AÖF Soru Bankası

Günümüz Fıkıh ProblemleriÜnite 2 Özeti

İbadet Hayatı

kızartı sonrası oluşan beyazlık, fıkıh âlimlerinin çoğuna Giriş göre ise, güneş battıktan sonra oluşan ufuktaki kızartıdır.

İslam, Allah tarafından insanlara gönderilmiş son ilahî dinin adıdır. Genel yapısı itibariyle inanç, ibadet, muamelât Güneşin normalde bir günü oluşturan 24 saat içerisinde ve ukûbât şeklinde dört ana bölümden oluşmaktadır. İnanç doğmadığı veya batmadığı ya da çok kısa süreliğine battığı ibadeti, ibadet de kişinin diğer insanlar ve kurumlarla olan bölgelerde namaz vakitleri neye göre tespit edilecektir? ilişkileri anlamına gelen muamelâtın adalete uygun olarak Ayrıca şafağın çok geç kaybolduğu yani güneşin batması gerçekleşmesini gerektirmektedir. ile yatsı namazının vaktinin girmesi arasında üç saat ve daha fazla bir süre bulunan bölgelerde yaşayanlar, yatsı Yüce Allah insanlardan, bu dünyadaki konumlarını namazının vaktini beklemekle ilave bir sıkıntı çekmiş ve hatırlatan bir takım ibadetleri yerine getirmelerini istemiştir. buna bağlı olarak işlerinde verim kaybı yaşamış olmazlar İbadet Allah'ı bilmenin, onun emirlerine uymanın somut mı? göstergesidir. İbadetlerin ana yapısını Allah belirlemiştir. Hz. Peygamber (s.a) Allah'ın belirlemiş olduğu bu Bu konularla ilgili ayrıntıları tartışmak üzere 23-27 Haziran ibadetleri açıklamış ve onların nasıl icra edileceğini 1980 tarihlerinde vakit problemlerinin kısmen yaşandığı uygulamalı olarak göstermiştir. Brüksel'de I. Avrupa İslam Semineri düzenlenmiştir. Orada alınan kararların bir kısmı tartışmaya açık olsa da bu Özü ve aslı itibariyle ibadetlerde bir değişikliğin olması kararlar konuya ilişkin önemli belirlemeler içermektedir. mümkün değildir. Diğer bir ifadeyle Kur'ân ve Sünnet'in Ayrıca Din İşleri Yüksek Kurulu da konuyu bir bütünlük belirlemiş olduğu ibadetler, bütün müslümanlar için içerisinde ele almış ve kapsamlı bir kararı kamuoyu ile bağlayıcıdır ve dinin bu kutsal metinlerinde aslı paylaşmıştır. bulunmayan yeni bir ibadet çeşidini ve şeklini ihdas etmek, dinin ibadet anlayışı ile çelişmektedir. Ancak sosyal, Ramazan Hilâlinin Görülmesi kültürel, ekonomik ve coğrafî ortamların değişmesine Kameri ayların başlangıcında, hilâlin görülmesi meselesini paralel olarak ibadetlerin uygulama biçiminde öze ilişkin ifade etmek için ru'yet-i hilâl terimi kullanılmaktadır. Ayın olmayan bir takım değişiklikler olabilmektedir. bu şekilde (hilâl şeklinde) görülmesiyle, yeni kameri ayın

başladığı anlaşılmaktadır. Ramazan orucuna Vaktin Oluşmadığı Yerlerde Namaz başlanılabilmesi için ramazan hilâlinin, bayram

Vakit, namazla sorumlu olmanın şartlarından birisidir. yapılabilmesi için de şevval hilâlinin görülmesi Vakit girdikten sonra o vaktin namazını kılmak gerekmektedir. Hz. Peygamber, "Hilâli (ramazan hilâlini) gerekmektedir. Dolayısıyla herhangi bir farz namaz, görünce oruca başlayınız ve hilâli (şevvâl hilâlini) görünce vaktinden önce kılınamayacağı gibi vakti çıktıktan sonra bayram ediniz. Hava bulutlu olursa içinde bulunduğunuz kılmış olmakla da eda edilmiş sayılmaz. Kur'ân-ı Kerîm'de ayı otuza tamamlayınız" buyurmuştur (Buhârî, "Savm", 5, namazın belirli vakitler içerisinde kılınması gerektiğine 11; Müslim, "Sıyâm", 3-4; 7-10). işaret edilmektedir (Nisâ 4/103.). Ayrıca bu vakitlerin başlangıç ve bitiş zamanlarına hadislerde de Ramazan ve şevvâl aylarının hilâllerinin görülmesi, öteden değinilmektedir. (Örnek olarak bk. Müslim, "Mesâcid ve beri üzerinde en yoğun ve en uzun tartışmaların yapılmakta Mevâkîdu's-salât", 31; Buhârî, "Mevâkîdu's-salât", 30) olduğu konulardan birisidir. Fıkıh tarihi içerisinde konu değişik boyutlarda tartışılmıştır. Günümüzde de hilâli Namaz vakitleri güneş ve dünyanın hareketlerine göre tespitte baştaki göze mi yoksa astronominin verilerine mi belirlenmektedir. Bu belirlemede, dünyanın kendi ekseni itibar edileceği meselesi yoğun bir şekilde tartışılmaktadır.

etrafında dönmesi ile oluşan güneşin doğması, batması, gölge uzunluğu, şafağın belirmesi ve kaybolması, fecrin Hilâlin Tespit Edileceği Vakit

doğması gibi özel durumlar esas alınmaktadır. Ancak bu Kameri ayın ilk ve son üç günlerinde görülen aya hilâl, süreler sabit değildir. Mevsimlere ve bölgelere göre diğer dönemlerde görülene ise kamer denmektedir. İslam değişebilmektedir. Uzun süre gece ve uzun süre gündüzün âlimlerinin çoğunluğu hilâlin güneş battıktan sonra yaşandığı kutuplarla, gece ve gündüzün tam olarak görülmesine itibar edileceğini söylemişlerdir. Ayın ilk gerçekleşmediği kutup bölgelerine yakın yerlere gününde hilâl çok kısa süreliğine ve oldukça ince bir tarzda Müslümanların gitmesi ve böylece namaz vakitlerinde görüldüğü için, güneşin batımından sonra daha iyi sorunlarla karşılaşması konunun tartışılmasını gerek- görülmüş olacaktır.

tirmiştir. Ebu Hanife ve İmam Muhammed'e göre, zevâl (öğle) Konunun daha iyi anlaşılması için burada kısaca sabah ve vaktinden önce veya sonra görülen hilâl, ayın başlamış akşam namazlarının vakitlerine değinmek yararlı olacaktır. olduğuna işaret değildir. Bunlara göre, gündüz görülen Sabah namazının vakti ikinci fecrin doğuşundan güneş hilâl, bir sonraki güne aittir. Bu sebeple ramazan öncesinde doğana kadar geçen süredir. Yatsı namazı ise, şafağı gündüz görülen hilâl sebebiyle o gün oruca başlanmaz. kaybolmasından ikinci fecrin doğuşuna kadar eda edilebilir. Aynı şekilde ramazanın son gününde gündüz görülen hilâl Ebu Hanife'ye göre şafak, güneş battıktan sonra ufukta sebebiyle de o gün bayram edilmez.


Ebu Yusuf'a göre ise zevâlden önce görülen hilâl önceki Cem Etme Sebepleri geceye ait olduğu için onunla ramazan ve bayram 1. Hac gerçekleşmiş olur. Dolayısıyla ramazan ayının öncesinde 2. Hastalık görülen bu hilâl sebebiyle insanlar o andan itibaren oruca 3. Yolculuk başlarlar. Aynı şekilde ramazanın son günü zevâlden önce 4. Yağmur görülen hilâl sebebiyle insanlar oruçlarını açar ve bayram etmeye başlarlar. Ebu Yusuf zevâlden sonra görülen hilâlin Kadınların Özel Hallerinde Oruç Tutması hükmü konusunda diğer fakihlerle aynı görüşü paylaşmakta Kadınların özel hallerinde oruç tutabileceği görüşünü ve bu hilâlin ertesi güne ait olduğunu kabul etmektedir. savununlar, şu gerekçeleri ileri sürmektedir: Oruç İslam'ın

İmam Malik, Şafiî ve Ahmed b. Hanbel kamerî ayların temel ibadetlerinden birisidir. Farz oluşu ayetle (Bakara, başlangıcını tespitte sadece gece görülen hilâle itibar 2/183) sabittir. Dolayısıyla kadınları özel hallerinde bundan edileceğini dile getirmektedirler. uzak tutmak ayetle çelişmektedir. Öte yandan ayetin "Hasta olanınız, sayısınca başka günlerde orucunu tutar" İki Namazı Bir Vakitte Kılmak mealindeki kısmı erkek-kadın her mükellefi içerisine İslam'ın ilk dönemlerinden günümüze ibadet alanındaki almaktadır. Eğer âdet kanı gören kadın kendisini hasta ve tartışmalı konulardan birisi de iki vaktin namazını bir rahatsız hissederse orucunu tutmayabilir ve sonradan vakitte birlikte kılmaktır. Fıkıh termi- nolojsinde buna tutamadığı günler sayısınca kaza orucu tutar. Bu seçim namazların cem'i (birleştirilmesi) denir. Cem iki şekilde onun sağlığına ve kendi kararına bağlıdır. Dolayısıyla gerçekleşmektedir: tutmazsa günahkâr olur ya da tutamaz şeklinde bir takdir hakkı kimseye verilmemiştir. 1. Öğle ve ikindi namazlarını bu iki namazdan birisinin Kadınların özel hallerinde oruç tutamayacakları görüşü vaktinde kılmak, fıkıh kitaplarında ittifakla kabul gören hususlardan birisidir. 2. Akşam ve yatsı namazlarından birisini diğerinin Hanefî, Malikî, Şafiî ve Hanbelî mezheplerinde kadınların vaktinde kılmak. özel hallerinde oruç tutmalarının haram olduğu görüşü benimsenmiştir. Oruç tutulamayacağı hususunda ittifak İkindi namazını öğle namazı vaktinde veya yatsı namazını eden İslam âlimleri, bunun gerekçesinde farklı deliller akşam namazı vaktinde kılmaya cem-i takdim denir. Öğle sunmuşlardır. Hanefîlerin de içerisinde bulunduğu bazı namazını ikindi, akşam namazını da yatsı namazı vaktinde âlimler, orucu namaza benzetmişler ve her ikisinde de kılmaya ise cem-i tehir adı verilmektedir. Cem bazen öğlen hükmî kirlilikten temizlenmenin şart olduğunu namazını geciktirip son vaktinde kılma ve hemen belirtmişlerdir. Yani cünüplük bir hükmî kirliliktir ve arkasından vakti girmiş bulunan ikindi namazını eda etme namaza engeldir. Aynı şekilde âdet kanaması da bir hükmî örneğindeki gibi sadece görünüşte olabilir. Buna şekli kirliliktir ve oruca manidir. (sûrî) cem denmektedir. Fıkıh kitaplarında cem ifadesi ile kastedilen hakiki cemdir. Hakiki cem, öğle ve ikindi na- Kadınların Özel Hallerinde Tavaf Yapmaları mazlarından birini diğerinin vaktinde kılmak veya akşam Hanefîlerin mezhep görüşüne göre tavaf sırasında hem boy ile yatsı namazlarından birisini diğerinin vaktinde kılmaktır. abdestini gerektiren hükmî kirlilikten temizlenmek hem de

abdestli olmak vaciptir. Dolayısıyla tavafın abdestli olarak Cem konusunda tartışmanın ana noktalarından birisi ve adet kanaması ve cünüplükten temizlenmiş bir şekilde ibadetlerdeki "eda" kavramı etrafında şekillenmektedir. gerçekleşmesi gerekir. Hanefiler bunun farz değil, vacip Bilindiği gibi eda ibadetin süresi içerisinde kurallarına olduğunu söylerken bazı gerekçelerden yola çıkmışlardır. uygun olarak yerine getirilmesini ifade etmektedir. Cem bu Bunlardan birkaçı şunlardır: edanın gerçekleşmesi için bir engel olur mu? İkinci bir tartışma da farz olan namaz vakitlerinin beş olması 1. Tavafı emreden ayette şöyle denmektedir: "Sonra... o hususundadır. Cem ile bu beş vakit gerçekleşmiş olacak Eski Ev'i (Kâbe'yi) tavaf etsinler" (Hac, 22/29). Bu mıdır? Bir vakitte kılınan iki namaz ayrı ayrı vakit mi yoksa ayette geçen "tavaf etsinler" ifadesi mutlaktır. Tavafın tek vakit mi sayılacaktır? geçerliliğinin ön şartı olabilecek herhangi bir belirleme

bulunmamaktadır. Dolayısıyla sadece bu ayetten Cem yapmanın caiz olup olmadığı konusunda iki temel hareketle tavafta abdestli olmanın farz olduğunu yaklaşım bulunmaktadır. Birincisi hacda Arafat ve söylemek mümkün değildir. Müzdelife'nin dışında cemi kabul etmeyen Hanefilerin, diğeri de ayrıntıda farklılıklar olmakla beraber birçok 2. Tavafı namaza benzeten Hz. Peygamber şöyle sebeple cem yapılacağını söyleyen diğer fakihlerin buyurmuştur: " Dikkat edin, tavaf namazdır. Ancak görüşüdür. Her iki görüş sahipleri de delillerle ictihatlarının tavaf sırasında konuşmak serbesttir. Kim tavaf doğruluğunu ispat etmeye çalışmaktadır. yaparken konuşursa, hayır söylesin" (Tirmizî, "Hac",

112). Bu aslında sadece bir benzetmeden ibaret olup gerçekte namaz ile hiçbir bağlantısı yoktur.


Hz. Aişe hac esnasında âdet görmesi üzerine haccı olmasıdır. Aslî ihtiyaçlar, normal ve ortalama bir hayat tamamlayamayacağı endişesiyle ağlamış ve bunun üzerine sürdürebilmek için gerekli ve dönemin hayat standartlarına Hz Peygamber şöyle buyurmuştu: "Bu hâl Allah 'ın kadınlar uygun olan her türlü yeme, içme, barınma ve ulaşım için yazmış olduğu bir kaderdir. Merak etme, sen diğer vasıtalarını ifade etmek için kullanabileceğimiz bir terimdir. hacıların yaptığı bütün hac fiillerini (menâsikü'l-hac) yerine İkincisi zekâta tabi olacak malın nâmî yani artabilen ve getir, ancak temizleninceye kadar tavaf yapma." gelir getiren mallardan olmasıdır.

Kadınların özel günlerinde tavaf yapamayacağını Ziynet Eşyalarının Zekâtı söyleyenlerden bir kısmı, tavaf için hükmî kirlilikten Ziynet eşyalarının zekâtı konusu ilk dönemlerden bu yana temizlenmenin farz olduğunu düşünmektedir. Görüşlerini tartışılmaktadır. Tartışma genelde altın ve gümüşten ispat etmek için bazı hadisleri delil olarak sunmaktadırlar. yapılmış olan süs eşyaları üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu hadisler şunlardır: Çünkü bu ikisinin dışındaki ziynet eşyalarının zekâta tâbi 1. Hz. Peygamber'in Hz. Âişe ve Esma binti Humeys'a olmadığı hususunda görüş birliği bulunmaktadır.

hitaben söylemiş olduğu: "Kâbe'yi tavaf dışında, hacıların yaptığı bütün amelleri yapabilirsin " hadisi. Hayır Kurumlarına ve Camilere Zekât Zekâtın kimlere verileceği hususu Kur’an’da (Tevbe, 9/60) 2. "Hz. Peygamber'in Mekke'ye geldiğinde, önce abdest açıkça dile getirilmiştir. Konuya değinen ayette şöyle alıp, sonra tavaf yaptığı"na dair hadis (Buhârî, "Hac", denilmektedir: 78). 50 “Sadakalar (zekâtlar) Allah’ta bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, zekât toplama memurlarına, kalpleri 3. "Kâbe'yi tavaf bir namazdır, ancak Allah burada İslam’a ısındırılacak olanlara, kölelere, borçlulara, Allah konuşmayı helal kılmıştır, tavaf esnasında konuşacak yolunda çalışanlara ve yolculara aittir. Allah çok iyi olan hayır konuşsun." hadisi. bilendir, hikmet sahibidir.” Rivayete göre bir sahabî Hz.

Peygamber’e gelerek, kendisine zekât mallarından Kurban Kesme Yerine Bedel Verilir mi? verilmesini isterdi. Allah Resulü (sav) ona şöyle buyurdu:

Kurban yerine bedelinin verilmesini önerenler, bu "Yüce Allah sadakalar (zekâtlar) hususunda ne önerilerini yazılı olarak sunmak yerine görüşlerini basın Peygamberinin ne de bir başkasının söz söylemesine razı yayın organları aracılığıyla kamuoyu ile paylaşmaktalar. Bu oldu. Kendisi doğrudan zekâtın sekiz sınıfa verileceğine görüşün klasik fıkıh geleneği içinde bir desteği hükmetti. Şayet sen bunlardan isen, sana hakkını vereyim” bulunmamaktadır. Bu yüzden bu fikri gündeme getirenler (Ebû Dâvûd, “Zekât”, 23). Bu ayetten ve ona işaret eden bunu daha aklî gerekçelerle ve sözlü anlatımlarla hadisten yola çıkarak fıkıh âlimleri, fakirlere, miskinlere, gerekçelendirmeye çalışırlar. Kurban kesme yerine zekât toplama memurlarına, müellefe-i kulûba, kölelere, bedelinin verilemeyeceği görüşü sahipleri şunu söylerler: borçlulara, Allah yolunda çalışanlara ve yolculara zekâtın Hz. Peygamber döneminde ve fıkıh literatüründe kurban verileceğini söylemişlerdir. bayramında kesilen kurbanlar için udhiye veya bu kökten türetilen kelimeler kullanılmaktadır. Udhiye kuşluk vaktinde kesilen hayvanı veya kesme eylemini ifade için kullanılmıştır. Kelime daha sonra anlam genişlemesiyle bayram günlerinde kesilen hayvan için kullanılmaya başlamıştır. Dolayısıyla vakitle bağlantılı bir ibadet olan kurbanı, vakit içerisinde kesmeyip bedelini sadaka olarak vermek ya da canlı olarak bağışlamakla mükellef üzerinden sorumluluk düşmez.

Zekat

İslam’da malî ibadetlerin başında zekât yer almaktadır. Zekât, Kur’an’da pek çok ayette namazla birlikte zikredilmektedir. Bu durum namaz ve zekâtın İslam ibadet sistemi içerisindeki önemini göstermektedir. Namaz ruhun kötülüklerden arınmasını, zekât da malın temizlenmesini ifade etmektedir. Kur’an namaz ve zekâta temel ve belirleyici noktalarla değinmekte, detayları Hz. Peygamber (sav) açıklamaktadır.

Sınaî Servet ve Üretim Araçlarının Zekâtı

Bir malın zekâta tabi olmasının iki temel gerekçesi bulunmaktadır. Birincisi bu malın aslî ihtiyaçların dışında

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında