İslam İbadet Esasları — Ünite 9 Soru-Cevap
İslam İbadet Esasları (ILH1002) soru-cevapları.
Sosyal ilişkilerde yeminin nasıl bir yeri vardır?
Toplumsal ilişkilerde karşılıklı güven, hep aranan ve beklenen bir olgu olmuştur. İnsanlar bazen sözlerine ya da eylemlerine ayrı bir inandırıcılık kuvveti kazandırmak isterler. Bu isteğin gerçekleştirilebilmesinin günlük hayattaki en kolay ve en çok başvurulan aracı, yeminlerdir. Kişiler inandıkları ortak ilkeler ve değerler adına and içerek muhataplarına belli bir güven duygusu verirler. Böylece başta sözleşmeler olmak üzere ikili veya çok taraflı ilişkiler, karşılıklı itimada bağlanmış olacağından daha istikrarlı bir ortam sağlanmış olur. Mahkemelerde de bir isbat vasıtası olarak bazen yemine başvurulur.
İslâm öğretisinde yeminin yeri nedir?
Aslında İslâm öğretisine gönülden bağlı olan kimseler, sözlerini kuvvetlendirmek ve doğruluklarını isbat etmek için ayrı bir unsura gerek duymazlar. Çünkü İslâm, kendisine inananlardan her durumda özüyle ve sözüyle doğru olmalarını bekler. Onlarcası içinde “Sana emrolunduğu gibi dosdoğru ol!” (Hûd 11/112); “Onlar emanetlerini gözeten ve sözlerini yerine getirenlerdir.” (el-Mü’minûn 23/8; el-Meâric 70/32); “Rabbimiz Allah’tır deyip sonra dosdoğru olanlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.” (el-Ahkâf 46/13) ayetleri, bu duyarlılığı açıkça ortaya koymaktadır.
Yüce Allah’ın yemin hakkındaki hükmü nedir?
Yüce Allah’ın “Sözleştiğiniz zaman Allah’a olan ahdinizi yerine getirin! Yeminlerinizi, Allah’ı aranızda kefil kılarak sapasağlam hale getirdikten sonra bozmayın...Yeminlerinizi aranızda aldatma amacı yapmayın!.. Allah adına verdiğiniz birsözü az bir pahaya değişmeyin!..” (en-Nahl 16/91, 94, 95); “...Allah bilinçli olarak yaptığınız yeminlerden sizi sorumlu tutar. Bunun keffâreti, kendi aile fertlerine yedirdiğinizin ortalamasından, on fakiri doyurmanız veya onları giydirmeniz yahut bir köleyi hürriyetine kavuşturmanızdır. Bunları bulamayan kimse üç gün oruç tutar. İşte yeminlerinizin keffâreti budur. Yemin ettiğiniz zaman yeminlerinizi tutun!..” (el-Mâide 5/89) şeklindeki buyrukları, yemine karşı hükmüdür.
Keffâret, sadece cezaî bir olgu mudur?
Keffâret sadece yerine getirilmeyen yeminlerin cezası bağlamında ele alınan bir olgu değildir. Aşağıda ayrıntılarıyla incelenecek olan ramazan orucunu bozmak, adam öldürmek, ihram yasaklarını çiğnemek gibi diğer bazıeylemler de başka keffâret türlerini gündeme getirirler. Çiğnenen bir dinî kuralın uhrevî sonuçlarını telafiye, Allah’ın hoşnutsuzluğunu gidermeye vesile olduğu ve malî ya da bedenî bir ibadet ile yerine getirildiği için keffâretler, ibadet kavramı içinde değerlendirilirler. Keffâretler hem ihlâl edilen kuralların bir cezasıdır hem de ihlâl edenin tevbesi ve bağışlanması için bir vesiledir.
Yemin nedir?
Arapça bir kelime olan yemin (çoğulu: eymân), sözlükte “kuvvet, and, ahd, kasem, uğur, sağ taraf, sağ el” gibi anlamlara gelir. Dinî terim olarak, kişinin, bir işi yapıp yapmaması veya bir olayın doğru olup olmaması konusunda söylediği sözünü Allah’ın adını ya da onun bir sıfatını öne sürerek kuvvetlendirmesi anlamına gelmektedir. Söz gelimi “Vallahi beş liraya aldım”; “Vallahi ve billahi bir daha onun evine girmem!”; “Rahim olan Allah’a andolsun ki bir daha sigara içmeyeceğim!” gibi cümleler birer yemindir. Arapça kasem kelimesi de yeminin bu terim anlamını ifade etmek üzere kullanılmıştı.
Kasem suretiyle yemin nedir?
En çok bilinen ve uygulanan yemin kalıbı, kasem suretiyle yemin diye isimlendirilen şeklidir. Adı geçen şekil genellikle şu kalıplarda somutlaşır: Yüce Allah’ın güzel isimlerinden birisinin başına v, b ile t (yani Arapça vav, bâ veya tâ) harflerinden birisinin ilavesiyle “vallahi...”, “billahi...”, “tallahi...” denerek yemin cümlesi kurulur. “Vallahi görmedim”, “Billahi yarın geleceğim” cümlelerinde olduğu gibi. “Allah şahit, Allah’a yemin olsun ki, Allah adına and içerim ki, Aziz olan Allah hakkı için” gibi kalıplar da kasem suretine dâhildir. “İzzet-i ilahiyye hakkı için”, “Allah’ın kibriyası ve celâli hakkı için” gibi Yüce Allah’ın zâtî sıfatlarına dayanarak and içilir. Hiç Allah’ın adı anılmasa da “Üzerime yemin olsun”, “Üzerime andolsun”, “Kasem ederim”, “Yemin ederim”, “Şehadet ederim” gibi ifade şekilleri bu kapsamdadır.
Talâka nedir?
Talâka yani evliliği sonlandırmaya bağlanan yemindir. Muallâk yemin veya şartlı yemin de denen bu şekilde, genellikle bir işi yapıp yapmama kararlılığı, talâka (eskiden bir de köle azadına) bağlanır. Mesela “Şu eve ayak basarsam karım boş olsun”, “Bir daha Ali ile konuşursam şart olsun” gibi ifadeler böyledir. Bir eylemi yapıp yapmamaya yönlendirmek ya da engel olmak kasdı açık olduğu için, klasik dönem fıkıh bilginlerinin bir kısmı ile çağdaş âlimlerin pek çoğu böyle cümleleri haklı olarak yemin kapsamında değerlendirmişlerdir. Her ne kadar Müslüman ahlâkına yakışmasa da bir defa kararlılıkla söylendikten sonra doğal olarak gerekli hükümler uygulanacaktır.
Örfün yemin anlamı verdiği kalıplar nelerdir?
Yeminin bu şeklinde Yüce Allah’ın bir adı ya da sıfatı kullanılmaz, fakat duyan herkes bunun bir yemin olduğunu bilir. Mesela “Ekmek Kur’ân çarpsın”; “Mushaf hakkı için”; “Peygamber hakkı için”; “Kâbe hakkı için”; “Anam avradım olsun”; “Çocuklarımın ölüsünü göreyim”; “Şart olsun” ve benzeri başka kalıplar, ülkemizin birçok bölgesinde yemin anlamında kullanılmaktadır. Her ne kadar kimi fıkıh ve ilmihal eserlerinde “Yemin edecek kimse ya Allah’a yemin etsin ya da sussun!” (Buhârî, “Eymân”, 3) hadisine dayanarak, Allah’ın adı ve sıfatları dışında başka şeylere yemin edilemeyeceği söylenmiş olsa da yeminlerde örfün belirleyici olduğu, neredeyse bütün mezhepler tarafından kabul edilmiş bir ilkedir. İşte bu sebeple, örfün yemin olarak gördüğü böyle sözlere yemin hükmü verilmelidir.
Niyete ve maksada göre yemin sayılan ifade kalıpları nelerdir?
Kimi ifade kalıpları niyete ve maksada göre yemin sayılır. Örneğin “Şöyle yaparsam kâfir olayım, yahudi olayım”; “Şuraya gidersem Allah’a kul, Peygamberine ümmet olmayayım”; “Şunu yersem imansız olarak öleyim, kıblem Kâbe olmasın” ve benzeri cümleler, eğer yemin niyetiyle söylenmişse yemin hükümlerine tabi olur. Fakat gerçekten kâfir olmak niyetiyle veya başka kötü niyetlerle söylenmiş ise o zaman yemin değil büyük günah sayılır. Bu son durumda sözün sahibi, tevbe ve istiğfar ile imanını yenilemek yanında, eğer evli ise nikâhını da yenilemek durumundadır.
Nasıl ve hangi niyetle yapıldığı bakımından yeminler kaça ayrılır?
Nasıl ve hangi niyetle yapıldığı bakımından yeminler üçe ayrılır. Bu üçlü ayırım aynı zamanda yemin ile ilgili hükümleri de belirler: 1- Yanlışlıkla yapılan yemin (Yemin-i lağv) 2- Yalan yemin (Yemin-i Ğamûs) 3- Vaad yemin (Yemin-i mün‘akide)
Yanlışlıkla yapılan yemin (yemin-i lağv) nedir?
Doğru olduğu zannıyla veya hiç farkında olmadan yanlışlıkla yapılan yemindir. Mesela borcunu ödemediği halde ödemiş olduğunu zannederek “Vallahi borcumu ödedim”; bir kişiyi gördüğünü unutarak “Billahi görmedim” diye yapılan yeminler böyledir. Dil alışkanlığıyla konuşma arasında öylesine söyleniveren “vallahi-billahi”li ifadeler de bu kapsamdadır. Boş ve hatalı olup kandırma kasdı bulunmadığı için böyle yeminlere lağv yemini denmiştir.
Yalan yemin (yemin-i ğamûs) nedir?
Geçmişte veya şimdiki zamanda meydana gelen bir olay hakkında bile bile ve kasten yapılan yalan yemindir. Borcunu ödemediğini apaçık bilen bir kimsenin “Vallahi ödedim”; hırsızlık yapan birisinin “Vallahi ben çalmadım” demesi böyledir. Göz göre göre yalan yere yemin etmek büyük günahtır. Ğamûs kelimesi de zaten sözlükte “batıran, yerin dibine geçiren” anlamına gelir. Nitekim büyük günahları haber veren Hz. Peygamber “el-yeminü’l-ğamûs”ü bunlar arasında saymış ve bile bile yalan yere yaptığı yeminle insanların haklarını kaybetmelerine sebep olan kimselerin kıyamet gününde Allah’ın gazabıyla karşılaşacakları uyarısında bulunmuştur. (Buhârî, “Eymân”, 16; Müslim, “İman”, 220). Yüce Allah’ın gazabının nasıl tecelli edeceğini ise bir başka hadisinde şöyle beyan buyurmuştur: “Yaptığı yemin ile bir misvak ağacının dalı kadar bile olsa bir Müslümanın hakkını kesip alan kimseye Allah cehennemi gerekli kılar ve cenneti ona haram eder.” (Müslim, “İman”, 218).
Hanefîlere göre ğamus yemininin hükmü nedir?
Hanefîlere göre böyle bir yeminde keffâret yoktur çünkü onu herhangi bir dünyevi bedel ya da ceza karşılayamaz. Sahibi işlediği günahtan ötürü samimiyetle tevbe-istiğfar etmeli ve eğer yemini ile bir kul hakkının ihlâline sebep olmuşsa onu da telafi etmeli ve ardından muhatabıyla helalleşmelidir. Şafiî mezhebi ise, yalanı cezalandırmak amacıyla, ğamûs yemininde de keffaretin söz konusu olacağına hükmetmiştir.
Vaad yemin (Yemin-i mün‘akide) nedir?
Yemin dendiği zaman asıl kastedilen ve yukarıda geçen terim tanımınay en uygun olan çeşidi budur. Yerine getirilmesi kesin olarak kararlaştırılmış yemin anlamına gelen mün‘akid yemin, gelecekte gerçekleşmesi mümkün olan bir eylem üzerine yapılır. Mesela “Vallahi borcumu yarın ödeyeceğim”; “Vallahi bu eve bir daha ayak basmayacağım”, “Bundan sonra onunla konuşursam karım benden boş olsun” gibi yeminler mün‘akid sayılır. Çünkü yemine bağlanan eylemler yani borcu ödemek, eve girmek ve konuşmak, hem gerçekleştirilmesi mümkün hem de gelecek ile ilgili eylemlerdir. Söylenen hususların yerine getirilmemesi halinde yemin bozulmuş olur ve aşağıda anlatılacağı biçimiyle keffâret gerekir.
Mutlak yemin nedir?
Herhangi bir vakitle kayıtlı olmayan yemindir. Söz gelimi “Vallahi borcumu ödeyeceğim; bu evi senden başkasına satmayacağım; seninle evleneceğim” gibi yeminler belli bir vakit tesbiti yapılmadığı için mutlak yemin sayılırlar. Bir vakte bağlı olmadığı içindir ki, yemin eden ve hakkında yemin edilen kişi sağ olduğu sürece bu yemin bozulmaz. Böyle bir yemin ancak taraflardan birisi öldüğünde bozulur ve keffâreti o zaman gerektirir. Fakat bilinmelidir ki, yukarıda bir kısmı verilen ayet ve hadislere kulak veren samimi bir Müslüman, yemininin arkasında durur ve onun gereğini derhal yerine getirir.
Muvakkat yemin nedir?
Bir vakitle kayıtlı olan yemindir. Mesela “Vallahi borcumu bugün ödeyeceğim; bu evi ay sonuna kadar senden başkasına satmayacağım; bu yıl içinde seninle evleneceğim” gibi yeminler belli bir vakte bağlandığı için muvakkat sayılırlar. Bu tür yeminlerin bağlayıcılığı, söz konusu vakitle sınırlıdır. Dolayısıyla belirlenen vakit bitmeden yemine muhalefet edilirse keffâret gerekir; vaktin bitimiyle yeminin hükmü de sona erer. Borç ödeme ve evlenme örneklerinde olduğu gibi olumlu bir eylem üzerine yapılan muvakkat yeminlerde, söz konusu eylem belirlenen süre içinde yerine getirilmezse sürenin bitimiyle yemin de kendiliğinden bozulmuş olur ve keffâret sorumluluğu devreye girer.
Fevr yemini nedir?
Bir konuşmaya veya davranışa o anda cevap olmak üzere yapılan anlık yemindir. Söz gelimi bir yemeğe davet edilen bir kişinin o anda “Vallahi yemek yemem” demesi ile sokağa çıkmak üzere olan bir kadına kocasının “Eğer sokağa çıkarsan boşsun” demesi böyle bir yemindir. Hemen o anda ve o bağlamda yapıldığı için böyle isimlendirilmiş olan bu mün‘akid yemin türü, ancak o zaman ve bağlam için geçerlidir. Yani yapılan yemin, birincisinde sadece davet edildiği yemeği yemekle; ikincisinde ise sadece o anda sokağa çıkmakla sınırlıdır. Dolayısıyla başka avetlere katılmayı ve yemekleri yemeyi ya da başka zamanlarda sokağa çıkmayı kapsamaz.
Mün‘akid yeminle ilgili genel hükmün tek istisnası nedir?
Gelecekte bir şeyi yapmaya ya da terk etmeye yemin eden kişi bu düşüncesine Allah’ı şahit gösterdiği için sözünün gereğini yerine getirmekle yükümlüdür. Mün‘akid yeminle ilgili bu genel hükmün bir tek istisnası vardır o da bizzat yemin konusunun dinî değerlere ve hükümlere aykırılık teşkil etmesidir. Daha açık bir ifadeyle söylersek, eğer yemine bağlanan eylem dinî esaslara aykırı (haram) olursa yemine sadık kalınmaz aksine terk edilir ve ardından keffâret ödenir. Mesela borcunu ödememeye, babasıyla konuşmamaya, oruç tutmamaya, falancayı öldürmeye dair yeminler böyledir. Bunlara sadık kalınmaz. Aksine borç ödenir, babayla konuşulur, oruç tutulur, cinayetten kesinlikle vazgeçilir ve ardından keffâret yerine getirilir.
Tek yemin nedir?
“Vallahi filan ve filan ile konuşmayacağım” veya “filan ve filan yere gitmeyeceğim” tarzında içinde iki şey birlikte anılan yeminler tek yemin sayılır.
Yeminlerin hükmü neye göre belirlenir?
Yeminlerin hükmü, yeminde geçen kelimelere ve o kelimenin aynı dili konuşanların örfündeki anlama göre belirlenir. Mesela “Allah’a andolsun ki meyve yemeyeceğim” diye yemin eden kimse, kendi toplumunda meyve denince akla gelen şeyleri yememeye yemin etmiş sayılır; yoksa bütün meyve çeşitlerini yememeye değil. Anlaşılacağı üzere örf, yemini kayıtlamış olur.
Zorlama ve tehdit altında yapılan yeminin hükmü nedir?
Zorlama ve tehdit altında yapılan yemin Hanefîlere göre geçerli ve bağlayıcı iken diğer birçok mezhebe göre geçerli değildir.
“İnşallah” ilavesiyle yapılan yeminler hakkında hüküm nedir?
“İnşallah” ilavesiyle yapılan yeminler Hanefîlere göre sorumluluk doğurmaz. Söz gelimi “Yemin ederim ki yarın inşallah senin işini yapacağım” şeklindeki bir yemin, gereği yerine getirilmediği takdirde keffâret sonucu doğurmaz. Fakat bu tür davranışların İslâm ahlakıyla ve Müslüman kimliğiyle bağdaşmadığı da bilinmelidir.
Mahkemede yargıcın veya günlük hayatta karşıdaki kişinin isteği üzerine yapılan yeminler hakkında hüküm nedir?
Mahkemede yargıcın veya günlük hayatta karşıdaki kişinin isteği üzerine yapılan yeminlerde, yemin edenin değil muhatabının niyeti ve amacı önemlidir. Dolayısıyla karşıdakini yanıltmak amacıyla, niyetine başka bir şeyi alıp kelime oyunları yaparak edilen bir yemin, karşıdaki kişinin niyetine ve beklentisine göre yorumlanır. Böylece kurnazlıkla aldatma yolları kapatılmış olur. Nitekim Resul-i Ekrem yeminlerde, yemin ettirenin niyetinin belirleyici olduğunu bildirmiştir (Müslim, “Eymân”, 21).
Yemin ederken sorumluluktan kurtulmak için bir ayağını kaldırmak veya kalpten başka bir şeyi geçirmek yemini geçersiz kılar mı?
Yemin ederken sorumluluktan kurtulmak için bir ayağını kaldırmak veya kalpten başka bir şeyi geçirmek, uydurma bir davranıştır ve hiçbir anlam taşımamaktadır.
Yemin ve kefaret aynı şey midir?
Günlük hayatta rastlanma sıklığı dolayısıyla genellikle yemin ile irtibatlı olarak ele alınsa da keffâret aslında bağımsız bir ibadet konusudur. Bilerek ya da bilmeyerek yapılan kimi ihlal ya da suçların Yüce Allah tarafından affedilmesine vesile olması veya doğurdukları kötü sonuçların ibadet cinsinden fiillerle kısmen de olsa telafisine sebep olması dolayısıyla keffâretler ibadet kapsamında değerlendirilmektedir.
Kefaret nedir?
Sözlükte “örten, gizleyen, inkâr eden” gibi anlamlara gelen keffâret (çoğulu: keffârât) dinî bir terim olarak şöyle tanımlanmaktadır: İşlenen bir kusur veya günahtan dolayı hem ceza özelliği bulunan hem de Allah’tan bağışlanma dilemek maksadıyla yapılan bir tür malî ve bedenî ibadettir.
Kefaretin sebebi nedir ve ne şekilde yapılır?
Tanımdan da anlaşılacağı üzere keffâretin sebebi bir ihlâldir. Bu ihlâl, ya dinen yapılması gereken bir eylemin terk edilmesi, ya da yapılmaması gereken bir şeyin yapılması şeklinde olur. Her iki durumda da bir kusur ve günah işlenmiş olacağından dinimiz, bunların ibadet türünden fiillerle giderilmesini ve kusurlu olanların bu yolla affedilebilmelerini öngörmüştür. Keffâret diye isimlendirilen bu fiiller aynı zamanda günahın bir cezası mahiyetini de taşımaktadırlar. Yani suçunun karşılığında keffâret sorumluluğunu yerine getiren kimse böylelikle hem cezalandırılmakta hem de affedilebilme imkânını yakalamaktadır.
Keffâretlerin nasıl bir sosyal boyutu vardır?
Keffâretler günah işleyen kimsenin pişmanlık duymasına ve tevbede bulunmasına vesile olması yanında, sosyal yönü de olan ibadetlerdendir. Oruç tutmak, köle azad etmek, belli sayıda fakirleri doyurmak veya giydirmek yollarından birisiyle ifa edilebilen keffâretlerin oruç dışındaki şekilleri doğrudan toplumsal faydayı ve dayanışmayı hedeflemektedir.
Terim anlamıyla keffâretin ilkeleri nelerdir?
Terim anlamıyla daha yakından bakarsak keffâretlerin iki yönüne ilişkin olarak şu ilkeleri tesbit edebiliriz: İbadet olma özelliği taşıdıkları için keffâretler ve ceza olma özelliği taşıdıkları için keffâretler.
Keffâretlerin ibadet olma bakımından özellikleri nelerdir?
Keffâretlerin ibadet olma bakımından özellikleri: 1- Ancak Kur’ân ve Sünnet tarafından konulabilirler. Bu iki kaynak tarafından belirlenenlere kıyasla veya başka yöntemler kullanarak yeni keffâretler konulamaz. 2- Naslar tarafından belirlenen ibadet ve şekillerle yerine getirilirler. (Bu belirlenen ibadetlerin ifasında, özellikle yedirme ve giydirmede Hanefîler bazı şekilsel düzenlemeler yapılabileceğini kabul etmişlerdir.) 3- Sadece Müslümanları ilgilendirirler. İbadetin geçerliliği her şeyden önce imanı yani mümin olmayı gerektirdiğinden bu niteliğe sahip olmayanlar ibadete bağlı olan hususlarla da muhatap olmazlar.
Keffâretlerin ceza olma bakımından özellikleri nelerdir?
Keffâretlerin ceza olma bakımından özellikleri: 1- Dinen yükümlü sayılanların sorumluluğu altındadırlar. Yani ceza ehliyeti taşıyan akıllı ve ergin kişiler keffâret öderler. 2- Diğer cezalarda da olduğu gibi işlenen suçun vebalini bütünüyle ortadan kaldırmazlar. Bunlar tevbe, istiğfar ve helalleşmenin yerini tutamazlar.
Başlıca keffâret çeşitleri nelerdir?
Bir takım ihlallerin sonucu olduğu için keffâretler, kendilerini doğuran sebeplere göre çeşitli isimlerle anılmaktadır. Yemin keffâreti, zıhar keffâreti, hata ile adam öldürme keffâreti, haccın kurallarını ve ihram yasaklarını ihlâl keffâreti, oruç keffâreti, hayızlı kadınla cinsel ilişkide bulunma keffâreti gibi.
Yemin kefareti ile ilgili Allah’ın Kur’an’daki hükmü nedir?
“Kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren (lağv) yeminlerinizden dolayı Allah sizi sorumlu tutmaz. Fakat O, bilinçli olarak yaptığınız mün‘akid yeminlerden sizi sorumlu tutar. Bunun keffâreti, kendi aile fertlerine yedirdiğinizin ortalamasından, on fakiri doyurmanız veya onları giydirmeniz yahut bir köleyi hürriyetine kavuşturmanızdır. Bunları bulamayan kimse üç gün oruç tutar. İşte yeminlerinizin keffâreti budur. Yemin ettiğiniz zaman yeminlerinizi tutun!..” (el-Mâide 5/89).
Keffâret sonucu doyurulacak olan fakirlerle ilgili görüşler nelerdir?
Eğer on fakiri doyurma seçeneği tercih edilecekse bunun ölçüsü sabah-akşam olmak üzere iki öğündür. Keffâret sorumlusu kendi ailesinin yemek standardını ölçü alacaktır. Bu bireysel belirleme yanında toplumsal ortalamayı da vermesi açısından öteden beri o yılki fitre miktarı da bu konuda esas alınmıştır. Yani ramazan bayramında verilen fıtır sadakasının parasal değerinin, yemin keffâretinde de bir günlük yemeğe denk geldiği söylenmiştir. Diğer görüşlerin aksine Hanefîler, ayetteki on fakirin bir günlük yemek ihtiyacını karşılama hükmünün, bir tek fakirin on günlük yemek ihtiyacını karşılama biçiminde de uygulanabileceğini söylemişlerdir.
Keffâret ödemesine konu olan fakirlerle ödemeyi yapacak olanlar akraba olabilir mi?
Yemek yedirilen veya elbise temin edilen fakirler, keffâret sorumlusunun bakmakla yükümlü olduğu yakın akrabaları olmamalıdır.
Keffâret ne zaman yerine getirilir?
Keffâret yemin bozulduktan sonra yerine getirilir. Yemin bozulmadan önce ifa edilen keffâret, Hanefîlere göre herhangi bir sadaka olarak kabul edilir. Dolayısıyla bozulduktan sonra ifa edilecek olanın yerine geçmez. Diğer mezheplerin aksine Hanefîlere göre böyle bir durumda keffâret tekrarlanır.
Doyurulacak ya da giydirilecek olan fakirlerin hür ve Müslüman olması şart mıdır?
Doyurulacak ya da giydirilecek olan fakirlerin hür ve Müslüman olması şart değildir. Yani gayri müslim bir fakire de keffâret ödemesi yapılabilir. Hanefîlerin bu görüşüne karşılık Şâfiî ve Mâlikîler ancak hür ve Müslüman fakirlere keffâret ödemesi yapılabileceğini benimsemişlerdir.
Oruç keffâreti nasıl ödenir?
Keffâret-i savm diye isimlendirilen bu cezanın kaynağı Sünnet’tir. Ramazan orucunu tutarken eşiyle bilerek ve isteyerek cinsel ilişkide bulunan bir sahabiye Hz. Peygamber önce bir köle azad etmesini, bunu yapacak gücü yoksa iki ay ara vermeden oruç tutmasını, bunu da yapamayacaksa altmış fakiri sabahlı akşamlı doyurmasını emretmiştir (Buhârî, “Savm”, 31; Müslim, “Sıyâm”, 14).
Mezheplere göre keffâretin ödeme şeklinde nasıl bir sıra vardır?
Hanefîlerle Şâfiîler keffâret ödeyecek kimsenin belli bir sırayı takip etmekle yükümlü olduğunu belirtmişlerdir. Yani önce köle azadı sonra ara verilmeksizin iki ay oruç tutma seçeneği gündeme gelecektir. Sağlık sorunları veya başka sebeplerle oruç tutulamaması durumunda altmış fakirin doyurulması seçeneği söz konusu olacaktır. Buna karşılık Mâlikîler söz konusu seçenekler arasında öncelik sırası bulunmadığını söylemişleridir. Günümüzde uygulanamayacağı için köle azadı seçeneği kendiliğinden düşmüş durumdadır.
Hayızlı kadınla cinsel ilişkiye girmenin hükmü nedir?
Kur’ân-ı Kerim hayızlı kadınla cinsel ilişkinin yasak olduğunu bildirmektedir (el-Bakara 2/222). Aynı yasağı Hz. Peygamber de vurgulamış ve bu haram fiilin işlenmesi halinde belli bir keffâret ödenmesi gerektiğini bildirmiştir. (Ebû Dâvûd, “Nikâh”, 46; Tirmizî, “Tahâret”, 102; İbn Mâce, “Tahâret”, 123). Buna göre hayızlı eşiyle (başkalarıyla cinsel ilişkinin zina olduğu ve bunun büyük günahlardan biri sayıldığı unutulmamalıdır) birlikte olan kimse, bir dinar yani yaklaşık 4,25 gr. ya da yarım dinar altını sadaka olarak verecektir.