Mekke'de inmiş; 30 ayettir. Mushaftaki sıraya göre 67., olduğu bildirilmektedir. Bu kavram, dar anlamda da Allah iniş sırasına göre ise 77. suredir. Adını ilk ayette geçen ve için kullanılmaktadır. Örneğin Hacc 22/56. ayette, "İşte o egemenlik/hükümranlık anlamına gelen "el-Mülk" gün egemenlik Allah'a aittir" denilerek kıyamet gününde kelimesinden almaktadır. Ana konusu; Allah'ın varlığı, sözü geçecek yegâne varlığın, Allah olduğu belirtil- bilgisi, gücü ve kudretiyle insanın bu Aşkın Varlığa karşı mektedir. vereceği hesap şuurundan uzak oluşudur. b. Her şeye gücü yetmesi: Kur'ân-ı Kerîm'de Allah'ın Tebâreke: Bu fiil, Kur'ân-ı Kerîm'de dokuz yerde (A'râf güç ve kuvvetini ifade etmede en çok kullanılan 7/154; Mü'minûn 23/14; Furkân 25/1, 10, 61; Ğâfir 40/64; sıfatlardan biri, kadîr ( ﻗَﺪِﯾﺮٌ )kelimesidir. Söz konusu sıfat, Zuhruf 43/85; Rahmân 55/78; Mülk 67/1) geçmektedir. Bunların hepsinde tebâreke fiilinin öznesi, Allah'tır. bu surede olduğu gibi, çoğunlukla "her şeye gücü Kelimenin asıl manasında, kalıcılık ve süreklilik vardır. yetendir" şeklinde kullanılmaktadır. Aynı kökten gelen Yüce Allah, her türlü faydayı, yararı yaratması ve onları diğer bir sözcük ise, kâdir ( ﻗَﺎدِر )dir. Kur'ân'da ilk sıfatın kalıcı kılması nedeniyle tebâreke fiiliyle nitelendirilmiştir. 45, ikincisinin ise tekil ve çoğul kullanımıyla 12 kere yer Kelime daha sonra yüce olmak, münezzeh olmak, hayır ve aldığı görülmektedir. Bu sıfatlar, Allah'ın yaratması, uğur dilemek anlamlarında kullanılmıştır. diriltmesi, cezalandırması gibi konuların anlatıldığı
yerlerde geçmektedir. Allah'ın Eli=Yedullah: İslâm bilginleri, özellikle kelamcılar arasında tartışılan önemli konular arasında, c. Hayatı ve ölümü yaratması: Allah, kitabında Allah Teâlâ'nın cisim olup olmadığı meselesi yer yarattığı birçok şeyden yeri geldikçe bahseder. Göklerin, almaktadır. Bu hususta ele alınan mevzulardan biri de, yerin, insanların, cinlerin vb. varlıkların yaratılmasına "Allah'ın eli" ( ﷲّ ﯾَﺪ ُ ) kavramıdır. Müşebbihe ve zaman zaman değinir. Ancak yaratılanlar arasında sadece Mücessime gibi kelam mezhepleri bunu olduğu gibi, bu surede yaratıldığından bir kez söz edilen iki varlık, zâhiri üzere yorumlarken, Ehl-i Sünnet mezhepleri bu ölüm ve hayattır. Ayette, önce ölümün, sonra hayatın ifadeyi tevil edip buna, "Allah'ın gücü" anlamını gelmesi, müfessirlerin çeşitli görüşler ileri sürmelerine vermişlerdir. sebep olmuştur. Bunların içinde en makul olanı, ölümün
Hazene: Hâzin isminin çoğuludur. Cehennemliklerin ilk olarak söylenerek insanların dikkatini buna çekmek, cezalandırılmasıyla, cennetliklerin ödüllendirilmesiyle hayatı ona göre yaşamayı teşvik etmek şeklinde olandır.
görevli olan meleklere denir. Bu kelime, Zümer 39/71. Bu ayette üzerinde durulması gereken asıl nokta, ayette cehennem, 73. ayette ise cennet görevlileri için yaratılışın hangi amaç için olduğudur. Burada insanların kullanılmıştır. ve cinlerin yaratılış gayelerini bildiren Zâriyat 51/56.
Se'îr: Kur'ân-ı Kerîm'i anlamaya yardımcı olan ilimlerden ayeti hatırlamak yerinde olacaktır. Yüce Allah, bu ayette biri de Vücûh ve Nazâif dir. Bunların ilki olan Vücûh, bir şöyle buyurmaktadır: "Ben, insanları ve cinleri yalnızca kelimenin farklı ayetlerde birden fazla anlama, diğeri, Bana ibadet etsinler diye yarattım." Şüphesiz en iyi Nazâir ise, farklı kelimelerin aynı anlama gelmesini ifade davranış, Allah'ın rızasını kazandıran davranıştır. etmektedir. Yüce Kitabımızda insanların öteki dünyada Davranış, hareket ve eylemlerin en kutlusu, elbette geniş ve dar anlamıyla ibadetlerdir. Ancak ayetin son kısmı, cezalarını çekecekleri yerden söz edilirken buranın ismi "O, çok güçlü, çok bağışlayıcıdır" cümlesi, insanın hakkında cehennem (örn.: Bakara 2/206) dışında; cahîm dikkatini ve heyecanını canlı tutmakta, bir yandan (örn.: Bakara 2/119), hâviye (Kâria 101/9), nâr (örn.: ibadette gevşek olmamayı hatırlatmakta, öte yandan Bakara 2/39), hutame (örn.: Hümeze 104/4), lezâ (Meâric ibadetler yapılırken meydana gelebilecek hata ve 70/15), saîr (örn.: Enbiyâ 21/4), sakar (örn.: Kamer kusurların bağışlanacağını haber vermektedir. Böylece 54/48) kelimeleri kullanılır. İşte farklı kelimelerin aynı İslâm'ın ana ilkelerinden biri olan umut ile korku arasında anlama gelmesine nezair denmektedir ki "se'îr" kelimesi (beyne'l-havf ve'r- reca) durmayı salık vermektedir. böyledir. Bunlardan hâviye ve lezâ, Kur'ân-ı Kerîm'de birer kez geçmiştir. d. Yedi kat göğü birbiriyle uyumlu yaratması: Bilindiği üzere Mekkeliler, Allah'ın varlığını kabul Allah Teâlâ, kendi yaratıcılığından, yarattıklarından ve etmekteydiler. (Örnek olarak bkz., Ankebût 29/61). Onlara bunların yaratılış özelliklerinden bahsetmektedir. Bunlar göre Allah varlığı yaratmış, sonra bir kenara çekilmişti. içinde göklerin yaratılmasını anlatırken, gökleri ve yeri altı günde (A'râf 7/54), bir kurala (hak) göre (İbrâhîm Bu surenin ilk üç ayetinde Yüce Yaratıcının dört 14/19), direksiz, sütunsuz yarattığını (Lokmân 31/10) özelliğinden söz edilmektedir: haber vermektedir. Kur'ân-ı Kerîm'in bütününde sadece iki defa gökleri "birbiriyle uyumlu" (tıbâkan) yarattığını a. Egemenliğin elinde olması: Egemenliğin sadece söylemektedir. Bunların ilki burada Mülk suresinin 3. burada değil, Yüce Kitabın başka yerlerinde de Allah'a ait ayetinde, diğeri ise, Nûh 71/15. ayetindedir. Müfessirler olduğu görülür. Örneğin Zümer suresinin 6. ayetinde, tıbâk kelimesinin anlamı hakkında çeşitli yorumlar "İşte Allah, Rabbiniz (budur), bütün egemenlik Ona aktarmışlardır. Bu görüş ve yorum farklılığı, kelimenin aittir" diye buyrularak her türlü hükümranlığın Allah'a ait kökeninin ne olduğuna dayanmaktadır. Bu bağlamda:
da. Tıbâk kelimesi, tabak veya tabaka isminin 6. ayette karşımıza Kur'ân-ı Kerîm'in hoş üsluplarından çoğuludur. Buna göre anlam; Allah tabaka tabaka yedi biri çıkmaktadır. Bu, bi-rabbihim ifadesinde ortaya çıkan, gök yaratmıştır, şeklinde olur. Allah'ın herkesin Rabbi olduğu gerçeğidir. İnkâr edenler her ne kadar Allah'ı kendi rableri olarak kabul etmeseler db. Tıbâk kelimesi, tâbaka fiilinin masdarıdır. Bu de Yüce Kitap bi-rabbihim ifadesiyle, Allah'ın herkesin yoruma göre ise anlam; Allah yedi göğü tabaka tabaka olduğu gibi o münkirlerin de Rabbi olduğuna işaret olarak yarattı, demektir. Göklerin yaratılması ifade etmektedir. Ayrıca cehennemin bir cezalandırma yeri edilirken bu sözcüğün seçilmesi, bu kadar büyük varlığın olduğu bilinmektedir. "Cehennem azabı" denerek, yaratılmasının yanında onun düzenli ve ahenkli olmasına buradaki cezanın ve karşılığın, ne derece korkunç dikkat çekmek içindir. olduğuna bir ima bulunmaktadır. Ayetin sonunda, "Orası,
Üçüncü ayetin devamında Allah kendisine meydan ne kötü dönüş yeridir!" buyrularak, cümlenin mefhum-ı okuyanları, kendisini inkâr edenleri çevrelerini muhalifinden, "dönülecek iyi bir yerin" olduğu ihsas gözlemlemeye davet etmektedir. Bu ayette üzerinde edilmektedir.
durulması gereken başka bir kelime de, tefâvüf tür. اﻟْﻤَﺼِﯿﺮ وَﺑِﺌْﺲ َ cümlesi Kur'ân-ı Kerîm'de kullanıldığı Mealde "düzensizlik" olarak anlam verdiğimiz kelimenin nasıl okunduğu konusunda iki görüş vardır. Bunların yerlerde (örn.: Bakara 2/126; Âl-i İmrân 3/162; Enfâl ilkine göre ki, âlimlerin çoğunluğunun tercihidir, kelime, 8/16), bu ayette olduğu gibi, cehennemle bağlantılı olarak fâte fiilinden tefâul babından tefâvüt, İbn Mesud, Hamza, yer almaktadır. Bu, aynı zamanda, sözün muhatabı olan Kisâî'ye göre tefa'ul babından tefevvüt şeklinde Mekkeli kâfirlere, inanmamalarına rağmen gidecekleri bir okunmaktadır. Her iki kırâata göre de anlam aynıdır. yerin olduğunu dolaylı olarak anımsatmaktadır.
3. ayetin son kısmıyla 4. ayette anlatılmaya çalışılan 7. ayet, cehennem ve cehennemlikleri anlatmaktadır. konu, göklerdeki düzenin ne kadar sağlam ve yerli yerinde Anlaşıldığına göre, günahkârlar ve isyankârlar, oraya olduğudur. Ayetteki literal olarak "iki kez" anlamına gelen kendi istekleriyle girmeyeceklerdir. Yüklemin edilgen kerrateyn kelimesinden kasıt, tekrar tekrar, birçok kez olarak, ( أُﻟْﻘُﻮا ) şeklinde kullanılması, bize bu sonucu bakmaktır. Burada kesretten kinaye vardır. Ne kadar bakılırsa bakılsın göklerde herhangi bir kusurun, eksiğin düşündürtmektedir. Ayrıca buradan anladığımız diğer bir
bulunamayacağı, görülemeyeceği anlatılmaktadır. Gözün husus da, insanların orada duyu organlarını
bitkin ve tükenmiş olacağının söylenmesi, bu işin ne kadar yitirmeyecekleri, oradaki azabı bütün boyutlarıyla uzun ve ne kadar derin olduğunu hissettirmektedir. hissedecekleridir. Ayette geçen ( ﺷَﮭِﯿﻖ ) kelimesi, rahatsız
edici ve insana ürküntü veren sesi ifade etmek için 5. ayetteki es-semâe'd-dünyâ tamlaması, mealde kullanılmıştır. Bunun cehennemin mi yoksa "yakın gök" olarak çevrilmiştir. Burada kastedilen, yedi kat gökten çıplak gözle görüleni, göklerin yeryüzüne en cehennemliklerin sesi mi olduğu hususunda görüş ayrılığı
yakın olanıdır. Bu ayet bize, bu kadar uyumlu ve düzenli vardır. Ayette cehennem görevlilerinin, "Size, bir
olarak yaratılan gökyüzünün yaratılışının estetik ve görsel korkutucu/uyarıcı gelmedi mi?" biçiminde soru yönünü haber vermektedir. Bunun sağlamlığının yanında yönelttikleri görülmektedir. Metinde geçen nezîr sözcüğü, güzelliğine de dikkat çekilmektedir. Mesâbîh kelimesinin Kur'ân-ı Kerîm'de peygamberler için sıkça kullanılan iki nekre olarak kullanılması, bu güzelliğin en üst düzeyde sıfattan biridir. Bu mana, bazen münzir sözcüğüyle de olduğuna işaret etmektedir. Sağlam olma önemli bir ifade edilir. Diğeri ise, müjdeleyici manasını taşıyan özelliktir, ama bununla beraber güzellik, ona ayrı bir değer katmakta; Allah'ın gücünün hangi boyutlarda beşîr/mübeşşirdir. (Bkz., Bakara 2/119; Nisâ 4/165;
tezahür ettiğine işaret etmekte; Mekkeli müşriklerin Mâide 5/19; Ahzâb 33/45). Allah hiçbir zaman, hiçbir
özelinde bütün inkârcıları imana davette bulunmaktadır. kimseye asla ve kat'a zulmetmemektedir. Bu anlam, "Biz Tarihin birçok kesitinde insanlar, yıldızlar ve cinler bir elçi göndermedikçe, hiç kimseyi asla aracılığıyla gelecek hakkında bilgi sahibi olmak cezalandırmayız" ayetinin (İsrâ 17/15) manasına da istemişlerdir. Bu eğilimin kimi yerlerde bugün bile devam uygun düşmektedir. ettiği görülmektedir. Ayetin son cümlesinden "onlar için çılgın ateş azabını hazırladık" bunun makbul ve meşru 8. ayet-i Kerîme, cehennemin kendisine atılan bir yol ve yöntem olmadığı, bunu tercih edenlerin isyankârları görünce içine girdiği hali tasvir etmektedir. cezalandırılacakları anlaşılmaktadır. İnsana düşen, kendisine sunulanları, amacına uygun bir şekilde Onca nimet ve imkâna rağmen Allah’ı bulamayan, Onun
kullanmak ve onlardan o şekilde yararlanmaktır. Allah gönderdiği elçilere ve kitaplara kulak vermeyen bu
(c.c.), insana bilgi sahibi olma imkânı vermiştir. Ancak akılsızları görünce, cehennem öfke ve kızgınlıktan onun bu özelliği sınırlıdır. Gelecekte olacakları bilmeye patlayacak hale gelmiştir. çalışarak, insanlara tahakkümden uzak durulmalıdır. Geleceğin mutlak bilgisi Allah'a aittir. 9. ayet-i Kerîme, kâfirlerin itirafını haber vermektedir.
Şeksiz şüphesiz bir biçimde uyarıcının geldiğini, ancak
kendilerinin onu yalanladıklarını, hatta onun bir yanlış grubunu bir bütün olarak düşündüğümüzde, Allah'ın içinde olduğunu söylediklerini aktarmaktadır. kulları hakkında bilgisi, birden fazla yolla gerçekleşmektedir. Bu sıfatların faîl kalıbında gelmiş 10. ayette ise, Allah'a karşı çıkanların pişmanlıkları olması, Allah'ın bilgisinin ne denli engin ve derin açıkça ifade edilmektedir. Onların bu hali tasvir edilirken olduğunun bir göstergesidir. Allah'ın sözün gizli ve açık olanını, kalplerde olanı bilmesinden kasıt, her şeyi ( ﺳﻤﻊ ) ve ( ﻋﻘﻞ ) fiillerinin seçilmesinde ve bu şekilde bilmesidir. Burada asıl üzerinde durulması gereken nokta, sıralanmasında önemli bir hikmet vardır. Dikkat edilirse bilmenin yaratmayla ilişkilendirilmiş olmasıdır. Latîf
burada iman etme, teslim olma gibi doğrudan İslâm'a isminin, biri "en ince, en gizli işleri, bütün inceliğiyle, çok
girmeyi ifade edilen kelimeler tercih edilmemiştir. kolay bir şekilde bilen", diğeri de "mahlûkatın Bunların yerine, iman etmeden, teslim olmadan önceki ihtiyaçlarını gidermek için onlara ihsanda, ikramda süreci sağlıklı bir şekilde yürütecek, sonuçta da Allah'a bulunan" olmak üzere iki anlamı vardır. Bağlam göz iman etmeye, Ona boyun eğmeye götürecek olan fiiller önüne alındığında, burada ilk anlam daha uygun düşmektedir. kullanılmıştır. Semi'a/dinledi, kulak verdi ve
akale/kavradı, anladı yüklemlerinin kullanılma nedeni, Allah Teâlâ, surenin 3. ayetinde yedi göğü ahenkli bir inanmaya ve boyun eğmeye giden yolun; söylenen sözü şekilde yarattığını haber vermişti. 15. ayette ise, insanların dinlemekten, onu anlayıp kavramaktan geçmesidir. yaşam alanı olan yeryüzünün "yaşanabilir" (zelûl) bir yer Peygamberin (a.s.) sözüne, tebliğine, kulak vermeyen, olduğuna dikkat çekmektedir. Hem baştaki hem de bu ayette Allah'ın yaratıcılığının niteliği, dünyanın insan için dinlemeyen, dinlemesini bilmeyen ve dolayısıyla yaşanabilir bir ortam olması ön plana çıkmaktadır. Cenab- anlamayan, kavrayamayan bir insan, iman etme ihtimal ve ı Allah insanlara, orada gezinin, onun nimetlerinden yiyin
imkânından uzaktır. diye çağrıda bulunarak bunun test edilmesini istemektedir. Yürümek, gezmek hayatın varlığı ve sürekliliği için Bu grubun son ayeti, inkârcıların işledikleri, yaptıkları yaşamsal bir öneme sahiptir. İnsan ve hayat için neresinin
günahı kabul ettiklerini kesin olarak göstermektedir. daha uygun, daha verimli olduğu ancak gezilip görülerek Günahı kabul etmek demek, onun cezasını da kabul etmek anlaşılabilir. "Yüksek yerlerinde yürüyün" cümlesinden, demektir. Dolayıyla kendilerine verilen cezaya, herhangi dünyaya, hayata, olaylara tepeden, uzaktan bakın da yaşamınızı ona göre tanzim edin de anlaşılabilir. bir itirazları kalmamış olmaktadır. Yürümekten kasıt, turistik bir yürüyüş değil, hayatı 12. ayet: Kendisini Rab olarak kabul edenlerin en sürdürebilecek eylemlerde bulunmak, gözlem yapmak, çalışmaktır. Dünya ve dünyanın içinde bulunan her şey, baskın özelliklerini zikrederek bunları neyin beklediğini tüm insanlığın ortak mirasıdır. Bütün toplumlar, bunları söylemektedir. Bu ayetin ifadesine göre Müslümanların en müşterek ve adil bir şekilde paylaşmalıdır. Ayetteki ( (ﻟﻜﻢ
önemli özelliği, gayba iman etmektir. Müttaki ifadesi, bunu açıkça göstermektedir. "O yaratanın
Müslümanların niteliklerinin anlatıldığı Bakara 2/3. ayette rızkından yiyin" cümlesini daha geniş anlamda ele alarak ilk zikredilen özellik, gayba imandır. Çünkü diğer bütün "insanın yaşaması için gerekli olan her şeyi kullanın" iman konuları ve ibadetler ona bağlıdır. Bu ayette geçen olarak değerlendirmek daha uygundur. Bu bağlamda haşyet kelimesi, imanın daha üst bir hali, eyleme ve ruha "zikr-i hâs irâde-i âm" (özel bir şeyi söyleyip genel bir şeyi kastetmek) ilkesi hatırlanmalıdır. ( رِزْﻗِﮫِ ﻣِﻦ ْ ) ifadesi, dönüşmüş halidir. Saygı beslemek, saygı duymak, bir insanoğlu her ne kadar çabalayıp bir şey elde etse de,
varlığı üstün ve değerli kabul ettikten sonra neticede sahip oldukları mutlak anlamda Allah'a ait olan
gerçekleşebilir. Enbiyâ 21/49; Fâtır 35/18; Yâsîn 36/11; şeylerdir. Onun için bunları kullanırken bu şuurda
Kâf 50/33. ayetlerde de, müminlerin bu özelliklerinden olmalıdır. Zaten ayetin sonu ( وَإِﻟَﯿْﮭِﺎﻟﻨﱡﺸُﻮر ُ /dönüş Onadır) da söz edilmektedir. Yüce Allah bu kulları için iki şey bunu söylemekte, sahip olunan her şeyin hesabı verilmek hazırlamıştır: Bağışlanma ve büyük bir ödül. Ödül değil üzere Onun huzuruna çıkılacağını hatırlatmaktadır.
de, "büyük bir ödül" denmesi, bunun sıradan bir şey 16-18. ayet grubunda, Allah'ı ve peygamberini inkâr
olmadığını çağrıştırmaktadır. Bunun ne olduğu konusunda eden müşriklere, daha önce yaşayan kâfir toplumların
bize Beyine (98/8) suresinin son ayeti yardımcı başına gelen azaplar hatırlatılarak kendilerine çeki düzen olmaktadır. O ayette müminlere ebedi olarak adn vermeleri istenmektedir. 16. ve 17. ayetler, müteşabih cennetlerinde kalacakları haber verilmekte, ardından ayetlerdendir. "O gökyüzündekinden" ifadesinden, Allah kastedilmektedir. Ancak bundan, onun gökte oturduğu, Allah'ın onlardan, onların da Allah'tan razı olduğu orada yaşadığı sonucu, çıkmaz. Çünkü O, zamandan ve bildirilmekte, son olarak bunun, "Rabbine saygı duyan" mekândan münezzehtir. Zaman ve mekân, sadece
kimse için olduğu belirtilmektedir. Buna göre büyük ödül, yaratılmışlara mahsustur. Yüce Allah, kitabını insanların
Allah'ın bu kullardan razı olmasıdır. kullandığı dil ve üslupla indirdiğinden, onların üslup ve kullanımlarını dikkate alarak böyle söylemiştir. Kur’ân-ı 13. ve 14. Ayetlerde Cenab-ı Allah'ın ilimle ilgili üç Kerîm’de değişik toplumların farklı şekillerde sıfatından bahsedilmektedir: alîm, latîf ve habîr. Ayet cezalandırıldıkları anlatılmaktadır. 16. ve 17. ayetlerde
örnek olarak bunlardan iki tanesi, hatırlatılmaktadır. 24. Ayette Allah'ın insanları yarattıktan sonra, Bunlar, soru şeklinde, "güvende misiniz?" biçimindedir. kendilerine yeryüzünün değişik yerlerinde yaşama, Ancak maksat tehdittir, "Sakın güvende olmayın" yerleşme özgürlüğü verdiği haber verilmektedir. Ağaçlar, anlamındadır. Bunların ilki, inkârcıların yerin dibine bitkiler gibi olmamak, hareket kabiliyetine sahip olmak da batırılarak helak edilmesidir. Nahl 16/45; İsrâ 17/68; ayrı bir nimettir. 25. ayet, aynı lafızla, Kur'ân-ı Kerîm'de Kasas 28/81-82; Ankebût 29/40; Sebe' 34/9. ayetlerde bu toplam altı kez (Yûnus 10/48; Enbiyâ 21/38; Neml 27/71; şekilde cezalandırılmadan söz edilmektedir. Burada Sebe' 34/29, Yâsîn 36/48; Mülk 67/25) geçmektedir. Bu yeryüzünün yukarıda bahsedilen özelliğinin dışında, surelerin hepsi de Mekkîdir. Müşriklerin bu sözlerinde bir cezalandırma aracı olma gibi başka özelliklerinin de alay söz konusudur. Çünkü onlar, azabın ve kıyametin bulunduğuna bir ima vardır. İnsanın emrine ve hizmetine kopacağına asla inanmıyorlardı. Kur'ân'ın ve Peygamberin sunulan toprak ve yeryüzü, aynı zamanda onun helakine bu konuda haber verdiklerini inkâr ediyorlardı. Sonraki de sebep olabilir. Bu iki ayette anlatılmak istenen husus, ayet-i Kerîme onların hem bu sorularına cevap vermekte, Allah'ın insanları neyle, nasıl ve nerede cezalandıracağını hem de peygamberin konumuna işaret etmektedir. bilemeyecekleridir. Kendileri için çok faydalı bir araç ve Müşriklerin ne zaman cezalandırılacağı, kıyametin ne varlık, bir de bakarsın onların helakine yol açmıştır. zaman kopacağı gibi hususlar, Cenab-ı Allah'ın bilgisi Allah, isyankâr kullarını cezalandırdığını söyledikten dâhilinde olan konulardır. Peygamber sadece kendisine sonra, 19 ve 20. Ayetlerde gücünü ve kuvvetini, bu kez bildirilenleri tebliğ etmekle yükümlüdür. Onun görevi, kuşlar üzerinden hatırlatmaktadır. Kur'ân-ı Kerîm'in genel tayin etme, belirleme değil, tebliğ etme, anlatmadır. üsluplarından biri, insanı bütün mahlûkata bakarak onları Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisinin Allah'a ait gözlemlemeye, oradan da bu ahengi ve düzeni kuranı olduğu, bu ayetin dışında (A'râf 7/187; Lokmân 31/34; bulmaya teşvik etmesidir. Gökyüzündeki kuşların hareket Ahzâb 33/23; Zuhruf 43/85; Ahkâf 46/23) ayetlerinde de düzenini de kendisinin kurduğunu, böyle bir zata boyun bildirilmektedir. Peygamberin (a.s.) niteliklerinin eğmek gerektiğini haber vermektedir. Yerin çekim anlatıldığı değişik surelerde (örn.: Hac 22/49; Sâd 38/70; kuvvetine rağmen kuşlar havada ancak ilahi bir düzene ve Ahkâf 46/9), onun sadece bir uyarıcı (nezîr) olduğu kurala göre hareket edebilirler. O kural ve düzenin vurgulanmaktadır. Peygamber (s.a.v.), gelecekten haber sahibine teslim olunmalıdır. Bu surede Allah kendisinden veren bir kâhin değildir. O yalnızca, kendisine verilen 'bir üç kez Allah, dört kez de Rahmân olarak bahsetmektedir. gün dünyanın sonunun geleceği' bilgisini iletmekle Bu kadar hesabın, cezalandırmanın, azabın zikredildiği bir yükümlüdür. 27. Ayetin ilk bölümü, 25. ayette alaylı bir surede, Rahmân ism-i şerifinin daha çok geçmesi, Onun şekilde sordukları azabın ne zaman gerçekleşeceği merhametine bir işaret olarak kabul edilebilir. sorusuna bir cevaptır. Ayette ifade edilen "yüzlerin 21. ayet, Yüce Allah'ın başka bir sıfatını, Onun kötüleşmesi', daha azaba uğramadan, onu gördüklerinde, Rezzâk, rızk verici niteliğini ön plana çıkarmaktadır. O ne hale geldiklerini anlatmaktadır. Azaba uğradıklarında (c.c.), her vesileyle kendini hatırlatmakta; insanın yaşamasına imkân veren her şeyin kendisi tarafından halleri nice olacaktır! Son kısmı ise, onların istediklerinin sağlandığına dikkat çekmektedir. Ayette geçen "rızkını bir gün vuku bulacağını bildirmektedir. Burası, keserse" ifadesinden, bütün rızkın Ona ait olduğunu ve "Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver!" rızkı elde etmede bazı vesile olan unsurlar ve araçlar (Sâd 38/16) ayetinde ifade edilen manaya uygun bulunsa da mutlak rızık verenin O olduğunu bilmeliyiz. düşmektedir. 28. ayet, Mekkeli müşriklerin Peygamber Ayrıca kesilecek olan şeyin, dar anlamdaki rızık (s.a.v.) ve beraberindekilerin helak olmaları, ölmeleri için olmadığını, bunun bütün yaşam imkânları olduğunu beddua etmeleri üzerine nazil olmuştu. Ayet onlara, anlamak daha doğru bir yaklaşımdır. Müslümanların Allah'a iman etmeleri sebebiyle, her 22. ayet, 6. ayetle başlayan kâfir ve Müslüman halükarda Allah'a teslimiyetlerinin bulunduğunu konusuna yeniden dönmekte, ancak bunu değişik bir bildirmektedir. Onları öldürebilir veya onlara merhamet üslupla ele almaktadır. 23. ayetin, 22. ayetle ilişkisi vardır. edebilir. Müslümanlar için herhangi bir sorun yoktur. Allah (c.c.), herkese ortak organlar, duyular vermiştir. Çünkü O, onların Rabbidir. Burada asıl sorulması gereken Ancak bunlar herkeste aynı fonksiyonu icra etmemekte, soru şudur: Allah'ın cezalandırması durumunda kâfirleri aynı sonuçları ortaya çıkarmamaktadır. Kimileri bunları bundan kim koruyacaktır? Onlar sahipsizdirler, sahipsiz yanlış kullanmakta, bunlarla Allah'a giden yolu, yolları kalacaklardır. Sığınılacak yegâne varlık, Allah'tır. Burada bulması gerekirken, tersine Ondan uzaklaştıran patikalara yine onları imana bir davet vardır. Cezalandırma ve azap girmektedir. 23. ayetten itibaren surenin sonuna kadar konusu anlatılırken, bir sonraki ayette, Allah'ın Rahmân Yüce Allah altı kez, ( ﻗُﻞ )"söyle" emriyle hitap oluşuna yeniden değinilmektedir. Davet çağrısı ْ etmektedir. Bu ayetlerin tümünde onlara kendisini tekrarlanmakta, Allah'ın (c.c.) en önemli özelliklerinden anlatmakta, tanıtmaktadır. 23. ayette, önce genel olarak biri vurgulanmaktadır. Müslümanların temel özellikleri, herkese hitaben, "O, sizi yaratandır" dedikten sonra, Ona iman etmek ve gereğini yerini getirdikten sonra işin insanda neleri yarattığı konusunda ayrıntıya girmektedir. sonucunu Ona havale etmektir. Fakat bu ara ifadenin İnsanda mevcut olan duyma, görme, anlama ve kavrama ardından hemen, "Kimin açık bir yanılgı ve sapıklık yollarına işaret etmektedir. Bu üç şey, bilgi ve öğrenme içinde olduğunu yakında bileceksiniz' cümlesiyle, yine araçlarıdır. İnsan dinler, görür, sonra bunları değerlendirir. azap hatırlatılmakta, kendilerine çeki düzen vermeleri Neticede bilgi sahibi olur. gerektiği konusunda uyarılmaktadırlar.
Son ayette tekrar Allah'ın gücü, Onun rezzâk olduğu konusuna dönülmektedir. Burada suyun yok olması durumunda ne yapılacağı sorusu gündeme getirilmektedir. Her şeyin sudan yaratıldığı (Enbiyâ 21/30), suyun hayat demek olduğu hatırlanırsa, suyun yok olması demek hayatın durması demektir. Hayatın devam etmesinde en önemli unsur olan suyu insanlara sunandan, ikram edenden başkası tanrı edinilir mi? Ondan başkasına ibadet edilir mi? Elbette edilmez. Öyleyse gücü bu denli büyük olan zata teslim olunması gerekmektedir.