Paranın üç önemli işlevi vardır. Birincisi, değişimlerde genel kabul görür. İkincisi, ölçü birimidir. Mal ve hizmetlerin fiyatı o para cinsinden ilan edilir. Üçüncüsü, değer saklama aracıdır. Değer saklama işlevini faiz getirisi olan alternatif mali varlıklar daha iyi yerine getirirler. Özellikle yüksek enflasyonlu dönemlerde hesap birimi olma özelliği ortadan kalkabilir. Parayı özgün kılan ilk işlevidir.
Para ve Banka — Ünite 4 Soru-Cevap
Para ve Banka (IKT301U) soru-cevapları.
Paranın işlevleri nelerdir? Açıklayınız.
Miktar kuramı çerçevesinde, Paranın dolaşım hızı diğer üç değişken yardımıyla bulunuyor. Mesela bir yılda yapılan değişim sayısı (T) 1000 olsun. Fiyatlar genel düzeyi (P) 5 olarak verilsin. O ekonomideki para miktarı 2000 birim ise, paranın dolaşım hızının kaç bulunur?
Yirminci yüzyılın başlarında geliştirilen miktar kuramı, bir ekonomide belli bir dönemde yapılan değişimlerin nominal değerinin (PT) para miktarı (M) ile paranın dolaşım hızının (V) çarpımına eşit olduğu gerçeğine dikkat çekiyor.
MV = PT ; bu ilişkiden paranın dolaşım hızının 2,5 olduğu hesaplanabilir .
Ancak, bu ilişkide değişim miktarını (T) bildiğimizi varsaydık; oysa gözlenen bir değişken olmadığı ortadadır.
Keynes'in para talebi kuramına göre para talebinin nedenleri nelerdir?
Keynes üç nedenle para talep edildiğinin altını çiziyor. Değişimlerde kullanmak için, beklenmedik durumlara karşı tedbirli olmak için (ihtiyat güdüsü deniliyor) ve spekülasyon güdüsüyle. İlk ikisi reel gelire bağlı. Reel geliriniz yükseldikçe hem daha fazla değişim yapacaksınız hem de bir kenara beklenmedik durumlar için daha fazla para koyabileceksiniz. Para talebi ile faiz arasındaki ilişkiyi kuran spekülasyon güdüsü ile para talep edilmesi.
Milton Friedman'a ait Para talebi kuramını açıklayınız?
Para talebi ile faiz haddi arasında ilişki kuran bir başka para talebi kuramı ise Milton Friedman’a aittir. Milton Friedman paraya bir mali varlık olarak yaklaşıyor. Bu durumda alternatif tüm mali varlıkların getirileri yükseldikçe para talebi azalacak. Paraya alternatif mali varlıklar neler olabilir? Tahvil ve hisse senedi. Bu nedenle, para talebi ile faiz arasındaki ters ilişki ortaya çıkıyor. Peki, gelir işin içine nasıl giriyor? Friedman servetin önemine dikkat çekiyor. Servet arttıkça para talebi de artacak. Servetin bir beşeri kısmı var, bir de beşeri olmayan kısmı. Beşeri kısmı bireyin ömrü boyunca çalışarak elde edeceği gelir ile ilgili. Beşeri olmayan kısmı ise mali varlıklardan ve gayrimenkulden oluşuyor.
Türkiye’de kullanılan parasal büyüklük tanımları nelerdir? Sırasıyla açıklayınız.
Türkiye’de kullanılan parasal büyüklük tanımları aşağıdaki gibidir:
M1 = Dolaşımdaki para + Vadesiz lira mevduat + Vadesiz yabancı para mevduat
M2 = M1 + Vadeli lira mevduat + Vadeli yabancı para mevduat
M3 = M2 + Repo işlemlerinden sağlanan fonlar + Para piyasası fonları (B tipi likit fonlar) + İhraç edilen menkul kıymetler.
Dolaşımdaki para, bankaların kasalarında tutmadıkları banknot ve madeni paranın toplamından oluşuyor. Banknot TCMB, madeni para ise Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlı Darphane tarafından basılıyor. Vadesiz ve vadeli mevduat hem lira hem de yabancı para cinsinden bankalarda tutulabiliyor. Repo, bankaların oldukça kısa vadeli fon toplama işlemine deniliyor. B tipi likit fonlar bankalar tarafından oluşturuluyor. Bu fonlar çeşitli tahvillerden ve benzeri mali varlıklardan oluşuyor. Bankalar tahvil ihraç ederek de fon toplayabilirler. M3 tanımında bu tahviller de yer alıyor.
Politika faizi nedir? Açıklayınız.
Çağdaş merkez bankalarının temel amaçları fiyat istikrarını sağlamak. Bu amaca ulaşmak için ellerindeki en önemli politika aracı çok kısa vadeli faiz. Buna politika faizi deniliyor. Merkez bankaları bu politika faizi ile bankaların kendi aralarında yaptıkları çok kısa vadeli işlemlerde ortaya çıkan faizi etkilemeye çalışıyorlar. Bu da açık piyasa işlemleri yoluyla oluyor. Farklı bir ifadeyle, bir merkez bankası bankacılık istemine çok kısa vadeli verdiği borcun (ya da onlardan aldığı borcun) miktarını değiştirerek her iki faizin birbirine yakın seyretmesini sağlıyor.
"Yüksek güçlü para" ifadesi ne için kullanılır, neden? Açıklayınız.
Açık piyasa işlemlerindeki hareketler para tabanını etkiliyor. Para tabanındaki değişiklikler ise M1, M2 ve M3 gibi daha geniş parasal büyüklükleri değiştiriyor. Para tabanına yüksek güçlü para deniliyor. Zira para tabanındaki bir birim değişiklik önemli mevduat ve kredi hareketleri doğuruyor.
Açık piyasa işlemi nedir? Açıklayınız.
Çağdaş merkez bankacılığını anlamak için öncelikle politika faizi ile bankaların kendi aralarında ve merkez bankası ile işlem yaptıkları piyasada (Türkiye’de BİST Repo - Ters Repo Pazarı) ortaya çıkan faiz arasındaki ilişkiye bakmak gerekiyor. Her iki faizin birbirlerine çok ama çok yakın olmaları gerekiyor. Öyle ya, enflasyonu belirleyen değişkenler ile politika faizi arasında doğrudan bir ilişki yok. Mesela, yatırım yaparken kredi kullanan şirket ya da konut kredisi alan hanehalkı politika faizinden borçlanmıyor; kredi faizinden borçlanıyor. Politika faizi ile bu faizler arasındaki ilişki ise az önce belirttiğim gibi bankaların kendi aralarında ve merkez bankası ile yaptıkları işlemlerde ortaya çıkan faiz (kısa vadeli piyasa faizi) kanalıyla kuruluyor. Merkez bankaları bu işlemlerin yapıldığı piyasaya girerek bankalara verdikleri kısa vadeli borcun miktarını belirliyorlar ve dolayısıyla her iki faizi birbirine yaklaştırıyorlar. Bu işleme açık piyasa işlemi deniyor. Açık piyasa işlemlerindeki değişiklikler para tabanında aynı yönde değişiklik yaratırlar.Açık piyasa işlemlerindeki değişikler bir merkez
bankasının kendi dışında kalan kesimlere yükümlülüğü olan para tabanını değiştiriyor
TCMB analitik bilançosunun en önemli aktif (varlık) ve pasif kalemleri hangileridir?
Bilançonun aktif (varlık) tarafı iki ana kalemden oluşuyor: Dış varlıklar ve iç varlıklar. Dış varlıkların en önemli kalemleri ‘altın mevcudu’ ile ‘döviz alacakları’dır. İç varlıkların en önemli kalemleri ise Hazine’nin TCMB’ye olan borçlarını gösteren ‘hazine borçları’ ile ‘bankacılık sektörüne açılan nakit krediler’ kalemleridir.
Bilançonun pasif tarafında iki ana kalem yer alıyor. ‘Döviz yükümlülükleri’ ve ‘Merkez Bankası parası’
İlki, adı üstünde, döviz yükümlülükleri; TCMB’nin kendi bastığı para cinsinden olmayan borçlarını gösteriyor. Merkez Bankası parası ise TCMB’nin kendi bastığı para cinsinden borcu.
Para tabanı eşitliğini, eşitliği yaratan göstergeleri de açıklayarak yazınız.
Para tabanı, emisyon (EM) ile bankalar mevduatının (BM) toplamına eşit:
PT = EM + BM = DP + Bankalar kasası + BM = DP + BM'
Emisyon dolaşımdaki para (DP) ile bankaların kasasındaki paranın (dolaşmayan paranın) toplamından
oluşuyor. Önemsiz bir büyüklük olan bankalar kasasını BM’nin içine alarak yeni büyüklüğü BM' olarak
adlandıralım. Böylece (4)’ün en sonundaki ifadeye ulaşmak mümkün olur
TCMB analitik bilançosundaki açık piyasa işlemleri nelerdir ve rakamların (-) eksi veya (+) işaretli olması neyi ifade etmektedir?
TCMB’nin bankalar ile yaptığı repo, ters repo, mevduat (depo) alımı ve satımı gibi işlemleri gösteriyor; Artı işaretli değerler TCMB’nin bu işlemler yoluyla piyasadan para çektiği anlamına geliyor. İşaretin eksi olması, TCMB’nin piyasaları ‘fonladığını’, yani piyasaya likidite verdiğini ifade ediyor.
Türkiye'de politika faizi hangi kurum tarafından ne kadar süre için belirleniyor?
Politika faizini belirleyen Para Politikası Kurulu toplantısı, Türkiye’de ayda bir yapılıyor. Dolayısıyla, olağanüstü bir toplantı yapılmazsa politika faizi bir ay boyunca sabit kalıyor.
Para tabanının değişmesine yol açan unsurlar nelerdir?
Soruyu yanıtlayabilmek için Tablo 4.1’de verilen analitik bilançoyu yeniden düzenlemek gerekiyor. Pasif tarafında sadece para tabanı bırakılır ve kalan her kalem aktife ters işaretle aktarılırsa, pasif = aktif ilkesi gereği şu denkleme ulaşmak mümkün olur:
PT = NDV + NKİK + APİ + NDİV
Burada NDV net dış varlıkları, NKİK, kamu kesinine açılan net kredileri, APİ açık piyasa işlemlerinin büyüklüğünü ve NDİV ise - diğer net iç varlıkları ifade ediyor. NDV, Tablo 4.1’deki dış varlıklar ile dış yükümlülükler ve bankalar döviz mevduatının toplamı arasındaki farka eşit. NKİK Hazine borçlarından şu kalemlerin çıkarılması ile elde ediliyor: Kamu mevduatı, kamu ve diğer döviz mevduatı ve fon hesapları. APİ şimdi pasiften ters işaretle aktife geldi. Artık TCMB’nin bankaları fonlaması artı işaretle aktifte yer alıyor. Dolayısıyla APİ artarken PT de artıyor. Geriye kalan her şey ise NDİV içinde.
Para tabanına iki farklı biçimde bakmak mümkündür. Birincisi, para tabanı açık piyasa işlemleri, kamuya açılan net nakit krediler ve netleştirilmiş diğer varlıkların toplamına eşittir. Bu bakış açısı, para tabanındaki değişikliklerin nedenlerini gösterir. İkincisi, para tabanı emisyon ile bankaların TCMB’de tuttukları fazla rezervler ile zorunlu rezervlerin toplamına eşittir. Bu da para tabanının hangi bileşeni vasıtasıyla değiştirildiğini gösterir.
Fiyatlar genel düzeyi ve bu düzeydeki değişimler nasıl hesaplanıyor?
Türk İstatistik Kurumu (TÜİK) fiyatlar genel düzeyini ölçen iki ayrı endeks yayınlıyor: Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ve yurt içi üretici fiyat endeksi (YİÜFE). TÜİK bu endeksleri şöyle tanımlıyor:
TÜFE: “Tüketici fiyat endeksi (TÜFE), hanehalklarının tüketimine yönelik mal ve hizmet fiyatlarının zaman içindeki değişimini ölçmektedir…
hanehalklarının, yabancı ziyaretçilerin ve kurumsal nüfusun yurt içinde yaptığı tüm nihai parasal tüketim harcamaları dikkate alınmıştır…”
Yİ-ÜFE: “Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (YİÜFE), belirli bir referans döneminde ülke ekonomisinde üretimi yapılan ve yurt içine satışa konu olan ürünlerin üretici fiyatlarını zaman içinde karşılaştırarak fiyat değişimlerini ölçen fiyat endeksidir.”
TÜFE Aylık ve Yıllık Enflasyon değerleri nasıl hesaplanır?
Herhangi bir ay için aylık tüketici enflasyonu, o ay hesaplanan tüketici fiyat endeksinin (TÜFE) bir ay önceki TÜFE değerine bölünmesiyle elde edilir. Bölme sonucu elde edilen değerden 1 çıkarılıp 100 ile çarpılırsa, yüzde olarak aylık enflasyon bulunmuş olunur. Yıllık tüketici enflasyonu denildiğinde ise kastedilen herhangi bir aydaki TÜFE değerinin bir yıl öncesinin aynı ayındaki TÜFE değerine kıyasla yüzde değişim oranıdır (yine bölme işlemi, 1 çıkartmak ve 100 ile çarpmak söz konusu).
Herhangi bir t ayı için aylık TÜFE enflasyonunu (yüzde olarak) aşağıdaki biçimde hesaplayabiliriz:
TÜFE Aylık Enflasyonu t =⎛(TÜFE t /TÜFE t-1) -1⎞*100
Denklemde t-1’in bir önceki ayı ifade ettiğine dikkat edin. İkincisi, bir yıl öncesinin aynı ayına (t-12) kıyasla bu ay (t) enflasyon ne olmuş diye bakabiliriz. Bu bize yıllık enflasyonu verir:
TÜFE Yıllık Enflasyonu t = ⎛(TÜFE t / TÜFE t-12) -1⎞ *100
Elbette aylık veriler yerine yıllık ya da çeyrek yıllık veriler de kullanabilirsiniz. Yıllık veri kullanacaksanız ilk düşünmeniz gereken konu şu: Yıl sonu endeks değerini mi, yıllık ortalama endeks değerini mi kullanacağım? Yıl sonu ise Aralık ayındaki endeksleri alacaksınız. Yıllık ortalama ise on iki ayın endeks değerinin ortalamasını bulacaksınız. Her iki durumda da yukarıdaki ilk denklemi kullanacaksınız.
Enflasyonun önemli sakıncaları nelerdir? Açıklayınız.
Enflasyonun çok sayıda sakıncası var: Birincisi, gelir dağılımını değiştiriyor. Yılın başında ücretinizin o yıl gerçekleşmesi beklenen enflasyon kadar artırıldığını düşünün. Enflasyon beklenen enflasyonun, dolayısıyla da yılbaşındaki ücret artışının üzerinde gerçekleşirse, kaybediyorsunuz.
Enflasyonun ikinci sakıncası şu: Özellikle enflasyonun yüksek olduğu ülkelerde enflasyondaki oynaklık da yüksek oluyor. Farklı bir ifadeyle, enflasyon ortalama bir düzey etrafında çok fazla dalgalanıyor ve ileride alacağı değerleri kestirmek zorlaşıyor. Özellikle yatırım kararları olumsuz etkileniyor bundan.
Üçüncüsü, düşük enflasyon oranları bir tarafa bırakıldığında, fiyatların sürekli bir biçimde artmasına yol açan nedenler aslında toplumsal açıdan hoşlanmamamız gereken nedenler. Mesela sürekli ve yüksek bütçe açıkları şeklinde karşımıza çıkan maliye politikası. Maliye politikasının bozuk olması, eninde sonunda para politikasının da bozulmasına yol açıyor. Bu tür uygulamaların sürmesi halinde enflasyonun yükselmesi dışında da olumsuz sonuçlar ortaya çıkıyor. Risk primi artıyor ve dolayısıyla reel faizler yükseliyor, şirketlerin ve bankaların bilançoları bozuluyor. Diğer bir ifadeyle, birkaç alandaki bozukluk giderek tüm ekonomiye yayılıyor.
Enflasyonun nedenini Phillips denklemi kapsamında değerlendiriniz.
Phillips denklemi, işsizliği doğal düzeyinin altına indirebilmenin, ancak enflasyon düzeyini ekonomik birimlerin beklediği enflasyon düzeyinin üzerine çıkarmakla mümkün olduğunu söylüyor. İşsizlik oranının (U) doğal işsizlik oranından (Un) sapmasını, enflasyonun (π) beklenen enflasyondan (πe) sapmasına bağlıyor: Şöyle düşünün: Politika yapıcı düşük enflasyon politikası açıklasın ve işçiler bu politika çerçevesinde düşük ücret artışına razı olarak toplu iş sözleşmesini imzalasınlar. Ama toplu iş sözleşmeleri uzunca bir zaman geçerli oluyor ve genellikle nominal ücretler cinsinden bağıtlanıyor. Politika yapıcı sözünde durursa mesele yok. Reel ücretler, işçilerin önceden planladıkları düzeyde gerçekleşecek. Üretim doğal düzeyinde, işsizlik haddi de normal düzeyinde kalacak. Politika yapıcı ekonomiyi canlandırmak için, başlangıçta açıkladığı politikaları uygulamaktan vazgeçebilir. Büyüme hızı düşük gerçekleşmiş olabilir. Bu durumda, daha önce açıkladığı politika (düşük enflasyon politikası), en iyi politika olmayabilir. Talebi canlandırarak işsizliği
azaltmak amacıyla para politikasını ‘gevşetebilir’; politika faizlerini çok düşük tutabilir.
Enflasyonun bir nedeni olan, senyoraj nedir? Senyoraj ve yüksek enflasyon ilişkisini açıklayınız.
Senyoraj, “devletin para basarak elde ettiği gelir” olarak tanımlanabilir. Burada ‘para’dan kasıt, para tabanı. Elde edilen geliri reel olarak düşünmek gerekiyor. Bu durumda senyoraj gelirini s = ΔM/ P biçiminde gösterebiliriz. Denklemde, ΔM para tabanındaki değişimi ve P fiyat indeksini gösteriyor.
Senyoraj geliri ile yüksek enflasyon arasında ne ilişki var? Bu ilişkiyi kurmak için bütçe açıklarını finanse etmek amacıyla doğrudan merkez bankasından kredi alındığını düşünelim. Bütçe açığının finansmanı için para basıldığına göre demek ki senyoraj geliri ile mal ve hizmet satın alınıyor. Bu çerçevede senyoraj geliri ‘para basılarak satın alınan reel mal ve hizmet geliri’ oluyor. Açık ki, bütçe açığı önemli boyutlara çıktığında bu açığın finansmanı için içeriden ve dışarıdan borçlanmak son derece güçleşecek. Böyle koşullarda bütçe açığı sürüyorsa tek çare merkez bankasına para bastırmak oluyor.
Bütçe açığı ile senyoraj geliri ve merkez bankası bilançosu arasındaki ilişkiyi açıklayınız.
Bütçe açığı ile senyoraj geliri ve merkez bankası bilançosu arasında yakın bir ilişki söz konusu. Bütçe açığı giderek artıyorsa ve başka yollarla finansmanı zorlaşıyorsa mecburen merkez bankası kaynaklarına başvuruluyor. Para tabanı artıyor. Para tabanı artış oranı yükseldikçe, yurt içi talep artıyor ve dolayısıyla enflasyon yükseliyor. Bu, para tabanı talebi üzerine olumsuz bir etkide bulunuyor. Oysa senyoraj gelirinin iki unsurdan oluştuğunu göstermek mümkün. Para tabanı artış oranı ve para tabanı talebi. Dolayısıyla, bütçe açığı yükseldikçe daha fazla senyoraj gelirine ihtiyaç var. Yani, para tabanı artış oranının yükselmesi gerekiyor. Oysa bu yükseliş, ikinci unsuru –para tabanı talebini- olumsuz etkiliyor. Çok yüksek enflasyonlar ve hiperenflasyonlar bu ters yönde çalışan iki etkiden ikincinin ağır basmasıyla ortaya çıkıyor.
Senyoraj ve hiperenflasyon ilişkisini açıklayınız?
Kamu açıkları artıyorken, bu açıkların merkez bankalarının kaynakları ile finanse edilmesi durumunda enflasyon da yükseliyor. Ama yükselen enflasyon özellikle dolaysız vergi gelirlerini olumsuz etkileyecek. Bugün elde edilen gelirin vergisi hemen ödenmiyor. Dolaysız vergilerin vergi gelirleri içindeki payı ne kadar yüksekse, bu durumda, geçen sürede enflasyon nedeniyle vergi gelirlerinin reel değeri aşınacak. Oysa kamunun mal ve hizmet alımının önemli bir kısmına fiyatlar arttıkça daha fazla ödeme yapılacak. Bu etkiler nedeniyle bütçe açığı ve kamunun finansman gereği daha da artacak. Tekrar senyoraj gelirlerine başvurulması durumunda, enflasyon ve dolayısıyla bir sonraki dönem finanse edilmesi gereken açık daha da yükselecek. Dolayısıyla, öyle bir an gelebilir ki ortaya ‘garip’ bir durum çıkabilir.
Gariplik şu nedenle: Belli bir noktadan sonra para arzı artış oranı yükseldikçe, senyoraj gelirleri düşüyor. Buna karşılık enflasyon yükseliyor. Süreç içerisinde senyoraj geliri ihtiyacı daha da artıyor; daha fazla para basılıyor; daha yüksek enflasyon oluşuyor, ama elde edilen gelir daha düşük oluyor. Sonuçta ekonomi giderek hiperenflasyona yaklaşıyor.