Birinci Sanayi Devrimi’nde etkili olan en önemli etken Avrupa’da yaşanan zihniyet değişimidir. Zihniyetteki değişim etkisini tüccar kapitalizminin (merkantilizm) yaşandığı dönemde yerleştirmiş ve bu anlayışa uygun ekonomik yapının tesisine fırsat vermiştir. Ticaretten kâr elde etmeye başlayan burjuvazi, özgürlük söylemleri etrafında şirketler kurmaya başlamış, ticari eylemlerden doğan riski göz önüne alarak Sanayi Devrimi’ne zemin hazırlamıştır.
İktisat Tarihi — Ünite 8 Soru-Cevap
İktisat Tarihi (IKT412U) soru-cevapları.
Birinci Sanayi Devrimi’nde etkili olan en önemli etken nedir?
XX. yüzyılın başlarında Avrupa’nın ekonomik ve kültürel egemenliği dünyada nasıl tesis edildi?
Avrupa dışındaki devletler Avrupalının girişimlerine çoğunlukla olumlu karşılık vermeye çalıştılar ve kendi devletlerinin de Avrupalı olması için çaba harcadılar. Böylece XX. yüzyılın başı, dünya tarihinde ilk defa bir uygarlığın liderliği eline aldığı zamanı göstermekteydi. Avrupa’nın egemenliğini tesis ettiği yerlerdeki yöneticiler de Avrupa’nın Aydınlanma döneminden itibaren her ideolojisinde ve söyleminde görülen ilerleme yaklaşımına, modernleşme süreçlerini devreye sokmak yoluyla uyum sağlama yolunu tercih ettiler. Böylece Avrupa’nın ekonomik ve kültürel egemenliği dünyada tesis edildi.
Batı dünyası nasıl tanımlanmıştır?
Avrupa ile birlikte ABD, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Amerika ve Güney Afrika, Batı dünyasını meydana getirmekteydi. Bu dünyaya XX. yüzyılda uygar dünya denilmekteydi. Avrupa’nın sahip olduğu değerler doğal bir bütünlüğe sahipti ve bu değerler uygarlık standartları olduğundan dünyanın her yerine özellikle geri kalmış bölgelere yeni yollarla götürülebildi. Bu yaklaşıma göre Avrupa uygarlığının değerleri yerel değerlerden daha üstün olduğundan, yerel değerlerin yerine evrensel olan Avrupa değerleri geçmeliydi.
Uygar dünya anlayışının dünyaya yayılmasında sanayileşme yanında etkili olan diğer olay nedir?
Uygar dünya anlayışının dünyaya yayılmasında sanayileşme yanında etkili olan ve düşünce yapısını etkileyen diğer olay, 1789 yılındaki Fransız İhtilali ile birlikte dünyaya yayılan milliyetçilik ideolojisiydi. Özellikle kalkınma sürecine bütün toplumun katılımının sağlanması, milliyetçi duyguların uyandırılmasında önemli role sahipti.
XX. yüzyılda nüfus, göç, ticaret ve enerji alanındaki gelişmeler nelerdir?
XX. yüzyılda Avrupa’da nüfus artışı durmaya başlarken dünyanın geri kalanında nüfus artışı hızlandı. 1914 yılına kadar olan süreçte Avrupalıların göç yoluyla dünyanın her yerine yayılması, Avrupa’ya özgü değerlerin ve alışkanlıkların da yayılmasını beraberinde getirdi. Üretim artışının hızlanmasıyla Avrupa dünyada mallarını satacağı ve sermaye birikimini devam ettirebileceği yeni pazar ihtiyacı, ülkeler arasındaki ticari ilişkilerin genişlemesine fırsat verdi. Enerji kaynakları açısından da dönüşümler olmuştu. 1750-1850 dönemindeki I.Sanayi Devrimi’nin hazırlayıcısı ve temel enerji kaynağı kömürdü. XX. yüzyılın enerji kaynağı ise II. Sanayi Devrimi’nin hazırlayıcısı petrol oldu. Diğer bir enerji kaynağı da elektrikti.
XX. yüzyılda üretim, toplumsal sınıflar ve teknoloji alanındaki gelişmeler nelerdir?
XX. yüzyılda tarımda makineleşme, verimliliği artırarak daha bol ürün elde edilmesini sağlarken tarımsal işsizliği körükledi. Köyden kente göç de hızlandı. Fabrikaların kentlerde kurulması, daha fazla sayıda iş gücüne ihtiyacı arttırıyor ve kentlerin gelişimini hızlandırıyordu. XX. yüzyıl, yeni ekonomik yatırım sahaları ve yeni enerji kaynakları sayesinde toplumsal yapının da değişimini beraberinde getirdi. Bankacılık, demiryolu sanayiciliği, elektrik sanayileri, otomobil ve petrol sektörlerinde faaliyette bulunan yeni seçkinler sınıfı ortaya çıktı. Üst düzey memurlar, doktorlar, teknisyenler ve mühendislerden oluşan orta sınıf yükselişe geçti. Teknolojik gelişme, bu yüzyılda da artan bir hızla devam etti. Artık sadece gündelik hayatı iyileştirmeye yönelik teknik buluşlar yapmanın yerini, doğayı kontrol altına alan ve toplumun ihtiyaçlarına göre onu şekillendiren teknolojik buluşlar aldı. Bilimsel gelişmelerle birlikte yeni ürün ve hammadde kaynakları keşfedildi. Teknik gelişmeler açısından XX. yüzyılın en karakteristik yenilik sembolü otomobiller ve uçaklardır.
XX. yüzyılda Avrupa’nın uluslararası pazar denetimini arttıran faaliyetleri nelerdir?
Avrupa uluslararası pazar denetimini arttırmak için XIX. yüzyılın sonundan itibaren, sömürgecilik faaliyetlerine hız verdi ve ekonomik ihtiyaçlara cevap veren sömürgecilik faaliyetlerinin yanına emperyalizm unsurunu ekledi. Emperyalizmin sömürgecilikten en önemli farkı, ekonomik amaçlar yanında askerî ve kültürel politikaların da bir araç olarak kullanılmasıdır. Doğrudan müdahaleleri içeren emperyalizm yanında dolaylı yoldan yönetime müdahaleleri içeren etki alanlarını genişletme politikaları da devreye sokuldu.
XX. yüzyılda Avrupa devletlerinin karşısına hangi güçler çıkmıştır?
XX. yüzyılda Avrupa devletlerinin karşısına iki güç daha çıktı. Bunlardan biri ABD, diğeri ise Japonya’ydı. ABD, Kuzey ve Güney iç savaşından sonraki dönemde ülkeye olan göçmen hareketliliği ve uyguladığı demiryolu siyaseti sayesinde genişleme fırsatı elde etti. ABD’ye göçler, ülkenin iç pazarını genişletti. İç pazarın genişlemesi ve sahip olduğu doğal kaynaklar, ABD’nin sanayileşme yolunda yaptığı atılımları kolaylaştırdı. I. Dünya Savaşı’nın başlangıcında ABD dünyanın en büyük sanayi gücü konumuna geldi. Yükselen diğer güç Japonya ise, Meiji Dönemi’nde gerçekleştirdiği reformlarla modern dünyaya katıldı. Aydınlanmış siyaset çağını başlatan Japonlar, Batı dünyası ile mücadele edebilmek için, onların gittiği yoldan modernleşme sürecine eklemlendi. Modernleşme sürecinde hızlı bir gelişim gösteren Japonya, kendisini çevreleyen takımadalarının ötesine geçerek yayılmacı politikalara yöneldi.
I.Dünya Savaşı neden başladı?
Dünya ekonomisinde ve siyasetinde meydana gelen değişimler, aynı zamanda ülkeler arasındaki çatışmanın hızlanmasına yol açtı. Yükselen güçler ve onların karşısında yer alan ülkeler arasındaki rekabet, Avrupa’daki güzel çağı sona erdirdi. Artık Avrupa, dünyayı kasıp kavuracak savaş ortamının belirleyici kıtası oldu. Büyük Savaş olarak da ifade edilen I. Dünya Savaşı, patlamaya hazır kıtanın Avusturya Arşidüküne yapılan suikast ile bulduğu bahaneyle birlikte, dünyanın farklı yöne savrulacağı yeni bir dönemi getirdi.
Savaş ekonomisi nedir?
Önceliğin cepheye silah gönderilmesine verildiği, askerî ve sivil ihtiyaçları karşılayabilmek için ekonominin devlet kontrolünde yeniden yapılanması savaş ekonomisi olarak ifade edilebilir. I. Dünya Savaşı’nın finansmanında borçlanma ve para basma yöntemleri tercih edilmiştir.
I.Dünya Savaşı sonunda başlayan barış görüşmeleri nasıl sonuçlandı?
I.Dünya Savaşı sonunda başlayan barış görüşmeleri, gelecekte barışı kurma çabası içindeyken bu anlayışla pek de uygun olmayan bir bakış açısıyla yenik ülkeleri cezalandırmayı amaçlıyordu. Yeni bir dünya düzeni kurma düşüncesiyle Paris’te toplanan barış konferansında sadece galip ülkeler temsilci gönderebildiler. Kaybeden ülkelerin konferansa temsilci gönderememesi, özellikle Avrupa’yı Wilson İlkeleri etrafında düzenlemeyi amaçlayan konferansın açmazlarından biriydi. Wilson İlkeleri, ulusların kendi kaderini tayin etmesini öne çıkarmaktaydı. Dolayısıyla kaybeden ülkelerin konferansa katılamaması, coğrafi anlaşmazlıklarda çözüm önerisi getirmeyi hedefleyen ilkelerin hayata geçirilmesini imkânsız kıldı. Savaş sonrasında Avrupa ve Orta Doğu haritaları yeniden düzenlendi. Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı ve Rus imparatorlukları ortadan kalktı. Almanya’nın sömürgeleri İngiltere, Fransa ve Japonya’ya verildi. Osmanlı Devleti’nin yönetimi altında bulunan Suriye ve Lübnan Fransa’ya, Ürdün, Irak ve Filistin İngiltere’ye bırakıldı.
1929 İktisadi Krizi’nin (Büyük Buhran) ekonomik ve siyasal etkileri nelerdir?
1929 yılında Büyük Buhran’ın ortaya çıkmasında ABD’nin Avrupa devletlerinin talebi üzerine faizleri indirmesi belirleyici olmuştur. Buhran, dünya ekonomisini derinden sarsmış ve liberal değerlerin gerilediği, otoriter söylemlerin öne çıktığı bir dünya düzenini beraberinde getirmişti. Uluslararası ödemeler sistemi dengesizleşmiş, spekülatif hareketler hızlanmış ve kredi sistemi istikrarsızlaşmıştı. Buhran sonrasında parasal değişimler sekteye uğramış, ülkelerde ortaya çıkan istihdam daralması işsizliği arttırmış ve gelirler gerilemiştir. Bunun sonucunda daralan dünya ticaretiyle birlikte, devletler arasındaki eşgüdüm ve koordinasyon ortadan kalkmıştır. Artık içe dönük kapalı ekonomi politikaları, gelişmiş ülkelerin birinci önceliği olmuştur. Diğer taraftan dünya hegemonyasında ortaya çıkan güç boşluğu nedeniyle her ülkenin kendi şartlarını göz önünde bulundurduğu ekonomi politikalarını öne çıkarması, hem dünya ticaretinin daha fazla daralmasına yol açmış hem de dünya ekonomisini küçültmüştür. Aynı zamanda demokratik yapılanmaları kabul etmeyen ve demokrasiyle rekabet hâlinde olan otoriter sistemler güçlenmeye başladı. 1929 Ekonomik Krizi’nin yarattığı bu dönüşümler sonucunda II. Dünya Savaşı’nın temelleri atıldı.
II.Dünya Savaşı’ndan sonra ekonomi politikalarının yönetiminde hâkim hâle gelen Keynes’in görüşleri nelerdir?
II. Dünya Savaşı’ndan sonra küresel düzeyde ekonomik ve kurumsal düzenlemeler yoluyla dünya ekonomisi istikrara kavuşturulmaya çabalanırken, ekonomi politikalarının yönetiminde Keynes’in görüşleri hâkim hâle geldi. Keynes’e göre piyasa fiyatları kendisinden beklenen piyasa düzenlemelerini yapamazdı. Bu nedenle devletlerin ekonomiye girerek ekonomiye müdahale etmeleri gerekliydi. Özellikle ekonominin daralma dönemlerinde genişletici maliye ve para politikalarının uygulanması gerektiğini ifade eden teori, işsizlikle mücadeleyi öne çıkartmaktaydı. Keynes ekonomisi bir yönüyle devletin ekonomi içerisinde aktif rol alması gerektiğini öne sürerken, maliye politikalarına yönelik uygulamaları ekonomi politikalarına kazandırmıştır.
Osmanlı Devleti’nin Sanayi Devrimi’nden I. Dünya Savaşı’na kadar olan dönemde reformlar yapmasının nedeni nedir?
Osmanlı Devleti ilkel bir tarım ekonomisinin hâkim olduğu, sanayisinin gelişmediği ve bankacılık alanında neredeyse hiç gelişmenin olmadığı bir ekonomik yapıya sahipti. Hatta bankacılık, dış ticaret, belediye ve demiryolları yabancıların denetimindeydi. Sanayi Devrimi’nden I. Dünya Savaşı’na kadar olan I. Küreselleşme döneminde Osmanlı ekonomisi Avrupa’nın askerî, siyasi ve ekonomik gücüyle karşı karşıya kalmıştı. Osmanlı Devleti bu dönemde belirli ekonomik ve siyasal reformlar yapmak suretiyle devletin gücünü arttırıp, o dönemin güçlü Avrupa devletleriyle rekabet edebilme imkânını kendisine yaratmak istemiştir.
Osmanlı ekonomisinin dışa açılmasını teşvik eden Balta Limanı Antlaşması’nın etkileri nelerdir?
Ekonomide yapılan en önemli dönüşüm reformlarından biri Osmanlı ekonomisinin dışa açılmasıdır. Dışa açılma sürecindeki en temel yol Batı Avrupa ülkeleri ile yapılan ticaret ve yatırımdır. Balta Limanı Antlaşması, Avrupalıların Osmanlı Devleti’nde ekonomik etkinliğini arttıran ticaret anlaşmasıdır. 1838’de İngiltere ve Osmanlı Devleti arasında imzalandı. Bu anlaşmaya daha sonraları Fransa ve diğer Avrupa Devletleri de dâhil olacaktır. Dışa açılmayı teşvik eden ve gümrük duvarlarını indiren Balta Limanı Antlaşması’nın en önemli etkisi, devletin dış ticaret politikalarında bağımsız hareket etmesini engellemesidir. Osmanlı Devleti’nin siyasi nedenlerle imzaladığı bu ekonomik anlaşma, siyasi bağımsızlığını zedelememiş ama ekonomik ve mali açıdan devleti dışa bağımlı hâle getirmiştir.
Osmanlı Devleti’nin ekonomik reformlarını desteklemek amacıyla hangi siyasal dönüşümler gerçekleştirilmiştir?
Osmanlı Devleti’nde ekonomik değişimi siyasal açıdan desteklemek amacıyla Tanzimat ve Islahat Fermanları ilan edilmiş, Kanun-i Esasi uygulamaya konulmuştur. Tanzimat Fermanı, yabancılar açısından yeni hukuk düzeni, yeni ayrıcalıklar anlamına geliyordu. Hem Osmanlı yasaları hem de vergi sistemi karşısında bu grupların ayrıcalık elde etmesi, ekonomik ve hukuki yapıda ikili bir yapı kurdu. Devlet, gümrük vergilerini ayarlayabilme, yabancıları ve Avrupa Devletleri’nin himayesine girmiş olan gayrimüslimleri vergilendirme ve yargılama haklarını kaybetti. Tanzimat ve Islahat Fermanları ile başlatılan ekonomik, siyasal ve hukuki dönüşüm Kanun-i Esasi’nin ilan edilmesiyle devam etti. Bu anayasa, din farkı olmaksızın bütün Osmanlı tebaasının kanun önünde eşitliği ilkesidir. Osmanlılık ideolojisinin yaygınlaştırılmasını amaçlayan Kanun-i Esasi, siyasal iktidarın dünyevi bir şekle bürünmesi anlamına gelir. Halkın temsilcilerinden oluşan meclis bütçe denetimi konusunda yetkilendirildi, yargının bağımsızlaştırılması, hak ve özgürlüklerin korunmasına yönelik yenilikler getirdi. Meşruti monarşiye dayalı bir düzeni getiren rejim, 1878 yılında Osmanlı-Rus Harbi sonrasında II. Abdülhamit tarafından kapatıldı. II. Meşrutiyet’e kadar parlamenter sisteme dayalı rejim uygulamasına ara verildi.
Osmanlı Devleti’nde II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte yaşanan değişimler nelerdir?
Jön Türklerin istediği meşruti yönetim 1908’de kuruldu. Bir yıl sonra yapılan anayasa değişikliğiyle Osmanlı Devleti’nde iki dereceli seçim sistemine dayalı parlamenter sisteme geçildi. Yeni dönemde İttihat-Terakki Cemiyeti’nin (İTC) 1913 yılına kadar denetimli iktidarı başladı. II. Meşrutiyet ile birlikte İttihad-ı Anasır (Unsurların Birliği) politikası öne çıkarıldı ve daha fazlasıyla liberal politikaların uygulanmaya çalışıldığı bir döneme geçildi. Nitekim liberal politikaların etkinliği Balkan Savaşları’na kadar devam etti. II. Meşrutiyet sonrasında basın özgürlüğü, girişim özgürlüğü, grev hakkı ve sendikal haklar tanınmıştı. Balkan Harbi sonucunda Selanik’in Osmanlı Devleti’nin elinden çıkması, dış ticarete yönelik yapıları zedeleyince, İTC yönetimi liberal iktisadi politikalardan vazgeçti.
Türkiye Cumhuriyeti’nin Lozan görüşmelerinde üzerinde durduğu ekonomik sorunlar nelerdir?
Lozan görüşmelerinde yeni Cumhuriyet’in üzerinde durduğu ekonomik sorunlar; Osmanlı ekonomisinden devralınan ve savaşın galip devletleri tarafından devam ettirilmek istenen kapitülasyonlar, gümrük tarifeleri ve Osmanlı Devleti’nin Avrupalı devletlere olan dış borcuydu. Lozan görüşmelerinde kapitülasyonların kaldırılmasına yönelik hedefe ulaşıldı. Osmanlı borçları 1928 yılında varılan uzlaşma neticesinde yeniden yapılandırıldı.
Türkiye Cumhuriyeti kurulurken kurucu kadronun ekonomik görüşü nedir?
Türkiye Cumhuriyeti kurulurken kurucu kadronun ekonomik görüşlerinin izlerini I. İzmir İktisat Kongresi’nde görebiliriz. Dünyaya kurulacak yeni rejimin yol haritasının ilan edildiği kongrede, Atatürk’ün yaptığı konuşmalardan anlaşılacağı üzere Sovyet modeli bir ekonomik yapılanmanın benimsenmeyeceği ifade edildi. Bunun aksine özel sektöre dayalı bir kalkınma modeli benimsenmişti. Ancak ülkede girişimci sınıf cılızdı. Bundan dolayı özel sektörü destekleyen bir devlet müdahaleciliği uygulamada tercih edildi. Diğer bir ifadeyle düzenleyici, dayanışmacı ve halkçı ilkeleri benimseyen iktisat politikaları ile devletin ekonomiye müdahale edeceği yapı inşa edildi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923-1930 döneminde hangi ekonomi politikaları uygulanmıştır?
Ekonomiyi harekete geçirmek ve üretimi artırabilmek için hükûmet, tarımda aşar ve ağnam vergilerini kaldırdı. Tarım sektöründeki üreticiden gelir elde etmeyi bekleyen devlet anlayışını terk etmek istedi. Böylece yeni devlet, küçük üreticilere destek vererek üretici üzerindeki vergi yükünü hafifletmiş, mülkiyet ilişkilerini tabana yaymış ve aile işletmelerini güçlendirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadronun temel amacı sanayileşmeyi hızlandırmaktı. Yurt içi üretimi arttırmak için yüksek gümrük tarifeleriyle korunan bir mamul iç pazarı ve millî burjuva yaratmayı hedeflemekteydi. Bundan dolayı yurt içi üretime kaynak tahsisini arttırmayı amaçladılar. Hem ulaşım alt yapısını tesis edebilmek hem de ülke içinde bölgeler arasındaki bağlantıyı sağlayıp ticareti ve mal akışını hızlandırabilmek için demiryolları siyasetine ağırlık verdiler. Cumhuriyet ilan edildikten sonra Batılı tarzda bir hukuk sisteminin kurulması amaçlandı. 1924 Anayasası’nda özel mülkiyet ve miras hakları yasal güvence altına alındı. 1926 yılında Türk Medeni Kanunu’nun çıkarılmasıyla gayrimenkul mallarda özel mülkiyete yasal güvence verildi. Hukuki altyapının tesis edilmesinden sonra ekonomide belirli mesleklerin bir araya gelmesine yönelik örgütlenmeler kurulmaya başlandı. Bankacılığı geliştirmek, bu yolla sermaye birikimine uygun ekonomik sosyal şartları oluşturmak ve millî burjuva oluşturmak amacıyla 1924 yılında İş Bankası kuruldu.
Türkiye Cumhuriyeti’nin 1930-1939 döneminde hangi ekonomi politikaları uygulanmıştır?
Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra kendisine temel hedef olarak millî iktisat anlayışına bağlı millî burjuva yaratmak yoluyla ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmeyi seçmişti. Bu amaçla 1930’lu yıllarda bu anlayışın doğal uzantısının devletçilik olduğu görüşü ağırlık kazandı. 1929 Buhranının etkileri Türkiye’de çok şiddetli bir şekilde hissedilmişti. Türkiye’nin dış ticaret hadleri bozuldu, ithalat hacmi daraldı ve bütçe gelirleri düştü. Bu dönem içinde iktisat politikaları iki şekilde yürütülmüştür. Devlet doğrudan işletmeler açarak, yeni üretken tesisler kurmuş ve işletmiştir. İkinci politika tercihi ise ekonominin çeşitli araç ve mekanizmalarla düzenlenmesi yoluyla yönetilmesidir. Bu yolla devlet piyasayı da denetimi altına almış ve düzenlemiştir. 1930-1931 yılları, kambiyo ve dış ticaret rejimine yönelik denetlemelerin öne çıktığı, ancak iç ekonomik müdahale önlemlerinin alınmadığı dönem şeklinde nitelendirilebilir. Bu süreç Türkiye’de sanayileşmenin ilk adımlarının atıldığı dönemdir. Sanayinin yıllık büyüme hızı 11,8 olmuştur. Daha sonrasında Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde bu orana ulaşılamadı. Sanayileşme sürecindeki temel strateji un, şeker ve dokuma üretimini yerli üretimle sağlamaktı. Bunların yanı sıra metalurji, demir-çelik, kimya ve alt sanayi dalları modern anlamda kurulmuş, inşaat malzemeleri ve çimento üretiminde atılımlar gerçekleştirilmiştir. Sanayileşmede dışa bağımlı olmadan hatta 1938 yılı hariç dış ticaret fazlası vererek ilerleme sağlanmıştır.
II.Dünya Savaşı yıllarında Türkiye’de hangi ekonomi politikaları uygulanmıştır?
Türkiye Cumhuriyeti II. Dünya Savaşı’na katılmadı ve silahlı bir tarafsızlık politikası takip etti. Buna karşın ülke ekonomisi yine de etkilendi ve savaş ekonomisi şartlarına özgü politikalar devreye sokuldu. Diğer taraftan dünyada hâlen 1929 Buhranı’nın etkisi devam etmekteydi. Savaşa hazır bir ordunun elde var olabilmesi için askerî harcamalarda oluşan artışlar, bütçe açıklarının artmasına neden oldu. Artan bütçe açıkları vergiler ve para basma yoluyla karşılanmaya çalışıldı. Cumhuriyet’in en temel makroekonomi politikalarından olan denk bütçe politikasından taviz verilmesi, sağlam para politikasından da tavize yol açtı ve enflasyon sorunu ile karşılaşıldı. Bunlara karşılık Türkiye’nin ihraç ettiği hammadde ve gıda mallarına olan dış talepteki artışlar, dış ticaret fazlasının oluşmasına yardım etti. Savaş boyunca Türkiye’de iki temel farklı politika tercihi oldu. Saydam hükûmeti 1940 yılında Millî Korunma Kanunu çıkardı. Kanun çerçevesinde hükûmet katı fiyat denetimleri uygulamaya koydu ve tarım ürünlerine düşük fiyat teklif edildi. Özel girişim faaliyetlerine geçici el koyma, ithalat ve iç ticarette en yüksek, ihracatta en düşük fiyatları belirleme ve temel malların karneyle dağıtılması gibi uygulamalar kanun kapsamına alındı. Ayrıca Ticaret Ofisi ve İaşe Müsteşarlığı gibi kurumlar oluşturulup devletin iç ve dış ticaret üzerindeki denetimi artırıldı. İki yıl süren bu hükûmetin 1942 yılında yerine gelen Saraçoğlu hükûmeti, bir önceki hükûmetin tersine katı müdahaleci politikalardan vazgeçti ve uyguladığı ilk politika hububat alım fiyatlarını yükseltmek oldu. Ayrıca tüketim mallarına yönelik fiyat denetimlerini kaldırdı. Bütçe açıklarını kapatabilmek, aşırı kazançları engellemek ve enflasyonu baskı altına alabilmek amacıyla 1942 yılında Varlık Vergisi ve Toprak Mahsulleri Vergisi’ni devreye soktu.