AÖF Soru Bankası

İslam İnanç EsaslarıÜnite 10 Özeti

İnançsızlık

Giriş Şirk

İnançsızlık anlamında kullanılan küfür sözlükte bir şeyi Sözlükte şirk “ortaklık” manasına gelir. Dinî anlamda örtmek ve gizlemek anlamına gelir , felsefî olarak ateizm şirk, Allah’ın ulûhiyet, sıfat ve fiillerinde eşi ve ortağı denir. Nankörlük nimet verenin iyiliğini göz ardı etmek, olduğunu kabul etmek ve Allah’tan başkasına ibadet onu yok saymak manasına gelir. etmektir. Allah’a, ulûhiyet makamına yakışmayan kusur, acizlik ve hata gibi eksiklikleri ifade eden sıfat Terim olarak küfür Allah’ın varlığını ve birliğini, mefhumları yüklemek şirktir.Ulûhiyet ve ubudiyette Kur’an’da açık ve kesin olarak belirtilen hükümlerin tevhid dediğimiz zaman, ilahlığı ve ibadetleri sadece ve ölüm ötesi hayatı kabul etmemek gibi inanış ve dav- Allah’a has kılmak anlaşılmalıdır. ranışlardır. Gerçeğin üzerini örtme söz konusu olduğu için Küfür, Allah’a şirkten daha umumi olup, şirki de içine bu durumdaki kimselere kâfir denilir. alır. Her müşrik kâfirdir ama her kâfir müşrik değildir. İkinci tür küfür ise nankörlüktür. Allah’ın verdiği sayısız Âhiret gününe inanmamak küfürdür ama şirk değildir. nimetleri inkâr manası taşır ve insanı dinden çıkarmaz. Kur’ân-ı Kerîm’de müşriklerle Ehl-i kitap, kafirlerin iki ayrı zümresi olarak zikredilir. İslamî öğretide iman asıl, küfür ise, eğretidir. Çocuklar küfre bulaşmamış tertemiz bir yaratılış üzere dünyaya Kur’an da ,Şirk ile küfrün Allah tarafından gelirler. Dini inancı kabul etmeye yatkın olmalarına bağışlanamayacağı, bunun dışında kalan günahlardan rağmen sonradan çevrenin baskısı ya da etkisiyle dine dilediğini Allah’ın bağışlayacağı, şirkin en büyük zulüm yaklaşım tarzlarında değişimler yaşanabilmektedir. olduğu belrtilmiştir. Büyük şirk Allah’tan başka varlıkları sevmede ve onlara ta’zimde aşırı gitmek suretiyle de Her insan, kendisine verilen akıl sayesinde Allah’ın ortaya çıkabilir. varlığını ve birliğini kavrayabilecek düzeyde yaratılmıştır. Hıristiyanlar Hz. İsa’yı aşırı derecede övdüler, önce İnsanda din duygusu doğuştandır. Allah’ın oğlu, sonra da ilah yaptılar. Aynı şekilde

İnsan dini açıdan sorumluluk çağına geldiği zaman özgür Yahudiler de “Uzeyir Allah’ın oğludur” demekle Allah’a iradesiyle ya iman ya da inkâr eder. Çünkü insanın doğal ortak koştular (et-Tevbe 9/30).Tevhid inancına göre yapısı, iman ve inkâra aynı düzeyde kabili Allah insanın hiçbir insan peygamber derecesine çıkamaz, hiçbir özgür irade ve seçimine göre fiili yaratır. Böyle olunca peygambere de insanüstü bir konum biçilemez. inanç veya inançsızlığın meydana gelmesinde irade ve Nifak yaratma olmak üzere iki yön vardır. Nifak dıştan Müslüman görünmek içten ise Allah’ı, Küfrün Kısımları Resulünü ve onun ilettiklerini yalanlamaktır. Nifak, dil ile Küfür ; şuurlu bir şekilde Allah’ı, Hz. Peygamber’i ve ikrar bulunduğu halde kalb ile tasdikin olmamasıdır. Nifak O’nun Allah’tan getirmiş olduğu esasları kişinin kalbiyle ehlinin, yani münafıkların kalplerinde tasdik bulunmadığı kabullenmemesi, diliyle de inkâr etmesidir. için itikadi açıdan kâfir hükmündedirler ve cehennemde ebedî olarak kalacaklardır (en-Nisâ 4/140, 145). Kişinin kalbiyle Allah’ın ilah olduğunu bilmesi, fakat diliyle inancını söylememesi inanç esaslarını İtikadî nifak inanca zarar verir ve insan vicdanında derin kabullenmeye yanaşmamasıdır. sarsıntılar meydana getirir. Amelî nifak yani davranışlarda farklı dışavurumlara sahip olmak ise ahlaki anlamda Kişinin kalpten Allah’ı ve gerçeği bilip, dil ile de zaman ikiyüzlü hareket etmek, insanda şahsiyet gelişimini zaman bildiğini açıklamasına rağmen kıskançlık, kin, olumsuz yönde etkiler. ihtiras, sapıklık, şan, şöhret, makam endişesi ve kavmiyetçilik gibi sebeplerle kabullenmiyor görünmesidir. İrtidat

İnsanın Allah’a ve Resul’üne iman etmesi, fakat cehaleti Sözlükte irtidat ve ridde gelinen yola tekrar gerisin geri sebebiyle dinde emir ve yasaklardan olan şeyleri inkâr dönmek anlamına gelir. Dini bir terim olarak da İslam’a etmesidir. girdikten sonra tekrar İslam’dan çıkarak küfre geri dönmektir. Dinden dönen kimseye de mürted adı verilir. Kişinin inanılması gereken şeyleri, diliyle söylemesi, fakat kalbiyle tasdik etmemesidir. Münafıkların durumu bu İrtidat da itikâdî ve amelî diye iki kısma ayrılır. İtikâdî kısma girer. irtidat, Allah’ı, Resulünü ve O’nun getirdiklerini inkâr ederek bir başka dine ya da anlayışa dönmektir. Amelî İnkâr Kavramının Kapsamı irtidat ise şuursuzca dini uygulamalardan bir kısmını dine

İnkâr kelimesi her türlü inançsızlığı kapsamaktadır. aykırı uygulamalarla değiştirmektir.

Allah’ın varlığı ve birliği, peygamberlik, vahiy, ahiret gibi inanç konularının tamamını ya da bir kısmını inkâr eden kimseler yerine göre kâfir, müşrik veya münafık gibi isimler almaktadırlar.


İnkarın Psikolojik ve Sosyolojik Sebepleri sebebiyle şımararak inkâra gidenler âhiret azabıyla uyarılmışlardır (el-Mü’minûn 23/64–65). Piskolojik Sebepler İnsanın inkâr sebeplerine yenik düşmesi ya da üstesinden İnkâr, gönül ve düşünce hastalığıdır. Kur’an’ın “maraz” gelmesi, tamamen kendi özgür irade ve seçiminin bir dediği (el-Bakara 2/10) inançsızlık hastalığı daha çok neticesidir. vesvese ve kuşkuculuğa dayanır. İman ve Küfür Arasındaki Sınır Hevalarının doğrultusunda giden kimseler kendilerine iman telkin edildiğinde hemen onu reddedip başka değer Tekfir ; bir müslümanı küfre nispet etme manasına gelir. yargıları üreterek Allah’ın yol göstericiliğine karşı Hz. Peygamber ve İslam bilginleri insanlar hakkında gelişi çıkarlar. güzel inançsızlık suçlaması yapılmamasını tavsiye etmelerine rağmen rağmen, Müslümanların bir diğer Kur’an’a göre hevâ denilen bayağı arzular bir şirk Müslüman kardeşini küfre nispet etme gafletini nedenidir. “Hevasını kendine tanrı edineni gördün mü?” göstermelerini önleyememiştir. (el-Furkan 24/43). İslam dini aklı kullanmaya, tefekkür ve özgür irade sahibi İnsanı inkâra götüren psikolojik motivlerden biri de olmaya büyük değer verir. Taassup ve bir inanca körü büyüklenmedir. Tekebbür ise insanın hakkı kabulden körüne bağlı kalma ya da şartlanma hali, hoşgörü, kaçınarak Allah’a karşı böbürlenmesi ve büyüklük tahammül gösterme ve ötekine saygı gibi değerleri ortadan taslamasıdır. kaldırır. Allah büyüklük taslayanların iman etmeyeceğini Tekfire yönelmenin bir diğer nedeni de bilgisizlik ve körü bildirmektedir (el-Mü’min 40/27–28; en-Nisa 4/173). körüne taklitçiliktir. Kur’an’da kibirlenmek, kâfirlerin en ayırt edici vasfı olarak tasvir edilir. Maddi servet ile manevi nüfuz ve şöhret elde etmek için başkalarını tekfir etmek te bir tekfir şeklidir. İnsanda inkârı besleyen psikolojik davranış bozukluklarından biri de kıskançlıktır. Kıskançlık hak Bu sebeplere ek olarak gelir dağılımındaki adaletsizlikler, edenin elindeki nimetin elinden gitmesini ve alınmasını işsizlik, eğitimde fırsat eşitliğinin olmaması, ifade arzu etmektir. Kur’an-ı Kerîm’de kıskanç insanların sosyal özgürlüğünün ortadan kaldırılması ve kapalı bir toplum hayattaki faaliyetleri şu şekilde anlatılır: “Kitap ehlinden modeli yaşama gibi etkenleri de sayabiliriz. birçoğu hak kendilerine belirdikten sonra içlerindeki Ehl-i sünnet mensupları “ehl-i kıble tekfir edilemez” kıskançlıktan ötürü sizi, imanınızdan sonra küfre ilkesi oldukça açıklayıcıdır. Nitekim Hz. Peygamberden döndürmek isterler.” (el-Bakara 2/109). gelen bir rivayette “kıblemize yönelerek bizim gibi namaz İnançsızılığın psikolojik sebepleri arasında dünya sevgisi kılan ve kestiğimizi yiyen bir kimse Allah ve Resulünün de çok önemli bir etkendir. Kendisinde yeterli düzeyde güvenini kazanmış sayılır. “takva” gelişmemiş insanlar aldatıcı zevk ve geçinme İslam hoşgörü dinidir, ötekini kabullenme ve ikna bu diye tanımlanan (bk. el-Hadid 57/70) dünyanın cazibesine dinde esastır. tutularak onda “ebedîliği” aramaya, Allah’a ihtiyaç hissetmeme kalkabilirler. İslam’da dinî hükümlerin anlaşılması ve yorumlanması konusunda sağlam deillere dayanılarak farklı görüşlerin Bunlara ek olarak inkâr sebepleri arasında fevrilik ve açıklanması ayrışma değil rahmet olarak telakki edilir. nankörlük gibi bazı psikolojik rahatsızlıklardan da söz etmek mümkündür. Çağdaş İnkarcı Akımlar

Sosyolojik Sebepler XVI. yüzyılın sonlarına doğru Batı toplumlarında ,

Toplum, çeşitli sosyal gruplardan oluşan bir ilişkiler endüstriyel kapitalizm geliştikçe inançların önemini ağıdır. İnsan üzerinde etkili olan sosyal baskı grupları yitireceği, modernleşme süreçlerinin doğal bir sonucu vardır. Bu gruplar, insanın inanç seçiminde etkili oldukları olarak bireyin şuurunda ve toplum katında dinin gittikçe gibi, inançsızlık konusunda da etkindirler. gerileyeceği iddia edildi.

Toplumların inançsızlığa yöneltilmesinde önderlik yapan XIX. yüzyıla gelindiğinde gelişme hızını daha da artırmış sosyal baskı gruplarından birisi de varlıklı olmanın olan bazı düşünce biçimleri dine ve kutsala karşı saldırgan şımarttığı kimselerdir. Kur’an’da bu tür insanlara bir tutum benimsemişlerdir. Özellikle ekzistansiyalist “mütref” denilmektedir. Bunlar servet ve taraftar çokluğu felsefenin ateist kanadı insan hayatından Allah inancını nedeniyle bir milletin kötülükte başı çeken varlıklı söküp atmaya çalışarak insanın yalnızlığa terkedilmesine kesimidir (Bkz. Sebe’ 34/34–35). sebep olmuştur.

Allah’ın hakkını O’na ihanette kullanan, O’nun, kullarına Materyalizm

yönelik ilahi lütuf ve fazlını hesaba katmayan, dünyalık Bu düşünce tarzına tabiatçılık ve materyalizm adı verilir.

Materyalizm, maddeyi varlığın temeli ve ezeli sayan,


madde âleminin ötesinde herhangi bir varlık alanı Freudizm tanımayan ve Allah, ruh ve ahreti inkâr eden felsefî bir akımdır. Onlara göre maddenin üstünde bir yaratıcı, İnsan şuurunu metafizik boyuttan kopararak salt akli etkileyici ve idare edici herhangi bir varlık yoktur. araştırma alanıyla sınırlandıran Sigmund Freud (1856– 1939) tarafından temelleri atılmıştır. Ona göre insana Bu akım ruhî hadiseleri beynin fonksiyonları, tabiattaki hâkim olan ve onu yöneten iki içgüdü korku ve cinsiyet düzen ve işleyişi de tesadüf çerçevesinde izah ederler. duygularıdır.

Materyalizmin kökü milattan önceki dönemlere ,Yunan Freud’e göre insan psikolojisinde Allah’a inanma eğilimi düşünürlerinden Demokrit ve Epikür’e dayanır. yoktur. İnsan bir yandan sayısız korkuların, diğer yandan Ancak materyalizm milattan sonra XVIII. yüzyıla kadar çeşitli engeller karşısında tatmin edilemeyen cinsel zayıf bir akım olarak varlığını sürdürmüş, Karl Marks gibi duyguların baskısı altındadır.

diyalektik materyalizmin savunucuları eliyle XX. yüzyılın Dini inanç, temayül ve hazları, ahlakî davranış örneklerini, başlarında yeniden taraftar ve güç kazanmıştır. yüksek insanî duyguları, aile bağlarını, sanatı cinsel Bugünkü ilmi ilerleyiş karşısında materyalizm duygulara bağlamak, bütün bunların sebep ve neticelerini zayıflamıştır. ona indirgemek insan için düşünülebilecek en acındırıcı hal ve davranıştır. Darwinizm Çağdaş inkârcı akımlar, yeni inanç biçimleri ve felsefi Evrim teorisi diye anılan, İngiliz biyoloji bilgini Charles görüşler bunlardan ibaret değildir. Bunlara deizm, Darwin (1809–1882) tarafından geliştirilen bu görüş de okültizm, satanizm, ruh göçü gibi diğer akım ve düşünsel maddenin yaratıcı kudret olan Allah tarafından anlayışları da eklemek gerekir. yaratılmadığına inanmış bir akımdır. Bu akıma Tekâmül nazariyesi de denilir. Buna göre ; canlılarda görülen olağanüstülükler, canlılarla içinde yaşadıkları çevreden gelen çeşitli tesirler arasında uzun zaman sürdürülen mücadeleler neticesinde kendiliğinden meydana gelmiştir.

Evrim teorisinin iki temel görüşü vardır. Bunlardan biri doğal seleksiyon adı verilen tabiatta kuvvetli olanın zayıfı elemesi fikri, diğeri de türler arasında geçişin varlığı iddiasıdır.

Darwin’in doğal seleksiyon yasası tabiatta geçerli olsaydı kuvvetli yaratılışa sahip olan canlı türleri zayıfları tamamen yok ederdi. Milyonlarca sene geçmesine rağmen canlılar arasında denge hala korunmaktadır.

Pozitivizm

İlerlemecilik nazariyesi de denilen bu akım Fransız düşünür Auguste Comte (1798–1857) tarafıdan kurulmuştur. Bu düşünceye göre pozitif felsefe, insan zekâsının ulaşabileceği son aşama kabul edilir. Toplumlar böyle bir hedefe üç hal yasası denilen teolojik, metafizik ve pozitif hal süreçlerini yaşayarak ulaşabilirler.

Pozitivizmde din ve bilim birbirine rakip iki güç olarak düşünülmüştür. Bilim, varlıkların nesnel yönlerini konu edinir, bunları incelerken deney ve gözlem yöntemini kullanır. Felsefe ve din varlığa “niçin?” sorusunu sorarken tabiat bilimleri ise “nasıl?” sorusunu sorar. Bilim, din ve metafizik gibi konularda ancak agnostik bir tutum sergileyebilir.

21. yüzyıla gelindiğinde bütün dünyada dini canlanmanın artması pozitivizmin kehanetinin geçersizliğini ortaya koymuştur.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında