamcılarının bu itirazları Gazzalî'nin meşhur ilmin kapsamındaki diğer ilimleri sıralar: 1. Dil: Sarf, Tehâfütü'l-felâsife (Filozofların Tutarsızlığı) isimli eseri nahiv, 2. Mantık: Organondaki sekiz kitap. 3. Matematik: ile zirvesine ulaşmıştır.
Aritmetik, geometri, optik, astronomi, müzik, mekanik. 4. Fârâbî ve onun çizgisinden gelen İslâm filozofları Evrenin Fizik ve Metafizik: Fizikten maksat Aristo'nun tabiat varolması için böyle bir doktrin geliştirmelerinin ilimleri alanındaki sekiz kitaptır. 5. Medeni İlimler: Ahlak, arkasında mantıki bazı gerekçeler olduğunu öne siyaset, fıkıh, kelam. sürmüşlerdir. Buna göre:
Fârâbî mantığı daha önce Aristo'nun yapmadığı biçimde 1. Mutlak anlamda bir olan Allah'tan çokluk aleminin "tasavvurat" (kavramlar) ve "tasdîkât" (hükümler) doğrudan yaratma ile meydana geldiğini kabul etmek şeklinde ikiye ayırarak ele almış, kendisinden sonra İslâm Allah' ın da zatında bir çokluk olduğunu kabul etmek dünyasında yazılan bütün mantık kitapları da bu tasnifi anlamına gelir. Bu durumdan kurtulmak için meşşai dikkate almıştır. Fârâbî dil ve mantık arasında sıkı bir filozoflar "Birden ancak bir çıkar" prensibini ilişki olduğunu temellendirmeye çalışır. O'na göre dil benimsemek zorunda kalmışlardır. bilgisi hatasız konuşmanın, mantık da doğru düşünmenin 2. Varlığın sonradan yaratıldığını kabul edecek olursak kurallarını vermektir. Dil bir dış konuşma ise mantık da da ortaya zamanla ilgili problemler çıkar. Mesela bir iç konuşmadır. Buna göre dil lafızlarla iş görürken yaratma bir fiildir ve bir süreçte gerçekleşir. Halbuki mantık da kavramlarla iş görmektedir. madde ve hareket yokken zamanın varlığından söz
Fârâbî'nin felsefi sistemi hem Kur'ân'daki evren edemeyiz. Ayrıca Alem sonradansa Allah ondan önce anlayışının kendisine sağladığı bakış açısı, hem de felsefi ne yapıyordu? sorusu sorulabilir. Eğer bir şey görüşlerinden faydalandığı Aristoteles, Platon ve Yeni yapmıyor idiyse âtıl ve pasif bir Tanrı kavramı ile Platoncu okulların perspektifini dikkate alarak karşı karşıyayız demektir. oluşturduğu, evreni bir bütün olarak kabul eden ve bu 3. Alem sonradan yaratılmışsa Allah'ın Alemi bütünlüğü fizik dünyanın inorganik ve organik en basit yaratmadan önceki iradesi ile sonraki iradesi arasında unsurlarından başlayarak aşama aşama evrenin mutlak bir fark vardır. İrade sıfatındaki değişiklik onun hakimi olan Tanrı hakkında doğru kadar ulaşan bütüncül zatında değişiklik de olabileceğini akla getirir. Bu da bir sistemdir. Bu sistem içinde ontoloji, epistemoloji, Allah'ın uluhiyeti ile çelişir. psikoloji ve ahlak birbirini tamamlar sistemler oluşturur. 4. Neden Allah varlığı belli bir anda yaratmayi irade Tabiattan başlayıp en son gaye olan Tanrı'ya kadar etmiştir. Acaba daha önce veya daha sonra varlığın gayesini araştıran bu felsefe sistemi gayeci bir yaratmasına engel olacak bir durum mu vardı?
anlayışa sahiptir. İşte bütün bu sorunlardan dolayı Fârâbî Kâinat'ın mutlak
Farabi en salt ve en mükemmel varlık olarak nitelendirdiği anlamda aşkın olan Allah'tan hiçbir irade ve seçimi Tanrı kavramından başlayarak maddi varlığın en alt olmaksızın ve zorunlu olarak çıkması suretiyle (Sudûr) tabakasına kadar inen bir evren şeması çizmektedir. meydana geldiği düşüncesini temellendirmiştir. Fârâbî ve Yukarıdan aşağıya doğru bu şemada Tanrı(ilk sebep), İbn Sînâ’nın temsil ettiği sudur anlayışına tepkilerin zirvesinde Gazzâli bulunur. maddeden ayrık akıllar, faal akıl, nefis, suret ve form. Suret ve formun birleşmesi ile ay altı âlemde öncelikle Fârâbî Aristocu cizgiye yakın durarak bilginin kaynağının dört unsur (toprak, su, hava ve ateş) oluşur. Bunların duyular olduğunu savunur. Bu yüzden Platon'un "doğuştan karışımından da önce ay altı âlemdeki inorganik, sonra bilgi" teorisini reddeder. Fârâbî Me'âni'l-akl adlı organik varlıklar meydana gelir. Ay altı âlemdeki risalesinde aklın anlamlarını tartışırken aklı önce ameli ve
nazari olmak üzere ikiye ayırmıştır. Ameli akıl insan 1. eş-Şifâ. Felsefeye dair en önemli eseridir. davranışlarını belirler. Nazari akıl ise duyularla gelen Ansiklopedik bir tarzda yazılmış olup mantık, bilgilerin nefis aracılığı ile mükemmelleşmesini sağlar. tabîiyyât, riyâziyyât ve ilâhiyyât bölümlerinden meydana gelmektedir. Fârâbî faziletleri dört kategoriye ayırır: 2. en-Necât. Felsefenin temel konularında okuyucuya 1. Nazari faziletler: bütün teorik ilim dalları ve en yüce bilgi vermek ve bu alana yönelen kimseleri varlık olan Allah'la ilgili bilgi. yetiştirmek amacıyla 417 (1026) veya 418 (1027) 2. Fikrî faziletler: düşünme gücünün fert ve millet için yılında kaleme alınmıştır. en yararlı olanı araştırma çabasıdır. Bu faziletin 3. el-İşârât ve't-tenbîhât: Felsefenin mantık, tabîiyyât, ahlakçılarla, kanun koyucularda bulunması gerekir. ilâhiyyât ve ahlâk konularında yazılmış olup eş- 3. Ahlaki faziletler: İnsanın iradeli davranışlarında her Şifâ'daki ilgili bölümlerin özeti niteliğindedir. türlü aşırılktan uzak olarak iyiyi, doğruyu ve güzeli 4. Dânişname-i Alaî. Felsefe alanında Farsça olarak amaç edinmesidir. yazılmış ilk ansiklopedik eserdir. 4. Ameli faziletler: insanın çeşitli sanat ve mesleklere 5. el-Mebde ve'1-me'âd. Metafizik ve ahlâk konusunda karşı eğilimlerini geliştirerek o alanda iyi yetişmesi yazılmış olup üç bölümden oluşmaktadır. anlamına gelir. 6. Uyûnü'l-hikme. Mantık, tabîiyyât ve metafizik olmak El-Medinetü’l-fazıla (Erdemli Devlet) isimli meşhur üzere üç bölümden oluşan kitabın tabîiyyât bölümü eserinde ve diğer bazı eserlerinde öncelikle devletin ilk defa Tis'u resâ'il içerisinde neşredilmiştir. menşei meselesi üzerinde durmuş ve devlet yapısı fikrinin 7. Hay b. Yakzân. Sembolik hikâye tarzında yazılmış bir insan topluluklarında nasıl oluştuğu meselesinde kafa eseridir. yormuştur. Bu bağlamda dört anlayışı öne çıkarır: 8. el-Hikmetü'1 -meşrikıyye. 418 (1027) veya 419 (1028) a. Ontolojik teori yılında yazılan eser İ mantık, tabîiyyât, riyâziyyât ve b. Biyo-organik teori ilâhiyyât olmak üzere dört ana bölümden c. Fıtrat Teorisi oluşmaktadır d. Adalet Teorisi Hemen bütün felsefî eserlerinde dinin fert ve toplumun Fârâbî insan topluluklarını da tam gelişmiş ve az gelişmiş mutluluğu için gerekliliğini ve tabiiliğini, akıcı bir üslûpla olarak ikiye ayırır. Tam gelişmiş topluluklar küçük (şehir), açıklamaya çalışır. İbn Sînâ bilgi problemini mantık ve orta (devlet) ve büyük (birleşik) olarak üçe ayrılır. Az gelişmiş topluluklar da aile, sokak, mahalle ve köy olmak psikoloji (nefis) konularıyla birlikte ele alır. Ancak üzere dörde ayrılır. genellikle nefisle ilgili yazılarında bilme sürecini, mantıkta ise bilgiyi biçim (suret) ve içerik (madde) Devlet biçimlerini erdemli (faziletli) devlet ve erdemli bakımından inceler. İbn Sînâ'ya göre bilgi sadece olmayan devletler olarak iki bölümde inceler. Erdemli düşünceyle elde edilmez: bu konuda daha önemli ve devletin sadece bir şekli varken, erdemsiz, bozuk kestirme yol sezgidir. Bu bakımdan filozofun sezgiye devletlerin dört şeklini zikreder. Bunlar sapık, fasık, düşünceden de fazla önem verdiği söylenebilir. İbn değişebilen ve cahil devletler olup her birinin olumsuz Sînâ'ya göre düşünce ve sezgi özünde birdir. Sezgi bazen özelliklerini sayar. insanın iradesi dışında gerçekleştiği halde düşünce daima
Sistemini "tek hakikat" ilkesi üzerine kuran ve bir iradeli bir faaliyettir.
Müslüman filozof olan Fârâbî nübüvveti, akılla nakli veya İbn Sînâ'ya göre nefs her insanın "ben" sözüyle kastettiği felsefe ile dini bir ortak paydada toplamaya en elverişli şeydir. İbn Sînâ'nın din felsefesiyle ilgili düşünceleri vasıta olarak görür. Fârâbî’nin din-felsefe uzlaştırması insanlık İçin dinin gerekli olup olmadığı, vahyin imkânı ve projesinin en önemli uygulama alanlarından biri olarak mahiyeti, vahiy dilinin yapısı gibi konular etrafında gördüğü nübüvvet teorisi bize din ile felsefenin aynı kaynaktan yani faal akıldan geldiğini, dolayısı ile yoğunlaşır. Ayrıca peygamberin nefsi yaratılıştan teyit aralarında mahiyet farkı değil sadece derece farkı edilmiş olup onun akıl gücü de sezginin en üst düzeyinde olduğunu gösterir. bulunan kutsî akıl seviyesindedir. Bu kişinin yaratılıştan getirdiği bilgi yetenekleri sıradan insanın yeteneklerinin Fârâbî kendisinden sonraki İslâm Felsefesi ve Hristiyan Yahudi düşüncesi geleneğini en derinden etkileyen çok üstündedir. Hiçbir eğitim ve öğretime gerek kalmadan düşünürlerden biridir. Gerçek kurucusu olduğu meşşai vahiy yoluyla ona varlık, hukuk ve ahlâka dair temel felsefesi geleneği, İbn Sînâ ile zirvesine ulaşmış ve etkileri bilgiler verilir. Bu bilgi önce onun nazari aklına, oradan yüzyıllar sürmüştür. mütehayyile ve ortak duyusuna geçer; böylece soyut ve tümel olan bilgi somut hale gelir. İbn Sînâ, metafizikle İbn Sina ilgili yazılarında aklî kavramlarla dinî kavramları yan yana İslâm filozofları içerisinde en çok eser vermiş kullanarak felsefî kavramların dindeki karşılıklarını müelliflerden biri olan İbn Sînâ'nın mantık, tabîiyyât, göstermeye çalışır. Bazen da düşüncesinin ulaştığı riyâziyyât ve metafizik gibi disiplinlerde eserler vermiştir. sonuçları bir âyet ve hadisin belli bir kısmına veya kelimesine göndermeler yaparak destekler. Eserleri;