Bütün insanlık tarihinde dinin yeri olmuştur. İnsanı hem Dinin Kaynağı içten hem de dıştan kuşatan ve onun düşünce ve Din, Allah tarafından konulur. O’ndan başkasının din davranışlarını temellendiren din, yüce bir varlığa bağlılık oluşturma hakkı yoktur. Bu sebeple dinî hükümlerin ilkesine dayanmaktadır. kaynağı da Allah'tır.
İnsanın yüce bir güce bağlanması onun gücünü artırdığı İlk Peygamber Hz. Âdem’den son peygamber Hz. gibi olaylar karşısında kendisinin yeterli olabileceği Muhammed’e kadar bütün peygamberlerin getirdiği hak kanısını da güçlendirir. Din insana hem bireysel dinlerin genel adı İslâm’dır. Onların getirdiği inanç isteklerinin ortaya çıkmasında hem de madde karşısında sisteminin içeriği de Allah'ın varlığı, birliği ve sıfatlarına eğilmemesinde ilk elden yardım eder. Din fertleri inanmak, O'nun mükemmel bir varlık olduğunu mukaddes duygu, ortak vicdan ve şuur etrafında birleştirir. kabullenmek, nübüvvet ve âhiret inancını benimsemek Toplumların yücelmesinde en önemli etkendir. şeklindedir.
Din İnanç
Din bilginleri genellikle din kelimesinin Arapça deyn İnanç Türkçe’de “Bir düşünceye gönülden bağlanmak, kökünden bir mastar veya isim olduğunu kabul ederler. Allah’a veya bir dine inanma, birine duyulan güven Temel anlam olarak dinin; itaat, ceza, mükâfat, örf, adet, duygusu, bir kimse ya da şeyin doğruluğunu, büyüklüğünü hüküm, tutulan yol ve usul kelimeleriyle karşılandığı ifade ve gücünü sarsılmaz bir duygu ile benimsemek” anlamına edilir. Bu kelimenin Türkçe karşılığının borç ve gelir. Arapça karşılığı iman ve itikattır. Arapçada yükümlülük anlamlarında olduğu düşünüldüğünde, kişinin sağlamlaştırmak, kesin karar vermek ve tasdik etmek varlığını meydana getiren, kendisinin ödemekle yükümlü anlamına gelen itikad da iman karşılığı kullanılmaktadır. olduğu varlığa duyduğu minnet ve iç bağlılığı, yani itaati edilmektedir. Bu inancı benimseyen kişiye mü’min ifade ettiği ortaya çıkmaktadır. dendiği gibi, inancın gereklerini tam bir teslimiyetle
Dinlerin çeşitli şekillerde sınıflaması yapılmıştır. İslam yerine getiren kişiye de Müslim denir. Bunun Farsça’dan âlimleri genelde hak ve batıl din şeklinde bir sınıflama geçen çoğul ifadesine de Müslüman denir.
yapmışlardır. Bu tasnifi yaparken Kur’an’ın bazı ayetlerini İman öncelikle kalbin tasdik etmesi, yani onaylamasıdır. dikkate almışlardır. Kur’an’da “Allah katında din İman kalbin fiili olması nedeniyle insanın inançla ilgili İslam’dır” (Âl-i İmrân 3/19. Allah’tan geldiği şeklini hususları (mümen’ün bih) kalben kabullenmesin şarttır. koruyamamış Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi dinlere de muharref din adını verilmiştir. Akâid âlimlerinin büyük çoğunluğu iman etmenin kalple gerçekleştiğini ileri sürerler ve delil olarak bu ayeti Dinlerin kaynağına bakılarak yapılan sınıflamaya göre, gösterirler: “Bedevîler inandık dediler. De ki, siz semavi dinler ve beşeri dinler ayırımı yapılmıştır. Kutsal (gerçekte) iman etmediniz, ama teslim olduk deyin. İman kitaplarının bulunup bulunmamasına göre yapılan kalplerinize yerleşmedi” (el-Hucurât 49/14). tasniflerde de Ehl-i kitap Yahudi ve Hıristiyanları, kitabı olduğu şüpheli dinler de Mecûsiler ve Maniheistleri ifade İkrar, içten hissedilenlerin dil ile ifade edilmesine denir. etmek için kullanılmıştır. Kişinin kalben kabul ettiği iman esaslarını dışa vurmasının önemi bellidir. Dinler tek tanrılı ve çok tanrılı olmak üzere de sınıflandırılmış ve ilkel dinler, milli dinler ve dünya İman için hem kabin tasdikinin hem de ikrarın birlikte dinleri adlandırmaları yapılmıştır. olması gerektiğini söyleyen âlimler de vardır. Birini diğerine feda etmemenin lüzumu üzerinde duran bu İslam Dini bilginler genelde Hanefî âlimlerdir.
Kur’an-ı Kerîm’de din kelimesi doksan iki yerde İmanın oluşumunda bilginin önemi inkâr edilemez. geçmektedir; ayrıca üç yerde de din kelimesinin değişik İnsanın bilgi edinme kaynakları beş duyu, doğru haber ve türevleri yer almaktadır. İslam’ın Mekke döneminde ilk akıldır. zamanlar din insanın iman ve ameline uygun olarak hesaba çekileceği âhiret gününü ifade ederken, sonraları İslam düşüncesinde iman konusunda yapılan tevhid ve teslimiyet anlamına verildiği görülür. değerlendirmelerden biri de imanın, kalbin tasdiki, dilin ikrarı ve İslam’da emredilmiş ibadet veya taat türünden İslam’ın Medine döneminde din anlam olarak, tevhid birinin veya yasaklanmış bir emrin yapılmaması, yani kavramından bir dine mensup olan insan topluluğuna amellerin yerine getirilmesi şeklindeki tanımıdır. Bu görüş (ümmet) geçmiştir. İslam'ın hak din olduğu ve diğer sahipleri Hâriciyye, Mu’tezile, Şia ve Zeydiyye dinlerden ayrılan bir yönünün bulunduğu vurgulanmıştır. mezhepleri ile Selef âlimleridir. Onların savunduğu temel Artık bu safhadan sonra kimsenin İslam'dan başka bir din görüş, imanın tasdik, ikrar ve İslam’ın amel rükünlerini aramaması gerektiği üzerinde durularak İslam'ın insanları bizzat yapılmasından ibaret gören daha geniş bir Allah'ın yoluna ileten tek din olduğu üzerinde ısrar anlayıştır. edilmiştir. Bu dine inananların müslümanlar olduğu ve bunların Allah katındaki değerlerinin yüceliğine dikkat İslâm dininde bir kimsenin mümin olabilmesi için tevhid çekilmiştir. veya şehâdet kelimelerini kalben kabul edip dillendirmesi
yeterlidir. Bu imanın en kısa ve kestirme yoludur. Tevhid insana sevk ettiği inanç esaslarını araştırıp, delil, akıl, yani “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Rasûlullah yani tefekkür ve düşünceye dayandırarak iman etmesine önem Allahtan başka ilah yoktur. Muhammed O’nun resûlüdür” vermiştir. Böyle iman türüne tahkikî iman, bu imanâ sahip veya şehâdet yani “eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü kişiye de muhakkik adı verilmiş ve en yüksek iman etme enne Muhammeden abduhû ve rasûluh yani Ben Allah’tan şeklinin bu olduğu belirtilmiştir. Kur’ân, insanın üzerinde başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve en çok hak sahibi olan ana ve babanın dahi inançta taklit resûlu olduğuna şahitlik ederim” sözlerini inanarak edilmesini yasaklamış, körü körüne ataları taklit etmenin söylemek mümin olmanın kapısını açmak demektir. yanışlığını sıkça tekrarlamıştır (el-Bakara 2/170; et-Tevbe 9/23; el-A’râf 7/70, 173) İşi detaylandırarak ayrıntılı bir şekilde tek tek iman esaslarına açık ve geniş bir şekilde inanmaya tafsîlî iman Dinin anlaşılmasında aklın, tefekkürün önemi hiçbir denir. zaman göz ardı edilmemiştir. Dini düşüncenin mutlaka aklın rolüyle şekillenmesini isteyen İslam, taklit yoluyla İman konusunda tartışılan konulardan biri de müminin mümin olmayı değil, tahkik yani araştırma ve inceleme imanının artıp eksilme kabul edip etmeyeceğidir. İmanın yoluyla mümin olmayı teşvik etmiştir. artıp eksilme kabul etmeyeceğini söyleyenler olduğu gibi çeşitli halleri yaşayan müminin bazen konumunu daha alt İman konusunda tartışmalardan biri de “ben inşallah seviyeye düşürdüğü, bazen de bu konumunu yücelttiğini müminim” demenin caiz olup olmadığıdır. Bu hususa göz önüne alarak, imanda artma ve eksilmenin imanda istisna denir. Bir âyette “Kesinlikle hiçbir şey olabileceğini savunanlar olmuştur. İmanda artmanın hem hakkında inşâ Allah (Allah dilerse) demeden Bunu yarın nitelik hem de nicelik yönünden olacağını söyleyenler yapacağım deme. Unuttuğun zaman da Allah’ı an!” (el- aynı zamanda amelin imandan bir cüz olduğunu savunan Kehf 18/23-24) buyurulduğu için müminin yapacağı her Selefiyye, Mu’tezile, Şia, Zeydiyye ve Hariciyye şeyi takdir ve tayin etmede Allah’a güvenmesi gerekir. O mezhepleridir. Bunların yorumuna göre Kur’an’da halde iman eden kimse de bir eylem gerçekleştirdiğine müminlerin inanç coşkusunu belirten ayetler imanın artıp göre o da inşallah demek durumunda mıdır? İşte bu konu eksilen bir şey olduğunu göstermektedir: “Müminler tartışılarak iman konusunda böyle davranmanın şüphe ve ancak Allah anıldığında kalbleri titreyen, kendilerine endişe anlamı taşıdığı üzerinde durulmuştur. Allah’ın ayetleri okunduğunda imanları artan ve sadece İmanın geçerli olmasının şartları şöyle sıralanabilir: Rableri’ne dayanıp güvenen kimselerdir.” (el-Enfâl, 8/2) ve “İmanlarını bir kat daha artsın diye müminlerin 1. İman son nefeste veya ihtimallerin tükendiği ümitsizlik kalplerine güven indiren O’dur” (el-Feth, 48/4) gibi (ye’s) anıyla sınırlı olmamalıdır.
âyetler bunlardan bazılarıdır. 2. Kişide mümin niteliğinin devam etmesi için dinin esas
İman ve İslam kelimeleri Kur’ân’da bazen eş anlamlı, ve hükümlerini yok sayan veya yalan ve sahteliğe kaçan bazen tamamen ayrı bazen de iç içe girmiş anlamlarda yer bir davranış sergilememelidir.
alır. Bu nedenle İslam âlimleri de bu konu üzerinde farklı 3. Hz. Peygamberin getirdiği dini hükümlerin tamamını görüşleri savunmuşlardır. Ameli imanın bir parçası kabul hiç yüksünmeden bir bütünlük içinde kabul etmelidir. edenler, iman ve İslam ayrımı dini metinlerde olsa da iman ve İslam aynıdır, birdir görüşündedir. İmam 4. Mümin olan kimse alçakgönüllü olmalı, Allah’ın azabı Mâtüridî’ye göre, Kur’ân ve Sünnet’te ayrı zikredilse da bana isabet etmez, diye düşünmemelidir.
iman ve İslam aynıdır. Çünkü imandan çıkan İslam’dan Buna mukabil, Allah’ın rahmetinden ümit kesmemelidir. çıkmış olur, İslam’dan çıkan da imandan çıkmış olur. Benim kurtuluş ümidim kalmadı gibi düşüncelere Kaldı ki iman ve İslam bazı ayet ve hadislerde aynı kapılmamalı ve Allah’ın kullarına merhametinin çok manaya kullanılmaktadır: “Musa dedi ki: Ey kavmim, eğer olduğunu unutmamalıdır. Ayetlerde kulun durumu ne Allah’a iman ettiyseniz (mümin) ve O’na teslim kadar ümitsiz olursa olsun Allah’ın onu af edebileceğini olduysanız (Müslim) sadece O’na güveniniz” (Yûnus hatırlanmalıdır. Nitekim bir âyette “ De ki: Ey kendi 10/84). Bu ayette her iki kelime de birbirinin anlamına nefisleri aleyhine haddi aşan kullar! Allah’ın rahmetinden kullanılmakta ve aralarında bir fark gözetilmemektedir. ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar.
Yine hadislerde de bu anlam bütünlüğünü gösteren Şüphesiz O, çok bağışlayan ve çok esirgeyendir” (ez- kullanımlar vardır. Meselâ İslam’ın beş şey üzerine bina Zümer 39/53) denilmektedir.
edildiğini belirten hadiste Hz. Peygamber, Kelime-i tevhîd’i İslam içinde zikretmiştir (Buhârî, “Îmân”, 1, 3) Bu görüşe göre aralarında fark olmadığı için mümin olan herkes Müslim ve Müslim olan herkes de mümindir.
Bir kimsenin çevresindeki ana, baba, kardeş, komşu, hoca ve değer verdiği diğer kişilere bakarak, hiçbir araştırma yapmadan inanmasına taklit, bu tür imana da taklidî iman denir. Böyle bir kişiye de mukallit adı verilir. İslam dini,