AÖF Soru Bankası

Ekonominin Güncel SorunlarıÜnite 1 Özeti

Dünya Ekonomisinde Yeni İş Birliği Arayışları:

İKT408U-EKONOMİNİN GÜNCEL SORUNLARI

Ünite 1: Dünya Ekonomisinde Yeni İş Birliği Arayışları:

Yeni İpek Yolu Projesi, BRICS ve Şangay İş Birliği Örgütü

Giriş

20. yüzyılın ilk yarısında iki dünya savaşı yaşanmış, savaşa giren ülkeler ağır tahribata uğramıştır. Savaştan sonra ABD liderliğinde, Avrupa’yı Sovyet tehdidine karşı korumak üzere 1949’da Kuzey Atlantik İttifakı (NATO) kurulmuştur. Türkiye NATO’ya 1952’de katılmıştır. Sovyetler Birliği (Rusya) liderliğinde de bu ittifaka (NATO’ya) karşı Doğu Avrupa, Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinin dâhil olduğu Varşova Paktı oluşturulmuştur.

1950’lerde başlayan silahlanma yarışı 1970’lerden itibaren bazı önemli anlaşmalarla yumuşatılmaya başlanmıştır. NATO ve Varşova Paktı üyelerinin yanı sıra 35 devlet arasında “Helsinki Nihai Senedi’’ imzalanmış, ülkeler dünya güvenliğinin siyasi prensiplerini korumak ve izlemek üzere Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatını (AGİT) oluşturmuşlardır. Sened dünya barışı ve güvenliği önemli katkı sağlamıştır.

1989’da Berlin Duvarı yıkılmış, 1990’da Varşova Paktı feshedilmiş ve 1991’de Sovyetler Birliği dağılmıştır. Böylece “İki Kutuplu Dünya Düzeni’’ sona ermiştir. NATO; Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra yeni tehditlere karşı dönüşüm sürecine girmişse de özellikle terörizm, etnik milliyetçilik, bölgesel krizler gibi tehditlerde fikir birliği oluşturamadığından etkisini kaybetmiştir. Birleşmiş Milletler, Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı (AGİT) gibi kurumlar dünya güvenliğini korumada yetersiz kalmaktadır.

Dünya güvenlik sisteminde yaşanan bu çöküş ekonomik sisteme de etki etmeye başlamıştır. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD ve Batı Avrupa, dünyaya rekabete dayalı serbest ticaret, mal ve hizmetlerin serbest dolaşımını esas alan liberal ekonomi sistemini dayatmaya başlamışlardır. Soğuk Savaş Dönemi’nde başlayan yumuşama ile küreselleşme de ivme kazanmış ve liberal ekonominin dünya da yerleşmesine katkı sağlamıştır. Rekabetin yoğunluk kazanmasıyla Batı sermayesi daha ucuz altyapı ve işçilikten yararlanmak ve kârlarını maksimize etmek üzere gelişmekte olan ülkelere kaymış ve bu ülkeler doğrudan yatırımlardan daha çok pay almaya başlamışlardır. Başta Çin, Hindistan, Güney Kore olmak üzere gelişmekte olan ülkeler yeni teknolojiler öğrenme, teknolojilerini geliştirme ve üretim sistemleri kurma alanında yetenek kazanmışlardır. Gelişmiş ülkelerden gelişme yolundaki ülkelere önemli oranda üretim kayması olmaya başlamıştır. Bu gelişmeler sonucu dünya ABD’ye ilave olarak Çin, Rusya ve Hindistan gibi ülkelerin de devreye girmesi ile çok kutupluluğa doğru evrim sürecine girmiştir.

Ekonomik alanda yaşanan bu değişim, gelişmiş ülkelerin ve özellikle ABD’nin güç kaybına yol açmış ve ABD’nin liberal ekonomik sistemin kurallarından da dönüş yapmaya başlamasına yol açmıştır. ABD, Çin başta olmak üzere ithalat yaptığı ülkelerin belli başlı mallarına gümrük tarifelerini artırmaya uygulama yoluna başvurmuştur. ABD aldığı diğer tedbirlerle 20.yüzyılın 2. yarısında

Batı’nın oluşturduğu liberalizmi (rekabete dayalı serbest piyasa ekonomi sistemi) işlemez hâle gelmiştir. ABD güvenlik konseptine ekonomik yatırımları da dâhil etmiş ve kendisine düşman gördüğü kişi, kurum ve devletlere yeni yaptırım kuralları getirmiştir. Küreselleşmeden dönüş, korumacılık, popülizm, milliyetçilik gibi gelişmeler mevcut dünya ekonomik sistemini de işlemez hâle getirmiştir.

21. yüzyılın ikinci çeyreği tamamlanırken dünya, güvenlik ve ekonomik alanda endişe verici bir değişim sürecine girmiştir. Bu alanda yaşanan karmaşada iki önemli faktör rol oynamaktadır. Birincisi; dünya güvenlik sisteminin, Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Soğuk Savaş’ın sona ermesi ile aşamalı olarak çökmesi ve kuralsızlık döneminin egemen olması, ikincisi ise 20. yüzyılda oluşan liberal ekonomik sistemin, küreselleşme sürecinde Gelişme Yolunda Ülkelerin (GYÜ) lehine ve Gelişmiş Ülkelerin (GÜ), özellikle de ABD’nin aleyhine gelişme trendine girmesidir.

Daha güvenli, istikrarlı ve huzurlu dünya için “Yeni Güvenlik Sistemi”ne ve güvenliğin bir parçası olan, küresel refahı gözeten Yeni Ekonomik Sistem’e ihtiyaç duyulmakta ve bu kapsamda yeni iş birlikleri devreye girmektedir.

Yeni İpek Yolu Projesi

Tarihi İpek Yolu’nun yeniden canlandırılması projesi ilk kez Eylül 2013’te Kazakistan’ın başkenti Astana’da bir toplantıda dile getirilmiştir. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping tarihi İpek Yolu’nun yeniden canlandırılarak bu hat üzerinde yeni ve modern bir ticaret ağının kurulmasını önermiştir. Kasım 2013’te Endonezya’da adı geçen projenin deniz ayağına değinen Şi Cinping, Güney Asya ülkeleriyle 21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu’nu yeniden oluşturmanın gerekliliğini vurgulamıştır. Cinping öncülüğünde temelleri atılan girişimler, “Bir Kuşak, Bir Yol” olarak anılırken, “kuşak” kelimesi, yeni İpek Yolu’nun kara ayağını, “yol” kelimesi ise söz konusu ağın deniz hattını ifade eder. Modern İpek Yolu olarak da anılan proje kapsamında ulaşım ve enerji ağlarıyla birlikte telekomünikasyon yoluyla küresel bir entegrasyon hedeflenmiştir. Proje kapsamındaki 69 ülke, dünya gayri safi milli hasılasının (GSMH) %42’sine, dünya nüfusunun % 64’üne ve bilinen enerji kaynaklarının % 75’ine sahiptir. Projenin Çin Halk Cumhuriyeti’nin 100. yılına (2049) yetiştirilmesi beklenmektedir.

1980’lerden itibaren, Deng Şiaoping dönemiyle birlikte dışa açılan Çin 2001’de Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) üye olmuş, 2008’de olimpiyatlara “Tek dünya, tek rüya” sloganıyla ev sahip yapmış, 2008 küresel finansal krizi sonrasındaki dönemden kazançlı çıkmıştır. Yüksek ekonomik büyüme oranlarını devam ettiren Çin yeni pazarlara ulaşmış ve Batı dünyasıyla gelişen bir karşılıklı- bağımlılık sürecine girmiştir.

Şi Cinping dönemiyle birlikte, Çin uluslararası sistem nezdinde bir “revizyonist güç” olarak tanımlanmaya


başlanmıştır. Tarihi İpek Yolu projesi, Çin’in ABD’nin karşısına Orta Doğu, Akdeniz ve Avrupa’daki faaliyetleri ve iş birliği mekanizmaları, Batı merkezli sistemin kurumlarına alternatif olarak geliştirilen yeni kurumlar ve askerî-teknolojik kapasitesini sağlamlaştırması, Çin’in dış politika arayışlarının araçları olarak görülebilir.

Kuşak-Yol Projesi’nin İlkeleri

Projenin ilkeleri şu şekildedir:

1. Proje öncelikle “barış içinde yaşamanın beş ilkesini” destekler 2. Proje öncelikle tarihi İpek Yolu bölgesini kapsar 3. Projesi, uyumlu ve kapsayıcıdır 4. Projesi, pazar operasyonlarına uyumludur 5. Proje karşılıklı fayda için çabalayacaktır.

Projenin çerçevesi ise şu şekildedir:

1. Çin hükümeti barışı ve iş birliğini, açıklığı ve kapsayıcılığı, karşılıklı öğrenmeyi ve karşılıklı faydayı savunmaktadır. 2. İpek Yolu Ekonomi Kuşağı Çin, Orta Asya, Rusya ve Avrupa’yı (Baltık Denizi) bir araya getirmeye; Çin’in Orta Asya ve Batı Asya boyunca Basra Körfezi ve Akdeniz’e bağlamaya ve Çin’i Güneydoğu Asya, Güney Asya ve Hint Okyanusu ile bağlamaya odaklanmıştır. 3. Proje, kara üzerinde, uluslararası ulaşım güzergâhlarından faydalanarak yeni bir “Avrasya Kara Köprüsü inşa etmeye ve Çin-Moğolistan- Rusya, Çin-Orta Asya-Batı Asya ve Çin-Hint Çin yarımadası ekonomi koridorlarını geliştirmeye odaklanmıştır. 4. “Kuşak-Yol” üzerindeki ülkelerin altyapısını geliştirmeleri ve kara-deniz-hava geçitlerinden güvenli ve etkin bir ağ oluşturarak ülkeler arasında bağlanabilirliği daha üst düzeye taşımaları, ticaret ve yatırım kolaylığını daha da arttırmaları, yüksek standartları karşılayacak şekilde serbest ticaret bölgeleri oluşturmaları, ekonomik bağları daha yakın bir şekilde sürdürmeleri ve siyasi güveni derinleştirmeleri, kültürel paylaşımı arttırmaları, halklar arasında karşılıklı anlayışı, barışı ve dostluğu teşvik etmeleri gerekmektedir.

Yeni İpek Yolu’nun Güzergahı

Projenin kara ayağını oluşturan İpek Yolu Ekonomi Kuşağı, Çin’den başlayarak, Kazakistan, Moğolistan, Rusya ve İran üzerinden Avrupa’ya ulaşacaktır. Bu noktada hat üzerinde kara ve demiryolu bağlantıları inşa edilirken, bölge ülkeleri ile ticareti artırıcı ve kolaylaştırıcı yatırımlar gerçekleştirilmektedir. Projenin deniz hattını oluşturan 21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu ise Çin’in Pakistan üzerinde inşa ettiği demiryolu ağlarına entegre edilerek, Umman Denizi ve Bengal Körfezi’ne açılan limanların bulunduğu yeni bir deniz ağı ortaya çıkarmaktır. Çin- Pakistan Ekonomik Koridoru olarak anılan bu hat, özellikle Pakistan ekonomisi için can suyu niteliğindedir.

Projeler tamamlandığında Asya’yı Avrupa’ya bağlayan kara hattı, deniz ağı ile Afrika’yı da içine alarak kıtaları birleştirecektir. İpek Yolu Projesi kapsamında adı geçen projeler, “Demir İpek Yolu”, “Kara İpek Yolu”, “Deniz İpek Yolu”, “Hava İpek Yolu” ve “Dijital İpek Yolu” olarak anılmaktadır.

İpek Yolu’nun Diğer Ülkelere Etkisi

Modern İpek Yolu tamamlandıktan sonra birçok devletin ticaret hacminde olumlu yönde değişim yaşanması beklenmektedir. Avrupa ülkeleri Çin’in Modern İpek Yolu projesi ile tek taraflı çıkara dayalı bir profil çizdiğini savunmaktadır. ABD ise Çin’in bu projeye zemin hazırlayan Şangay İş Birliği Örgütü ve BRICS gibi oluşumların hem uluslararası piyasalardaki Amerikan doları tekelini tehdit eden adımlarına, hem de ABD’nin küresel ticarette etkisini yitirmesine neden olan girişimlere şiddetle karşı çıkmaktadır.

Çok kutuplu bir dünya, ekonomide küreselleşme, kültürel çeşitlilik ve bilgi teknolojilerinin daha büyük çapta uygulanması yönündeki eğilimleri kucaklayan ortaklaşa Kuşak ve Yol inşa etme projesini, açık bölgesel iş birliği ruhuyla, küresel serbest ticaret rejimini ve açık dünya ekonomisini destekleyecek şekilde tasarlanmıştır. Kuşak ve Yol Projesi Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının ve bunların komşu kıyılarının birbirine bağlanabilirliğini arttırmayı, Kuşak ve Yol üzerindeki ülkeler arasında ortaklıklar kurmayı ve bu ortaklıkları güçlendirmeyi, çok boyutlu, çok sıralı ve karma bağlanabilirlik ağları oluşturmayı ve bu ülkelerde çeşitli, bağımsız, dengeli ve sürdürülebilir kalkınmalar gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır.

Modern İpek Yolu girişimi kapsamında Türkiye ve Çin arasında önemli iş birliği alanları oluşturulmuştur. Ankara- İstanbul hızlı tren projesi, Bakü-Tiflis-Kars demiryolu projesi, Edirne-Kars Hızlı Tren hattı projelerinin yanı sıra Zonguldak Filyos, İzmir Çandarlı ve Mersin limanlarında Türkiye- Çin iş birliği söz konusudur. Marmaray, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Avrasya Tüneli, İstanbul Havalimanı ve inşası devam Çanakkale Köprüsü’ne dair projelerde de iki ülke iş birliğini görmek mümkündür.

Modern İpek Yolu’nun tamamlanması hâlinde hat üzerinde yaşanacak hareketliliğin Türkiye ile Çin arasındaki ekonomik verilere olumlu yansıması beklenmektedir. İpek Yolu Projesinin tamamlanmasıyla Türkiye ile Çin ve diğer bölge ülkeleri arasında ulaşım kolaylığı sağlama ve karşılıklı ekonomik bağımlılık geliştirme anlamında ciddi kazanımlar beklenmektedir. Ayrıca İpek Yolu güzergâhı üzerindeki ülkeler arasında sermayelerin akışlarının gerçekleşmesi beklenmektedir.

BRICS Ülkeleri

BRICS terimi ise örgüte üye ülkelerin İngilizce isimlerinin baş harflerinin bir araya gelmesiyle oluşmaktadır (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika). BRICS oluşumu birçok alanda faaliyet gösteren bir kurumdur. Batı merkezli dünya ekonomisine güçlü bir alternatif


olarak ortaya çıkan BRICS ticaret savaşları, yaptırımlar, kur krizleri ve bölgesel güvenlik endişelerinin yükseldiği bir dönemde Batılı ülkelere kıyasla iş birliğine daha yatkın bir oluşum olarak kendini göstermektedir.

BRICS Ülkelerinin Genel Özellikleri

BRICS’i oluşturan ülkeler coğrafik olarak birbirlerine uzak olmalarına, farklı toplumsal ve kültürel yapılara sahip olmalarına karşın, bulundukları coğrafyaların ekonomik ve siyasi olarak söz sahibi önemli ülkeleridir. BRICS ülkeleri dünya nüfusunun %40’ına ve toplam GSYH’nin %25’ine, dünya yüzölçümünün yaklaşık %25’ine sahiptir. BRICS ‘in global ekonomik büyüme üzerindeki etkisinin %40’a ulaşacağı; 2050 yılına kadar da dünyanın başat güçleri arasında yerini alacağı yapılan öngörülerde sıklıkla ifade edilmektedir. BRICS üyesi ülkeler “Yükselen Güç” olarak adlandırılmaktadır.

Brezilya: Güney Amerika’nın en büyük ekonomisi ve en geniş topraklarına sahip ülkesidir. Brezilya dünyanın en büyük on ekonomisi arasında olmasının yanı sıra tarihsel, kültürel ve coğrafi açıdan Batı Avrupa’ya ve ABD’ye yakındır. Batılı özelliklere sahip tek ülke olmasına karşılık Atlantik veya Batı bloklarının temsilcisi de değildir. Brezilya GSYİH sıralamasında dünyada 8., büyüme hızı açısından dünyada 31., nüfus ve yüzölçümü değerleri sıralamasında dünyada 5. sıradadır. Brezilya Güney Yarımkürenin en geniş yüzölçümüne, Güney Amerika’nın en fazla nüfusuna sahip ülkesidir. BRICS ülkeleri arasında ise yüzölçümü, nüfus, ekonomik büyüklük ve büyüme hızı bakımından 3. büyük ülkedir.

Rusya: Dünyanın en geniş topraklarına sahip olan ve çok zengin doğal kaynaklar sayesinde önde gelen petrol ve doğalgaz üreticisi olarak birçok ülkenin (başta Avrupa ülkeleri olmak üzere) bağımlılık duyduğu bir ülkedir. Rusya GSYİH sıralamasında dünyada 6., büyüme hızı değerleri açısından 93. sırada nüfus büyüklüğü olarak 9. sıradadır. BRICS ülkeleri içinde nüfus büyüklüğü ve büyüme hızı değeri açısından 4. sırada; GSYİH sıralamasında ise 3. durumdadır. Hindistan: Güney Asya’daki en geniş yüzölçümüne sahip ülkesi olan Hindistan, büyük nüfusu ve bölgesel potansiyeli ile dikkat çekmektedir. Hindistan GSYİH açısından dünyada 4. sırada, büyüme hızı değerlerine göre 5. sırada, nüfus büyüklüğüne göre 2. sırada, yüzölçümü olarak 7. sırada bulunmaktadır. BRICS ülkeleri içinde; GSYİH ve nüfus sıralamasına göre 2. sırada, coğrafi büyüklük olarak 4. sırada yer almakta olup en ayırt edici özelliği, büyüme hızının BRICS ülkeleri içindeki en yüksek ülke olmasıdır. Hindistan geleceğin dünyanın cazibe merkezlerinden biri olarak öngörülmektedir.

Çin: BRICS’in en dikkat çekici ülkesidir ve önemi sürekli artmaktadır. Çin, nüfus büyüklüğü bakımından dünyada birinci sırada GSYİH ve toprak büyüklüğü bakımından dünyada ikinci sırada, büyüme hızı değerleri açısından altıncı sıradadır. BRICS ülkeleri arasında Çin; GSYİH bakımından birinci sırada, toprak büyüklüğü olarak ikinci sıradadır. Dünya siyasetinde de ağırlığını arttıran Çin

bütün bu özellikleri açısından mevcut potansiyelini etkin kullanabildiği takdirde dünyanın en büyük ekonomisi olmaya en büyük aday ülkedir.

Güney Afrika Cumhuriyeti: BRICS’e en son katılan Güney Afrika Cumhuriyeti diğer BRICS üyesi ülkelerle kıyaslanamayacak ölçüde düşük değerler sergilemektedir. Güney Afrika Cumhuriyeti GSYİH, nüfus ve toprak büyüklüğü değerlerine göre dünyada 25. sırada, büyüme hızı oranlarına göre yüz 18. sıradadır. BRICS ülkeleri arasında da her bir değerlendirme unsur açısından sonuncu sıradadır.

BRICS’in Amacı ve Etki Alanı

BRICS üye ülkeler arasındaki ticari, siyasi ve kültürel iş birliğini teşvik etmeyi hedefleyen oluşum, bölgesel ve küresel güvenliğin sağlanmasında da etkili bir tartışma platformu görevi görmektedir. Dünya ekonomisinin %23,5’ini oluşturan BRICS ülkeleri uluslararası finans kuruluşlarında aktif olarak rol almalarına rağmen ekonomik büyüklüklerine göre oy oranlarına sahip değildir. BRICS Dünya Bankası ve IMF gibi kuruluşlardaki adaletsizliği ve geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerin gerekli finansal imkânlardan yoksun olmalarını eleştirmektedir.

BRICS batılı ülkelere kıyasla iş birliğine daha yatkın bir oluşum olarak kendini gösterse de kurumsallaşma ve oluşuma yeni üyelerin kazandırılması konusunda eksiklikleri bulunmakta ve BRICS’in değişen konjonktüre göre kendini konumlandırması gerekmektedir.

BRICS Grubunun Geleceği

BRICS ülkeleri arasındaki ikili ilişkiler eşitlikçi bir zemin üzerinde yükselirken, pek çok ülke (Afganistan, Arjantin, Lübnan, Endonezya, Meksika ve Türkiye vd) teşkilata tam üye olma konusunda girişimlerde bulunmaktadır. Tüm bu gelişmeler ışığında önümüzdeki dönemde, küresel ekonomide daha etkili ve kapsamlı bir organizasyon olarak öne çıkması beklenen BRICS’in piyasalardaki tekelleşmeye son vermesi de beklenmektedir.

Son on yıllık süreçte dünya ekonomisinden aldığı payı %12’den %23’ün üzerine çıkaran BRICS ülkeleri bölgesel barış çalışmalarına hem resmi hem de eylemsel olarak destek vermektedir. Batılı ülkelerinde Küresel Finans Krizi sonrası düşen gelir seviyesinin yarattığı hoşnutsuzluk, iç siyasi çekişmeler ve kronik ekonomik sorunlar gibi nedenlerle birlikte hareket edememesi BRICS ülkelerinin uluslararası arenada daha fazla görünür olmasını sağlamaktadır.

BRICS ve Türkiye

Türkiye’nin son dönemde AB ve ABD ile yaşadığı hassas ilişkiler, yeni alternatifleri gündeme getirmiştir. BRICS ülkelerinin sağlayacağı proje ve fonlardan yararlanmak amacıyla Türkiye’nin süratle gruba tam üye olmak için gerekli adımları atması gerektiği vurgulanmaktadır. Türkiye 2018’deki BRICS Liderler Zirvesi’ne özel davetli olarak katılmıştır. Değişen ve dönüşüm içinde olan küresel


ekonomik ve siyasi yapı içinde önemli bir yer edineceği belli olan BRICS gibi oluşumlarda Türkiye’nin daha adil, kapsamlı ve eşit bir ortaklık ilişki çerçevesinde yer alması faydalı olacaktır. Türkiye’nin ABD ve AB tarafından siyasi ve ekonomik müdahaleler karşısında manevra alanı kazanmasında BRICS, Avrasya Ekonomi Birliği ve ŞİÖ tarzı oluşumlar önemlidir.

Şangay İş Birliği Örgütü

Rusya, Çin, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın aralarındaki sorunları çözmek ve bölgesel işbirliğini geliştirmek vb ortak hedeflere ulaşmak için 1996’da kurdukları Şanghay Beşlisi, 2001’de Özbekistan’ın da katılımı ile Şangay İşbirliği Örgütü’ne dönüşmüştür. ŞİÖ’ye Hindistan ve Pakistan’ın katılımı ile üye sayısı 8’e yükselmiş, İran, Afganistan, Moğolistan ve Belarus teşkilatta gözlemci ülkelerdir. Türkiye, Azerbaycan, Kamboçya, Sri Lanka, Ermenistan ve Nepal ise diyalog ülkeleridir.

Şanghay İş Birliği Örgütü’nün Yapısı

ŞİÖ’nün iç politikası, karşılıklı güven, karşılıklı yarar, eşitlik, karşılıklı danışma, kültürel çoğulculuğa saygı, birlikte kalkınma prensiplerine dayanır. ŞİÖ ilk üyeleri arasında yüzölçümü, nüfusu, gayrisafi millî hâsılası ve uluslararası politikada etki derecesi bakımından aralarında çok az benzerlik vardır. ŞİÖ üyeleri geleneksel olmayan güvenlik anlayışı çerçevesinde, uluslararası terörizm, etnik ve dinî ayrımcılığa karşı mücadele etmeyi hedeflemektedir.

Devlet Başkanları Konseyi, ŞİÖ’nün en yüksek organıdır. ŞİÖ’nün temel aktivitelerini belirleme ve yönlendirme, hedeflerini tanımlama gibi amaçları bulunur. Hükümet Başkanları Konseyi’nin en önemli görevi ŞİÖ bütçesini kabul etmektir. Diğer organlar ise Dışişleri Bakanları Konseyi, Bakanlar Konferansı, Ulusal Koordinatörler Konseyi ve Sekretarya’dır. ŞİÖ’nün organizasyon-teknik ve bilgi servisi faaliyetlerini yürüten ve sürekli çalışan yürütme organı olan Sekretarya, Pekin’dedir. Bölgesel Anti-Terörizm Merkezi, ŞİÖ’nün en önemli organlarındadır.

Türkiye’nin Şanghay İş Birliği Örgütü ile İlişkileri

Ekonomik ve siyasi olarak Türkiye için en önemli ortak hâlâ AB olsa da Türkiye’nin geleceği için yeni dış politika ve strateji seçeneklerini değerlendirilmesi de çok önemlidir. ŞİÖ de bu kapsamdaki alternatifler arasındadır. 2005’de Türkiye Rusya’ya ŞİÖ’ye girmek istediğini belirtmiş ve Kazakistan’da bu girişimi desteklese de Çin soğuk bakması nedeniyle herhangi gelişme olmamış, 2011’de üyelik başvurusu yenilenmiş, 2012’de Türkiye’ye “diyalog ortağı”, statüsü verilmiştir. Görüldüğü gibi ŞİÖ’ye üyelik konusunda en büyük engel Çin’dir.

Türkiye, birçok ülke ve entegrasyon ile ticari ilişkilerini geliştirebilecek coğrafi konuma sahiptir. Bu avantajları kullanarak Türkiye’nin dış ticaretini farklı partnerle çeşitlendirmesi, ekonomik büyümesine katkıda

bulunacaktır. Ayrıca dış ticarette tek bir ülke ve/veya ülke grubuna bağımlı olmanın dezavantajlarını da en aza indirmesine fayda sağlayacaktır. ŞİÖ, Türkiye’nin ticari ilişkilerini geliştirmeye yöneldiği oluşumlardan biridir. ŞİÖ ülkelerinin AB ile yapılan ticarete bir alternatif oluşturabilmekten henüz çok uzakta olduğunu belirtmek gerekir. İpek Yolu’nun yeniden canlandırılması sürecinde Türkiye ve Çin arasında pek çok iş birliği yapılmasına karşılık bu iş birliğinin önünde iki ülkenin birbirini yeterince tanımaması, İpek Yolu’nun canlandırılması konusundaki olası anlayış farkları, jeopolitik faktörler ve Uygur meselesine farklı yaklaşımlardan kaynaklı bazı zorluklar mevcuttur.

Türkiye’nin Orta Koridor Girişimi

Orta Koridor, Türkiye’den başlayıp demiryolu ile sırasıyla Gürcistan, Azerbaycan, Hazar Denizi’nden feribot ile Türkmenistan, Kazakistan ve Çin’e uzanan bir ekonomik koridordur. Orta Koridor ciddi bir taşıma potansiyeline sahiptir. Avrupa ile Çin arasındaki ticaret trafiğinin bir bölümünün bu rota üzerinden yapılacağı göz önünde bulundurulduğunda, Orta Koridor’un aktif bir şekilde kullanılmasıyla, Türk Cumhuriyetleri ve Türkiye için çeşitli ekonomik fırsatlar doğmaktadır.

Orta Koridor’un aktif bir şekilde kullanılabilmesi için Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan limanlarında gerekli altyapı yatırımlarının tamamlanması, ülkeler arası transit geçiş ve ücret anlaşmalarının imzalanması ve demiryolu ağındaki teknik eksikliklerin giderilmesi gerekmektedir. Ayrıca, Orta Koridor rotasının aktif olarak kullanılabilmesi için ana arterlerdeki eksik kısımların mega projelerle tamamlanması, güzergâh üzerinde intermodal ulaştırma olanaklarının teşvik edilmesi, sınır geçişleri başta olmak üzere, güzergâh üzerindeki engellerin ortadan kaldırılması, lojistik ve koridor yönetimi kapasitesinin artırılması, bölgesel sahiplenme duygusunun pekiştirilmesi, bölgesel barış ve ekonomik kalkınmaya katkıda bulunulması gerekmektedir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında