İLH2002 - GÜNÜMÜZ FIKIH PROBLEMLERİ
Ünite 1: Günümüz Fıkıh Problemlerinin Çözümünde İlke ve Yöntemler
GİRİŞ
Günümüzde dinî bakımdan problem oluşturan meselelerden bir kısmı tamamen yeni sayılmaz. Bunlar klasik fıkıh geleneği içinde bir şekilde çözüme kavuşturulan, fakat zamanın ve şartların değişmesiyle yeniden ele alınmaya ihtiyaç duyulan meselelerdir. Bu durum doğal olarak dinî hükümlerde zamana, çevreye ve şartlara göre bir değişikliğin mümkün olup olmadığı, mümkünse bunun alanı ve sınırlarının ne olduğu sorunlarını gündeme getirmektedir.
Din, Fıkıh Ve Hayat
Daha önceki dönemlerde din ve fıkıh kavramlarıyla ilgili belirli düzeyde bilgi sahibi oldunuz. Bu yüzden burada bu kavramlarla ilgili ayrıntılı açıklamalar yapmaya gerek duymuyoruz. Burada bu iki kavram üzerinde sadece birbirleriyle ilişkileri ve insan hayatı üzerindeki rolü ve etkileri bağlamında durmaya çalışacağız.
Din Nedir?
Din sözcüğünün kökeninde biri hâkimiyet ve mülkiyet, diğeri itaat ve boyun eğme şeklinde zıt yönlü iki anlam vardır. Kelime esas olarak iki taraf arasında birinin emir ve hâkimiyeti, diğerinin teslimiyet ve boyun eğmesine dayalı karşılıklı ilişkiyi ifade eder. Bu ilişki İslâm kültüründe ulûhiyet ve ubudiyet kavramlarıyla ifade edilmiştir.
Din iki taraf arasındaki ortak ilişkiler bakımından da bu ilişkileri düzenleyen prensip, nizam ve yolun adıdır. Din niteliği gereği sadece Tanrı ve kul arasındaki bağ ve ilişkiyle sınırlı olmayıp, aynı zamanda insanın diğer insan ve varlıklarla ilişkilerini de içerir. Bu yüzden din genel anlamda insanın Tanrı, diğer insan ve varlıklarla ilişkilerini düzenleyen ve onlarla ilgili davranışlarının temelini oluşturan kurallar bütünüdür.
İnsana hitap eden ve insan için söz konusu olan din olgusu tarihin bütün devirlerinde ve her toplumda çeşitli şekillerde kendini göstermiş ve daima varlığını sürdürmüştür.
İslam bilginleri hak dini şöyle tanımlarlar: "Din akıl sahibi insanları kendi tercihleriyle bizzat hayırlı olan şeylere götüren ilahî bir kanundur."
Bu tanımda ilahî dinin üç önemli unsur ve özelliği vurgulanmaktadır:
1 Gerçek din özü itibariyle ilahî kaynaklı olup insanın kendi çabası ile ulaştığı beşeri bir olgu değildir.
2. Dinin muhatabı akıl ve irade sahibi insanlardır. Bu aynı zamanda dinin kişisel irade ve sorumluluğa dayalı bir tercih konusu olduğunu anlatır.
3. Dinin aşkın ilahî gerçekliklere olan içsel ve bireysel inanç boyutunun yanında insan hayatını bütünüyle kuşatan bir davranış ve aksiyon boyutu da vardır. Tanımda yer alan "hayırlı olana götürme" özelliği dinin bu işlev ve alanına işaret eder.
Fıkıh ve İctihad
Dinî hitap, bu hitaba muhatap olan mükellef kişi bakımından farz, vacip, mendup, mekruh, haram, batıl, fasit gibi onun davranışlarını yönlendiren ve bunların dinî açıdan değerini ortaya koyan şer î hükümler bütünü olarak anlaşılır ve yerine getirilir. Bunların tamamına şersî hükümler veya
ilâhî hükümler ya da dinî hükümler adı verilir. Şerî hükümlerin dayanağını oluşturan Kur'ân, Sünnet ve diğer kaynaklara da hükümlerin delilleri veya hükümlerin kaynakları denilir.
Kur'ân ve Sünnet nasları birer söz ve metin olup bunlardan dinî hüküm çıkarmak için öncelikle dilin tüm imkânlarını kullanarak bunların manalarını tespit etmek, yani bunları anlamak ve yorumlamak gerekir. Anlam ve yorum ise mutlaka metnin durumuna göre belirli düzeylerde zihnî bir çabayı gerektirir.
İşte dinî literatürde ilk ve en geniş anlamıyla fıkıh, bir veya birden fazla nassı gerektiğinde metin dışı unsurları da dikkate alarak kendi iç bütünlüğü ve birbirleriyle ilişkisi bağlamında anlama ve yorumlama faaliyetinin genel adıdır.
Hicrî ilk asırlarda İslâm'ın inanç ve ahlak boyutunu da kuşatacak şekilde zihnî çaba ile elde edilen dini bilgilerin tamamı için ilim kelimesi ile birlikte fıkıh terimi kullanılmıştır. Nitekim Ebû Hanîfe fıkhın tanımını "kişinin hak ve vecibelerini bilmesidir" şeklinde yapmış ve inanç konularını ele aldığı eserine "en büyük fıkıh" anlamında el- Fikhü'l-ekber adını koymuştur.
Ancak ilerleyen dönemlerde İslâmî ilimlerde tefsir, hadis, akâid ve kelam, tasavvuf gibi ayrı disiplinlerin oluşmasına paralel olarak fıkhın kapsamı daralarak sadece ibâdât, muâmelât ve ukûbât alanlarıyla sınırlı hale gelmiştir.
Fıkıh ve Hayat
Gerek dinî meselelerle ilgili soyut hükmün çıkarılması, gerek bunların somut olay ve olgulara uygulanması yaşanılan hayata ve toplumsal gerçekliğe dair derin bir bilgi, kavrayış ve analiz gücünü gerekli kılar. Dolayısıyla ictihâdın unsurlarına üçüncü bir unsur daha katılmaktadır ki, bu da sosyolojik unsurdur.
Şu halde fıkıh bir yönüyle ilahî tebliğle yani Kur'ân ve Sünnet'te yer alan bilgi ve açıklamalarla doğrudan ilişki içindedir. Bir yönüyle de fakihlerin zihnî üretimleri, gözlem ve tecrübe birikimleri, farklı zaman ve mekânlarda yaşayan toplumların hayatları, kültürleri ve gelenekleriyle de yakından bağlantılıdır. Bu özelliğiyle fıkıh beşerî aklın etkin rolü ve katkılarıyla ilahî hitap ile bireysel ve toplumsal hayat arasında anlamlı ve tutarlı bir bağ
kurmaya çalışan, kısaca dinle hayat, nasla olgu arasında Bu değişim hükmün neshi veya iptali anlamında olmayıp köprü vazifesi gören oldukça canlı ve dinamik bir ilmî belirli şartlarda uygulanması istenen hükmün o şartlar faaliyet alanıdır. oluşmadığı için uygulanmaması demektir. Şartlar eski haline döndüğünde önceki hüküm Günümüzde durmadan gelişen ve değişen hayat olayları tekrar yürürlüğe girebilir.
karşısında kendi iç dinamikleriyle bu gelişmeleri takip Fıkhî hükümlerde değişimin sahası ve sınırlarını ortaya etme, yönlendirme ve yeni meselelere çözüm üretme koymadan önce değişime imkân tanıyıp tanımama özelliği misyon ve görevi de fıkıh ilminin omuzlarındadır. bakımından bu hükümlerin genel görünümüne, bunların
değişme karşısındaki genel tutumuna bir bakmak gerekir. Fıkıhta Hükümlerin Değişmesi ve Yeni Hükümler Çünkü fıkhın bir kısım özellikleri değişme ile bağdaşmaz Toplumsal hayat sürekli bir değişim içindedir. Sosyal gözükürken, diğer bir kısmı değişmenin mümkün olduğu bilimciler "değişmeyen bir şey varsa, o da hayatın sürekli izlenimini vermektedir. değiştiği gerçeğidir" derler. Değişme ve süreklilik ilk Fıkhın Değişme ile Bağdaşmaz Gözüken Özellikleri bakışta karşıt kavramlar olarak gözükse de esas itibariyle bunlar bir gerçekliğin iki ayrı yüzü gibidir. Süreklilik Fıkhın, hükümlerin değişmesine kapalı olduğu görüntüsü olmadan değişim, değişim olmadan da süreklilik veren özelliklerinden en önemlileri onun amaç ve kaynak sağlanamaz. Her şeyin değiştiği, hiçbir şeyin aynı itibariyle ilahî nitelikli oluşu, İslâm'ın kemâle ermiş ve kalmadığı bir dünyada ne dinden, ne gelenekten, ne de ebedî yürürlükte kalmak üzere gönderilmiş bir din olması kültür ve medeniyetten söz edilebilir. Aynı şekilde zamana, ve bütüncül ve gayeci bir özelliğe sahip bulunmasıdır. ortama ve şartlara ayak uyduramayan hiçbir şeyin de Burada ilk iki özellik hakkında kısa bilgi verilecektir. sürekliliği sağlanamaz. Değişme bir durumun bütünüyle bambaşka bir duruma dönüştüğü anlamına gelmez. Değişen 1. Dinî hükümlerin ilahî nitelikli oluşu: Fıkıh, kaynak şeyin birçok niteliği eski haliyle ilgisini devam ettirir. itibariyle ilahî bir sistemdir. Fıkhın birinci temel kaynağını Birçok şey değişerek devam eder, devam ederek de değişir. oluşturan Kur'ân-ı Kerîm bütünüyle vahiy mahsulüdür. İkinci kaynak olan Sünnetin de vahye dayandığı, en azından İslâm dininin insan hayatının her alanını kuşatan bir vahyin kontrolüne tabi olduğu kesindir. Bu yüzden o da özelliğe sahip olduğunu gördük. İnsan ve hayata dair her genel anlamda vahiy kapsamında değerlendirilir. Fıkhın iki şeyin dinle de doğrudan veya dolaylı olarak ilgisi vardır. Bu temel kaynağının vahiy oluşu, onun ve ondan çıkarılan yüzden dinin insan ve topluma hayatındaki değişme ve hükümlerin de ilke olarak değişmez ve değiştirilemez gelişmelere kayıtsız kalması düşünülemez. İslâm dininin oluşunu gerektirir. Kur'ân-ı Kerîm, onu tebliğ eden evrenselliği ve bütün zaman ve mekânlara elverişliliği bunu Peygamber'in bile Kur’an’dan bir hükmü değiştirmeye gerektirir. yetkisi olmadığını belirtmektedir. Kur'ân'ın tahriften
korunmuş olması, koruyucusunun da bizzat Allah Teâlâ Buna karşılık İslâm inancına göre dinin özü asla değişmez. olması da Kur’an’ın değişmezliğini garanti altına almıştır. Değişmeyerek insanlığın son dini, ilahî vahyin son halkası olarak kıyamete kadar görevini ifa edecektir. Kur'ân-ı 2. İslam’ın kemâle ermiş olması: İslâm dininin Kerîm ve Hz. Peygamber'in sünneti bu dinin değişmeden tamamlanmış, bütünlüğe ulaşmış, kemâle ermiş olması da kıyamete kadar bâkî kalmasını sağlayan iki temel metindir. hükümlerin değişmesine engel olarak gözüken hususlardan Bu iki metnin bağlayıcılığı, Müslüman toplumların biridir. Kur'an-ı Kerîm'de bu husus, "Bugün size dininizi sağduyusu ve müçtehitlerin bu unsurlara bağlı kalarak kemâle erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım, din ortaya koydukları çaba ve gayret, İslâm toplumlarında olarak sizin için İslâm'ı seçtim ve ondan razı oldum" (el- başlangıçtan bugüne kadar ortak bir kimlik, ortak bir Mâide 5/3) ayetiyle ifade edilmiştir. Bu ve benzeri ayetlere gelenek, ortak bir dinî tecrübe ve ortak bir refleks göre din tamamlanmış olup onun hükümlerine eklemeler oluşmasını sağlamıştır. Bunların bir kısmı dinî gelenekte yapmak veya mevcut hükümleri başkaları ile değiştirmek icmâ olarak değerlendirilmiştir. İslâm'ın bu özelliği ile bağdaşmaz. Ayrıca Hz. Peygamber
kendinden sonra din adına ortaya konulan her şeyin kabul İslâm'ın bir taraftan özünü ve safiyetini koruyup diğer edilmez olduğunu söylemiştir (Buharı, "Sulh", 5; Müslim, taraftan durmadan değişen hayat realitesine uyum sağlama "Akdiye", 17). zorunluluğu ve yeteneği onun bazı hükümlerinde zamana, çevreye ve şartlara göre nisbî bir değişme olup olmayacağı İslâm bilginleri öteden beri "dinin kemâle ermesinden" ne meselesini gündeme getirmiştir. Bu konu klasik fıkıhta kastedildiği konusunda fikir yürütmüşlerdir. Kurtubî gibi "ahkâmın tağayyürü (hükümlerin değişmesi)" adı altında bazı bilginlere göre bununla ele alınmıştır. "İslâm beş temel üzerine kurulmuştur" (Buharî, "İmân", 34)
hadisinde belirlenen ibadetlerin tamamlandığı Fıkıhta Hükümlerin Değişmesi kastedilmektedir.
Fıkıhta dinî hükümlerin değişmesinden maksat, hakkında nas bulunsun bulunmasın herhangi bir konu ile ilgili soyut Ünlü İslâm âlimi Şatıbî'nin de içinde bulunduğu bir grup hüküm ya da uygulamada zaman içinde gözlenen bilgine göre ise dinin kemâlinden anlaşılan dinin tek tek değişiklikler ve farklılıklardır. cüz'î/tikel meseleleri değil temel esasları ve genel
prensipleridir. Dolayısıyla bu bilginler dinin kemâle ermiş olup ana yolun tıkanması halinde açılan servis yolu gibi olmasının yeni ictihadlara engel olmadığını düşünürler. geçici ve istisnaî çözümler getiren bir fıkıh aracıdır. Bu ilke Çünkü içtihadın gerekliliği de Kitap ve Sünnet'e dayalı İslâm billginleri tarafından "Zaruretler yasakları mubah genel prensiplerden birisidir. Dinde içtihada açık bir alan kılar" şeklinde genel kural haline getirilmiştir (bk. Mecelle, her zaman mevcuttur. Dinin ictihad kurumunu kabul edip md. 22). özendirmesi de bunu göstermektedir. Bu bilginlere göre dinin kemâle erdiğini bildiren ayetten sonra başka birkaç Hükümlerde Değişmenin Alanı ve Sınırları
ayetin daha inmiş bulunması da bu görüşü desteklemektedir. İslâm bilginleri fıkhî hükümlerde değişmenin ilke olarak mümkün olduğunu kabul ederler. Bu husus Mecelle'de Fıkhın Değişmeye Açık Olduğunu Gösteren Özellikleri genel ve olumsuz bir ifade ile "Ezmânın tağayyürü ile ahkâmın tağayyürü inkâr olunamaz" şeklinde ifade Fıkhın değişmeye elverişli olduğunu gösteren özelliklerinin edilmiştir (bk. md. 39). başında İslâm dininin evrenselliği ve hükümlerinin esnekliği gelmektedir. Fakat yapılan açıklamalar bu ilkenin mutlak olarak bütün
hükümlerde değil, belirli alanlarda ve sınırlı konular için 1. İslam dininin evrenselliği: İslâm, herhangi bir coğrafî geçerli olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü fıkhın bir bölge, zaman veya ırk ayırımı olmaksızın bütün insanlığa kısım hükümleri dinin özünü, değişmeyen sabitelerini ve hitap eden bir dindir. Kur'ân-ı Kerîm'de İslâm'ın bu olmazsa olmazlarını oluşturmaktadır. Mesela iman esasları, özelliğini anlatan birçok ayet vardır. Bunlardan bazıları ahlak kuralları ve ibadet şekilleri İslâm'ın sabiteleridir. şöyledir: "De ki: Ey insanlar! Şüphesiz ben, göklerin ve Şartlar ne olursa olsun değişmeden kalmıştır ve öyle yerin hükümranı, kendisinden başka hiçbir ilah kalacaktır. bulunmayan, hayat veren ve öldüren Allah'ın hepinize gönderdiği bir elçiyim". "Ey Muhammed! Biz seni bütün 1. Taabbûdî hükümler: Fıkıhta taabbudî hüküm kavramı, insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. biri geniş diğeri dar olmak üzere iki anlamda Fakat insanların çoğu bilmezler" (Sebe' 34/28). Hz. kullanılmaktadır. Geniş anlamda taabbudî hüküm gerekçesi Peygamber de daha önceki peygamberlere verilmeyip akılla kavransın veya kavranmasın içerisinde Allah hakkı sadece kendisine bahşedilen beş özelliği sayarken "her bulunan her hükümdür. Bu anlamıyla taabbudî hüküm peygamber yalnızca kendi kavmine göndedildiği halde, ben esasen ta`lilî hükümleri de içine almaktadır. İster ibadet bütün insanlara gönderildim" demiştir. ister muamelât alanında olsun bütün dinî yükümlülüklerin
bu anlamda taabbudî bir yönü bulunmaktadır. Taabbudun 2. Hükümlerin esnekliği: İslâm'ın yükümlülük getiren bu anlamı, hükümlerde kıyas ve içtihada başvurulmasına hükümlerinin belirli ölçüde esnemeye elverişli bir yapıda engel oluşturmamaktadır. olması esas itibariyle onun evrensellik özelliğinin bir sonucudur. Hükümlerin esnekliğinden anlaşılan bazı 2. Ta`lîlî hükümler: Benzer şekilde ta`lîl kavramına da ele hükümlerin zamana, ortama ve şartlara göre farklı şekiller alındığı bağlama göre farklı anlamlar yüklenir. En genel alabilme yeteneğidir. anlamıyla ta`lîl, taabbudî olanlar da dâhil olmak üzere bütün şer`î hükümlerin belirli bir gayeye yönelik olduğunun İslâm dini hükümlerde esnekliği temin eden pek çok unsur kabul edilmesidir. Bu gaye, insanların dünyevî ve uhrevî ve araçlara sahiptir. Bunların başında hüküm kaynaklarının yararlarını sağlamaktır. Hükümlerde böyle genel bir amacın özelliği gelmektedir. İslâm'da hükümlerin aslî kaynağını bulunduğu konusunda İslâm bilginleri arasında önemli bir oluşturan Kur'ân ve Sünnet nasları yanında fakihlerin görüş ayrılığı yoktur. hüküm çıkarırken başvurabileceği icmâ\ kıyas, istislâh, istishâb, istihsân, sahabi kavli, sedd-i zerâi, umûmü'l-belva, Klasik fıkıhtaki baskın eğilimi dikkate alarak şer`î örf ve adet gibi sayı ve çeşit olarak oldukça zengin kaynak hükümleri taabbudîlik açısından şu şekilde gruplandırmak ve metotlar vardır. Bunların büyük bir çoğunluğu niteliği mümkündür:
gereği yeni olay ve gelişmeleri karşılayabilecek yetenek ve İnançla ilgili hükümler: Bunların taabbudî olduğu esnekliğe sahiptir. konusunda ittifak olup bunlarda herhangi bir değişiklik söz
Fıkıhta özellikle kolaylık ve zaruret prensipleri hükümlerin konusu değildir. Temel ahlaki değerlerle ilgili hükümler de esnekliğini sağlayan en önemli araçlardandır. bu kapsama dâhil edilebilir.
Kolaylaştırma İslâm'ın temel amaçlarından biridir. İslâm İbadelerle ilgili hükümler: Bunlar insanın Allah'la ilişkisini insanlara rahmet olarak gelmiş ve daha başlangıçta önceki düzenleyen ve konuluş gerekçesi ve biçimleri akılla dinlerde mevcut olan ağır yükümlülüklerin birçoğunu anlaşılmayan hükümlerdendir.
kaldırmıştır. Miktarlarla ilgili hükümler (Mukadderât): İslam dininde
bazı hükümler belirli miktarlar ifade etmekte ve bunların Zaruret ise fıkıhta "dinin yasak ettiği bir şeyi yapmaya veya bizzat Şâri` (Allah ve Resulü) tarafından belirlendiği kabul yemeye mecbur eden durum" anlamında kullanılan bir edilmektedir. Fıkıh terminolojisinde bunlara mukadderât terimdir. Zaruret ilkesi aslında kolaylık ilkesinin bir gereği adı verilmektedir.
Haramlar ve helaller: Haram, yapılması dinen kesin ve Reşid Rıza, Abdülhalîm Mahmûd, Mevdûdî, Tâhir İbn bağlayıcı bir ifade ve üslupla yasaklanan fiildir. Haram'ın Âşûr, Mahmud Şeltût, Mustafa ez- Zerkâ, Câdülhak Ali, karşıtı olan helal ise dinen izin verilmiş, hakkında şer`î bir Ahmed Şerbâsî, Muhammed Salih el-Useymîn, Abdülaziz yasaklama ve kısıtlama bulunmayan davranışı ve onun dinî İbn Bâz, Yusuf el-Karadâvî, Ramazan el-Bûtî, Hayreddin hükmünü ifade eder. Karaman, Faruk Beşer, Halil Gönenç.
Muamelâtla ilgili hükümler: Fıkıh usulü açısından İslâm dünyasının birçok ülkesinde güncel dinî meseleleri muamelatla ilgili hükümlerde asıl olan taabbud değil, görüşüp çözümler ve kararlar üretmekle görevli daimî ta`lîldir. Bu yüzden kıyas ve içtihadın en fazla işletildiği araştırma merkezleri, fetva kurulları ve akademiler alan muâmelât alanıdır. kurulmuştur. Biz burada bunlardan en fazla tanınan birkaç tanesi ile ilgili kısa bilgi vermekle yetineceğiz. Nevâzil Fıkhı 1. Mısır'da Ezher'e bağlı İslâm Araştırmaları Akademisi: Nevâzil, Arapça nâzile kelimesinin çoğuludur. Sözlükte 1961 yılında kurulmuştur. Farklı İslâm mezheplerini temsil "sonradan meydana gelen, insanlar için zorluk veya sıkıntı eden elli üyeden oluşmaktadır. doğuran durum" anlamına gelir. Bu kelime, bir fıkıh terimi olarak klasik fıkıhta ve günümüzde sözlük anlamıyla 2. Dünya İslâm Birliği Fıkıh Akademisi: 1976'da Mekke'de bağlantılı bir şekilde birbirine yakın fakat içerik ve kapsam kurulmuştur. Başkan ve vekili dışında yirmi üyesi vardır. olarak birbirinden kısmen farklı anlamlarda kullanılmıştır. 1978-1985 yılları arasında gerçekleştirdiği yedi toplantıda önemli konuları görüşüp karara bağlamıştır. GÜNÜMÜZ FIKIH PROBLEMLERİNİN ÇÖZÜMÜ 3. İslâm Konferansı Teşkilâtı Fıkıh Akademisi: 1983 yılında Günümüz fıkıh problemlerinin çözümüne yönelik farklı İslâm Konferansı Teşkilatı’na bağlı olarak kurulmuştur. yaklaşımlar, bu konuda dikkate alınması gereken temel Merkezi Suudi Arabistan'ın Cidde şehrindedir. esaslar ve bunların çözümüne ışık tutacak bazı fıkıh kuralları bulunmaktadır. 4. Avrupa Fetva ve Araştırma Kurulu (ECFR): Avrupa'da yaşayan Müslümanların dinî ihtiyaç ve problemlerine Temel Yaklaşımlar çözüm üretmek üzere kurulmuş merkezi İrlanda'nın Dublin 1. Modernist/tarihselci yaklaşımlar: Köken olarak Batı’ya kentinde olan bir kuruldur. ait olan bu yaklaşım her şeyin tarihe göre değiştiği ve 5. Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek tarihsel olanın evrensel olamayacağı temel düşüncesine Kurulu: Diyanet İşleri Başkanlığı’nın en üst ilim, istişare ve dayanmaktadır. Bu anlayışa göre Kur'ân ve Sünnet nasları karar organı olan kurul bir başkan ve on beş üyeden oluşur. da belirli tarihî şartların ürünüdürler ve bu bakımdan tarihseldirler.
2. Yeni selefîci yaklaşımlar: Bu yaklaşım klasik fıkıh birikimi ve geleneğini büyük ölçüde yok sayan veya reddeden bir anlayışa sahiptir. Aslî kaynaklara dönüş çağrısını dillendiren ve ictihada aşırı vurgu yapan bu yaklaşım, fıkıh üretiminin ilk dönemlere gidilerek oradan yeniden başlatılması fikrini savunmaktadır.
3. Gelenekselci/taklitçi yaklaşımlar: Bu yaklaşımların sahipleri, belirli mezheplerin fıkıh eserlerinde yer alan görüş ve açıklamaları çoğunluk itibariyle evrensel ve değişmez hükümler olarak görürler.
4. Akademik yaklaşımlar: Bu yaklaşımlar da klasik fıkıh geleneğindeki yöntem ve görüşlere büyük değer verirler ve günümüz fıkıh problemlerinin çözümünde öncelikle bunlara başvururlar.
Bireysel ve Kurumsal Çalışmalar
Son dönemlerde günümüz fıkıh problemlerinin çözümüne yönelik çok sayı ve nitelikte çalışma yapılmaktadır. Bunlardan bir kısmı bireysel çabaların ürünüdür. Dünyanın her tarafında birçok fıkıh bilgini bu konuları ele almakta ve bunlarla ilgili kişisel görüş ve fetvalarını kamuoyu ile paylaşmaktadır. Bu çalışmalardan önemli bir kısmı kitap olarak da yayımlanmış bulunmaktadır. Bunlar arasında genel olarak birçok güncel meseleye ilgili görüş ve fetvaları bulunan bilginlerden bazıları şunlardır: Muhammed Abduh,