Giriş yaratmıştır. … Hayvanları da yaratmıştır. Onlarda sizi Çevre, bizi kuşatan, canlı-cansız her şey; çevre ahlâkı ise ısıtacak şeyler ve birçok faydalar vardır. Onların etlerini çevre ile ilişkilerimizi ahlâki açıdan ele alıp düzenlemeye de yersiniz. Onları getirirken de, gönderirken de zevk çalışan bir ahlâk dalıdır. Çevre ahlâkı, bir taraftan alırsınız. Kendi kendinize zor varacağınız memleketlere, betimleyici bir biçimde insanlar ile doğal çevreleri yüklerinizi taşırlar. … Sizin için atları, katırları ve arasındaki ilişkide tabii denge ve gidişatın korunması ve merkepleri binek ve süs hayvanı olarak yaratmıştır. bu ilişkide zaman zaman ortaya çıkan sorunların ve Bilmediğiniz daha nice şeyleri de yaratır. … Yukarıdan nedenlerinin belirlenip çözümlenmesi ile ilgilenirken, öbür size su indiren O’dur. Ondan içersiniz; hayvanları taraftan da değer koyucu bir ahlâk olarak insanların çevre otlattığınız bitkiler de onunla biter. Allah onunla size ile ilişkilerinin ahlâki açıdan en iyi nasıl olması gerektiği ekinler, zeytin ve hurma ağaçları, üzümler ve her türlü ile ilgili kuramlar ve ilkeler geliştirir, öneriler getirir ve ürünü yetiştirir. Düşünen kimseler için bunda dersler öğütlerde bulunur. Ahlâk, çevrelerindeki varlıklarla vardır.” (Nahl/16: 3-10.)
ilişkilerinin insan onuruna yakışır düzeyde erdemli, Yararlılık kuramının iki temel ; “nimet ilkesi” sağlıklı ve huzurlu olabilmesi için insanlara yol gösterip denilebilecek olan, tabiatın insana dünyevi, biyolojik, rehberlik etmeye ve onların bu ilişkilerle ilgili ikilemli bedensel vb. konularda faydalar, menfaatler sağlaması, bir sorularına zararı, zulmü ve kötülüğü azaltıcı, buna karşın diğeri de, “ayet ilkesi” denilebilecek olan, tabiatın insana faydayı, şefkat ve merhameti ve iyiliği artırıcı tarzda manevi, teolojik, ahlâki vb. konularda dersler, delaletler, cevaplar vermeye çalışan bir disiplinin ve insanlar arası ibretler vererek epistemolojik, teolojik ve ruhsal etkinliğin adıdır gelişimimize yönelik yararlar sağlamasıdır.
İslâm Ve Çevre Ahlâkının Dört Kuramı 2. Sorumluluk (Mesuliyet) Kuramı
Batı düşüncesi, çevre etiğinde henüz çok büyük kuramlar Çevremizdeki varlıklara, bizim faydamıza olup geliştirmiş değildir. Derin ekoloji (deep ecology) ya da olmamaları açısından ziyade, onların hakları ve bizim de canlımerkezli (biocentric) etik denilen yaklaşım ile onlara karşı ödevlerimiz, görevlerimiz, yükümlülük ve yüzeysel ekoloji (shallow ecology) ya da insanmerkezli sorumluluklarımız açısından bakmayı esas alır. Bu konuda (anthropocentric) koruma etiği (conservation ethics) var olan pek çok ayetten sadece bir kısa örnek : “Sonra o denilen yaklaşım, en yaygın kuramlardan ikisidir. Derin gün, size verilmiş olan her nimetten sorguya ekoloji yanlıları daha radikal görüşleri savunurken, çekileceksiniz.” (Tekasür/102: 8) koruma etiği yanlıları daha ılımlı ya da yüzeysel görüşleri savunmaktadırlar. Batı’daki gibi kutuplaştırmak yerine Sorumluluk kuramı ile ilgili olarak da iki temel ilke : dikey sıralama içinde sunacağımız İslâm çevre etiği “emanet ilkesi” ve “hilafet ilkesi” demek mümkündür.
kuramlarının daha yüksek düzeydekilerine yakın olduğu 3. Erdemlilik (Fazilet) Kuramı bir gerçektir. Sorumluluğun ötesinde iyilikler yapmak, sevgi beslemek, Etik kuramları, etik sorunları tartışmak ve anlayabilmek feragatte bulunmak ise ahlâk ve erdem meselesidir. Bu için ortak bir dil işlevi görür, ortak inançları ve paylaşılan husus çevre için de geçerlidir ve çevreye erdemli bir değerleri açıklığa kavuşturur ve sistemleştirirler. Çeşitli insanın bakışıyla bakmak, İslâm çevre etiğinin daha üst etik kuramları geleneklerimizde önemli roller düzey bir kuramıdır. oynadıklarından, pek çoğumuzun düşünme biçimlerine de Erdemlilik kuramının da birçok ilkesi olabilmekle birlikte, yansırlar. İslâm çevre ahlâkının 4 büyük kuramı olduğunu en temel sayılabilecek iki tanesinin; “merhamet ilkesi” ve düşünmek mümkün ve yararlı gözükmektedir. Bu 4 kuram “muhabbet ilkesi” olduğunu söylemek mümkündür. şunlardır: Yararlılık (Menfaat) Kuramı, Sorumluluk (Mesuliyet) Kuramı, Erdemlilik (Fazilet) Kuramı ve 4. Bilgelik (Hikmet) Kuramı Bilgelik (Hikmet) Kuramı. İslâm çevre etiğinin belki en üst düzeyi de çevreye Bunların hepsi de geniş anlamda İslâm çevre etiği bilgelik gözüyle bakmak ve çevremizdeki her şeyde kuramlarıdır ve bu itibarla da, aynı oranda olmamakla olağan üstü bir bilgelik görebilmektir. Bu durumu bildiren birlikte, hepsinin temelinde Kur’an ve Sünnet öğretileri ve pek çok ayetten biri şudur: “Biz gökleri, yeri ve ikisinin öğütleri bulunmaktadır. arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık. Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi [hak ve hikmet üzere] 1. Yararlılık (Menfaat) Kuramı yarattık, ama insanların çoğu bilmezler.” (Duhan/44: 38,
Bu kuram büyük ölçüde insan merkezli (antroposentrik) 39. Krş. Rum/30: 8) denilebilecek bir kuramdır. Batı çevre etiğinin yüzeysel ekoloji ve koruma etiği kuramına denk düşer. Doğal Bilgelik kuramının da iki temel ilkesinin olduğunu kaynaklar insana yararlı olduğu için korunmalı, gittikçe söylemek mümkündür. Bunlar, Kur’an’ın bahsettiği ama küresel bir krize dönüşen çevre sorunları da nihayette herkesin anlaması kolay olmayabilen “ubudiyet ilkesi” ve insan yaşamına zarar verecek boyutlara ulaştığı için “kutsiyet ilkesi”dir.
önlemler alınmalıdır. Bu bağlamdaki ayetlerden biri şudur: “Gökleri ve yeri gereğince yaratmıştır. … İnsanı nutfeden
İslâm-Çevre Ahlâkının Sekiz İlkesi Bu ders vericilik ve ders alma bağlamında bir ayette şöyle denmektedir: “Yukarıdan size su indiren O’dur. Ondan 1-Nimet İlkesi: ‘Çevre Nimettir’ içersiniz; hayvanları otlattığınız bitkiler de onunla biter. Kur’an’da çevrenin bizim maddi, bedeni ihtiyaçlarımızı Allah onunla size ekinler, zeytin ve hurma ağaçları, karşılayan, bize bedensel varlığımızı idame ettirebilmemiz üzümler ve her türlü ürünü yetiştirir. Düşünen kimseler konusunda yararlı olan bir nimet olmasıdır. Bu hususu için bunda dersler vardır.” (Nahl/16: 10. Krş. Casiye/45: belirten ayetlerden birkaçı şöyledir: “Allah’ın gökte 3-6 ) olanları da, yerde olanları da buyruğunuz altına verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini 3. Emanet İlkesi: ‘Çevre Bize Emanettir.’ görmez misiniz? (Lokman/31: 20). Emanet ilkesi iki şekilde anlaşılabilir. Çevre insana
Kur’an, insana hitap ettiği için doğal olarak insanı daha emanettir; yani insan çevrenin asıl sahibi değildir, onu fazla vurgulamakla birlikte, yerde ve gökteki bu sadece emaneten kullanmaktadır. Emanet ilkesi ikinci nimetlerin sadece insan için değil, bütün canlılar için tarzda ve daha insan merkezli anlaşıldığında ise, olduğunu da birden fazla yerde açıkça belirtmiştir. “Allah, çevremizdeki varlıklar bize emanet edilmiştir anlamına yeri canlı yaratıklar için meydana getirmiştir.” gelmektedir. Bütün evren, insana emanet edilmiştir.
(Rahman/55: 10) Evren ve doğa, normal halinde düzgündür ve insana düşen
Nimet ilkesinin uygulama alanında öncelikle onu bu doğal hali içinde korumak, onun yapısını Müslümanlardan istediği ve sonra da tüm insanlar için bozmamaktır: "Düzeltilmişken, yeryüzünde bozgunculuk öngördüğü hususlardan biri onu kirletmemek, temiz yapmayın."( Araf /7: 56) İnsanlar, her şeyden önce ve her tutmak, bir diğeri de onu israf etmemektir. Müslüman, şeyden önemli olarak, yeryüzünde Allah’ın halifeleridir. çevre kirliliğinden zihin ve gönül kirliliğine kadar her Bu da bizi sorumluluk kuramının ikinci ilkesi olan hilafet türlü kirliliğe karşı olmak ve temizlikten yana olmak ilkesine getirmektedir.
zorundadır. Yeryüzü ve oradaki nimetler Allah’ın yarattığı 4. Hilafet İlkesi: ‘Biz Yeryüzünün Halifeleriyiz.’ doğal ve asli hallerinde korundukları ve kirletilmedikleri Hilafet ilkesi, sorumluluk kuramının ikinci ve daha üst zaman tertemizdirler. Bu hususta bir ayet-i kerimede şöyle düzey ilkesidir. Hilafet ilkesinin gerektirdiği en önemli buyrulur: “Sizin için yeri durak, göğü bina eden, size şekil sorumluluklardan birincisi çevreyi imar etme ve verip de, şeklinizi güzel yapan, sizi temiz şeylerle geliştirme, ikincisi de çevreyle olan imtihanımızı, rızıklandıran Allah’tır.” (Mü’min/40: 64) Kirletmeyip denenmemizi/sınanmamızı kazanmaktır. temiz tutmak ayetlerde emir olarak da geçmektedir. Bunlardan biri elbise temizliğini emretmektedir: Peygamber efendimizin ağaç dikmeyi teşvik eden birçok “Giydiklerini temiz tut. Kötü şeyleri terke devam et.” hadisi vardır; bunların en bilinenlerinden biri şudur: (Müddessir/74: 4,5) “Kıyamet koparken birinizin elinde bir fidan bulunursa, şayet kıyamet kopuncaya kadar fidanı dikmeye gücü En önemli nimetlerin başında suyun geldiği aşikardır yeterse, onu diksin.” (Buhari, 2005, 486) Kur’an’ın da belirttiği gibi: “De ki: Suyunuz yere batarsa, söyleyin, size kim temiz bir su kaynağı getirebilir?” Osmanlıda imar faaliyetleri sadece şehircilik (Mülk/67: 30) Su, hem canlıların kendisinden yaratıldığı düzenlemeleri ile kalmamış, kırsal kesimin imarını da temel hayat kaynağı hem de kirliliğin neredeyse tek ilacı kapsamıştır. 19. yüzyılda Osmanlı Devletinin neredeyse olduğu için, su nimetinin korunması ve kirletilmemesi, bütün coğrafyasında bataklıkları kurutma operasyonuna çevre ahlâkının üzerinde en fazla durması gereken doğal girişilmiştir. Göl ve bataklıkların kurutulması bir taraftan kaynakların başında gelir. çevre problemine çözüm arama ve kamu sağlığını koruma, diğer taraftan da buralardan elde edilecek arazi ve Su olsun veya başka bir nimet olsun, nimette aslolan, onun yapılacak yol ve benzeri ile çevrenin imarı düşünülerek kadrini, kıymetini bilmek, onu gereksiz yere uygulamaya geçirilmiştir. kullanmamak, israf etmemektir. İsraf, İslâm ahlâkının yerdiği, tasarruf da övdüğü, teşvik ettiği bir davranıştır. Ayette halife kılınmamızın nedeninin, doğaya ve hayvanlara üstünlük taslamak, onlara hakimiyet kurup her Hz. Peygamber bir gün ashaptan abdest almakta olan şeyi kendi türümüz ve hatta toplumumuz için tüketebilme Sa’d’ın yanına varır ve “Bu israf nedir ey Sa’d?” der. imkanına kavuşmak, onları kendi çıkarlarımızın basit Sa’d, “Abdestte israf olur mu?” deyince Hz. Peygamber: araçları konumuna indirmek değil, sunulan bu nimetlerle “Evet! Akan bir ırmağın kenarında olsan bile” buyururlar. sınanmak ve sonuçta imtihanı kazanmak olduğunu (İbn Hanbel, Müsned, II, 221) göstermektedir. 2. Ayet İlkesi: ‘Çevre Ayettir’ 5. Merhamet İlkesi: ‘Merhamet Tüm Canlıları Çevremizdeki varlıklar, Kur’an’ın belirttiği üzere, Kapsar.’ düşünen insanlar için bir akıl yürütme kaynağı ve büyük varoluşsal ve metafiziksel sorularını cevaplamalarında Erdemlilik kuramının ilk ilkesi merhamettir. Çevreyle ve ders alacakları önemli rehberlerinden biridir. özellikle de çevremizdeki canlılarla ilişkimizde riayet etmemiz gereken en önemli erdemlerden biri merhamet
erdemidir. Merhamet, ilk olarak, haksız yere öldürmemek, 8. Kutsiyet İlkesi: ‘Her Varlık Kutsaldır.’ acı vermemek, zalim olmamak, zulüm etmemek, yani Kutsiyet ilkesi, doğadaki tüm varlıkların, abit olmalarının merhametsiz olmamaktır. Kur’an-ı Kerim, “Yerde da ötesinde kutsal bir değer taşıdıklarının kabulü anlamına yürüyen hayvanlar ve kanatlarıyla uçan kuşlar da ancak gelir. Müslümanlar için mescitler kutsal yerlerdir. Yer sizin gibi birer toplulukturlar” (En’am/6: 38) veya gök, canlı veya cansız tüm varlıkların kutsiyetini buyurmaktadır. çağrıştıran Kur’an ayetleri de vardır. ‘’Allah’ındır; nereye
Hayvan hakları denildiğinde genellikle onların hayatlarına dönerseniz Allah’ın yönü orasıdır. Doğrusu Allah her yeri müdahale edilmemesi, fıtri yapılarına uygun işlerde kaplar…” (Bakara/2: 115; krş. Nisa/4: 126) .
çalıştırılmaları, kaldırabilecekleri kadar yük taşıtılmaları, gerekli yiyeceklerinin yeterince ve zamanında verilmesi, tabii ortamlarının ve üreme imkânlarının sağlanması, kendilerine işkence ve eziyet edilmemesi, hasta olduklarında tedavi ettirilmeleri gibi hususlar akla gelir.
Merhamet, ikinci olarak da, kendimizin sebep olmadığı durumlar karşısında bile zor, zayıf ve mazlum durumda olanlara acımak, merhametli olmak ve her zaman yardım elini uzatmaktır.
6. Muhabbet İlkesi: ‘Muhabbet Tüm Varlığı Kapsar.’
Sevgi merhamette olduğu gibi daha ziyade canlılara yönelik olmak durumunda da değildir. Sevgi, canlı-cansız tüm varlığı kapsar; dağları ve gökleri bile kuşatır. Nitekim Sevgili Peygamberimizin Uhud dağı ile ilgili söylediği söz çok meşhur ve manidardır: “Uhud öyle bir dağdır ki, o bizi sever, biz de onu severiz.” (Buhari, Cihad, 71; Müslim, Hacc, 504) Sevgi bir şeyden zevk almayı, hoşnut ve memnun olmayı ve onu güzel görmeyi sağlar. Bunlar çevre sevgisi için de geçerlidir.
Doğal çevre ve hayvanlara karşı olan sevgi ve iyilik etme, belki de en üstün iyiliklerdendir; çünkü bu tür iyilikler, karşılık bekleyerek yapılabilecek iyiliklerden değil, karşılıksız iyiliklerdendir ve bu da iyiliğin en üstün şeklidir. Nitekim bir ayette şöyle buyrulur: "O, yaptığı iyiliği birinden karşılık görmek için değil, ancak yüce Rabbinin hoşnutluğunu gözeterek yapmıştır. Elbette kendisi de hoşnut olacaktır." (Leyl 92/19-21)
7. Ubudiyet İlkesi: ‘Her varlık Abidtir.’
Bilgelik kuramının birincisi ilkesi, ubudiyet ilkesidir. Ubudiyet ilkesi, canlı cansız bütün varlıkları abid olarak görmek gerektiğini çağrıştıran bir ilkedir. Çünkü Kur’an’da defalarca çevredeki bütün varlıkların Allah’ı tespih ettiği ve O’na secde ettiği gibi hususlar açıkça belirtilmektedir: “Göklerde ve yerde olanların, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanların ve insanların birçoğunun Allah’a secde ettiklerini görmüyor musun?” (Hacc/22: 18)
Doğal çevrenin belki en duyarsız varlığı gibi algıladığımız taşlar ile ilgili şu ayet bu hususa çok güzel bir örnektir: “(Ne var ki) bunlardan sonra yine kalpleriniz katılaştı. Artık kalpleriniz taş gibi yahut daha da katıdır. Çünkü taşlardan öylesi var ki, içinden ırmaklar kaynar. Öylesi de var ki, çatlar da ondan su fışkırır. Taşlardan bir kısmı da Allah korkusuyla yukardan aşağı yuvarlanır.” (Bakara/2: 74)