İKT301U-PARA VE BANKA
Ünite 8: Para Politikasının Amaçları ve Araçları
Para Politikasının Amaçları
Para politikası ile enflasyon arasındaki ilişkinin doğal sonucu olarak bir merkez bankasının ilk temel amacı fiyat istikrarını sağlamak oluyor. Finans sisteminin istikrarı da çok önemli. Küresel kriz bu önemi bir kez daha ortaya koydu. Bu çerçevede, finansal istikrarı sağlamak, bir merkez bankasının ikinci temel amacını oluşturuyor.
Fiyat İstikrarı
Bir merkez bankasının ilk temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır. Para politikası açısından, fiyat istikrarı fiyatların hiç değişmemesi anlamına gelmiyor. Enflasyon oranının yüzde 2 olmasının fiyat istikrarı ile uyumlu olduğu düşünülüyor. Bu çerçevede, uluslararası finans sistemi açısından önemli merkez bankalarının orta vadeli enflasyon hedefleri yüzde 2 düzeyinde.
Merkez bankasının ana amacının fiyat istikrarını sağlamak olması gerektiği görüşünün çıkış noktası, hem bu kuramsal çerçeve hem de yüksek enflasyonu ya da hiperenflasyonu yaşamış ülke deneyimleri.
Fiyat istikrarı derken neyi kastediyoruz? Fiyatların sabit kalması, farklı bir ifadeyle, enflasyonun yüzde 0 olması mı kastediliyor? Hayır. Neden? Ana neden şu: Nominal faizlerin düşebileceği bir alt sınır var. Bu alt sınır yüzde 0. Bazı özel koşullar altında ise sıfıra çok yakın eksi bir rakam.
Normal koşullar altında merkez bankalarının en önemli amacı fiyat istikrarı oluyor. Finansal istikrar özellikle finansal gerginlik dönemlerinde önem kazanıyor. Gerginlik krize dönüşme belirtileri gösterirse de, finansal istikrar fiyat istikrarının önüne geçebiliyor.
Finansal İstikrar
Çeşitli finansal istikrarsızlık kaynakları var. En önemlileri şunlar: Yabancı para cinsinden borçlar ile yabancı para cinsinden varlıklar arasındaki fark, vade uyuşmazlığı, sorunlu krediler, sermaye yetersizliği, likidite sıkıntısı ve sistemik risk.
Uygulamada bankaların varlıkları risk gruplarına ayrılıyor. Sözgelimi risksiz bir varlık bir risk ağırlığı ile çarpılırken, daha riskli bir varlık iki risk ağırlığı ile çarpılıyor. Bunlar alt alta toplanıyor. Elde edilen değer, risk ağırlıklı varlık toplamı oluyor. Özkaynağı (ya da bir alt bileşenini) bu toplama bölerseniz ‘kaldıraç oranı’ denilen önemli bir orana ulaşıyorsunuz. Risk ağırlıkları kafanızı karıştırmasın; basitleştireyim. Tüm varlıklar risksiz olsun. Bu durumda, kaldıraç oranı, özkaynağın toplam varlıklara bölünmesiyle elde edilecek. Düzenleme ve denetleme kurumları kaldıraç oranının belli bir eşik değerin üzerinde olmasını istiyorlar.
Bir de sistemik risk var. İki bileşenden oluşuyor. İlki, finansal kurumların aralarındaki ilişki. Karmaşık ilişkiler bir kurumda ortaya çıkabilecek sorunların diğer kurumları da etkilemesi riskini ortaya çıkarıyor. Bu nedenle, tekil finansal kurumların yanı sıra finansal sisteme bir bütün olarak bakılması gerekiyor. Sistemik riskin ikinci bileşenini
ise risk alma iştahındaki belirgin değişiklikler ve bu değişikliklerin kaynağı oluşturuyor.
Finansal İstikrar ve Fiyat İstikrarı İçin Kurumsal Yapı
Hem finansal istikrar hem de fiyat istikrarı açısından tüm sorumluluk bazı ülkelerde merkez bankalarında. Bazı ülkelerde ise düzenleme ve denetleme yetkisi merkez bankası dışındaki kurumlarda. Bu seçeneklerin her birinin olumlu ve olumsuz yönleri var.
İklim Değişikliği ve Para Politikası
Son yıllarda yapılan çalışmalarda üç noktaya özellikle dikkat çekiliyor. Birincisi, iklim değişik liğinin nasıl etkiler yaratacağı hakkında çok fazla belirsizlik olmasına karşın, kesin olan bir şey var. Şu: Hem oluşacak büyük fiziksel riskler hem de geçiş dönemine ilişkin riskler. Fiziksel riskten kasıt, su baskınları, büyük yangınlar gibi riskler. Geçiş dönemi riskleri ise iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için düzensiz biçimde alınabilecek önlemlerin oluşturacağı riskler. İkincisi, insanların varoluşunu tehlikeye atabilecek gelişmeler yaşanabilir. Üçüncüsü, iklim değişikliği çok karmaşık bir olay. Fiziksel ve geçiş dönemi riskleri, öngörülemez çevresel, jeopolitik, sosyal ve ekonomik dinamikler oluşturabilir.
Diğer Amaçlar
Bankaların şirketlere ve tüketicilere açtıkları kredilerin ekonomi açısından önemi büyük. Zira bu krediler sayesinde, planlanan yatırım ve tüketim kararlarının hayata geçirilmesi kolaylaşıyor.
Bir mali varlığın, mesela hisse senedinin bugünkü fiyatı iki unsur tarafından belirleniyor: İktisadi temeller ve balonlar. Hisse senedi için ‘iktisadi temel’ kâr payı (temettü) oluyor. Şirketlerin karlılığı yükseliyorsa, bu durumda, diğer unsurlar aynı kalmak üzere, şirketin hisse senedinin fiyatının da artması gerekir. Bazı koşullarda, hisse senedinin fiyatı yüksek kâr payları ile açıklanamayacak biçimde alıp başını gökyüzüne doğru gidebiliyor.
Bu tip balonlar finansal sistem açısından önemli bir risk oluşturuyorlar. Balon şiştikçe, varlık fiyatları artıyor; servet artıyor. Alınan riskler de artıyor. Balon patladığı zaman ise varlık fiyatlarındaki keskin düşüşle birlikte servetler eriyor, bilançolar bozuluyor.
Varlık fiyatlarında balon oluşması önemli bir finansal istikrarsızlık kaynağı. Para politikası yoluyla bu balonların nasıl önlenebileceği ise eskiden beri tartışılan bir konu.
TCMB’nin Amaçları
Nisan 2001’de TCMB yasasında önemli değişiklikler yapıldı. Yeni yasanın TCMB’nin ‘Temel Görev ve Yetkileri’ni belirleyen dördüncü maddesinde şöyle deniliyor: “Bankanın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır. Banka, fiyat istikrarını sağlamak için uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı para politikası araçlarını kendisi belirler.” Aynı maddenin ikinci paragrafı şöyle devam ediyor: “Banka, fiyat istikrarını
sağlama amacı ile çelişmemek kaydıyla Hükümetin büyüme ve istihdam politikalarını destekler.”
Bu iki madde çok açık: TCMB’nin temel amacı fiyat istikrarı. Maddede yer alan diğer kısımlarda başka hiçbir amacın önünde ‘temel’ sıfatı yok. İkinci madde bu özelliği daha da belirginleştiriyor.
Bankanın temel yetkilerinden birkaçı: Banka, olağanüstü hallerde ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) kaynaklarının ihtiyacı karşılamaması durumunda, belirleyeceği usul ve esaslara göre bu Fona avans vermeye yetkilidir.” Bir diğeri: “Banka, nihai kredi mercii olarak bankalara kredi verme işlerini yürütür.
Para Politikasının Araçları
Merkez bankalarının amaçlarına ulaşabilmeleri için ekonomik birimlerin kararlarını etkileyebilmeleri gerekiyor. Mesela yatırım ve tüketim kararları bu tür kararlardan. Kredi almak ve kredi vermek, ücret sözleşmesi imzalamak, kira anlaşması yapmak gibi uzun dönemli sözleşmeler de merkez bankalarının etkilemek istedikleri ekonomik kararlardan. O zaman şu soruyu sormam gerekiyor: Merkez bankalarının amaçlarına ulaşmak için ellerinde ne gibi araçlar var? Bu araçları nasıl kullanıyorlar?
Koridor Sistemi ve Politika Faizi
Bankalar arasında, kısa vadeli fon piyasasında yapılan işlemlerde, dolayısıyla bir faiz -kısa vadeli piyasa faizi- ortaya çıkıyor. Bankalar aynı işlemleri merkez bankasıyla yapmak isterlerse, bu işlemleri merkez bankasının belirlediği faiz düzeyinden yapmak zorundalar.
Koridorun üst sınırını merkez bankasının bankalara borç verme faizi, alt sınırını ise merkez bankasının bankalardan borç alma faizi belirliyor. Bir de koridorun içinde kalacak şekilde belirlenen faiz var. Buna politika faizi deniliyor. Merkez bankaları asıl olarak bu faizden bankalara likidite sağlıyorlar. Sağladıkları likidite düzeyini ayarlayarak, bankaların kendi aralarında yaptıkları işlemlerde ortaya çıkan kısa vadeli piyasa faizinin politika faizine yakın bir düzeyde belirlenmesini sağlıyorlar.
Merkez bankası bankalara likiditeyi bir faiz ile veriyor. Bu faize politika faizi deniliyor. Adına politika faizi denilmesinin nedeni, bu faizin para politikasının temel amacı ile uyumlu olduğunun düşünüldüğü bir düzeyde belirlenmesi. Politika faizini merkez bankası bürokratları belirliyor. Bu faizin ‘etkisiz eleman’ durumuna düşmemesi için, bankaların kendi aralarında yaptıkları işlemlerde ortaya çıkan kısa vadeli piyasa faizinin politika faizine çok yakın bir yerde belirlenmesini sağlamalı merkez bankası.
Bankacılık Sisteminin Likidite Talebi ve Likidite Arzı
Bankacılık sisteminin likidite talebini belirleyen üç ana unsur var. Bunların başında zorunlu karşılık uygulaması geliyor. Bankalar, topladıkları mevduatın merkez bankasınca saptanan oranını merkez bankasında tutmak zorundalar. Merkez bankasında tutulan kısma ‘zorunlu
karşılıklar’, bu kısmı belirleyen orana da ‘zorunlu karşılık oranı’ adı veriliyor. ‘Zorunlu karşılık’ yerine ‘munzam karşılık’ da denilebiliyor.
İkinci temel unsur, bankaların müşterilerinin nakit taleplerindeki değişiklikler.
Üçüncü unsur hazinelerin borçlanma politikaları. Bir ülkenin hazinesinin vadesi dolan borçları (hazine tahvilleri ve bonolar) için bankalara yaptığı ödeme tutarının altında yeni borçlanma yapması, bankacılık sisteminin likiditesini artırır. Buna karşılık, vadesi dolan tutarın üzerinde yeni borçlanma yapması bankacılık sisteminin likiditesini azaltır.
Likidite arzını merkez bankaları sağlıyor. Ancak belli bir anda sistemdeki likidite miktarı merkez bankalarının kontrolü dışındaki nedenlerle de değişebilir. Merkez bankaları o değişiklikten hoşlanmıyorlarsa, likidite arzını, likidite yönetimi ile diledikleri düzeye getirmeye çalışırlar.
Likidite Yönetimi
Likidite yönetimi, ekonomide, merkez bankalarının fiyat istikrarını ve finansal istikrarı sağlamak amaçlarına uygun likidite koşullarının oluşması için yapılıyor.
Zorunlu (Munzam) Karşılık Oranı
Mevduat toplayan finansal kurumlar topladıkları mevduatın merkez bankasınca saptanan oranını merkez bankasında tutmak zorundalar. Bu oran ne kadar yüksekse, finansal kurumlara yatırılan birim mevduatın krediye, ya da o bankaya kâr elde etme olanağı sağlayan benzeri bir varlık türüne dönüşen kısmı da o kadar az olacaktır. Daha düşük zorunlu karşılık oranları ise, diğer belirleyici unsurlar aynı kalmak üzere, ekonomiye arz edilen kredi ve benzeri finansal ürünlerin artması anlamına gelir.
Merkez bankasında toplanan zorunlu karşılıklar beklenmedik mevduat çekilişlerine karşı bir sigorta işlevi görüyorlar. Zorunlu karşılık oranları değiştirilerek bankaların açabilecekleri kredi miktarı azaltılabilir.
Makro-Sakıngan Araçlar
Bazı merkez bankaları ülkelerinin finansal sistemlerinin düzenlenmesinden ve denetlenmesinden de sorumlular. Türkiye’de ise bu işin asıl sorumlusu Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK). Düzenlemeden kastedilen, finansal sistemde risklerin oluşmasını engellemeyi amaçlayan kurallar bütünü. Küresel krizden önce genellikle mikro-sakıngan önlemlere ağırlık veriliyordu. Küresel krizle birlikte, makro-sakıngan önlemlerin de önemleri arttı.
Makro sakıngan önlemler, ağırlıklı olarak, bankaların işler iyiye giderken gaza daha az, işler kötüye giderken de frene daha az basmalarını sağlamaya çalışmaktır.
Açık Piyasa İşlemleri
Açık piyasa işlemleri, çağdaş merkez bankalarının temel likidite yönetimi araçlarıdır.
Piyasada geçici likidite sıkışıklığı varsa, bu sıkışıklığı gidermek için merkez bankasının kullanacağı ana araç ‘repo’ işlemi. Repo, iki ayaklı bir işlem. İlk ayakta, merkez bankası ticari bankadan, menkul kıymet (tahvil diyelim) satın alıyor. Banka bu satışı ‘geri almak’ vaadiyle yapıyor. İşe merkez bankası tarafından bakarsanız, merkez bankası geri satmak vaadi ile tahvil satın almış oluyor. Başka bir ifadeyle, bu tahvil bir süreliğine merkez bankasında kalıyor. İşlemin ikinci ayağında ilk işlem tersine dönüyor.
Reeskont Kredileri
Reeskont kredisi merkez bankalarınca finansal kurumlara veriliyor. Amaç, bankaların geçici likidite ihtiyaçlarını karşılamak. Merkez bankaları reeskont faizini ve teminat olarak istedikleri mali varlıkların çeşitlerini değiştirerek, ekonominin likiditesini ayarlamaya çalışabilirler. Reeskont kredisi kullanmanın kullanıcı açısından maliyetini merkez bankalarınca saptanan reeskont faizi belirliyor.
İletişim Politikası
Merkez bankalarının duyuruları, yöneticilerinin açıklamaları özel bir şekilde incelenir, medyada değerlendirilir. Bu açıklamaları ve konuşmaları yorumlamakta uzmanlaşmış kişiler var. Bu açıklamaların ve konuşmaların nasıl yapılacakları ve zamanlamaları iletişim politikasının alanına giriyor. Bazı durumlarda konuşmaların yapılacağı ortamlar da önemlidir ve bu ortamlar özellikle seçilir. Farklı bir ifadeyle, konuşmanın yapıldığı yer bile finansal sisteme verilen bir mesaj olabilir. Dolayısıyla, iletişim politikasını da merkez bankasının aracı olarak kullanmak mümkün.
Döviz Kuru Politikası Araçları
Döviz kuru rejimi, ‘saf’ bir dalgalı kur rejimi ise, herhangi bir müdahale söz konusu olmayacaktır. Buna karşın, idare edilen dalgalı kur rejimlerinde ‘idare edilme derecesine’ bağlı olarak merkez bankaları müdahaleler yapabilirler. Müdahalelerin sıklığı ve şiddeti ne kadar fazlaysa, kur rejimi o denli ‘saflıktan’ uzaklaşacaktır.
Merkez bankalarının finansal sistemden döviz almalarının iki temel etkisi olur: Birincisi, sistemde döviz talebi artar ve aksine başka bir gelişme yoksa döviz kuru yükselir. İkincisi, finansal sisteme çıkan yerli para miktarı satın alınan dövizin yerli para karşılığı kadar artar. Merkez bankaları döviz sattıklarında ise bu etkilerin tersi gözlenir.
TCMB’nin Araçları
Zorunlu Karşılık Sistemi
Bankaların hangi yükümlülüklerinin zorunlu karşılık uygulamasına tabi olduklarını TCMB belirliyor. Zorunlu karşılığa tabi yükümlülükler iki haftada bir cuma günleri itibarıyla hesaplanıyor. Bankanın bu yükümlülükleri, kendileri için geçerli olan zorunlu karşılık oranları ile çarpılarak o bankanın tutması gereken zorunlu karşılık tutarı bulunuyor. Bu karşılıklar TCMB’de açılan hesaplarda tutuluyor. Dolayısıyla, ilk aşamada cuma günü her bankanın TCMB’de tutacağı zorunlu karşılık miktarı belli oluyor. O cumadan iki hafta sonraki cuma günü
zorunlu karşılık tesis süresi başlıyor. Bir esneklik söz konusu; on dört günün bazı günleri hesaplanandan daha fazla, bazı günleri de daha az zorunlu karşılık tutulabilir TCMB’de. Uygulamada genellikle döviz cinsinden toplanan mevduatlar karşılığında tutulacak zorunlu karşılık oranları için aynı esneklik gösterilmiyor.
Açık Piyasa İşlemleri
TCMB açık piyasa işlemlerini ya BİST Repo-Ters Repo Pazarı’nda gerçekleştiriyor ya da kendi bünyesinde. Repo, ters repo, doğrudan alım ve doğrudan satım yapabiliyor. Ters repo ve doğrudan satım işlemi yapabilmesi için portföyünde Hazine tahvili olması gerekiyor. Portföyünün yetersiz olduğu durumlarda likidite senedi de ihraç edebilir. Bunlar vadesi 91 günü aşmayan senetler. Repo ve ters repo işlemlerindeki en uzun vade de 91 günle sınırlı. Doğrudan satın alınacak tahvillerde ise vade sınırı yok. Bu işlemleri BİST Repo-Ters Repo Pazarı’nda yapıyorsa, işlemler oranın kurallarına bağlı.
Koridor Sistemi ve Politika Faizi
TCMB 2002 ortasından beri koridor faiz sistemini kullanıyor. Bu faizleri Para Politikası Kurulu saptıyor. Bu kurulun toplantıları her ay yapılıyor. Toplantı günleri yılın başında kamuoyuna açıklanıyor. Kurul, toplantının bitiminde kısa bir duyuru yayınlıyor. Bu duyurularda, bir dahaki toplantıya kadar geçerli olan borç verme ve borç alma faiz oranları ile koridorun içinde yer alan politika faizi açıklanıyor.
Reeskont Kredisi ve Reeskont Faiz Oranı
Verilen kredi karşılığında TCMB’nin belirlediği vadelerdeki şirket ticari senetlerini ve akreditif alacağı gibi ticari belgeleri teminat olarak alıyor (iskonto ediyor). Hangi senetleri teminat olarak kabul edeceğini TCMB saptıyor. Likidite ihtiyacı olan bankaya verdiği reeskont kredisi karşılığında bankanın ödemesi gereken reeskont faizini TCMB belirliyor. TCMB ayrıca ihracatçılara Eximbank aracılığı ile reeskont kredisi veriyor.
İletişim Politikası
TCMB’nin en önemli iki iletişim aracı Para Politikası Kurulu toplantılarından sonra yayınlanan duyurular ve üç ayda bir yayınlanan Enflasyon Raporu.
Döviz Müdahaleleri ve İhaleleri
Şubat 2001 krizinden sonra Türkiye’de dalgalı döviz kuru rejimi uygulanmaya başlandı. Bu sistemin ruhuna uygun olarak, TCMB, finansal piyasalarda gerginliğin had safhada olduğu dönemler dışında sürpriz döviz müdahalelerinden kaçındı. Genellikle, döviz rezervlerini artırmak için kuralları önceden duyurulan ihalelerle piyasadan günlük döviz alımına gitti. Finansal piyasalarda gerginliğin arttığı dönemlerde ise bu uygulamasını durdurdu. Gerginliğin artarak finansal sistemde döviz likiditesinin son derece azalması durumunda ise hem sürpriz döviz satım müdahaleleri yaptı hem de düzenli döviz satım ihaleleri düzenledi.
Döviz Takası
TCMB, 31 Ağustos 2018’de yayınladığı bir duyuru ile döviz takası işlemlerine başlayacağını açıkladı. Döviz takası sözleşmesi ile üzerinde anlaşılan süre için iki farklı para birimi takası (değiş tokuşu) yapılıyor. 1, 3 ve 6 ay vadeli iki ayaklı bir işlem bu. İlk ayakta (takas işlemi başladığında) yurt içi bankalardan döviz alınıyor karşılığında onlara lira veriliyor. Bu işlemin bir vadesi var. Vade bitiminde, yani ikinci ayakta ise, ilk ayaktaki işlemin tersi gerçekleştiriliyor. TCMB bankalara döviz, bankalar da TCMB’ye lira veriyor. İkinci ayaktaki bu tersi değiş tokuş, ilk ayakta üzerinde anlaşılan bir döviz kuru üzerinden gerçekleştiriliyor. Ayrıca her iki taraf da ilk ayakta karşı taraftan aldıkları anapara için vade sonunda karşı tarafa o anaparanın faizini ödüyor. Dolayısıyla bir lira cinsinden bir de döviz cinsinden faiz var.