İKY104U-İNSAN KAYNAKLARINDA GÜNCEL YAKLAŞIMLAR
Ünite 5: Psikolojik Sermaye
Pozitif Psikoloji
Pozitif psikoloji, bireylerin, grupların ve kurumların gelişmesine veya ideal işleyişine kavuşmasına katkıda bulunan koşulları ve süreçleri inceleyen psikoloji akımıdır (Gable & Haidt, 2005). Pozitif psikoloji, bir bilim dalı olarak ortaya çıkmasını takip eden dönemde önemli bir ilerleme göstermiş olmasına rağmen psikolojinin, insanın mutluluğunu odağına alan bir yaklaşımı doğurması için uzun bir zaman geçmesi gerekmiştir. Bilimsel bir akım olarak yeni kabul edilebilecek olsa da esasen pozitif psikoloji bir fikir olarak yeni sayılmaz. Psikoloji tarihinin kilometre taşlarından biri kabul edilen Gordon Allport (1897-1967), psikoloji kuramlarının daha ziyade hasta ve kaygılı insanların davranış gözlemlerinden yola çıkılarak geliştirildiğine; referans noktasını sağlıklı ve hayatı güzel yaşamak isteyen insanlardan alan yaklaşımlara ihtiyaç olduğuna dikkat çeken psikologlardan biri olmuştur. Depresyon ve kaygı gibi olumsuz durumlar yerine iyi ve mutlu bir hayatın bileşenlerine odaklanan ve bu anlamda alana büyük katkı sağlayan önemli psikologlar arasına Erich Fromm (1900-1980) ve Carl Rogers’ı (1902-1987) da ekleyebiliriz.
1970’li yıllarda psikolog Mihaly Csikszentmihalyi tarafından tanımlanan akış kavramının bu yeni akımın gelişiminde önemli bir rolü bulunduğu söylenebilir. Aynı dönemlerde alana katkı sağlayan bir diğer bilim insanı ise psikolojik dayanıklılık üzerine yaptığı çalışmalarla Boris Cyrulnik olmuştur. Cyrulnik, dayanıklılığın doğuştan sahip olunan bir özellik olmadığını, insanın zorluklarla baş etmede bir anlam bulmayı ve mücadele sürecini kendini güçlendirme yolunda kullanmayı öğrenebileceğini ifade etmiştir. Ona göre dayanıklılık, kişinin sorunlar karşısındaki büyüme kabiliyetidir (Collin vd., 2019).
Bugün bildiğimiz anlamı ile pozitif psikoloji akımını disipline eden ve tüm dünyanın ilgisine sunan, Martin Seligman olmuştur. Seligman’ın yaşam doyumu yüksek insanlar üzerine yaptığı gözlemleri, mutlu insanları tanımlayan üç tür hayat olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bunlar iyi hayat, anlamlı hayat ve zevkli hayattır. Pozitif psikolojinin amacı, insan yaşamında mutluluğu tesis etmeye yardımcı olmaktır. Bunu sağlamanın yolu ise bireylerin güçlü yanlarını ön plana çıkarmak ve onları mutlu eden şeyleri teşvik etmektir. Seligman’ın mutlu yaşama ulaşma yönündeki çalışmaları, psikolojik iyi olma halinin bileşenleri üzerine geliştirdiği beş boyutlu bir modele ulaşmıştır. Sözcüklerin İngilizcedeki karşılıkları dolayısıyla PERMA modeli olarak anılan bu model, pozitif psikoloji araştırmalarına yön veren bir merkez olarak değerlendirilebilir. Bu modele göre psikolojik iyi oluşun beş temel ayağı vardır. Bunlar; olumlu duygular (positive emotion), bağlanma/akış (engagement), sosyal ilişkiler (relationships), anlam (meaning) ve başarıdır (accomplishment).
Pozitif Örgütsel Davranış
Örgütsel davranış, bireylerin örgütlerde (yani iş yerlerinde) nasıl davranış gösterdiğine odaklanan; onların davranışlarını anlama, öngörme ve kontrol altında tutma amacını taşıyan bilimsel disiplindir. Örgütsel davranış alanının, tarihsel gelişimi içerisinde, psikolojiye kıyasla her zaman pozitif konulara daha fazla yer verdiğini söylememiz mümkündür. Bunun temelinde, örgütsel davranışın kurucuları arasında gösterebileceğimiz Abraham Maslow ve Douglas McGregor gibi önemli isimlerin hümanist ve pozitif bir kuramsal yönelime sahip olması bulunuyor olabilir. zaman içerisinde, örgütsel davranış alanı geliştikçe, ele alınan olgular da çeşitlenmiş; pozitif olguların yanı sıra gerek yöneticilerden gerekse çalışanlardan kaynaklı problemlere veya işlev bozukluklarına yönelik ilgi de artmıştır (Luthans, 2002a). İşe bağlı stres, tükenmişlik, çatışma, değişime direnç, sinizm, üretkenlik karşıtı iş yeri davranışları gibi konular hem araştırmada hem de uygulamada geniş yer kaplar hale gelmiştir.
Pozitif psikolojideki gelişmelerin iş ortamına da uygulanabileceği düşüncesi ile örgütsel davranış ve yönetim alanında çalışan meslektaşlarının bu konuya dikkatini çekmek isteyen bir yönetim profesörü olan Fred Luthans, 2002 yılında yayımladığı araştırmalarda ilk kez pozitif örgütsel davranış kavramını ortaya atmıştır (Luthans & Avolio, 2009).
Pozitif örgütsel davranış, kısaca, pozitif psikoloji tarafından desteklenen ve teşvik edilen, pozitif yönelimli örgütsel çalışmaları kapsayan alanın adı olarak düşünülebilir.
Pozitif psikoloji ve pozitif örgütsel davranışa ilişkin bu açıklamalardan sonra, çalışma yaşamına hangi açıdan yaklaşmanın daha faydalı olacağını düşünelim. çalışma yaşamına bu iki perspektifin dengeli bir bileşimi ile yaklaşmak, gerek araştırmacılara gerekse uygulayıcılara, insanların hem güçlü yanlarına hem de zayıflıklarına ilişkin bilgi edinerek daha bütüncül ve objektif bir bakışa sahip olma olanağı tanıyacaktır (Luthans & Youssef, 2007).
Psikolojik Sermaye
Psikolojik sermaye, bireyin, yüksek düzeyde öz-yeterlilik, umut, iyimserlik ve dayanıklılık sahibi olması ile karakterize edilen, pozitif psikolojik gelişim durumudur (Luthans, Youssef & Avolio, 2007). psikolojik sermaye anlayışı, işletme çalışanlarının sahip olduğu pozitif psikolojik kaynakların iş yaşamı açısından çok değerli olduğuna işaret etmektedir.
Psikolojik sermaye, pozitif psikoloji ve pozitif örgütsel davranış akımlarının paralelinde temellenen bir kavramdır. Dolayısıyla pozitif örgütsel davranışın, yukarıda bahsedilen kriterleri çerçevesinde gelişim göstermiştir (Luthans, Avolio, Avey & Norman, 2007). Buradan yola çıkarak, psikolojik sermayenin genel özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz:
• Geçerli ölçüm araçları ile ölçülebilen kavramlara ilişkin bilimsel teori ve araştırmalara dayalı bir kavramdır. Bu anlamda, psikolojik sermayenin tüm bileşenlerine ilişkin teorik alt yapı ile bilimsel geçerliliği ve güvenilirliği kanıtlanmış ölçekler mevcuttur. • Psikolojik sermaye, bireyin iş performansına ve doyumuna olumlu yönde etki eden, örgütsel davranış alanına özgü bir olgudur. • Bireyin psikolojik sermayesinin bileşenleri sabit özellikler değil, gelişime ve değişime açık özelliklerdir. Bu durumda psikolojik sermaye, güçlendirilmesi mümkün bir psikolojik kaynaktır.
Psikolojik sermaye bir dizi psikolojik kaynağın bileşiminden oluşmaktadır (Bkz. Şekil 5.4). Bu kaynaklardan ilki, kişinin zorlu görevler ile karşı karşıya olduğunda, bunları üstlenmek ve başarmak için gereken çabayı gösterecek güvene sahip olması anlamına gelen öz- yeterliliktir. İkincisi umut sahibi olmak, yani amaçlara ulaşma konusunda azimli olmak ve başarmak için gerekirse gidiş yolunu amaçlar doğrultusunda yeniden yönlendirebilmektir. Üçüncüsü, mevcut durumda ve gelecekte başarılı olacağına ilişkin olumlu bir değerlendirmeye sahip olmak anlamına gelen iyimserliktir. Dördüncüsü ise çeşitli problemler ve güçlüklerle çevrili olduğunda bile başarıya ulaşabilmek üzere kendini toparlayıp ayakta durabilmek, yani dayanıklılıktır (Luthans vd., 2007).
Öz Yeterlilik
Öz-yeterlilik, bireylerin, herhangi bir işin üstesinden gelebilecek becerilere sahip olup olmadığı konusundaki inancı ile ilgili bir kavramdır. Bireylerin öz-yeterlilikleri karşı karşıya bulundukları duruma göre değişiklik gösterebilir. İnsanlar belirli konularda yüksek, belirli konularda düşük özyeterlilik algısına sahip olabilirler. Pozitif örgütsel davranış öz-yeterliliği; her koşulda aynı kalan, sabit bir kişilik özelliği olarak ele almamaktadır. r. Öz-yeterliliğinin yüksek olması bireyin karşılaştığı yeni görevlerle ilgili olumlu kararlar vermesini, daha yüksek bir motivasyon ile ortaya daha fazla emek koymasını, başarısızlıklar veya zorluklar karşısında yılgınlıktan uzak ve kararlı bir tavır sergilemesini, problemlerin üstesinden gelebileceği yönünde pozitif bir düşünme biçimine sahip olmasını ve gerilim yaratması muhtemel durumlar karşısında daha yüksek bir güvene ve cesarete sahip olacağı için strese karşı daha dayanıklı olmasını sağlamaktadır (Luthans, 2002a).
Umut
Umut kavramını, kişiyi arzuladığı amaçlara taşıyacak hareket güdüsüne ve yolları tasarlama yetisine sahip olmayı içeren bir düşünme süreci şeklinde tanılayabiliriz. Bu tanımdan anlaşıldığı üzere umut, iki temel boyutu içermektedir. Bunlardan biri, kişinin kendisini amaçlarına ulaştıracak bir veya birden çok yol bulabileceğine inanç duymasıdır. Diğer boyut ise kişinin amacı ile onu bu amaca ulaştıracağına inandığı yol doğrultusunda harekete
geçme ve bu hareketin devamlılığını sağlama kapasitesidir. Bu, bir anlamda kişiyi amaçları peşinden gitmeye sevk edecek irade gücünü ifade etmektedir (Snyder, Cheavens & Sympson, 1997).
Tıpkı öz-yeterlilik gibi kişinin umutlu olma durumu da değiştirilebilir ve geliştirilebilir.
İyimserlik (Optimizm)
İyimserlik, herhangi bir şeyin beklendiği şekilde gerçekleşeceğine veya genel anlamda geleceğin olumlu ve arzu edilen sonuçları beraberinde getireceğine inanç duyma halidir.
İyimser veya kötümser düşünme eğiliminde olan bireyler arasında çeşitli açılardan farklar bulunmaktadır. Bunları; (i) kişinin durumun kalıcılığına ilişkin inancı, (ii) durumu başka durumlar veya olaylara yaygınlaştırma eğilimi ve (iii) konuyu kişiselleştirmeye yönelik yaklaşımı olmak üzere üç başlıkta inceleyebiliriz.
İyimserlik (optimizm) de diğer psikolojik sermaye bileşenleri gibi öğrenmeye ve geliştirmeye açık bir özelliktir. Yani pesimistler optimiste dönüşebilir; bunun tersi de geçerlidir.
İyimserlerin, çevrelerindeki insanların da canlı ve neşeli hissetmelerini sağladığı bilinmektedir. Dolayısıyla satış, pazarlama, halkla ilişkiler, müşteri hizmetleri, sağlık hizmetleri veya sosyal hizmetler gibi alanlarda çalışan bireylerin iyimser özellik göstermesinin önemi büyüktür.
Dayanıklılık
Dayanıklılık: Olumsuz ya da olumlu gelişmeler sonrasında kişinin kendini toplayarak işlevsel durumunu sürdürebilme kapasitesini ifade etmektedir. Örgütsel davranış açısından, dayanıklılık hem içsel hem de dışsal güçlükler karşısında gösterilen tavırla ilişkilidir. İçsel güçlülere hızlı değişimi, başarısız liderliği, performans ve üretim konularındaki baskıları; dışsal güçlüklere ise artan rekabeti ve örgüt paydaşlarının beklentilerini örnek vermek mümkündür (Sutcliffe & Vogus, 2003).
Önceleri dayanıklılık yalnızca birtakım şanslı insanların sahip olduğu bir psikolojik kaynak olarak görülürken bugünkü bilimsel bilgiler, bireylerin dayanıklılık düzeylerinin geliştirilebilir olduğuna işaret etmektedir.
Psikolojik Sermayeyi Geliştirmek
Psikolojik sermayeyi güçlendirmek için onu meydana getiren bileşenleri güçlendirmek gerekmektedir. Bu anlamda öz-yeterlilik, umut, iyimserlik ve dayanıklılık yönünden gelişim sağlamak; bireyin psikolojik sermayesini güçlendirecektir. Durağan bir kişilik özelliği niteliğinde olmayan öz-yeterliliğin her iş kolundaki yöneticiler ve çalışanlar açısından eğitim ve geliştirme yoluyla güçlendirilebileceğini söylemek mümkündür. Özyeterliliğin geliştirilmesinde öne çıkan noktaları şöyle sıralayabiliriz (Luthans, 2002a).
1. Kişinin geçmiş tecrübeleri ve elde etmiş olduğu başarılar, öz-yeterlilik algısının oluşumunda büyük bir etkiye sahiptir. Dolayısıyla geçmişte nelerin başarıldığı, bunları elde etmeyi sağlayan bireysel özelliklerin neler olduğu ile ilgili farkındalığı yükseltmek suretiyle kişinin öz- yeterlilik algısı güçlendirilebilir. 2. Kişi, başkalarını gözlemleyerek veya model alarak, bu sayede edindiği dolaylı deneyimler vasıtası ile de öz-yeterlilik algısını güçlendirebilir. 3. Bir başkasının kişiyi olumlu yönde güdülemesi, ikna etmesi öz-yeterlilik algısını güçlendirebilir. 4. Fizyolojik ve psikolojik bakımdan genel uyarılmışlık halinin pozitif olması, kişinin pek çok kaynağını aktive edeceği gibi öz-yeterliliğini de kuvvetlendirecektir. Bu bağlamda bireylerin çeşitli durumlar karşısındaki psikolojik tepkilerini ne şekilde değerlendirdiği önemlidir.
Umut bileşeninin de hem bireysel hem de örgütsel düzeyde geliştirilebileceğini söylemek mümkündür. Bu konuda yapılabileceklere ilişkin bazı öneriler şöyle sıralanabilir (Luthans vd., 2004; Snyder, 2000; Luthans & Jensen, 2002).
1. Amaç sahibi olmak umut açısından oldukça önemlidir. Bu nedenle bireysel ve örgütsel bazda amaçlar belirlemek gerekmektedir. Bu amaçların çeşitli rakamlar, yüzdeler ve zaman sınırlamaları içerecek şekilde ayrıntılı olmasına dikkat edilmelidir. 2. Amaçları, kişinin küçük başarılar elde ederek adım adım ilerleyebileceği aşamalara bölmek yararlıdır. Bu ilerleme hissi, kişinin süreç boyunca motivasyonunun yüksek kalmasını sağlayacaktır. 3. Amaçlara ulaşmak üzere alternatif yollar ve eylem planları belirlemek, olası aksaklıklarda çaresizlik duygusuna kapılmayı engelleyecek ve böylece umutlu olma halini korumak mümkün olacaktır. 4. Yalnızca nihai sonuçlara odaklanılmamalı, amaçlara ulaşma yolunda çaba sarf edilen sürece de dikkat gösterilmelidir. 5. Umut, kişinin engellere veya problemlere hazırlıklı olması ve bunlar karşısında direnmeye istekli olması ile yakından ilgilidir. 6. Amaçlara ulaşmakta takip edilen yol uygulanabilirliğini kaybettiğinde, hangi alternatif yollara sapacağına karar verme konusunda hazırlıklı ve becerikli olmak önemlidir. 7. Ne zaman belirli bir amaç konusunda ısrarcı olmanın anlamsız olduğuna ve yeni amaçlar belirlemek gerektiğine karar verme konusunda içgörü kazanmak, bu noktada önem sahibidir.
İyimserlik, kişinin geçmişine bakışını; bugünü ve geleceği ile ilişkili düşünce yapısını değiştirmesi suretiyle
geliştirilebilecek bir olgudur. Üç adımdan oluşan şu hareket planı, kişinin iyimserlik düzeyini iyileştirmekte faydalı olacaktır (Schulman, 1999; Luthans vd., 2004):
1. Zorluklarla mücadele ederken kişiyi başarısızlığa sürükleyen inançların tespit edilmesi. 2. Bu inançların ne derece gerçekçi olduğunun değerlendirilmesi. 3. İşlevsel olmayan inançların yerlerine daha yapıcı ve doğru inançlar geliştirmek.
Dayanıklı biri olmak, üzüntülü ve sıkıntı süreçler yaşamaktan kişiyi mutlak koruyan bir kalkan değildir. İş ve özel yaşamın, tüm insanlar için zaman zaman böylesi istenmeyen durumlar yaratması kaçınılmazdır. Dayanıklılık, bu koşullarda, bireylerin daha erken toparlanmasına ve güçlüklerle mücadele süreçlerini kendilerini geliştirerek atlatmasına yardımcı olan bir kaynaktır.
1. İnsan ilişkilerini düzenlemek: • Karşısındaki kişinin hislerine değer veren ve onunla empati kurabilen insanlarla iletişimine öncelik tanımak, kişilerin zor zamanları atlatmasına yardımcı olmaktadır. • Bire bir ilişkiler kurmanın yanı sıra çeşitli gruplar, sivil toplum kuruluşları veya yerel organizasyonlarda faaliyet göstermek gibi aktiviteler de bireyler açısından önemli sosyal destek kaynakları olabilmektedir. 2. Sağlıklı yaşamaya özen göstermek: • Stres, duygusal olduğu kadar fiziksel bir olgudur ve sağlıklı yaşam ile yakından ilişkilidir. • Meditasyon, yoga, olumlu şeyler ile ilgili günlük tutma gibi kişiyi ruhsal açıdan ferahlatan faaliyetler de yaşamındaki pozitif olgulara ilişkin daha fazla farkındalık geliştirerek dayanıklılık kazanmasına yardımcı olmaktadır. • Problemli süreçlerde kişinin alkol, sigara vb. zararlı alışkanlıklardan uzak kalması önemlidir. 3. Amaç edinmek: • Kişinin çevresindeki dostlarına veya topluma fayda sağlayan yardım faaliyetlerinde bulunması dayanıklılığını güçlendirecektir. • Zor zamanlarda içinde bulunulan sorunun çözümüne veya durumun iyileştirilmesine yönelik formüller üzerine düşünmek, gerekiyorsa sorunu parçalara ayırmak; kısacası proaktif bir tavır göstererek, gelişme kaydetmek üzere harekete geçmek gerekmektedir. • Gerçekçi hedefler belirlemek ve her gün bunlara yaklaşmak adına küçük de olsa bir şeyler yapmak önemlidir. • İnsanlar önemli güçlüklerle mücadele ettikleri süreçlerden çoğu kez daha da güçlenerek çıkarlar.
4. Sağlıklı düşüncelere kucak açmak: • Kişinin düşünme biçimi, güçlüklerle karşı karşıya kaldığı zaman kendisini nasıl hissedeceği ve dolayısıyla ne kadar dayanıklı olacağı ile yakından ilişkilidir. • Değişimin hayatın ayrılmaz bir parçası olduğunu kabul etmesi ve kişinin, müdahale etmesinin mümkün olmadığı şeyleri olduğu gibi kabullenerek, eforunu, değiştirebileceği olgular üzerine sarf etmeyi seçmesi dayanıklılık açısından önem arz etmektedir. • İyimserlik dayanıklılığı destekleyen bir olgudur. • Geçmişte zorluklarla başa çıkmada kendisine nelerin fayda sağladığını düşünmesi, karşısına çıkan yeni güçlüklere nasıl yanıt vermesi gerektiği konusunda kişiye yardımcı olacaktır. 5. Yardım almak: • Gerçekten gerekli olduğu durumlarda yardım almak, dayanıklılık geliştirmek açısından kritiktir.