AÖF Soru Bankası

İslam İnanç EsaslarıÜnite 3 Özeti

Allah İnancı

İslam dininin iman esaslarından ilki Allah’a imandır. İmkân delili, bir önceki delilin aksine daha çok İslam Allah’ın varlığına iman bu dinin inanç sisteminin özünü filozofları tarafından kullanılmıştır. Varlıkları zorunlu oluşturur. (vâcib) ve zorunsuz (mümkün) varlıklar olmak üzere ikiye ayıran bu delile Aristo’da da rastlanmaktadır. Allah’a iman, aynı zamanda insanın yeryüzüne geliş gayesidir. İnsanın dünyadaki asıl görevi kâinatı yaratan c. Gaye ve Nizam Delili: yüce güce inanmak ve onun emirlerini yerine getirmektir. İslâm düşüncesinde gaye ve nizam delili olarak bilinen

Allah’ın Varlığı teleolojik delil, temelde evrende bir düzenin olduğu ve bu düzendeki her varlığın belirli bir gayeye yönelik olarak Allah’ın varlığı, varlık türlerinin en üst mertebesini yaratıldığı öncülünden hareket eder. Neticede, bu düzenin ilgilendirmesi nedeniyle kendine özgü bir nitelik taşır. kendiliğinden meydana gelemeyeceği dolayısıyla da bir Kur’anda, inancın duyularla idrak edilemeyen mutlak yapıcısının olması gerektiği sonucuna ulaşır. varlığa kayıtsız şartsız bağlılığı esas alan bu yönü, “gayba iman” olarak belirtilmiş ve müminlerin özelliklerinden İslam düşünce tarihinde isbât-ı vâcib amacıyla yukarıda sayılmıştır. (el-Bakara 2/3) zikredilen deliller dışında başka deliller de kullanılmıştır. Bunlardan dînî tecrübe delili, insanın şahsî tecrübesiyle Allah inancı insanda doğuştan varolan bir özelliktir. yaşadığı ve sonuçta onu inanmaya götüren manevi Kur’ân-ı Kerîm’de yaratılış anında varolan bu duygu deneyimleri esas almaktadır. “fıtrat” kavramı ile ifade edilir (er-Rûm 30/84). çıkarılmasından ibarettir. Bir hadiste her doğan insanın bu Allah’ın Birliği: İslâm dininin insanlığa sunduğu fıtrat üzerine doğduğu ancak ailesinin müdahalesiyle ulûhiyyet anlayışında “tevhid” düşüncesi büyük bir önem yahudi, hıristiyan veya Mecusî olmaya yöneltildiği taşır. İslam’ın Allah kavramı etrafında örgülediği sistemin bildirilmektedir (Buhârî, “Cenâiz”, 80, 93; Müslim, merkezinde bu düşünce bulunur. Allah’ın birliğini ifade “Kader”, 22). eden tevhid, inancın yapısına rengini veren en temel ilkedir. Bu nedenle İslâm dinine “Tevhid Dini” denildiği Allah’ın Varlığını Kanıtlayan Deliller de bilinmektedir.

İslam'da Allah'ın varlığını ispatlamak için yapılan tüm İslâmiyetin ortaya çıkışından önce Araplar, ulûhiyet faaliyetlere "isbât- ı vâcip" denir. İslam âlimleri isbât-i hakkında Allah’ın şanına yakışmayacak bazı inanışlara vâcib'in gerekliliğini imanda taklitten tahkike yükselme, sahiptiler. Onlar, putlara tapınıyor, tabiat varlıklarına yani körü körüne bağlanmaktan bilinç seviyesine tanrısal özellikler veriyorlardı. Ayrıca onlar putların yükselme ihtiyacı ile açıklarlar. üzerinde yüce kudret sahibi bir Tanrı’nın varlığını da kabul ediyorlar, putların o Tanrı’ya aracı olacağına Kur’an-ı Kerîm’de Allah’ın varlığından çok birliğine inanıyorlardı. Bu dönemde Hıristiyanlar, üçlü bir tanrı vurgu yapılmaktadır. Bunun sebebi, insanların yaratıcı anlayışına (Baba, Oğul, Rûhu’l-kudüs) sahiptiler. gücü inkâr etmelerinin zorluğuna karşın ona ortak koşmaya (şirk) yönelik gösterdikleri eğilimdir. anlaşılması İslâm dini gerçek manada tevhid inancını insanlığa kolaylaşır. Cahiliyye Arapları Allah’a inanmakla birlikte sunmuş, gönüllere yerleştirmiştir. Kur'ân-ı Kerîm'de ona ulaşmak için putları aracı kılıyorlar ve onlara bazı müslümanlar, bütün insanlığın faydalanması için yaratılan üstün özellikler vererek Allah’a şirk koşuyorlardı. Kur’an ve her tür aşırılıktan sakındırılan "mutedil bir ümmet" bu durumu açıkça şöyle ifade etmektedir. “İyi bilin ki, olarak nitelenmektedir (el-Bakara 2/143). halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar Allah’ın İsimleri ve Sıfatları edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz a. Allah’ın İsimleri: Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında Allah Teâlâ’nın kendine has yapısını oluşturan zâtını idrak hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör etmek mümkün değildir. O’nun zâtı hakkında olanları doğru yola iletmez” (ez-Zümer 39/3). söyleyeceğimiz yegâne şey, O’nun varolduğudur.

İslâm âlimleri Allah’ın varlığını genelde kozmolojik ve O’nun zâtı ve mahiyeti hakkında düşünmek de doğru teleolojik delillere dayalı bir yöntem içinde ispatlamaya değildir. Nitekim bir hadiste “Allâh'ın yarattıkları üzerinde çalışmışlardır. Bu amaçla âlimler arasında hudûs, imkân tefekkür edin, fakat zâtı üzerinde düşünmeyin. Zîrâ siz, ve gaye ve nizam delilleri şöhret bulmuştur. Bu delillere O’nun kadrini (lâyık olduğu şekilde) aslâ takdîr modern dönemde ortaya çıkan dinî tecrübe ve ahlâk edemezsiniz." buyrulmaktadır. Allah Teâlâ’yı tanımamıza delillerini de ilave etmek mümkündür. yarayan mâna ve kavramlara isim ya da sıfat denilir.

a. Hudûs Delili: Kur’anda Allah’ın sıfatlarından değil isimlerinden bahsedilmektedir. Kur’anda en güzel isimlerin O’nun Hudûs delili, evrenin yaratılmış olduğu ve her yaratılmışın olduğu bildirilmekte ve bu isimlerle O’na dua etmemiz da bir yaratıcıya muhtaç olduğundan hareketle Allah’ın istenmektedir. Ayette geçen “esmâü’l-hüsnâ” yani “en varlığını ispata çalışan bir delildir. güzel isimler” tabiri zamanla Allah’ın isimlerini niteleyen b. İmkân Delili bir kavram haline gelmiştir.


İslâm âlimleri esmâ-i hüsnâ listesinde bulunan isimleri için sonradan olmuşluk ya da yaratılmışlık söz konusu çeşitli şekillerde sınıflandırmışlardır. Bunlardan zâtî değildir. O, zâtı ve sıfatlarıyla kadîmdir, ezelîdir. isimler; mutlak manada Allah'ın zatını ilgilendiren; el- c) Beka: Allah'ın varlığının sonunun olmamasıdır. O'nun Evvel, es-Samed, el-Kuddüs, el-Celîl gibi isimlerdir. Kâinati ilgilendirenler ise, tabiatın yaratılışına ve varlığı sonsuza kadar (ebedî) devam eder. O, fâni ve işleyişine temas eden; el-Hâlik, el-Bârî ve el-Musavvir vb. ölümlü değildir. O'ndan başka her şey fânîdir, yok manalardır. Esmâ-i hüsnâdan insanla ilgili olan ilâhî olmaya mahkûmdur. Mezar taşlarına yazılan ve isimler ise; el-Adl, el-Hakem ve el-Fettâh gibi insana "Ölümsüz olan sadece O'dur" ifadesi bu gerçeği dile yönelik olanlardır. getirir. bâki kalacaktır" (er-Rahman 55/27).

d) Kıyam binefsihî: Allah’ın kendisiyle kâim olması ve Esmâ-i hüsnâ konusunda rivayet edilen bir hadiste "Allah bu hususta başkasına ihtiyaç duymamasıdır. Teâlâ'nın doksan dokuz isminin olduğu ve bunları sayanın cennete gireceği bildirilmektedir" (Buhari, "Tevhid" 12; e) Vahdâniyet: Tek ve bir olan, eşi, ortağı bulunmayan. Müslim, "Zikr", 5, 6). Bu hadisin metninde yer alan Yukarıda, “Allah’ın Birliği” konusunda da anlatıldığı “saymak” ifadesi ezberlemek, kaynaklarından derlemek, gibi Cenâb-ı Hak zâtında, sıfatların da, fiillerinde ve bunların gereği ile amel etmek ve mânalarını düşünmek ibadet edilmede birdir. Onu eşi, benzeri, ortağı, şeklinde de yorumlanabilir. yardımcısı ya da rakibi yoktur.

İlâhî isimler Yüce Allah’ı tanıtması yanında O’nun f) Muhâlefetün li’l-havâdis: Allah’ın sonradan olan kâinâtla ilişkisini kuran manalardır. Allah, el-Hayy yaratıklara benzememesidir. Allah statü olarak isminin gereği olarak canlılara hayat vermiş, onları el- yaratılmışlık özelliği taşıyan her şeyden uzaktır. Hâlık ismiyle yaratmış, el-Kâdir ismi ile kâinatın “Hiçbir şey onun benzeri değildir” (eş-Şûrâ 42/11). devamını sağlamıştır. Bu isimlerin insan davranışları 2. Sübûtî Sıfatlar üzerinde de etkileri bulunmaktadır. Sözgelimi Allah’ın el- Basîr (gören), olduğunu bilen kimse her ortamda Bu sıfatlar Allah’ın zatına nispet edilen ve O’nun ne davranışlarında dinin belirlediği çerçevenin dışına olduğunu belirten niteliklerdir. Cenâb-ı Hakk’ın bu çıkamaz. Allah’ın es-Semî’ (işiten) olduğuna gönülden sıfatlarla nitelenmesi ve bunların zıtlarından uzak inanan kişi, dilini kötü sözden alıkoyar, O’nun er-Rahmân tutulması (tenzih) zorunludur.

ve er-Rahîm (esirgeyen-bağışlayan) olduğunu kavrayan a. Hayat: Allah’ın canlı ve diri olmasıdır. ise asla ümitsizliğe düşmez, et-Tevvâb (tövbeleri kabul b. İlim: Allah Teâlâ’nın bilme sıfatıdır. eden) olduğuna inanan ise tövbe kapısından uzaklaşmaz. c. Semî‘: Yüce Allah’ın her şeyi işitmesidir.

b. Allah’ın Sıfatları: d. Basîr: Allah’ın her şeyi görmesidir. e. Kudret: Allah’ın her şeye gücünün yetmesidir. Allah Teâlâ'nın ne olmadığını bildiren ve olumsuz bir f. İrade: Allah’ın dilemesi ve istemesi anlamına manayı ondan uzaklaştıran sıfatlar çoğunlukla selbî veya gelir. tenzihî sıfatlar olarak isimlenmiştir. Allah'ın ne olduğunu g. Kelâm sıfatı: Allah’ın konuşma sıfatıdır. anlatan müsbet manalara ise sübûtî veya zâtî sıfatlar adı verilmiş, kâinatın yaratılışı ve idare edilişiyle ilgili 3. Fiilî Sıfatlar nitelikler ise fiilî sıfatlar olarak isimlenmiştir. İlâhî sıfatlar içinde Allah-kâinat-insan ilişkisini ifade

1. Selbî/Tenzihî Sıfatlar edenler, fiilî sıfatlar grubunu oluşturmaktadır. Bu sıfatlar da diğer sıfatlar gibi sonsuz olup daha çok “yapmak, Bu sıfatlar Allah’ı şânına yakışmayan, acziyet ve eksiklik yaratmak ve oluşturmak” anlamlarına gelen tekvîn ifade eden, yaratılmışlık özelliği taşıyan ve bu sebeple de kavramıyla ifade edilmektedir. O’ndan nefyedilmesi (tenzih) gereken sıfatlardır.

İslâm âlimleri, eğitim öğretimde kolaylık sağlamak ve bu vasıfların anlaşılmasını temin etmek amacıyla ayetler ışığında bazı terimler tespit etmişler ve selbî/tenzihî sıfatları şöylece sıralamışlardır.

a) Vücud: Allah’ın varolması, yokluğunun düşünülmemesidir. Allah’ın varlığı kendine özel bir durumdur ve diğer varlıkların vücudundan tamamen farklıdır. Allah’ın vücûd sıfatı aynı zamanda nefsî yani sadece ona özgü bir sıfat olarak tanımlanır.

b) Kıdem: Allah’ın varlığının başlangıcının olmamasıdır. Cenâb-ı Hak bir zamanlar yokken sonradan var olan, başka bir deyişle yaratılan bir varlık değildir. O’nun gerek zâtı, gerek ise sıfatları

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında