İKT313U-KAMU EKONOMİSİ I
Ünite 5: Ortak Mallar
Ortak Malların Tanımı
Ortak mallar farklı yazarlarca değişik şekillerde tanımlanmıştır:
• Sekera (2016)’ya göre devletin korumakla yükümlü olduğu doğal mallar ve kamusal varlıklar ortak mallardır. • Rutherford (2015)’e göre ortak mallar, bir topluluğa veya topluluklara sosyal veya ekonomik faydalar sağlayan doğal veya insan yapımı kaynaklardır. • Staveren (2015)’in tanımına göre ortak mallar, topluluklar tarafından kullanılan, sahip olunan veya korunan ortaklaşa mallardır. • Dorman (2014) ortak malları insan ekonomileri tarafından, geleneksel anlamda sahip olunmaktan çok paylaşılarak kullanılan bir dizi kaynak şeklinde ifade etmektedir. • Anderies ve Janssen (2013)’e göre ortak mallar üzerinde özel mülkiyet haklarının oluşturulmadığı kaynaklardır. • Goodwin vd. (2009) ortak malları tanımlanmış bir grubun toplu olarak sahip olduğu kaynaklar biçiminde tanımlamaktadır. • Holzinger (2008) ise ortak malları tamamen özel olmayan tüm mallar olarak geniş bir biçimde tanımlamıştır.
Ortak Malların Sınıflandırması
Ortak mallar faydalarının yayıldığı coğrafi alanın büyüklüğüne göre yerel, ulusal veya küresel ortak mallar olarak sınıflandırılabilir. Ancak Hess (2008) daha geniş bir sınıflandırma yaparak ortak malları sekiz kategoride sınıflandırmıştır. Sözkonusu kategoriler şöyledir: kültürel ortak mallar, tıbbi ve sağlık ile ilgili ortak mallar, komşuluk ile ilgili ortak mallar, altyapısal ortak mallar, geleneksel ortak mallar, bilgi ile ilgili ortak mallar, piyasa ile ilgili ortak mallar, küresel ortak mallar. Örneğin; tarım, ormanlar, balıkçılık, otlaklar, yaban hayatı. Küresel ortak malların faydaları tüm ülkelere, insanlara ve nesillere yayılan mallardır. Bu tanıma göre, atmosfer, Antarktika kıtası ve elektromanyetik spektrum örnek olarak verilebilir. Bilgi ile ilgili ortak mallar, birçok açıdan dijital ile ilgili mallardır. Dijital uçurumun azaltılması, eğitim, fikri mülkiyet hakları, telif hakkı, özgür ortak mallar, patentler, katılımcı üretim bu tür mallar arasında sayılabilir. Kültürel ortak mallar moda, kültürel miras, diller, edebiyat, müzik, tarihsel bellek, spor faaliyetleri ve turizm gibi ortak mallardan oluşmaktadır. Tıbbi araştırmalar, aşı ve ilaç geliştirme gibi faaliyetleri de bu alandaki ortak mallar olarak nitelendirilir. Piyasa ile ilgili ortak mallar, kapitalizm ve armağan ekonomileri gibi malları kapsamaktadır. Komşuluk ile ilgili mallar, birbirlerine yakın yaşayan insanların yerel bir kaynağı güçlendirmek ve korumak için bir araya geldiği kentsel ve kırsal mallardır. Altyapısal ortak mallar, insanlar
tarafından kamusal tüketim için yapılan fiziksel kaynak sistemleridir.
Ortak Malların Özellikleri
Ortak malların karakteristiği şöyledir:
Özel veya Kamusal Sahipliğin Yokluğu
Ortak mallarda geleneksel anlamda özel veya kamusal sahiplik yoktur. Ancak, bazen devletler bu malların sahipleriymiş gibi davranırlar ve bazı kurallar koyarlar. Örneğin, devletler kıyılardaki balık sürülerinin veya ormanlardaki yaban hayvanlarının sahibi olmamalarına rağmen, ne kadar balık yakalanabileceğine veya ne kadar yaban hayvanı avlanabileceğine ilişkin kısıtlamalar getirerek bu hayvanların nüfusunun önemli ölçüde azalmasını engeller.
Özel veya Kamusal Sahipliğin Uygun Olmayışı
Ortak malların çoğunda sahiplik olmadığı gibi, bu mallarda geleneksel anlamdaki sahipliği oluşturmak da zor olabilir. Birçok ortak malın tanımlanabilir sınırları dahi yoktur. Örneğin, suyun döngüsü; dünyanın her yerinde su veya su buharı bulunur ve bunların bir döngüsü vardır. Bu döngünün bir sahibi olsaydı bile bu sahip bu döngüyü kontrol edemezdi.
Vazgeçilemeyecek Hizmetler Olmaları
Zaman zaman dünyanın ekosisteminin ve diğer doğal kaynaklarının ekonomik değerine ilişkin bazı hesaplamalar yapılmış olsa bile, bu tür hesaplamalar açık bir şekilde yanlıştır. Çevrenin tam bir ikamesi yoktur. Ona az ya da çok zarar vermiş olabiliriz ancak, bütün bir sistem olarak o olmadan hayatta kalmak olanaklı değildir. Ortak malların birçoğu için bunu söylenebilir. Besin ögesi döngüsü veya su döngüsü olmadan yapamayız; insanlar olarak diller ve diğer paylaştığımız değerler olmadan faaliyette bulunamayız; neredeyse modern ekonomilerin tüm yapısı bilim insanlarının biriktirdiği bilgiye dayalıdır. Dolayısıyla, ortak mallara paha biçilemez.
Kendi Kendine Üretim
İnsanlık tarihi ile ilgili zamanı aşan şekilde, atmosfer ve okyanuslar insanların bir desteği olmaksızın kendi kendilerini iyi bir biçimde devam ettirmişlerdir. Biyolojik çeşitlilik yavaş yavaş değişen doğal çevreye karşı kendini yeniler. Kültürel/sosyal ortak mallar olarak diller genelde nasıl konuşulacağını ve yazılacağını kontrol eden resmi bir örgüte gereksinim duymaksızın gelişir ve daha karmaşık hale gelirler. Bilim gibi bazı kültürel ortak varlıklarda ekonomik kaynakların daha fazla kullanılması büyüme oranını artırabilir. Çoğu durumda, ortak malların korunması demek onların dışsal bir etkiye maruz kalmadan kendiliğinden faaliyet göstermesine izin verilmesi demektir.
Ortak Malların Analizinde Etkili Olan Modeller ve Eleştirel Yaklaşım
Ortak malların analizinde etkili olan üç model vardır: ortakların trajedisi, tutuklu ikilemi ve kolektif eylem
mantığı. Ostrom’un yaklaşımı ise bu modellerin eleştirisi niteliğinde bir yaklaşımdır.
Ortak Malların Trajedisi
Ortak malların ekonomik analizi ilk kez biyolog Garrett Hardin tarafından 1968 yılında “ortak malların trajedisi” başlıklı çalışmayla yapılmıştır (Hardin, 1968). Hardin’in modelinde mal varlığı haklarının, daha açık bir deyişle malın faydası üzerindeki yasal hakların, hiçbir bireye veya gruba verilmediği mallar ortak mallar olarak nitelendirilirler. Bu malların faydasından tüm bireyler herhangi bir kısıtlamaya uğramaksızın sınırsız olarak yararlanırlar. Malların faydasının herkese açık olması nedeniyle, tek bir birey bu mallardaki kendi hakkını satma olanağına sahip değildir. Bu açıklık ve kısıtlama yokluğuna bağlı olarak ortak mallar bireylerin bu malları aşırı kullanması sonucunda zarar görmektedir.
Hardin ortakların trajedisine son vermek için iki çözüm yolu önermektedir: mülkiyet hakkı oluşturmak ve böylece kaynağa erişimi kısıtlayacak önlemlerin alınmasını sağlamak veya aşırı kullanımdan alıkoyacak devlet müdahalesi. Literatürde daha çok ikinci seçenek üzerinde durulmuş ve devletin ortak malları korumak için çeşitli düzenlemeler yapması gerektiği vurgulanmıştır.
Tutuklu İkilemi
Oyun teorisinin en bilinen strateji oyunu tutuklu ikilemi adıyla bilinen oyundur. Bu oyun iki tutuklunun suçları kanıtlanamadığında onları birbirlerine düşürerek sonuç almaya yarayan bir senaryodan oluşur. Merrill Flood ve Melvin Dresher’in 1950’lerde geliştirdiği bu stratejinin amacı tutukluları ikileme düşürerek kendileri için en doğru olan kararı vermelerini engellemektir.
Kolektif Eylem Mantığı
Mancur Olson tarafından 1965 yılında ortaya atılan bu model, bireylerin ortak bir refahın peşinde koşmasının zorluğunu ifade etmektedir. Bu model, bir gruptaki birey sayısı çok az olmadıkça veya zorlama veya benzeri bir özel araç ortak çıkarları için bireyleri harekete geçirmedikçe, akılcı ve çıkarcı bireylerin kendi ortak veya grup çıkarlarına ulaşmak için harekete geçmeyeceklerini vurgular (Olson, 1965).
Elinor Ostrom’a göre, ortakların trajedisi, tutuklu ikilemi ve kolektif eylem mantığı birbirlerine yakın kavramlar olup, bireylerin kolektif faydalar elde etmeye çalışırlarken karşılaştıkları sorunlarla ilgilidirler. O’na göre, bu modellerin her birinin merkezinde bedavacılık sorunu vardır. Bir bireyin diğerlerinin sağladığı faydalardan dışlanamaması durumunda, her birey ortak çabaya katkı vermek için değil, başkalarının çabasından bedava yararlanmak için motive olur. Tüm bireylerin bedavacılığı tercih etmesi durumunda ise ortak fayda üretilemeyecektir.
Ostrom’un Yaklaşımı
Ostrom, yukarıdaki modelleri eleştirir; politikaların temeli olarak mecazi olarak kullanıldığında, dışsal otoriteler değiştirmedikçe, analiz amacıyla belirlendiği varsayılan
kısıtlamaların deneysel olarak sabitlendiği inancına dayalı oldukları için çok tehlikelidirler.
Ostrom, daha önceki modellerin sonucu olarak ortaya konan; özelleştirme aracılığıyla mülkiyet haklarının oluşturulması ya da devlet müdahalesi gibi çözümlerin dışında da çözümler olduğunu ileri sürer. Ostrom, kullanıcılarının kendi kendilerine organize olarak yönettikleri çok merkezli sistemlerde ortak malların kullanımına ilişkin kurumsal mekanizmalar oluşturulursa, ortak malların kullanımında trajedi yerine fırsatların ortaya çıkabileceğini belirtmektedir.
Bazı Alternatif Ekonomik Yaklaşımlarda Ortak Mallar
Ortak mallar uzun bir süre neoklasik ekonomik düşüncenin hakimiyeti altında kalmıştır. Bu çerçevede, ortakların trajedisi, tutuklu ikilemi ve kolektif eylem mantığı modelleri ortak malların analizinde başvurulan başlıca modeller olmuştur. Ancak, 1990’lı yıllarda Ostrom ve diğer bazı ekonomistlerin çalışmaları ile birlikte ortak mallar neoklasik yaklaşımın dışındaki bazı yaklaşımlarda da ayrıntılı olarak incelenmeye başlanmıştır. Bu konuda özellikle iki yaklaşım öne çıkmaktadır: Bunlar, kurumsal ekonomi ve sosyal ekonomidir.
Kurumsal Ekonomide Kamusal Mallar
Staveren (2015)’e göre, ortak mallar konusunun tanınması toplulukların rolünü ekonomiye, yani piyasalar ve devletlerin yanına, geri döndürmüştür. Bazı ortak malların yönetiminde topluluklar kilit rol oynamaktadır. Dolayısıyla, bunlar ve başka örnekler mülkiyet haklarının yalnızca bireysel veya kolektif olmanın ötesinde, birçok başka çeşidinin olabileceğini ortaya koymuştur.
Topluluklar ortak malları değişen başarı dereceleriyle de olsa yüzyıllardır yönetmektedir. Otlaklardan sulama sistemlerine ve büyük ormanlara kadar birçok ortak malın yönetimi topluluklar tarafından gerçekleştirilmiştir. Ortak mallara ilişkin sosyal açmaz çok karmaşık ve belirsizdir. Bu açmaz kısmen onların biyofiziksel durumlarından, kısmen de yarı kamusal özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle bu mallar yüksek derecede tükenme ve yıkım riski altındadırlar. Öte yandan, dünyada ortak malların yönetiminin yerel olarak başarıyla yapıldığı çok sayıda örnek de vardır.
Sosyal Ekonomide Kamusal Mallar
Ostrom’un ortak mallara ilişkin çalışmalarının kökenleri bir ölçüde sosyal ekonomiye dayanır. Kurumsal ekonomide olduğu gibi, sosyal ekonomide de kurallar önemlidir. Ancak sosyal ekonomi bu kurallara ek olarak başka bir sosyal sürecin gerekli olduğunu ileri sürmektedir. Bu sosyal süreç güven oluşturmadır. Aynen kurallarda olduğu gibi, güven de toplulukta zaten var olan değerler ve sosyal normlara dayalı bir olgudur. Güven, toplulukta oluşan sürekli etkileşim aracılığıyla yavaş yavaş gelişir ve karşılıklılık ortaya çıkar.