İKY104U-İNSAN KAYNAKLARINDA GÜNCEL YAKLAŞIMLAR
Ünite 7: Öğrenilmiş Çaresizlik
Giriş
İlk kez Seligman (1972) tarafından kullanılan öğrenilmiş çaresizlik, bireylerin yaşamlarının çeşitli evrelerinde ortaya çıkabilecek, hatta küçük yaştaki çocuklarda bile görülebilecek insan yaşamını etkileyen önemli bir değişkendir.
Öğrenilmiş Çaresizliğin Kavramsal Geçmişi
Seligman ve Maier’in Orijinal Öğrenilmiş Çaresizlik Modeli
Martin E. Seligman ve arkadaşları; deneylerinde köpeklere elektrik şoku vererek, onların kaçma-kaçınma davranışlarını incelemişlerdir. Aslında öğrenilmiş korku üzerinde yaptıkları bu deneylerde tesadüfen karşılaştıkları durumu tanımlamak için çaresizlik kavramını kullanmışlardır. İki aşamada gerçekleştirdikleri bu deneylerde köpeklerin elektrik şokundan kaçamadıkları bir duruma maruz kaldıktan sonra, şoktan kaçabilecekleri zamanda köpeklerin kaçma eylemi göstermedikleri ve elektriğe maruz kalmaları üzerine kuruludur.
Köpek, kedi, fare gibi farklı canlı türlerinde yapılan bu deneyler; insanlar üzerinde laboratuvar ortamında da gerçekleştirilmiş.
Davranışlarımızın başımıza gelenlerle ya da içine düştüğümüz durumlarla bir bağlantısı olmadığını öğrendiğimizde; bu bizim güdüsel, bilişsel ve duygusal alanlarımızda bozulmalara yol açıyor. Güdüsel alandaki bozukluk ya da yetersizlik, istemli davranışların ortaya çıkmasını engelliyor, çünkü güdülerimiz davranışlarımızın arkasındaki itici güçtür; bizi ayağa kaldıran ya da eylemleri başlatan bir nevi enerji kaynağıdır. Güdüsel alanda yaşanan bir bozulma, ihtiyaçlarımız için gerekli davranışları başlatma ya da devam ettirme konusunda zorluklar yaşamamıza sebep olmaktadır. Bilişsel alandaki bozulma ya da yetersizlik, olayları kontrol edebilecek davranışların öğrenilmesini güçleştirir; bireylerin bilişsel kapasitelerinin zayıflamasına neden olur (Maier ve Seligman, 1976). Bireylerin bu duruma uzun süre maruz kalmaları ise fizyolojik ve ruhsal olarak olumsuz değişiklikler yaratarak; kaygı, depresyon, tükenme gibi
farklı duygusal bozulmalar yaratır.
Gözden Geçirilmiş Öğrenilmiş Çaresizlik Modeli
Abramson ve arkadaşları (1978) orijinal çaresizlik modelinin yetersizliklerini ortadan kaldırmak için modeli Weiner’in yükleme kuramına dayanacak biçimde yeniden formüle etmişlerdir. Yükleme kuramı, kişinin başarı ve başarısızlıklarını nasıl açıkladığını içsel-dışsal, sabit- değişken, ve kontrol edilebilir-edilmez olmak üzere üç boyutta ele alan bir kuramdır. Abramson ve arkadaşları (1978), bu üç boyuta genel-özel boyutunu da ilave ederek çaresizlik modelini nedensel yükleme kuramına dayanarak açıklamışlardır. Gözden geçirilmiş bu model, olumsuz olayları içsel, sabit, kontrol edilemez ve genel nedenlere yükleyen bireylerin bunun tam tersi bir nedensel yükleme
yapan bireylere göre daha fazla ve uzun süreli çaresizlik yaşayacağını öngörmektedir.
Öğrenilmiş Çaresizlikle İlişkili Kavramlar
Öğrenilmiş Güçlülük
Öğrenilmiş güçlülük, “amaçlarına ulaşma konusunda bireylerin içsel olayların tahrip edici etkisine karşı gösterdikleri başa çıkma, inanç, beceri ve öz kontrol davranışlarının toplamı” olarak tanımlanmıştır (Rosenbaum, 1990, s.14). Öğrenilmiş güçlülüğü yüksek kişilerin, öznel iyi oluş düzeyleri de yüksektir; yaşamdan zevk alır ve geleceğe dair bilinçli planlar geliştirebilirler. Öğrenilmiş güçlülük becerileri aracılığıyla kişilerin kendini kontrol sahibi ve yeterli hissetmelerinin öznel iyi oluşla ilişkili olduğu görülmektedir.
Gerçekçi Olmayan İyimserlik
Gerçekçi olmayan iyimserlik, bireylerin olumsuz durumlarla karşılaştığında gerçekleri görmezden gelmelerine neden olmaktadır. Tıpkı öğrenilmiş çaresizliğin akılcı olmayan inançlarla bireyleri başarısızlığa sürüklemesi gibi, gerçekçi olmayan iyimserlik de aynı riski doğurmaktadır. “Bana bir şey olmaz”, “Ben başıma gelen her şeyi kontrol edebilirim” tarzındaki narsisistik eğilimler, karşısındakini kurban, kendini kahraman görme gibi bireysel ve çevresel riskler taşır.
Öğrenilmiş Çaresizliğin Bireysel ve Örgütsel Öncülleri
Bireysel Öncüller
Yaş: Yaşın artmasıyla birlikte başarısızlık veren olaylarla sık sık karşılaşan bireyler kendilerine duydukları güveni kaybetmekte, kendilerinin yetenekleri olmadığını ya da yeterince değerli olmadıklarını düşünmektedirler.
Cinsiyet: Öğrenilmiş çaresizliğin kadınlara kıyasla erkeklerde daha çok görüldüğü araştırmalarda ortaya çıkmaktadır.
Sosyo-ekonomik Özellikler: Bireylerin yaşam koşulları, maruz kaldıkları durumlar, aldıkları eğitim, ailelerinin gelir seviyesi gibi özellikler ile umutsuzluk, kaygı, depresyon arasında ilişki vardır.
Kişilik Özellikleri: Doğuştan getirdiğimiz özelliklerimiz (mizaç) kadar, sonradan çevrenin koşullarıyla şekillenen karakteristik özelliklerimiz de olaylara, durumlara verdiğimiz tepkileri etkilemektedir.
Benlik Saygısı: Benlik saygısı, bireyin kendilik değeri algısı ya da kendi hakkındaki olumlu/olumsuz değerlendirmesi olarak tanımlanır.
Olumsuz Etkililik: Zorlukları algılama ve zorluklara karşı baş etme yöntemlerinin seçiminde hazırlayıcı olan faktörlerden biri olarak, olumsuz etkililik, gerginliği, sıkıntıyı ve olumsuz duyguları içermektedir (Watson ve diğerleri, 1988).
Kontrol Odağı: Seligman ve arkadaşlarının yaptıkları deneylerde belli tekrarlarda başarısızlık yaşayan bireyler, bir süre sonra aslında kontrolleri olan olaylarda kendilerinin durumu değiştiremedikleri ya da durumlar üzerinde kontrollerinin olmadığı yönünde öğrenilmiş bir tepki geliştirmektedirler (Rotter, 1954).
Mükemmeliyetçilik: Mükemmeliyetçilik, bireylerin kendilerini değerlendirdikleri en az bir alanda, o alanla ilgili koydukları yüksek standartların karşılanmaması sonucu deneyimledikleri olumsuz öz-değerlendirme ve özeleştiri olarak tanımlanmaktadır (Shafran, Cooper ve Fairburn, 2002’dan Akt. Aka ve Gençöz, 2010, s.71).
Duygusal Dengesizlik (Nevrotizm): Beş Büyük Kişilik Modeli’nin bir boyutu olan duygusal dengelilik, duyguların tutarlı olması, kontrol edilebilmesi, gerilimi yönetebilme becerisidir.
Örgütsel Öncüller
Günümüz örgütlerinin çalışma sistemlerinde hızlı değişim, belirsizlik ve yüksek beklenti çalışanların stres düzeylerini büyük oranda etkilemektedir.
Aşırı İşyükü: Zaman baskısıyla birlikte yaşanan aşırı işyükü, çalışanların kapasitelerini zorlayan, sağlıksız çalışma koşullarına işaret eder.
Rol Çatışması: Yerine getirilmesi beklenen rol ile çalışanların özelliklerinin uyumlu olmamasıdır.
Rol Belirsizliği: Rol belirsizliği, belirli bir organizasyonel pozisyon hakkında yeterli bilgi olmaması veya rolün içeriğinin net olmamasıdır (Kahn ve ark., 1964).
İş Üzerinde Özerkliğe Sahip Olma: Öz belirleme kuramına göre bireylerde üç tür evrensel ihtiyaç vardır.
Liderlik Tarzı: Çalışma hayatında iş tatmini, örgüte bağlılık, işe güdülenme gibi faktörlerin büyük ölçüde belirleyicisi yöneticilerin liderlik tarzıdır.
Çalışanlar Arasındaki İlişkiler: Örgüt içerisinde çalışanlar arasındaki ilişkinin ne kadar destekleyici olduğu önemlidir. Gerek aynı gerekse farklı hiyerarşik pozisyonda olsun, çalışanlar arasında samimi, güven içeren, sağlıklı bir iletişim, stres ve tükenme yaratan olay ya da durumların içerdiği olumsuzluklarla baş etme konusunda önemli bir etkendir.
Örgütsel Adalet Algısı: Çalışanlar, örgütte emekleriyle v ortaya koydukları girdilerle bunların karşılığında elde ettikleri sonuçları karşılaştırırlar.
Öğrenilmiş Çaresizliğin İnsan Kaynakları Üzerindeki Etkileri
Motivasyon Kaybı: Motivasyon (güdülenme), davranışlarımızı başlatan, bizi harekete geçiren içsel bir güçtür.
Motivasyon kaybı ya da motivasyon eksikliği, çalışanların işlerine yönelik memnuniyet düzeylerinde ciddi kayıplar yaratır. İş tatminsizliği, bir diğer ifadeyle işine dönük
olumsuz tutumlar geliştirmek ise çalışanların bir kayıtsızlık olarak kabul edebileceğimiz ve diğer başlıkta açıklayacağımız bir tepki olan örgütsel sessizliğe bürünmelerine, işten ayrılmalarına, işe odaklanamadıkları için daha çok hata yapmalarına, iş arkadaşlarıyla ya da yöneticileriyle daha çok çatışma yaşamalarına neden olur. Bu ve bunun gibi birçok olumsuz sonuç, hem çalışanların genel iyi oluşlarına hem de örgütlerin performanslarına ve etkililiklerine zarar verir.
Stres ve Tükenme: Bireylerin stresli olaylara karşı tepkilerini etkileyen çeşitli faktörler vardır. Bu süreç genellikle stres li olayın birey tarafından tehdit veya fırsat olarak algılanıp algılanmadığına, başa çıkma becerisine sahip olduğuna inanıp inanmadığına ve uygun başa çıkma yöntemini seçip uygulamasına göre oluşur (Lazarus ve Folkman, 1984) ). Bu süreci “kontrol kaybı” olarak algılamak ve hissetmek, psikolojik travmaları tetikler.
Mobbing (Psikolojik Şiddet): Mobbing, diğer adıyla psikolojik taciz; kasıtlı, sistematik olarak yapılan ve bireyi aşağılayan, küçük düşüren, kendine olan güvenini ve saygısını sarsan davranışlardır. Bireyin saygısız ve zararlı bir davranışın hedefi olmasıyla başlayan bir süreçtir.
Örgütsel Sessizlik: Örgütlerde çalışanların bilinçli olarak sessiz kalması, değişimi etkileyebilme veya düzeltebilme yeteneğinde olduğu algılanan insanlara, örgütsel durumlara ilişkin konularda, kişinin davranışsal, bilişsel ve/veya duygusal değerlendirmeleri hakkındaki samimi düşüncelerini esirgemesi olarak tanımlanır.
Kaytarma Davranışları: Günümüz iş yapış biçimleri ve örgüt iklimi nedeniyle artan hız ve iş yükü, çalışmaları işyerinde kaytarma davranışları gösterme olasılığını artırmaktadır. Sosyal kaytarma ve sanal kaytarma olarak iki türde inceleyebileceğimiz bu olgu, özellikle öğrenilmiş çaresizlik yaşayan bireylerde daha da artabilmektedir. “Ne yapsam, beceremiyorum”, “Olan, oldu”, “Çok çalıştım da ne değişti” gibi bilişsel inançlara sahip çalışanlar kaytarma davranışları ile içinde bulundukları psikolojik sıkıntıyı geçiştirmeye çalışabilirler.