İKT408U-EKONOMİNİN GÜNCEL SORUNLARI
Ünite 2: Dünyada ve Türkiye’de Orta Gelir Tuzağı
Giriş
Makroekonominin ayrı bir disiplin olarak incelenmeye başlandığı Büyük Buhran sonrası dönemde sürdürülebilir bir ekonomik büyüme tüm dünya ülkelerinin temel hedefi hâline gelmiştir. II. Dünya Savaşı sonrasındaki büyüme yarışında, kimi ülkeler hedeflerine kısa sürede ulaşırken, kimi ülkeler yarışın ya oldukça gerisinde kalmış ya da belirlenen hedeflere ulaşmada zorluklar yaşamışlardır. Bu süreçte, ilk başlarda hızlı kalkınan ancak gerekli yapısal ve ekonomik reformları gerçekleştiremeyen bazı ülkeler belirli bir gelir düzeyinde takılıp kalmışlar, bir üst seviyeye yükselmek için gerekli sıçramayı gerçekleştirememişlerdir. Literatürde bu durum, orta gelir tuzağı adlandırılmaktadır.
Ekonomik Büyüme ve Millî Gelir Kavramları
Ekonomik büyüme kavramı, artan üretimi temsil eder. Ekonomi büyüdükçe daha fazla mal veya hizmet üretilir ve buna bağlı olarak daha fazla gelir elde edilir. İktisat terminolojisinde ekonomik (iktisadi) büyüme, toplam veya kişi başına düşen üretim miktarındaki reel artışlar şeklinde tanımlanır. Diğer bir ifadeyle, ekonomik büyüme, belirli bir dönemde bir ekonominin üretim kapasitesinde meydana gelen artıştır. Üretim ise üretim faktörleri ile gerçekleşir. Bunlar; emek, sermaye, toprak (doğal kaynaklar) ve girişimciden oluşur. Bu faktörler sabit bir teknoloji düzeyinde bir ekonomide üretilecek mal veya hizmetlerin miktarını belirler.
Üretim imkânları eğrisi temel olarak sabit teknoloji düzeyinde üretim faktörlerinin tam ve etkin kullanılması durumunda üretilebilecek mal veya hizmetlerin sınırını gösteren bir eğridir. Üretim imkânları eğrisi üzerinde gösterilen her farklı üretim bileşenleri olsa da bu noktaların hepsinde etkin bir üretimin yanı sıra üretim faktörlerinin tam istihdamı söz konusudur. Diğer yandan, üretim imkânları eğrisi altında kalan herhangi bir üretim bileşimi noktasında ise üretim faktörleri tam ve etkin kullanılamadığı için ekonomide eksik istihdam sorunu vardır. Üretim imkanları eğrisinin ötesinde/üstünde (üzerinde değil) bir nokta söz konusu ise mevcut kaynaklar ve mevcut teknoloji ile cari dönemde bu noktada üretim yapılamaz. Çünkü üretim imkanları eğrisinden daha ileri bir üretim düzeyinde üretim yapılabilmesi için zamanla üretim faktörlerinin miktarının veya niteliğinin artması veyahut teknolojinin ilerlemesi gerekir.
Ekonomik büyüklüğü ölçmede gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) ve gayrisafi millî hasıla (GSMH) kavramları kullanılır. GSYH; bir ülkenin kendi sınırları içerisinde belirli bir dönemde üretilen nihai mal veya hizmetlerin parasal değeridir. GSMH ise bir ülke vatandaşlarının yine belirli bir dönemde yurt içinde veya yurt dışında ürettikleri nihai mal ve hizmetlerin parasal değeridir. GSMH hesaplanırken ülke sınırları yerine ülke vatandaşlığı referans alınmaktadır. Yerlilerin (ülke vatandaşlarının) yabancı ülkelerden getirdikleri gelirlere “dış alem faktör
gelirleri”, ülkedeki yabancı vatandaşların yurt içinden elde ettikleri geliri kendi ülkelerine taşımaları ise “dış alem faktör giderleri” olarak tanımlanır. Net dış alem faktör gelirleri ise gelirler ile giderler arasındaki farkı gösterir. GSMH ile GSYH arasındaki fark, formülde görüldüğü gibi, net dış alem faktör gelirleri kadardır.
GSMH = GSYH + Net Dış Alem Faktör Geliri
Milli gelir hesaplanırken üretimde ara malı olarak kullanılan mal veya hizmetler ise milli gelir hesabına dahil edilmez. GSYH üretim, gelir ve harcama olarak üç farklı yöntemle hesaplanır. GSYH hangi yöntemle hesaplanırsa hesaplansın aynı sonucu verir. GSYH’nin üretim yöntemi ile hesaplanması iki şekilde olabilmektedir. Birincisinde üretilen tüm nihai mal veya hizmetlerin parasal değerlerini toplanır. İkincisinde ise üretilen mal ve hizmetlerin üretim sürecinin her bir aşamasında yaratılan katma değerleri toplanır.
GSYH’nin gelir yöntemi ile hesaplanmasında üretim sürecinde yer alan üretim faktörlerinin (emek, sermaye, toprak ve girişimci) toplam üretimden aldıkları paylar (ücret, faiz, rant ve kâr) toplanarak GSYH değerine ulaşılır. Gelir yöntemi ile hesaplamada ücret, faiz, rant ve kâr şeklinde sıralanan gelir türlerine doğrudan gelir sayılmayan ancak GSYH içinde yer alan dolaylı vergiler ve amostismanlar da eklenerek GSYH değeri belirlenir.
GSYH’nin harcamalar yöntemi ile hesaplanmasında ekonomik birimlerin harcamaları esas alınır. Kamu kesiminin bulunduğu ve dış açık bir ekonomide harcama kalemleri; tüketim harcamaları, yatırım harcamaları, kamu harcamaları ve net ihracattan oluşur. Bu harcamalar toplamı da yine GSYH değerini verir.
Nominal GSYH hesaplanırken, 1 yıl içerisinde üretilen nihai mal ve hizmetlerin miktarları cari dönem fiyatları ile çarpılır. Fiyat artışları nominal GSYH olduğundan fazla gösterdiği için nominal GSYH ülkenin ekonomik büyüklüğü konusunda sağlıklı bir gösterge değildir. Ülkenin üretim düzeyinin yükselip yükselmediğini belirleyebilmek için nominal GSYH’nin fiyat artışlarından deflate edilmesi gerekir. Nominal GSYH’nin bir fiyat endeksiyle deflate edilmiş değerine ise reel GSYH denir ve bu değer ekonomik büyüklüğün gerçek göstergesi olarak tercih edilir. Reel GSYH hesaplanırken bir dönem baz yıl olarak kabul edilir ve farklı dönemlerde üretilen mal ve hizmetlerin miktarları baz yılın fiyatları ile çarpılır.
GSYH ve GSMH kavramlar ekonomilerin toplam büyüklüğünü gösterse de bu kavramların o ülkede yaşayan insanların refah düzeylerini tam anlamıyla temsil ettikleri söylenemez. Bu noktada, kişi başına düşen GSYH (KBGSYH) ve kişi başına düşen GSMH (KBGSMH) kavramlarına bakmak gerekir. KBGSYH, toplam GSYH’nin ülke nüfusuna bölünmesiyle elde edilirken, KBGSMH değerine toplam GSMH’nin yine ülke nüfusuna bölünmesiyle ulaşılır. Kişi başına düşen geliri temsil eden her iki kavram da ilgili ülke vatandaşlarının
ortalama gelir seviyelerini göstermesi nedeniyle en sık takip edilen makroekonomik göstergedir.
Ülkeler gelir gruplarına göre sınıflandırılırken çoğunlukla referans alınan değer de kişi başına düşen gelir değerleridir. Orta gelir tuzağındaki ülkelerin temel sorunu da bu gelir artışını istikrarlı bir şekilde gerçekleştirememeleridir. Dolayısıyla orta gelir tuzağı kavramı ekonomik büyüme ile doğrudan ilişkili bir kavramdır.
Tablo 2.1’de 1999-2018 dönemine ilişkin verilere bakıldığında, yüksek gelirli ülkelerin ortalama büyüme hızlarının diğer ülke gruplarına göre oldukça düşük olduğu ve orta gelirli ülkelerin ortalama büyüme hızlarının görece daha yüksek olduğu görülmektedir. Bu durum şöyle açıklanabilir: Gelişmiş ekonomiler (burada yüksek gelirli gelişmiş ülkeler kast edilmekte) gelişmekte olan ekonomilerin aksine ucuz işgücü veya teknoloji ithalatı ile verimliliği arttırma gibi birtakım avantajlardan faydalanamamaktadırlar. Gelişmiş ülkelerin ucuz işgücüne ulaşmaları görece daha zordur ve yeni teknoloji için yine sahip oldukları mevcut teknolojilerini geliştirmeleri gerekmektedir. Bu ve benzeri nedenler ülkelerin zenginleştikçe büyüme oranlarının azalması olgusunu açıklamaktadır. Diğer yandan orta gelirli ülkelerin ortalama büyüme hızları görece (nispeten) daha yüksektir. Bununla birlikte üst-orta gelir grubunda yer alan ülkelerin ortalama büyüme hızlarında ciddi bir düşüş yaşandığı ve yüksek gelirli ülkelerin büyüme oranları ile makasın giderek daraldığı anlaşılmaktadır. Büyüme oranlarındaki aşağı yönlü trend, hem alt-orta gelir grubunda hem de üst- orta gelir grubunda yer alan ülkelerin orta gelir tuzağı kavramı ile karşı karşıya olabileceği konusunda önemli ipuçları sunmaktadır.
Grafik 2.3 Türkiye’nin 1999-2018 yılları arasındaki büyüme oranlarının belirli dönemlerde artış belirli dönemlerde ise azalış trendinde olduğunu göstermekte birlikte son yıllardaki pozitif ekonomik büyüme rakamlarına rağmen büyümenin dalgalı hareket ettiği ve genel olarak bir azalış trendinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum, yüksek gelir grubuna ulaşma konusunda Türkiye için olumsuz sinyaller vermektedir.
Peki, ülkelerin büyüme oranlarını belirleyen faktörler nelerdir? Bu soruya cevap verebilmek için esasında her bir ülkeyi kendi iç dinamikleri doğrultusunda bireysel olarak değerlendirmek gerekir. Ancak birtakım faktörler hem tüm ülkelerde hem de aynı gelir grubunda yer alan bazı ülkelerde benzerlik gösterebilmektedir. Örneğin, gelişmekte olan ülkelerde faktör verimliliği genelde birbirine benzer şekilde düşüktür. Öte yandan gelişmiş ülkelerde yüksek katma değerin ekonomik büyüme üzerindeki pozitif etkisi konusunda fikir birliği vardır. Üst-orta gelir grubunda yer alan ülkelerden biri olan Türkiye’de de büyümenin kaynakları aynı gelir grubunda yer alan diğer ülkelerle birçok noktada benzerlik göstermektedir. Sermaye faktörü birçok gelişmekte olan ülkede olduğu gibi Türkiye’de de yoğun olarak
kullanılmakta fakat sermayenin bu denli yüksek kullanılması verimliliğinin giderek azalmasına neden olmakta ve ekonomik büyümeyi frenleyici bir etki yaratmaktadır. Genel olarak değerlendirildiğinde ise üretim faktörlerinin verimliliği ile birlikte teknoloji düzeyi, ar-ge ve inovasyon faaliyetleri, işgücü piyasasının yapısı, kurumsal yapılar gibi birçok faktör sürdürülebilir büyümenin dinamikleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle büyümenin bir sonucu olarak ortaya çıkan orta gelir tuzağı incelerken büyüme kaynaklarına bakmak gerekir.
Orta Gelir Tuzağı, Nedenleri ve Sonuçları
Orta Gelir Tuzağı Kavramı
Orta gelir tuzağı, bir ekonominin belirli bir gelir düzeyine yükseldikten sonra uzun yıllar bu gelir düzeyinde sıkıştığı ve bir üst gelir düzeyine yükselme konusunda başarısız kaldığı ekonomik durumu temsil eder. Peki “Orta Gelir Tuzağı”ndan bahsederken hangi gelir düzeyini esas alınacaktır? Bu soruya cevap verebilmek için gelir düzeylerini bilmek gerekir. Burada genel kabul gören sınıflandırma ise Dünya Bankası’nın sınıflandırmasıdır. Dünya Bankası ülkeleri kişi başına gelir düzeylerine göre 4 farklı gruba ayırmaktadır. Bunlar; düşük gelir (1.035 ABD doları ve altı), alt-orta gelir (1.036 - 4.045 ABD doları arası), üst-orta gelir (4.046 - 12.535 ABD doları arası) ve yüksek gelir (12.536 ABD doları ve üstü) grupları şeklindedir.
Orta gelir tuzağı kavramının ilk kez ortaya atıldığı yıllarda orta gelirin referans değeri olarak ABD’nin kişi başına düşen geliri kullanılmaktaydı. O yıllarda ABD’nin kişi başına düşen gelirinin %20’si orta gelir olarak kabul edilmekteydi. Bugün ise orta gelirin ölçüsü olarak Dünya Bankası’nın gelir sınıflandırması referans alınmaktadır.
Amerikalı iktisatçı Walt Whitman Rostow’a göre, kalkınmanın ilk aşaması geleneksel toplum aşamasıdır. Tarımsal üretiminin ağırlıklı olduğu bir üretim yapısını ifade eden bu aşamada ekonomik sistem de durağan, verimlilik oldukça düşük ve üretimde büyük dalgalanmalar söz konusudur ve kişi başına gelir de oldukça düşüktür. Tarımsal üretimin hâkim olduğu geleneksel toplum aşamasından bir üst aşamaya (hafif sanayi üretimine) yükselmek görece daha kolay ve hızlıdır.
Hızla büyüyen bir ekonomi bir düzeyden sonra büyümesini frenlemekte ve bir üst gelir grubuna yükselmede zorluklar yaşamaktadır. Orta gelir tuzağı farklı yaklaşımlarla ele alınmıştır. Solow’un teknolojiyi, tasarrufu ve nüfus artışını içinde barından büyüme teorisine dayanan orta gelir tuzağı olgusunun açıklanmasında, orta gelir tuzağının yapısal sorunlardan kaynaklandığı konusunda bir fikir birliği oluşmuştur. Bu yapısal sorunları kısaca değinelim
Yatırım Yetersizliği ve Düşük Sermaye Birikimi
Orta gelir tuzağına yakalanan ülke ortak özelliklerinden birisi de yatırım yetersizliğidir. Yatırımlar sermaye
birikimini, sermaye birikimi de çeşitli kanallar ile büyümeyi etkilemekte, dolayısıyla yatırımlardaki yetersizlikler düşük sermaye birikimiyle sonuçlanacak ve büyüme üzerinde olumsuz etkiler doğuracaktır. Dolayısıyla istenilen yatırım düzeyine ulaşamayan ekonomilerde büyümenin yavaşlaması kaçınılmazdır.
Düşük Eğitim Düzeyi ve Nitelikli İşgücünün Yetersizliği
İşgücünün verimliliği işgücünün niteliği ile doğrudan ilişkilidir. İşgücünün niteliği ise ancak eğitim düzeyindeki iyileştirmelerle yükseltilebilir. Dolayısıyla sürdürülebilir bir ekonomik büyüme için işgücünün niteliği artıracak eğitim yatırımlarının arttırılması gerekir.
Ar-ge ve İnovasyon Faaliyetlerinin Yetersizliği
Ar-ge ve inovasyon faaliyetleri hem beşerî sermayenin hem de fiziki sermayenin nitelik ve niceliğinin arttırılması noktasında son derece önemlidir. Bu faaliyetlere önem veren ekonomilerde işgücü verimliliğindeki artışa paralel olarak sermaye birikiminin de ivme kazandığı görülmektedir. Orta gelir tuzağına yakalanan ülkelerin neredeyse tamamında ar-ge veinovasyon faaliyetlerindeki yetersizlik göze çarpmaktadır. Söz konusu yetersizlikler diğer makroekonomik koşullarla birleşince ülkelerin uluslararası piyasadaki rekabet gücünü sınırlayarak, ekonomik büyümeyi frenlemektedir.
Zayıf Kurumsal Yapı
Orta gelir tuzağındaki ülkelerin bir diğer ortak özelliği ise kurumsal yapılarındaki zayıflıktır. Ekonomik, siyasal ve hukuki kurumların zayıf bir kurumsal yapıya sahip olmaları hem kurumların etkinliği azaltmakta hem de kurumlar arası koordinasyonu bozmaktadır. Tüm bunlar ekonomik sistemin işleyişine engel olmakta ve sürdürülebilir bir büyümeyi engellemektedir.
İhracat Deseni ve Düşük Teknoloji İhracatı
İhracata dayalı büyüme stratejisinde ihracat deseni son derece önemlidir. İhracata konu olan malların düşük teknolojili olması ekonomilerin yüksek katma değer üretme konusunda yetersiz kaldığını göstermektedir. Yüksek katma değer üretemeyen ülkelerde ihracatın ekonomik büyüme üzerindeki etkisi sınırlı kalmaktadır. İhracat deseni içerisinde düşük teknoloji ihracatının yoğunluğu hızlı ve sürdürebilir büyümenin önünde engel oluşturmaktadır.
Diğer Faktörler
Orta gelir tuzağına zemin hazırlayan diğer faktörler incelendiğinde, gelir dağılımındaki adaletsizlikler, yetersiz altyapı yatırımları, işgücü piyasasının yapısı, ülkelerin demografik yapıları, finansman kaynaklarına erişimin zorluğu, kalkınmada bölgesel farklılıklar, kamu politikaları vb. birçok iktisadi ve politik faktörün de orta gelir tuzağında etkin rol oynadığını söylemek mümkündür.
Bir açıdan bakıldığında orta gelir tuzağının nedenlerinin bir yandan da orta gelir tuzağının sonuçları olduğu görülmektedir. Orta gelir tuzağına düşen ülkelerde, makroekonomik sorunları özetlemek gerekirse, bu
ekonomilerde, üretkenlik azalır, tasarruf ve yatırım oranları düşer, imalat sanayi yavaşlar veya istenilen düzeye ulaşamaz, işgücü piyasasında koşullar zayıflar ve verimlilik düşer, ihracat deseni içerisinde yüksek teknolojinin payı istenilen seviyeye ulaşamaz ve tüm bunların sonucu olarak büyüme yavaşlar ve hızlı ve sürdürülebilir büyüme hedefinden giderek uzaklaşan bir kısır bir döngüye girilir.
Dünyada ve Türkiye’de Orta Gelir Tuzağı
Orta gelir tuzağı kavramı ilk kez ortaya atıldığı tarihten bu yana hangi ülkelerin orta gelir tuzağında olduğuna özetle bakalım.
Dünyada Orta Gelir Tuzağı
Tarih boyunca birçok ülkenin belirli bir gelir düzeyinde çok uzun yıllar kaldığı görülmüştür. Özellikle alt orta gelir grubunda yer alan bazı ülkelerin bu gelir seviyesinde 50 yılı aşkın süre takılıp kalmışlardır. Tablo 2.4 bize bu konuda detaylı bilgiler sunmaktadır. Meksika, Bulgaristan ve Kosta Rika alt-orta gelir grubundan 50 yılı aşkın bir süre kurtulamamışlardır. Diğer yandan Tayland’ın 28 yıl, Malezya’nın 27 yıl, Güney Kore’nin 19 yıl, Çin’in ise 17 yıl sonra üst orta gelir grubuna yükselmişlerdir. Ancak diğer ülkelerin ise bugün hâlâ üst-orta gelir grubundadır. yer aldıkları bilinmektedir. Tablo 2.4’teki yer alan tüm ülkelerin orta gelirin herhangi bir seviyesinde tuzağa yakalandıkları açıktır.
Dünya Bankası 2019 yılı itibariyle 50 ekonomiyi alt-orta gelir grubunda, Türkiye’nin de aralarında olduğu 56 ekonomiyi ise üst-orta gelir grubunda değerlendirmektedir.
Tablo 2.4’te yer alan ekonomilerin iç dinamikleri dikkate alındığında, ülkelerin tümünde makroekonomik göstergelerin oldukça kırılgan bir yapıya sahip oldukları, önemli bir kısmında ise politik istikrarsızlıkların hatta bir kısmında iç savaşların olduğu bilinmektedir. Bu durum makroekonomik faktörlerle birlikte politik faktörlerin de orta gelir tuzağı kavramı ile yakından ilişkili olduğunu ima etmektedir.
Tablo 2.4’e göre Çin alt-orta gelir grubunda tuzaktan en erken kurtulan ülkedir. Çin 17 yıl alt-orta gelir grubunda kalmış, 2009 yılında üst-orta gelir grubuna yükselmiş, Çin’de kişi başına düşen gelir10 bin doların üzerindedir. Çin’in bu büyüme trendini sürdürmesi durumunda yakın zamanda yüksek gelirli ülkeler statüsüne çıkacaktır.
Tablo 2.7’de Venezuala ve Libya’nın siyasi sorunlar nedeniyle orta gelir tuzağına yakalandığı görülmektedir. Öte yandan makroekonomik göstergeler açısından Türkiye ile benzerlik gösteren Meksika, Brezilya ve Güney Afrika gibi ülkelerin de uzun zamandır üst-orta gelir grubundadır. Özellikle 30 yıldır aynı gelir grubunda yer alan Meksika’nın gerçek manada bir orta gelir tuzağı içerisindedir. 1942 yılında alt-orta gelir düzeyine yükselen Meksika’nın ancak 58 yıl sonra bir üst gelir grubuna yükselebildiği görülmektedir. Meksika her iki gelir düzeyinde de orta gelir tuzağına yakalanmıştır.
Türkiye’de Orta Gelir Tuzağı
Türkiye düşük gelir düzeyinden alt-orta gelir düzeyine ilk kez 1953 yılında yükselmiş, bir sonraki yıl yılında tekrar düşük gelirli ülkeler grubuna inmiştir. 1955 yılında tekrar alt-orta gelir grubuna çıkan Türkiye, 2004 yılından bu yana üst-orta gelirli ülkeler grubundadır. Türkiye 50 yıllık süre boyunca alt-orta gelir grubunda tuzağa yakalanmıştır.
Türkiye 2004-2014 yılları arasında önemli bir gelir artışı yaşamış, 2008 Küresel Krizi’nin etkisiyle 2009 yılında Türkiye’nin kişi başına düşen gelirinin de olumsuz etkilenmiş, fakat bu etki sınırlı kalmıştır. 2010 yılında Türkiye ekonomisinin hatırı sayılır derecede büyümüştür. 2010 sonrası dönemde ise Türkiye ekonomisinin zirve yaptığı yıllar olan 2013 ve 2014 yıllarında kişi başına düşen gelir yüksek gelirli ülke hedefine oldukça yakınlaşmıştır. 2015 yılından sonra ekonomideki yavaşlama gelir düzeyinin giderek azalmasına ve yüksek gelirli ülke hedefinden giderek uzaklaşılmasına neden olmuştur. 2020 yılında küresel ölçekte karşı karşıya kalınan üretim kaybı göz önüne alındığında ise bu düşüş trendinin devam edebileceği yönünde ciddi sinyaller vardır. Bu şartlar altında Türkiye’nin orta gelir tuzağı ile karşı karşıya olduğu konusunda önemli sinyaller vardır. Türkiye ekonomisinin dinamikleri değerlendirildiğinde, bu sürecin Türkiye’nin alt-orta gelir düzeyinde yakalandığı orta gelir tuzağı kadar uzun bir dönemi kapsamayacağı düşünülmektedir.
Türkiye’nin orta gelir tuzağında kurtulması için yapılması gerekenler, esasında orta gelir tuzağına neden olan faktörlerin iyileştirilmesine bağlıdır. Kısaca bunları açıklayalım.
Gelişmiş İmalat Sanayi: İmalat sanayi endeksi ile büyüme birlikte hareket eden göstergelerdir. İmalat sanayindeki katma değer, ekonomik büyümenin temel göstergeleri arasındadır. İmalat sanayinin yüksek katma değer üretmesi, sürdürülebilir bir ekonomik büyüme için elzemdir. Yüksek katma değerli gelişmiş bir imalat sanayi, Türkiye’nin orta gelir tuzağından çıkmasında lokomotif görevi görecektir.
Yüksek Yurt İçi Tasarruflar: İktisat teorisine göre sermaye birikiminin temelinde yurt içi tasarruflar vardır. Eğer yurt içi tasarruflar sermaye yatırımlarının altında ise o ekonomi bir tasarruf açığı sorunu ile karşıya demektir. Yurt içi tasarrufların yetersizliği sonucu oluşan tasarruf açığı durumunda ise yabancı sermayeyi yurt içine çekmek veya dışarıdan borçlanmak gerekecektir. Yurt dışı tasarruflar için belirli bir maliyetlere katlanmak gerekir. Yatırımları finanse etmenin en iyi yolu ise yurt içi tasarrufları arttırmaktır. İstikrarlı bir yatırım artışı ve dolayısıyla sürdürülebilir bir ekonomik büyüme için yurt içi tasarrufların arttırılması orta gelir tuzağından kurtulmak adına önem taşımaktadır.
Beşeri Sermaye ve Eğitim Yatırımları: Eğitim işgücünün bilgi, beceri, tecrübe ve kabiliyetini, daha net bir ifadeyle işgücünün niteliğini arttıran esas faktördür. Nitelikli
işgücü ise sürdürülebilir bir ekonomik büyümenin olmazsa olmazlarındandır. Orta gelir tuzağındaki ülkelerin sürdürülebilir büyüme için emeğin niteliğini arttıracak eğitim yatırımlarına önem vermeleri gerekir.
Ar-ge ve İnovasyon Faaliyetleri: Dünyadaki gelişmiş ülkelere bakıldığında, ileri teknolojinin bu ülkelerin ortak özelliği olduğu görülmektedir. Ar-ge ve inovasyon faaliyetlerini ciddiye alan ve bu faaliyetlere yoğun kaynak ayıran devletlerin teknolojik yapılarının ve üretim düzeylerinin diğer ülkelere göre daha nitelikli olduğu göz önüne alındığında, Türkiye’nin orta gelir tuzağından kurtulmak için ar-ge ve innovasyon faaliyetlerine daha fazla önem vermesi gerekir.
İhracat Deseni ve Yüksek Teknoloji İhracatı: İhracata dayalı büyüme stratejilerini benimseyen ülkelerde büyümenin önemli bir kaynağı da ihracata konu olan malların katma değeridir. Türkiye gibi ihracatın büyüme üzerindeki etkisinin oldukça yüksek olduğu ülkelerde ihracat deseninin yüksek katma değerli ürün ihracatına doğru iyileştirilmesi orta gelir tuzağından kurtulmak için önemli bir adımdır.
Güçlü Kurumsal Yapı: Tarih boyunca güçlü kurumsal yapılara sahip olan ülkelerin daha hızlı kalkınarak sürdürülebilir bir ekonomik büyümeyi yakaladıkları pek çok kez tecrübe edilmiştir. Güçlü kurumsal yapılar ekonomik faaliyetlerin daha sağlıklı işlemesine olanak sağlayarak ekonomik büyümeyi pozitif yönde etkileyecek ve orta gelir tuzağındaki ülkelerin bu tuzaktan hızla kurtulmalarına zemin hazırlayacaktır.