İslam Ahlak Esasları — Ünite 9 Soru-Cevap
İslam Ahlak Esasları (ILH1003) soru-cevapları.
İş nedir?
Kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu öteki kişilerin geçim kaynağını temin etmek gibi temel ihtiyaçların karşılanmasına yönelik amaçlarla başlayıp, zamanla ihtiyaçları aşan istek ve arzuların teminine yönelik olarak da varlığını sürdüren ve ekonomik değeri olan her türlü çalışma ve etkinliğe iş denir.
İnsanlar neden çalışmak zorundadır?
İnsanlar, birey halinde ve en kısıtlı koşullarda da yaşasalar, varlıklarını sürdürmek için gerekli olan yiyeceği bulmak, kendilerini soğuk veya sıcaktan koruyacak giysiler edinmek, hayatlarının güvenliğini sağlayacakları barınaklar yapmak gibi ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmak, dolayısıyla bir tür iş yapmak zorundadırlar. Bu nedenle, dünyada yaşayan ilk insandan beri, çalışma denen bir etkinlik, iş denen bir olgu hep insanlarla birlikte var olmuştur. İnsan, varlığını sürdürmek için çalışmak, üretmek, iş yapmak zorundadır.
Çalışmak bakımından insanın fıtrî yapısı insanı neye zorlar?
İnsanın yaratılıştan gelen fıtri yapısı onu buna yönlendirdiği gibi dünyadaki yaşam koşullarının zorluğu da onu bir arada yaşamaya ve aralarında iş bölümü yapmaya zorlamıştır.
İnsanlar arasındaki iş ve ticaret bağlamındaki zorunlu toplumsal ilişkililik nasıl bozulmuştur?
İnsanlar arasındaki iş ve ticaret bağlamındaki zorunlu toplumsal ilişkililik, her zaman arzu edildiği gibi sorunsuz işlememiş, daha güçlü ve kurnaz olan bazıları, daha zayıf ve saf olan bazılarına haksızlık ve hatta zulüm edebilmişlerdir.
İnsanlar iş ilişkilerindeki kötü ve yanlış uygulamaları azaltmak, insanî onur ilkelerine bağlı şekilde yaşamak için neye ihtiyaç duyarlar?
İnsanların sadece iş, meslek ve ticaret ilişkilerindeki kötü ve yanlış uygulamaları azaltmak için değil, tüm ilişki türlerindeki kötülük ve yanlışlıkları azaltmak ve aksine bu ilişkilerin insan onur ve yüceliğine yakışır şekilde sürmesini sağlamak için her zaman sahip oldukları din ve ahlâk gibi büyük değer sistemleri olmuştur.
Mevcut dinler arasında iş ahlâkına en çok önem veren dinler arasında İslam’ın konumu nedir?
İslâm dini, dinler arasında, çalışma, iş ve ticaret hayatına belki en fazla önem veren bir dindir.
İslâm’ın iş ahlâkına çok önem vermesinin en önemli göstergeleri nelerdir?
Bu önemin göstergesi, sadece bu bağlamdaki dini ifadeler değil, İslâm peygamberinin ve arkadaşlarının yaşantılarıdır da. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), hem çobanlık gibi tarım ve hayvancılıkla ilgili işlerde çalışmış hem de bundan daha ziyade gerçek anlamda ticaret, kervancılık ve alış veriş gibi iş hayatının en kompleks yönlerinin uzun yıllar bizzat içinde bulunmuştur. İslâm bir ticaret merkezi olan Mekke’de doğmuş, sahabilerin çoğu Medine’ye hicretten sonra bile ticaret hayatını büyük bir başarıyla sürdürmüştür. Dolayısıyla, İslâm dininin iman ve ibadet yanında en önemli kısımlarından biri ahlâk olduğu gibi İslâm ahlâkının en önemli kısımlarından biri de her zaman iş ahlâkı olmuştur.
İş ahlâkı, ne zamandan itibaren önemsenmeye ve sadece dini ve felsefi ahlâk bağlamında değil özellikle iktisadi ve idari bilimler alanında bağımsız bir araştırma konusu ve hatta disiplin olarak gelişmeye başlamıştır?
İş etiği veya meslek etiği gibi az çok farklı kavramlarla da ifade edilebilen iş ahlâkı, Batı dünyasında 1960’lardan itibaren özellikle önemsenmeye ve sadece dini ve felsefi ahlâk bağlamında değil özellikle iktisadi ve idari bilimler alanında bağımsız bir araştırma konusu ve hatta disiplin olarak gelişmeye başlamıştır. Ülkemizde de 2000’lerden itibaren işletme ve benzeri fakültelerde iş ahlâkı dersleri okutulmaya ve bu konuda çok değerli eserler verilmeye başlanmıştır. Ayrıca yine son yıllarda iş ahlâkı eksenli dernekler kurulmaya başlanmış, düzenli olarak çıkan çok kaliteli iş ahlâkı dergileri yayınlanır olmuştur.
İslâm iş ahlâkında temel ilke ve erdemler hangi başlıklar altında toplanabilir?
İslâm iş ahlâkında pek çok ilke ve erdemden bahsedilebilir ve kaynaklarımızda da bahsedilmektedir. Biz bunları, sadelik ve kolaylık olsun diye dört genel ilke veya temel erdem altında toplayabiliriz. Bunlardan ilk ikisi, çalışma ve iş hayatına başlamadan önce iş konusunda sahip olmamız gereken iyi niyet ile çalışma konusundaki doğru dini bilgiler ve çalışkanlığın fazileti ile ilgilidir. Sonraki ikisi ise iş hayatına atıldıktan sonra işle ilgili çeşitli alanlar ve ilişkilerde uyulması gereken helal kazanç ve adaletle ilgili kurallar ile lütuf ve ihsanla ilgili ahlâki faziletlerdir.
Bir iş hayatına atılırken, başlangıçta olması gereken en önemli ahlâki şartlardan ilki nedir?
Bir iş hayatına atılırken, başlangıçta olması gereken en önemli ahlâki şartlardan biri, bu işle ilgili niyetin iyi olmasıdır. Niyet, sadece iş konusunda değil her konuda aslıdır ve ulaşılan sonucun değerini belirleyen en önemli etkendir.
Hz. Peygamber niyetin önemini nasıl ifade eder?
Peygamberimiz meşhur bir hadisinde “Ameller niyetlere göredir. Herkes için niyet ettiğinin karşılığı vardır” (Buhari, 2008, 90) buyurmuştur. Dolayısıyla, her konuda olduğu gibi iş hayatına başlarken de iyi niyetlere, doğru amaçlara sahip olunmalıdır.
Gazali’nin kazanç sahibi olma konusundaki ölçüsü nedir?
Gazali, çalışma, ticaret yapma, kazanç sahibi olma gibi hususları epey övdükten sonra şöyle der: “Biz, ticaretin mutlak şekilde her şeyden üstün olduğunu söylüyor değiliz. Ancak ticaret: a) Ya geçim için, b) Ya servet edinmek için, c) Ya da geçimin biraz üstünde bir gelir sağlamak amacıyla yapılır. Hayır ve hasenat düşünülmeden sırf malı çoğaltmak ve mal biriktirmek için ihtiyaç fazlası mal teminine çalışmak yerilmiştir” (1998, 145).
Kendi el emeği ile hayatını kazananlar hakkında Hz. Peygamber ne buyurmuştur?
Bu hususla ilgili Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Hiç kimse kendi el emeği ile kazanıp yediğinden daha hayırlı bir şey yememiştir. Allah’ın peygamberi Davut aleyhisselam da kendi el emeğinden yerdi.” (Buhari, 2008, 531).
İslâm dininin çalışma hususunda nasıl bir yaklaşımı vardır?
İslâm dini tembellik ve miskinliği yermiş, çalışmayı ve üretmeyi meşru görmekle kalmamış, çok makbul görmüş ve her surette teşvik etmiştir. Bazen Allah’a tevekkül ve kader gibi inanç esaslarını çalışma ve iş hayatına aktif bir biçimde katılmamanın gerekçesi yapmak isteyen istisnai birkaç kişi çıkmışsa da, Asr-ı Saadet’ten günümüze kadar aklı başında Müslümanlardan hiçbiri çalışma, üretme, iş hayatında verimli, ticaret hayatında karlı ve kazançlı olma gibi hususlara asla karşı çıkmamışlar, aksine bu konularda hep örnek ve teşvikkar olmuşlardır.
Allah Kur’an-ı Kerim’de çalışma vakti ile ilgili ne buyurmuştur?
Allah Kur’an-ı Kerim’de, “Gündüzü [çalışıp] geçimi sağlama vakti kıldık” (Nebe/78: 11) buyurmaktadır. Geceler esas itibarıyla dinlenme, gündüzler de çalışma vaktidir.
Çalışma ödevini yerine getirmeyen bir kimseye dinen nasıl bakılır?
Çalışma ödevini yerine getirip rızkını aramayan insan, hem ilahi yaratılışa ters davranmış hem de ilahi buyruğa itaat etmemiş olur. Bu da onu, dünyada da ahirette de mahrum olanlardan kılar. Çünkü hem dünya hem de ahiret kazancı ile ilgili en genel geçer, en evrensel yasalarda biri, ancak çalışanın kazanacağı yasasıdır.
Peygamberler ve büyük sahabiler, Müslümanlara nasıl örnek olmuştur?
Peygamberler ve büyük sahabiler dahi dünyevi işlerde çalışmış, belli meslekleri icra etmişlerdir. Mesela, Hz. Adem çiftçilerin, Hz. Nuh marangozların, Hz. Yusuf ekonomistlerin, Hz. Davut el sanatçılarının, Hz. İsa tabiplerin, Hz. İbrahim ve Hz. Muhammed tüccarların piri ve örneği idi. Hz. Ebu Bekir hububat maddeleri satarak geçimini sağlar, Hz. Ömer dericilikle uğraşır, Hz. Osman yiyecek maddeleri satar, Hz. Ali de ücret karşılığı çalışarak geçimini temin ederdi (Yavuz, 1992).
Gazali, iş hayatındaki haksızlıkları hangi kısımlara ayırır?
Gazali, iş hayatında başkalarının zarar görmesi ile sonuçlanan haksızlıkları iki kısma ayırır: Zararı genele yansıyan haksızlıklar ve zararı sadece müşteri ile sınırlı kalan haksızlıklar. “Zararı genel olan ticari zulümler” başlığı altında o, karaborsacılık ve kalpazanlığı irdeler. “Zararı yalnız müşteriyi ilgilendiren ticari zulümler” başlığı altında ise çok daha fazla sayıda ticari haksızlık konusunu ele alır.
Gazali’ye göre alış-verişte ahlâkın yerine getirilmesi için gerekli olan genel kaide nedir?
Ona göre, alış-veriş yapan kimsenin zarar görmesine sebebiyet veren her şey zulümdür. Bu konularda adalet ise kişinin Müslüman kardeşini zarara sokmamasıyla sağlanır. Burada genel kaide şudur: “Kişi, kendisi için istediği şeyleri Müslüman kardeşi için de istemeli; kendisine yapıldığı takdirde ağırına gidecek ve canını sıkacak bir muameleyi başkalarına yapmamalıdır.” Bu kaide bağlamında, yapılmaması gerekenleri o, şu dört esasta toplar: 1. Malda bulunmayan bir özellikle malı övmemek, 2. Malın gizli ve açık bütün kusurlarını açıklayıp, hiçbirini gizlememek, 3. Ölçü ve tartıda hile yapmamak, 4. Müşterinin bildiği takdirde almayacağı fiyatı gizlememek, başka bir deyişle, alıcı veya satıcıya piyasa fiyatını gizlememek. Bu dört esasın birincisi bağlamında o, ticaret için dini duyguları istismar etmemek gerektiğini de örneklerle birlikte ısrarla vurgular (1998, 170-85).
İslâm iş ahlâkını özetleyen iki temel kavram nedir?
İslâm iş ahlâkını özetleyen iki temel kavramın “haramdan sakınmak” ve “helal kazanç” kavramları olduğunu söylemek mümkündür.
İslâm’da iş hayatının en temel iki yasağı nedir?
Haksızlık ve haram, iş hayatının en temel iki yasağıdır. Zira bir ayeti kerimede şöyle buyrulmaktadır: “Ey inananlar! Mallarınızı aranızda haksızlıkla değil, karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle yiyin, haram ile nefsinizi mahvetmeyin” (Nisa/4: 29).
Bir Müslüman iyi niyetle de olsa haram kazanabilir mi?
Müslüman daha fazla kazanma hırsıyla ve hatta daha fazla kazanıp bunun bir kısmıyla daha fazla iyilik yapmak, daha fazla zekat ve sadaka vermek, daha fazla öğrenciye burs vermek, daha fazla fakir ve yoksula yardımda bulunmak gibi iyi niyetlerle de olsa kazancına haksızlık ve haram bulaştıramaz, haksız ve haram yollarla servet edinemez. Bu tür yollarla edinilmiş haksız kazançlar, yapılan ufak tefek yardımlarla ve hatta camiler, okullar ve benzeri hayır kurumları yaptırmakla aklanamaz.
Kul hakkı ve özellikle de tek bir bireye ait olmayıp kamuyu ilgilendiren ve birden çok kişiyi etkileyen haksızlıklar hakkında hüküm nedir?
Kul hakkı ve özellikle de tek bir bireye ait olmayıp kamuyu ilgilendiren ve birden çok kişiyi etkileyen haksızlıklar, Allah’ın affetmeyeceği haksızlıklar kapsamına girmektedir. İşte ayeti kerimede “haram ile nefsinizi mahvetmeyin” emri ve uyarısı tam da bu konularla ilgilidir. Bilhassa helalleşmenin imkânsız olduğu çok sayıda ve tanınmayan kişilere karşı yapılan haksız işlemler ve kazançlar, dünyada geçici bir süre kazançmış gibi gözükse de, gerçekte ve ahirette çok büyük bir kayba ve mahviyyete sebep olacaklardır. Dolayısıyla, haksızlık ve harama karşı çok duyarlı olmak ve bunların büyük-küçük, gizli-açık, bireysel-kamusal her türünden kaçınmak İslâm iş ahlâkının temelini oluşturmaktadır.
İslâm’da karşı tarafı aldatmak ve hilekârlıkla ilgili hüküm nedir?
İş hayatında sık karşılaşılan haksızlık ve adaletsizliklerden biri, alışverişte karşı tarafı aldatmak, ölçü ve tartıda hile yapmak gibi ahlâksızlıklardır. İş hayatının her alanında, her ilişki düzeyinde ve her sektörde görülebilecek olan hilekârlıklar ve haksızlıklar, İslâm dininin şiddetle kınadığı, kesinlikle yasakladığı ve sadece dünyevi değil uhrevi müeyyidelerle de insanları bunlardan uzaklaştırmaya çalıştığı hususların başında gelmektedir. Nitekim bir ayette iş hayatında hilekârlık yapanlar şöyle tehdit edilir ve uyarılırlar: “Alışverişlerinde hile yapanların vay haline! İnsanlara karşı kendileri için ölçtüklerinde tam ölçerler. Onlar için ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksiltirler. Onlar, kendilerinin büyük bir gün için diriltileceklerini zannetmezler mi?” (Mutaffifin/83: 1-5).
İslâm iş ahlâkında yemin etmek nasıl karşılanır?
İslâm iş ahlâkında aldatmama ve aldatılmamaya yönelik öğütlerden biri de alış-veriş esnasında yemin etmenin hoş görülmemesidir. Sözümüz, yemine ihtiyaç kalmadan güvenilir olmalı, dürüstlüğümüz yeminle desteklenmeye ihtiyaç duymamalı; ayrıca, farkında olmayarak da olsa hata karışabilecek alış-verişlerimize Allah’ın adı ile yemini aracı kılmamalıyız. Yemin edilmesi, bilhassa daha müttaki olanların daha çabuk kanmalarına ve bu yüzden belki de bazen zarar etmelerine yol açacaktır. Bu yüzden, alış verişlerde yemin tasvip edilmemiş hatta yerilmiştir. Hz. Peygamber alış-verişte yemin konusunda şöyle buyurmuştur: “(Yalan yere) yemin mala rağbeti artırsa bile bereketi götürür” (Buhari, 2008, 533).
Gazali’ye göre Allah, adaletin yanında ayrıca neyi de emretmiştir?
Gazali’nin de belirttiği üzere, Allah Teala hem adaletle hem de ihsanla emretmiştir. Dindar birisinin adaletle yetinmesi, zulümden kaçınması ve fakat ihsan kapılarını terk etmesi, bu kapılardan içeri girmemesi yakışık almaz. Çünkü “Allah şüphesiz adaleti, iyilik yapmayı… emreder…” ( Nahl/16: 90).
Gazali’ye göre ticaretle uğraşan bir kimse ihsan rütbesine nasıl yükselir?
Ticaretle uğraşan bir kimse, şu altı maddeye uyarak, adaletin üstündeki ihsan rütbesine yükselir: 1- Fahiş kardan kaçınmak 2- Kardan fedakârlık etmek 3- Alacakların tahsilinde müsamahakâr davranmak 4- Borcunu ödemek için, alacaklının gelmesini ve vadesinin dolmasını beklemeden, imkânı varsa onun ayağına gidip borcunu ödemek 5- Pazarlıktan pişman olup cayana kolaylık göstermek 6- Fakirler için ayrı bir veresiye defteri tutarak, borçlarını ödeyemedikleri takdirde kendilerinden alacağını istememeye niyet etmek
İhsan kapsamındaki alt erdemlerden biri olan müsamahakârlığın, ahlâk anlayışımızda nasıl bir yeri vardır?
İhsan kapsamındaki alt erdemlerden biri, müsamahalı davranmak, hoşgörülü olmaktır. İster işçi, ister işveren, ister amir, ister memur olalım, iş ve hizmet üretiminin çeşitli basamaklarında kendi adımıza hassas ve titiz olmaya gayret ederken, başkalarının yapabileceği bazı kusurların olabileceğini de kabul etmeli ve iş arkadaşlarımız yahut paydaşlarımıza karşı müsamahayı elden bırakmamalıyız. Hoşgörülü olmak ekip halinde çalışmayı kolaylaştıracak, iş ortamında stres ve gerilimi azaltacak, sinerjiyi ve dolayısıyla verimliliği artıracaktır. Peygamberimiz bir hadisi şerifinde, “Sattığında, satın aldığında ve hakkını talep ettiğinde müsamahakâr davranan kişiye Allah merhamet etsin” (Buhari, 2008, 531) buyurmuşlardır.
İşveren veya yönetici, işçi veya memur alırken neyi esas almalı, özelliklere hangi hususlara dikkat etmelidir?
İşveren veya yönetici, işçi veya memur alırken liyakati esas almalı, işi bir takım kişisel tarafgirliklerinden dolayı tercih ettiği liyakatsiz kişiye değil, hak eden kişiye, ehline vermelidir. İşi ehline vermek ve adaletli davranmak, bu konulardaki en temel ilahi emirlerden ikisidir. Nitekim, ayeti kerimede, “Şüphesiz Allah, size işleri ehline vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman da adaletle hükmetmenizi emretmektedir” (Nisa/4: 58) diye buyrulmaktadır. Birinci şart, işi ehline vermek, ikinci şart, işe alınan ehil kişinin bundan sonraki tüm haklarını gözetmek, ona asla haksızlık ve adaletsizlik yapmamaktır.
Günümüzde işverenlerin bilhassa dikkat etmeleri gereken işçi haklarının başlıcaları nelerdir?
Günümüzde işçi hakları oldukça ayrıntılı şekilde ele alınmaktadır; zamanın örfünün uygun gördüğü bu haklar İslâm ahlâkı için de uygun görülen haklardır. Bunların en önemlilerinden bazıları, ücretini zamanında ve hak ettiği ölçüde ödemek, sağlık sigortası gibi teminatlarını ve can güvenliğini sağlamaktır. Ücretlerin adil ve yeterli olması ve zamanında ödenmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir.
İyi bir işveren çalışanlarını nasıl görür?
İyi bir işveren, tüm çalışanlarını bir aile gibi, işçilerini aile bireyleri gibi görür, kendisini de onlardan sorumlu hisseder. Nitekim bir hadisi şerifte Rasulullah şöyle buyurmuştur: “Hepiniz çobansınız. Hepiniz emriniz altındakilerden mesulsünüz. Devlet başkanı bir çobandır ve emri altındakilerden mesuldür. Erkek, aile efradının çobanıdır ve emri altındakilerden mesuldür. Erkeğin kölesi, efendisinin malı üzerinde çobandır ve ondan mesuldür. Dikkat edin! Hepiniz çobansınız ve hepiniz emriniz altındakilerden mesulsünüz” (Buhari, 2005, 92).
Ahlâklı bir Müslüman işveren, zekatını verirken nasıl bir tutum takınmalıdır?
Ahlâklı bir Müslüman iş adamı, işçileriyle ilişkilerinde faziletli davranışlar sergilediği gibi Allah’ın lütuf ve inayetiyle elde ettiği bol kazancının hukuki ve ahlâki gereklerini de yerine getirir, zekatını verir, sadakalarını verir, gelirinin büyüklüğü oranında kamu yararına büyük hizmetlerde bulunur.
Ahlâklı işveren, ibadetlerinden feragat edebilir veya ibadetlerini ihmâl edebilir mi?
Ahlâklı işveren işçisine ve toplumuna karşı sorumlu olmakla birlikte, her şeyden önce kendisine ve Rabbine karşı sorumludur. Bu nedenle o, iş ve kazanç hırsıyla kendisini ihmal etmemeli, kazancından ve genel olarak hayatından ahirette sorguya çekileceğini, dünyevi görev ve yükümlülükleri yanında kulluk vazifelerinin de olduğunu unutmamalıdır. Çünkü şu ve benzeri birçok ayette, “Sonra yemin olsun, o gün her türlü nimetten sorulacaksınız” (Tekasür/102: 8) buyrulmaktadır.
İşçi, işverenine karşı nasıl duygular beslemeli nasıl duyguları beslememelidir?
İşçi, öncelikle işverenine karşı haset ve kıskançlık içinde olmamalı, işveren değil de işçi olması gibi hususlardan dolayı herhangi bir eziklik duymamalı, çalışıp alın teriyle helal para kazanabildiği bir iş kapısı buldurduğu için Allah’a şükür, işverenine de gerektiğinde teşekkür etmelidir.
Ahlâklı bir işçi, iş bilme hususunda nasıl olmalıdır?
İşçi, yaptığı işi iyi bilmeli, yeterince bilmiyorsa bir an önce eksikliklerini gidermeli, işi konusunda uzmanlaşmalıdır.
Hz. Peygamber çalışanın dürüstlüğü konusunda nasıl bir beyanda bulunmuştur?
Rasulullah bir zamanların işçisi sayılabilecek olan kölenin dürüstlüğü konusunda şöyle buyurmuştur: “Rabbine karşı kulluğu çok güzel, efendisinin kendisine yüklediği görevleri itaat ve dürüstlükle yerine getiren köle için iki kere mükafat vardır” (Buhari, 2005, 92).
İbn Haldun’a göre işçilerde ne gibi erdemlerin bulunması gerekir?
İbn Haldun’un işçilerde bulunması gereken erdemlerle ilgili en fazla liyakat ve güven üzerinde durduğu anlaşılmaktadır. Ona göre insanın hizmetinde bulunduracağı kimseler dört sınıfa ayrılır: Bunlardan birincisi, üzerine aldığı görevi hakkıyla görebilen ve işine güvenilebilecek olan doğru bir kimsedir; ikincisi, işine de emanet ve doğruluğuna da güvenilemez bir kimsedir; üçüncüsü, işini ve görevini yapabileceğine güvenilir biridir ama emanet ve doğruluğuna güvenilmez; dördüncüsü ise, emanet ve doruluğuna güvenilir biridir ama işinin ehli olmaz.
Hakkaniyet hususunda ahlâklı bir işçi nasıl bir tutumdavranışa sahip olmalıdır?
İşçi, işverenin haklarını korumalı, işinde haksızlık yapmamalı, az da olsa kazancına haksızlığı ve haramı bulaştırmamalıdır. Rasulullah bu konuda şöyle buyurmuştur: “Köle, Allah’a kulluk ederek O’nun hakkını yerine getirirse ve kendisine sahip olan efendisinin hakkını yerine getirirse onun için iki kere mükâfat vardır” (Buhari, 2005, 92).
İş arkadaşlarını ve işverenini sevmek hususunda ahlâklı bir işçi nasıl olmalıdır?
İyi bir işçi, başta işi olmak üzere, mümkünse iş arkadaşlarını ve işverenini sevmeli, en azından onlara saygı duymalıdır. İbn Miskeveyh’e göre, “eğer toplum halinde yaşayan insanlar birbirlerini seven kişilerse, birbirlerine karşı adaletli davranırlar ve aralarında hiçbir anlaşmazlık ortaya çıkmaz. Diğer bir deyişle, dost, dostunu sever ve kendisi için istediğini onun için de ister. Güven, dayanışma ve yardımlaşma, ancak birbirini seven kişiler arasında gerçekleşir” (İbn Miskeveyh, 1983, 121). Nasırüddin Tusi’ye göre de sevgi adaletten üstündür. Hatta adalete ihtiyaç, insanlar arasındaki sevgi yoksunluğundandır. Eğer bireyler arasında yeterince sevgi olsaydı, ne hakkını verme ne de hakkını almaya ihtiyaç olurdu (Tusi, 2007, 247).
Erdem nedir?
Erdem, ahlâkın, özellikle de felsefi ahlâkın en temel kavramıdır. İyi huyluluk, iyi kalplilik, iyi niyetlilik, iyi sözlülük, iyi davranışlılık, kısaca, iyi ahlâklılıktır. Erdemlilik çoğu kere, ahlâklı ve iyi karakter sahibi biri olmakla eş anlamlı kullanılır.
Erdem-ekonomi ilişkisinde minimum düzeyin başlıca yol göstericisi nedir?
Bu düzeyin yol gösterici ilkesi yahut pusulası, evrensellik ilkesi yahut altın kural da denilen ilkedir. Bunun aslı, İslâm dinide hadis olarak geçen ve öteki dinlerin kutsal metinlerinde de geçen ‘kendin için istediğini kardeşin/başkası için de iste, kendin için istemediğini kardeşin/başkası için de isteme!’ buyruğudur.
Erdem-Ekonomi ilişkisinde mutedil düzeyin başlıca yol göstericisi nedir?
Minimum düzeyin ana ilkesi, zarar vermemek, haksızlık yapmamak idi, bu düzeyin ana ilkesi ise faydalılık ilkesi, faydalı olma kuralıdır. Faydalılık ilkesine göre, eylemlerimizde ne kadar az kişiye ne kadar az zarar veriyor, ve ne kadar çok kişiye ne kadar çok fayda sağlıyorsak, eylemlerimiz o derece ahlâki olmuş olur. Bu düzeyde vurgu, zarar vermemenin de ötesinde, faydalı olmaya geçmektedir.
Erdem-ekonomi ilişkisinde maksimum düzeyini oluşturan şey nedir?
Erdemlerin maksimum düzeyini, en yüksek seviyesini ise, merhamet ve sevgi erdemlerinin oluşturduğunu söylemek mümkündür.