Türkiye, enerji zengini Hazar Havzası ve Orta Doğu ülkeleri ile enerji tüketicisi Avrupa ülkeleri arasında doğal bir enerji köprüsü görevi görmektedir. Petrol ve doğal gaz boru hatları, Türkiye üzerinden geçerek Avrupa’ya ulaşmakta ve bu durum, Türkiye’ye enerji güvenliği açısından stratejik bir önem kazandırmaktadır. Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) petrol boru hattı ve TANAP (Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı) gibi projeler, Türkiye’nin bu alandaki Türkiye-AB ilişkileri; coğrafi, siyasi, ekonomik rolünü pekiştirmektedir. Bu projeler, AB’nin enerji kaynaklarını çeşitlendirmesi ve Rusya’ya olan bağımlılığını azaltması açısından da önem taşımaktadır.
Giriş ve Kavramsal Çerçeve
- 20 soru-cevap
- Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkileri
Türkiye'nin, özellikle Orta Doğu ve Afrika’dan Avrupa’ya yönelen göç hareketlerinin güzergâhında bulunduğu düşünüldüğünde bu alandaki iş birliğinin ve aynı zamanda gerilimin örneği olan anlaşmanın ismi nedir?
Türkiye'nin, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Batı ittifakının bir parçası olmasını ve Batı ile siyasi bağlarını daha da güçlendirmesini sağlayan gelişmeler nelerdir?
Türkiye, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Batı ittifakının bir parçası olmuştur. 1952’de NATO’ya üye olarak Soğuk Savaş Dönemi’nde Sovyetler Birliği’ne karşı stratejik bir rol oynamıştır. 1963’te Ankara Anlaşması ile AET ile ortaklık ilişkisi kurması ve 1999’da AB’ye aday ülke olarak kabul edilmesi, Batı ile siyasi bağlarını daha da güçlendirmiştir.
AB, Türkiye’nin açık ara en büyük ticaret ortağıdır. Türkiye’nin toplam dış ticaretinin yaklaşık yarısı AB ülkeleriyle gerçekleşmektedir. Gümrük Birliği, ikili ticaret hacminin artmasında önemli bir rol oynamıştır. 1996’dan günümüze, Türkiye’nin AB’ye ihracatı ve AB’den ithalatı önemli ölçüde artmıştır.
Erasmus+ gibi programlar, Türk ve Avrupalı gençler arasında karşılıklı anlayışın ve kültürel bağların güçlenmesine katkı sağlamaktadır. Bu programlar, ön yargıların kırılması ve ortak bir Avrupa kimliğinin oluşumu açısından büyük önem taşımaktadır. Ancak bu programların kapsamı ve etkisi, siyasi ilişkilerdeki dalgalanmalardan etkilenebilmektedir. Vize engelleri ve bütçe kısıtlamaları, bu programların etkinliğini sınırlayabilmektedir.
9 Mayıs 1950’de Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman tarafından açıklanan ve Avrupa entegrasyonunun temellerini oluşturan Schuman Deklarasyonu'nun kapsamı ve amacı nedir?
Avrupa entegrasyonunun temelleri, 9 Mayıs 1950’de Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman tarafından açıklanan Schuman Deklarasyonu ile atılmıştır. Schuman, Fransa ve Almanya arasında kalıcı barış için, bu iki ülkenin kömür ve çelik üretiminin uluslarüstü bir otoritenin denetimine bırakılmasını önermiştir. Kömür ve çelik, savaş sanayisinin temel girdileri olduğu için, bu sektörlerin ortak yönetimi, Fransa ve Almanya arasında yeni bir savaşın çıkmasını önlemede önemli bir adım olarak görülmüştür.
1957’de, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu'na (AKÇT) üye altı ülke tarafından Roma Antlaşmaları imzalanmıştır. Bu antlaşmalarla, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (EURATOM) kurulmuştur.
Yukarıda ifade edilen AET ve EURATOM topluluklarının kuruluş amaçları nelerdir?
• Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET): AET, ortak bir pazarın oluşturulmasını, malların, hizmetlerin, sermayenin ve kişilerin serbest dolaşımını hedeflemiştir. Ortak tarım, ortak ticaret ve rekabet politikası gibi ortak politikaların geliştirilmesi için zemin hazırlamıştır.
• Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (EURATOM): EURATOM ise, nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla geliştirilmesi ve nükleer enerji alanında üye ülkeler arasında iş birliğinin sağlanması amacıyla kurulmuştur.
1992’de imzalanan Maastricht Antlaşması, Avrupa entegrasyon sürecinde bir dönüm noktası olmuş ve Avrupa Birliği’ni (AB) resmen kurmuştur.
Maastricht Antlaşması, ayrıca, Ekonomik ve Parasal Birliğin (EPB) kurulmasını ve ortak para birimi avronun yürürlüğe girmesini öngörmüştür. Antlaşma, Avrupa vatandaşlığı kavramını getirmiş ve Avrupa Parlamentosunun yetkilerini arttırmıştır.
Bu genişleme dalgası, iki aşamada gerçekleşmiştir. 2004 yılında, on Orta ve Doğu Avrupa ülkesi (Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya, Estonya, Letonya, Litvanya, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Malta) AB’ye katılmıştır.
2007 yılında ise Bulgaristan ve Romanya’nın katılımıyla genişleme tamamlanmıştır. Bu genişleme dalgası, AB tarihindeki en büyük genişlemedir ve Avrupa’nın Soğuk Savaş sonrası bölünmüşlüğüne son vererek kıtanın bütünleşmesi açısından tarihî bir adım olmuştur.
1993 yılında Kopenhag’da gerçekleştirilen Avrupa Konseyi Zirvesi’nde belirlenen ve aday ülkelerin AB’ye tam üye olabilmeleri için karşılamaları gereken asgari koşulları tanımlayan Kopenhag Kriterleri'nin önemi ve etkisi nasıl açıklanabilir?
Kopenhag Kriterleri, AB’nin genişleme politikasının temelini oluşturmakta ve aday ülkelerin üyelik yolunda gerçekleştirmesi gereken reformlar için bir yol haritası işlevi görmektedir. Bu kriterler, aday ülkelerde demokratikleşme, hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, insan haklarının korunması, piyasa ekonomisinin geliştirilmesi ve AB ile uyumun sağlanması gibi alanlarda önemli ilerlemeler kaydedilmesini teşvik etmiştir. Kriterler, AB’nin genişleme sürecinde bir “koşulluluk” (conditionality) politikası izlemesini sağlamış, reformların gerçekleştirilmesini AB’nin sağlayacağı mali yardımlar ve üyelik müzakerelerindeki ilerlemeler gibi teşviklere bağlamıştır.
Neofonksiyonalizm, Avrupa entegrasyonunu açıklamak için geliştirilen ilk ve en etkili teorilerden biridir. Ernst Haas, Leon Lindberg ve Philippe Schmitter gibi düşünürler tarafından 1950’ler ve 1960’larda geliştirilen bu teori, entegrasyonun, başlangıçta teknik ve işlevsel alanlarda (örneğin, kömür ve çelik üretimi gibi) başlayan iş birliğinin, zamanla ekonomi ve siyasetin diğer alanlarına doğru yayılacağını (spill-over effect-yayılma etkisi) savunmaktadır. Ernst B. Haas öncesi işlevselcilik, David Mitrany’nin çalışmalarıyla özdeşleşen ve uluslararası iş birliğinin teknik ve işlevsel alanlarda başlaması gerektiğini savunan bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım, neofonksiyonalizmden önce gelir ve ona zemin hazırlamıştır.
Kopenhag Okulu, güvenlik çalışmalarına yeni bir bakış açısı getiren ve Barry Buzan, Ole Waever ve Jaap de Wilde gibi isimlerle özdeşleşen bir yaklaşımdır. Kopenhag Okulu, güvenliği sadece askerî tehditler açısından değil, aynı zamanda siyasi, ekonomik, toplumsal ve çevresel boyutlarıyla da ele alır ve güvenlikleştirme (securitization) kavramına odaklanır.
Temel Kavramları
• Güvenlikleştirme: Bir konunun, bir aktör tarafından varoluşsal bir tehdit olarak sunulması ve bu tehditle mücadele etmek için olağanüstü tedbirlerin alınmasının meşrulaştırılması sürecidir.
• Güvenlikleştiren Aktör: Bir konuyu güvenlik konusu hâline getiren aktördür (devlet, hükümet, lider vb.).
• Referans Nesne: Tehdit edildiği iddia edilen değer veya varlıktır (devlet, toplum, kimlik vb.).
• İşlevsel Aktör: Güvenlikleştirme sürecinden etkilenen ve sürece dahil olan aktörlerdir.
• Güvenlik Sektörleri: Askerî, siyasi, ekonomik, toplumsal ve çevresel olmak üzere farklı güvenlik alanlarıdır.
AB Çok Düzeyli Yönetişim Yapısı'nın düzeyleri ve her düzeyin kapsadığı bileşenler nelerdir?
AB Düzeyi: Avrupa Komisyonu, Avrupa Parlamentosu, AB Konseyi, Avrupa Adalet Divanı, Diğer AB Kurumları
Ulusal Düzey: Ulusal Hükümetler, Parlamentolar, Bakanlıklar, Ulusal Kurumlar, Düzenleyici Otoriteler
Bölgesel Düzey: Bölgesel Yönetimler, Kalkınma Ajansları, Bölgesel Örgütler, Bölgesel İş Birlikleri
Yerel Düzey: Belediyeler, Yerel İdareler, Kent Konseyleri, Yerel Örgütler, Sivil Toplum Kuruluşları
Hükûmetler arasıcı yaklaşım, Türkiye-AB ilişkilerini, üye devletlerin (örneğin; Fransa, Almanya, Yunanistan) Türkiye’nin üyeliğine yönelik tutumlarının ve ulusal çıkarlarının, sürecin seyrini belirlemede önemli rol oynadığı gerçeğiyle açıklamaktadır. Özellikle, Kıbrıs sorunu, Fransa ve Almanya’daki iç siyasi dinamikler (örneğin, Türkiye karşıtı kamuoyu ve yükselen aşırı sağ) ve bazı üye ülkelerdeki Türkiye’nin üyeliğine yönelik çekinceler (örneğin, kültürel farklılıklar, göç endişeleri), üyelik müzakerelerinin ilerlemesini engellemiştir. Hükûmetler arasıcı perspektife göre, AB’nin genişleme politikası, üye ülkelerin stratejik, ekonomik ve iç siyasi çıkarları tarafından şekillendirilmekte ve Türkiye’nin üyeliği de bu çıkarlar doğrultusunda değerlendirilmektedir.
Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi/AB Zirvesi, AB Konseyi, Avrupa Komisyonu, Avrupa Birliği Adalet Divanı, Avrupa Merkez Bankası, Avrupa Sayıştayı
Avrupa Parlamentosu'nun (AP) temel görevleri nelerdir?
Yasama: Konsey (Bakanlar Konseyi) ile birlikte olağan yasama usulü çerçevesinde AB mevzuatını (yönergeler, tüzükler, kararlar) kabul eder.
Bütçe: AB bütçesini onaylar, Çok Yıllı Mali Çerçeve (MFF) müzakerelerinde Konsey ile eşit yetkilere sahiptir.
Konsey, üye devletlerin hükûmetlerini temsil eden kurumdur ve her üye devletten ilgili politika alanından sorumlu bakan düzeyinde katılım sağlanır. Konsey, ele alınan konuya göre on farklı konfigürasyonda toplanır: Genel İşler, Dış İlişkiler, Ekonomik ve Mali İşler (ECOFIN), Tarım ve Balıkçılık, Adalet ve İçişleri vb.
Avrupa Komşuluk Politikası, AB’nin doğu ve güneyindeki 16 komşu ülkeyi (Cezayir, Ermenistan, Azerbaycan, Beyaz Rusya, Mısır, Gürcistan, İsrail, Ürdün, Lübnan, Libya, Fas, Moldova, Filistin, Suriye, Tunus ve Ukrayna) kapsayan bir iş birliği çerçevesidir.
Asya-Pasifik ile Stratejik Ortaklıklar kapsamında Avrupa Birliği'nin Çin ile ilişkilerinin kapsamı ve içeriği nedir?
AB-Çin ilişkileri, 2003 yılından bu yana “Kapsamlı Stratejik Ortaklık” çerçevesinde yürütülmektedir. Bu ilişki, iklim değişikliği, ticaret, yatırım ve teknoloji gibi alanlarda hem iş birliğini hem de rekabeti içerir. AB, Çin’in insan hakları ihlalleri ve adil olmayan ticaret uygulamaları konusundaki endişelerini dile getirirken ekonomik ve küresel konularda iş birliğini sürdürmeye çalışmaktadır. AB-Çin Yatırım Anlaşması müzakereleri ise Avrupa Parlamentosu tarafından dondurulmuş durumdadır.