İKT301U-PARA VE BANKA
Ünite 7: Merkez Bankası Bağımsızlığı ve Para Politikası Rejimleri
Giriş
Merkez bankası bağımsızlığı üzerinde çok tartışılan bir konu. Merkez bankası bağımsızlığı ne demek? Merkez bankaları neden bağımsız yapılmaya çalışılıyor? Bağımsızlığın ekonomik açıdan bir önemi var mı?
Merkez Bankası Bağımsızlığı
Merkez bankalarının aldıkları kararların ve bilançolarındaki gelişmelerin enflasyon üzerine önemli etkileri var. İki ana nedenle. Birincisi, bütçe açıkları yüksekse ve ağırlıklı olarak merkez bankası kaynakları ile finanse ediliyorsa, enflasyon artıyor. İkincisi, ekonomiyi canlandırmak için faizler suni biçimde düşük tutulmak istenebiliyor. Daha çok yüksek tek haneli veya düşük iki haneli enflasyonu açıklamak için bu isteğe dikkat çekiliyor. İlki çok daha yüksek enflasyonlar için.
Doğal işsizlik oranı yüksek, potansiyel büyüme oranı düşük olabilir. Dolayısıyla politika yapıcı bu oranları değiştirmek isteyebilir. Sorun şu ki, para politikası araçları ile doğal işsizlik ve potansiyel büyüme oranlarını değiştirmek mümkün değil. Derin yapısal reformlar gerektiriyor. Bunu göz ardı eden bir hükümetten merkez bankasına işsizlik oranını doğal düzeyinin altına indirmek ve büyüme oranını potansiyelinin üzerine çıkarmak için baskı gelebilir.
Para ve maliye politikalarının siyasi amaçlara hizmet etmek için kullanılması halinde ekonomilerde önemli dengesizlikler ortaya çıkabiliyor. Merkez bankası bağımsızlığı kavramı bu tür uygulamaları önlemek üzere geliştirildi.
Araç ve Amaç Bağımsızlığı
Merkez bankalarının yasalarında kendilerine kullanma yetkisi verilen -politika faizini belirlemek, bankaların likidite düzeyini etkileyen açık piyasa işlemleri yapmak, zorunlu karşılık oranlarını saptamak, döviz alımı ve satımı yapmak gibi- araçları uygun gördükleri biçimde kullanabilmelerine araç bağımsızlığı deniliyor. Araç bağımsızlığına sahip bir merkez bankası, bu araçları kullanırken hükümetten talimat almak zorunda olmuyor.
Peki, araç bağımsızlığına sahip bir merkez bankası bu araçları nasıl kullanıyor? Elbette amacına ulaşmak için kullanıyor. Amacı belirleyen kim? İşte burada amaç bağımsızlığı devreye giriyor. Amaç bağımsızlığı olması için merkez bankasının amacını kendisinin belirlemesi gerekiyor. Belirleyemiyorsa, amaç bağımsızlığı bulunmuyor.
Ekonomik Bağımsızlık
Ekonomik bağımsızlığa sahip bir merkez bankasının kamu kesimi açığını finanse etmek için hazineye kredi vermesi ya da birinci piyasada hazine tahvillerini satın alması yasal olarak olanaksız. Bu yasaklamayla bütçenin finansmanı için parasal genişlemeye gidilmesinin önü kesiliyor. Açık ki, bir merkez bankasının yasasına bu tür bir madde konulmasının temel amacı yüksek enflasyona ve hiperenflasyona giden yolu kapatmak.
Politik Bağımsızlık
Merkez bankasının üst düzey yöneticilerinin görev sürelerinin uzun olmasının ve görevden almalarının zorlaştırılması gerektiği üzerinde görüş birliği var. Yöneticilerin o göreve nasıl atandıkları da önemli. Tek bakan imzasıyla mı? Yoksa bakanlar kurulu kararıyla mı? Tek imzalı atamaların da politik bağımsızlık açısından istenmediğini belirteyim.
Günümüzde çoğu merkez bankasına yasayla araç bağımsızlığı verilmiş durumda. Yine çoğu merkez bankası hem ekonomik bağımsızlığa hem de politik bağımsızlığa sahip. Amaç bağımsızlığı ise demokratik açıdan uygun bulunmuyor.
Bağımsızlığın Önemi
Merkez bankası bağımsızlığı ile enflasyon arasında önemli bir ilişki var. Merkez bankalarının daha bağımsız olduğu ülkelerde enflasyon daha düşük oluyor. Bu gözlemin arkasındaki temel neden, merkez bankası bağımsızlığının, hükümetlerin enflasyon yaratan uygulamalara yönelme heveslerini dizginlemesi. Ancak enflasyonu düşürmek için tek başına merkez bağımsızlığının yeterli olacağı iddia edilemez. Edilse de bu iddia hava da kalır. Bağımsız merkez bankasının disiplinli bir para politikası yürütmesi gerekir. Bu da yetmez. Maliye politikası da disiplinli olmalı.
Türkiye’de Merkez Bankası Bağımsızlığı
TCMB Kanunu’nda 25 Nisan 2001 tarihinde önemli değişiklikler yapıldı. Yasa 9 Mayıs 2001’de yürürlüğe girdi. Dördüncü maddede şöyle: “Bankanın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır. Banka, fiyat istikrarını sağlamak için uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı araçlarını doğrudan kendisi belirler.” Bunun yasadaki en önemli değişiklik olduğunu belirtmek gerekir. İki nedenle: Birincisi, temel amaç ‘fiyat istikrarı’ olarak saptanıyor. İkincisi, TCMB’ye araç bağımsızlığı veriliyor.
TCMB yeni yasa ile ekonomik bağımsızlığa da sahip oldu. Yasa’da Bölüm II’de iki tane madde var: 50 ve 51. İlkiyle eski Kanun’da (14 Ocak 1970 tarihli ve 1211 sayılı TCMB Kanunu) Hazine’ye kredi açmasına izin veren, ikincisinde ise yine eski Kanun’da kamu müesseselerine kredi açmasına izin veren maddeler yürürlükten kaldırılıyor. Tüm bu maddeler TCMB’nin kamu kesimine kredi açarak parasal genişleme yaratmasını engelliyorlar.
Para Politikası Rejimleri
Parasal Kontrol (Parasal Hedefleme)
Merkez bankalarının daha rahat kontrol edebilecekleri para arzı, para tabanı. Para tabanındaki değişiklikler mevduat ve kredi hareketlerine yol açarak daha geniş parasal büyüklükleri etkiliyorlar. Para tabanının önemli bir kısmı emisyondan (dolaşımdaki para artı bankaların kasasındaki para) oluşuyor. Kalanı da bankaların merkez bankasında tuttukları zorunlu karşılık ve serbest rezervlerden. Bu durumda, nominal faiz haddi artarken para tabanına olan talebin düşmesi beklenir. Nominal faiz ise reel faiz ile
beklenen enflasyonun bileşimi. Dolayısıyla, reel faiz ve beklenen enflasyon arttıkça para talebi azalacak. Para talebi bir de reel gelirimiz arttıkça daha fazla harcama yapmak istiyoruz; para talebimiz artıyor. Farklı bir ifadeyle, reel gelir ile para talebi arasında ilişki aynı yönde.
Parasal kontrol 1990’ların başlarından itibaren giderek gözden düştü. İki nedenle. Birincisi, finansal küreselleşmeyle birlikte çok sayıda finansal yenilik ortaya çıktı. Çok değişik finansal ürünler yaratıldı. İkincisi, enflasyon bekleyişlerini etkilemek istediğiniz sokaktaki insanlar açısından, falanca para arzının şu ya da bu kadar artmasının enflasyon açısından ne anlama geldiğinin anlaşılmasının son derece zor olmasıydı.
Parasal kontrol rejimi uygulamasında, yıl sonuna doğru hem gelecek yıl hem de orta vadede hedef alınan para arzı tanımının ne olduğu ve bu para arzının hangi sınırlar içerisinde tutulacağı kamuoyuna açıklanıyor.
Döviz Kuruna Dayalı Rejimler
Döviz kuruna dayalı rejimlerinin bir kısmı parasal kontrol ya da enflasyon hedeflemesi rejimlerini tamamlayıcı olarak uygulanıyorlar. Mesela dalgalı kur rejimi ile birlikte uygulanan enflasyon hedeflemesi rejimi gibi. Elbette açık biçimde bir parasal kontrol ya da enflasyon hedeflemesi uygulanmadan, mesela salt sabit döviz kuru rejimine dayanan bir para politikası uygulaması da olabilir. Ancak bu durumda da para arzının ya da onun ayna yansıması olarak faiz politikasının sabit döviz kuru rejimi ile uyumlu olması gerekir. Şimdi farklı döviz kuru rejimlerini incelemenin zamanı.
Resmi Dolarlaşma
Uzun süre ekonomik istikrarsızlıklarla boğuşmuş ülkelerde ekonomi kurumlarının itibarı kalmıyor. Reel faiz ve enflasyon çok yüksek, büyüme ise oldukça oynak oluyor. Bu tür ülkelerde son çare olarak parasının itibarı yüksek bir ülkenin parasını resmi para birimi olarak kullanmak düşünülebiliyor. Milli paradan vazgeçilip başka bir ülkenin parasının kullanılmasına ‘resmi dolarlaşma’ deniliyor. Amaç, reel faizi ve enflasyonu bir çırpıda düşürmek. Ancak önemli sakıncaları var. En önemlisi şu: Finansal gerginlik dönemlerinde bankaların likidite sıkışıklığına düştüklerinde başvuracakları ve likidite sağlayacakları bir merkez bankası kalmıyor. Çünkü merkez bankası başka ülkenin parasını basamıyor. Likidite sıkışıklığı finans sistemini kökten sarsabiliyor. Faizler göğe sıçrıyor.
Para Kurulu
Resmi dolarlaşmaya gidilmesinin ana nedeni çok istikrasız bir ekonomik ortamdı. Böyle bir ortamdan çıkabilmek için para kurulu uygulamasına geçmek de düşünülebiliyor. Para kurulunun temel özelliği sadece merkez bankasına gelen döviz kadar döviz basılması. Farklı bir ifadeyle, ‘karşılıksız’ para basılmıyor. Böylelikle, yüksek enflasyonların arkasındaki temel nedenin ortadan kaldırılacağı düşünülüyor. Ancak, bir finansal gerginlik döneminde para kurulu uygulanan bir ülke son başvuru merci olma yeteneğini kaybediyor.
İlk para kurulları on dokuzuncu yüzyılda Britanya’nın kolonilerinde ortaya çıkmış. Daha yenilerde, Arjantin 1991’in başında hiperenflasyondan kurtulmak için uygulamaya soktu. 1997 Asya krizi, arkasından Rusya derken 1999’da Brezilya krizi Arjantin’i derinden etkiledi, yabancı sermaye çıkışları oldu, faizler yükseldi. Bu gelişmelere bağlı olarak Arjantin para kurulunu 2002’nin başında terk etmek zorunda kaldı. Avrupa Birliği ülkelerinden Bulgaristan da (bu ünitenin yazıldığı 2022 başında) bu sistemi uyguluyordu.
Sabit Döviz Kuru Rejimleri
Döviz kuru ekonomik birimlerin karar alırken dikkate aldıkları çok önemli bir değişken. Döviz kurunun sabit olduğu bir rejim, dolayısıyla, çok önemli bir değişken hakkındaki belirsizliği ortadan kaldırıyor. Ama bir şartla. O rejim sürdürülebilir olmalı. Ekonomik birimler de bu rejimin sürdürülebilir olduğuna inanmalı. Bu rejimin sürdürülebileceği koşullar sağlanmıyorsa, bir süre sonra sistem çökebiliyor. Sürdürülebilirlik için sağlanması gereken asgari şartlar şunlar: Maliye ve para politikası disiplinli olmalı. Bankacılık sektöründe önemli sorunlar bulunmamalı.
Dalgalı Döviz Kuru Rejimleri
Dalgalı döviz kuru rejimlerinin çeşitleri var. Verilen isimler ilginç: Mesela ‘saf dalgalı kur’, ‘kirli dalgalı kur sistemi’ gibi. Saf halde dalgalı kur rejimi uygulayan bir merkez bankası döviz kuruna müdahale etmiyor. Müdahaleden kasıt, bir merkez bankasının döviz piyasasına girip döviz satması ya da döviz alması. Döviz kuru döviz piyasasında, merkez bankası dışındaki kesimlerin döviz arzı ve döviz talebi tarafından belirleniyor. Döviz talebi arzından fazlaysa döviz kuru artıyor, azsa da düşüyor.
Sabit kur rejiminin ana sakıncası, dalgalı kur rejiminin en önemli avantajı. Şu: Kırılgan bir ekonomide sabit döviz kuru rejimini uzun bir süre sürdürmek mümkün değil. Zira döviz talebi eninde sonunda sıçrıyor, döviz arzı düşüyor. Oysa dalgalı kur rejimi böyle dönemlerde ‘şok emici’ işlevi görüyor. Zira merkez bankasının koruyacağı bir döviz kuru düzeyi yok. Kur arz ve talep koşullarına bağlı olarak piyasada belirleniyor. Bu nedenle sürdürülebilir bir döviz kuru rejimi. Öte yandan sabit kur rejimin ana faydası dalgalı kur rejiminde ortadan kalkıyor. Döviz kurunun gelecekte alabileceği değerlere ilişkin belirsizlik artıyor.
Enflasyon Hedeflemesi
Parasal kontrol rejimi gözden düşünce yeni arayışlar başladı. Enflasyon hedeflemesi rejimi bu arayışlar sonucunda ortaya çıktı. Özü şu: Merkez bankasına yasayla fiyat istikrarını sağlama görevi temel amaç olarak veriliyor. Merkez bankasının kamu kesimine kredi açması yasaklanıyor ve temel amacı doğrultusunda istediği politika aracını serbestçe kullanmasına izin veriliyor. Ya hükümetle birlikte ya hükümet tarafından ya da merkez bankasınca kısa ve orta vadeli enflasyon hedefleri belirleniyor ve kamuoyuna açıklanıyor. Dolayısıyla, merkez bankasının araç ve ekonomik bağımsızlığı oluyor.
Klasik Enflasyon Hedeflemesi
Klasik enflasyon hedeflemesi uygulamasında, fiyat istikrarı temel amacına uygun olarak ulaşılmak istenen bir amaç var: Birincisi, enflasyon ile enflasyon hedefi arasındaki fark en aza indirilmek isteniliyor. Bu farka ‘enflasyon açığı’ deniliyor. Enflasyon hedefin üzerinde ise enflasyon açığı artı değer alıyor. Tersi durumda, enflasyon açığının değeri eksi oluyor. İkincisi, üretim düzeyi ile potansiyel üretim düzeyi arasındaki farkın en aza indirilmesi amaçlanıyor. Bu farka da ‘çıktı açığı’ deniliyor. Çıktı açığı artı değer alıyorsa, üretim düzeyi potansiyelinin üzerinde demektir. Eksi değer aldığında ise potansiyelinin altında bir üretim düzeyi söz konusu oluyor. Bu tür rejimler ‘esnek enflasyon hedeflemesi’ rejimleri olarak adlandırılıyorlar.
Esnek enflasyon hedeflemesi rejiminde merkez bankası hem çıktı açığını hem de enflasyon açığını en aza indirmeye çalışıyor. Pratikte pek rastlanmayan katı enflasyon hedeflemesinde ise çıktı açığını en aza indirmek amacı yok.
Üretim, Talep ve Faiz Haddi
Kuram, reel faiz haddi ile üretim arasında bir ilişki olduğunu söylüyor. Bu ilişki talep yoluyla kuruluyor. Reel faiz haddi talebi, o da üretimi etkiliyor.
Enflasyon ve Üretim
Klasik enflasyon hedeflemesinde bu amaçla kullanılan denklemde, mevcut dönemdeki enflasyon, geçmiş enflasyona, beklenen enflasyona ve çıktı açığına bağlı olarak ifade ediliyor. Geçmiş enflasyonun yüksekliği (diğer unsurlar aynı kaldıkları sürece) bugünkü enflasyonu artırıcı yönde etki yapıyor. Çünkü geçmişteki enflasyona bakılarak imzalanan ve uzunca süre geçerli olan sözleşmeler var. Mesela ücret sözleşmeleri, mesela kira sözleşmeleri. Bunlar kısmen bugünkü fiyat artışlarını da belirliyorlar. Gelecekteki enflasyonun yüksek olacağına dair bekleyişler (diğer unsurlar aynı kaldıkları sürece) bugünkü enflasyonu da artırıcı yönde etki yapıyorlar. Çünkü bugün imzalanacak sözleşmeler, sözleşme dönemi boyunca gerçekleşmesi beklenen fiyat artışları dikkate alınarak yapılıyor.
Merkez Bankasının Politika Faizini Belirlemesi
Enflasyon hedeflemesi uygulayan bir merkez bankası GSYH’nin (ya da GSYH büyüme oranının) potansiyel düzeyine yaklaşmasını istiyor. Keza enflasyonu da mümkün olduğunca enflasyon hedefi civarında tutmayı amaçlıyor. Enflasyon hedefi veri. Potansiyel büyüme oranı da kısa dönemde değişmeyecek bir değer. Dolayısıyla, o da veri. Enflasyonun ve GSYH’nin izleyeceği yol ise bir dizi değişkenin yanı sıra politika faizine bağlı. Bu ilişkileri dikkate alan bir model çözüldüğünde merkez bankasının ‘faiz tepki denklemi’ ortaya çıkıyor. Tepkiden kasıt, bu denklemden elde edilen faiz oranının, enflasyona ve GSYH’ye bağlı olarak bulunması. Yani verilen tepki, enflasyona ve GSYH’ye.
Katı enflasyon hedeflemesi uygulayan bir merkez bankasının amaç fonksiyonunda çıktı açığı yer almıyor; sadece enflasyonun hedeften sapması var. Esnek enflasyon
hedeflemesinde ise amaç fonksiyonunda hem çıktı açığı hem de enflasyonun hedeften sapması yer alıyor. Buna karşılık, her iki rejimde de merkez bankaları hem çıktı açığına hem de enflasyon açığına tepki veriyorlar. Ancak katı enflasyon hedeflemesinde enflasyon ve çıktı açıklarına verilen faiz tepkisi daha şiddetli oluyor.
Enflasyon Hedeflemesinin Ön Koşulları
Bir merkez bankasının durup dururken enflasyon hedeflemesi uygulamaya başlaması tavsiye edilmez. Bazı önkoşulların sağlanması gerekiyor ki enflasyon hedeflemesi uygulanabilsin. Bu koşullar şunlardır;
İlk önkoşul; merkez bankasının bağımsız olması. Ekonomik birimler, bir merkez bankasının aldığı tüm kararların, siyasi kaygılardan uzak bir biçimde ve yasasındaki amaçlarına ulaşmak için alındığına ikna olmalı. İnandırıcılık için öncelikle merkez bankalarının araç bağımsızlığına sahip olmaları gerekiyor.
İkinci önkoşul maliye politikası ile ilgili; mali baskınlık olmamalı. Kamu borcu çok yüksek düzeyde ve üstelik vadesi de kısaysa, borcun geri ödenmeyebileceği hakkında şüpheler oluşuyor. Bu tür kaygılar yaygınlaşıyorsa, risk primi, dolayısıyla reel faizler yükseliyor. Aynı ortamda döviz cinsinden mali varlıkları satın almak daha cazip hale geliyor, döviz kurları da yükseliyor. Dolayısıyla, mali baskınlık enflasyon hedeflemesi uygulayan merkez bankalarının işlerini son derece zorlaştırıyor.
Üçüncü önkoşul finansal sistemin sağlıklı olması. Merkez bankalarının bankaların ‘son başvurma mercii’ olduklarını gördünüz. Finansal sistemde likidite sıkıntısı çeken bankalar varsa, merkez bankası için öncelikli amaç bu sıkıntıyı gidermek olacaktır.
Şeffaflık ve Hesap Verme
Şeffaflık, kamuoyuna yayınlanan istatistikler ve raporlar yoluyla sağlanıyor. Ayrıca, alınan kararların gerekçeleri kamuoyuyla paylaşılmalı. Böylelikle, merkez bankaları hem ekonomik birimlerin bekleyişlerini etkilemeye çalışmış oluyorlar hem de kendilerini bağımsız kılan topluma karşı bir sorumluluklarını yerine getiriyorlar.
Hesap verme ilkesinin de bağımsızlığın bir sonucu olarak ortaya çıktığı belirtilebilir. Bağımsızlık, merkez bankalarının başlarına buyruk hareket etmeleri anlamına gelmiyor. Aksine bağımsız merkez bankaları kendilerine yasayla verilen görevleri, yine yasayla çizilen çerçeveye uygun bir şekilde yapmakla yükümlüler.
Tasarım
İlk karar verilmesi gereken, amaç fonksiyonunda hangi değişkenlerin yer alacağı. İkinci olarak hangi enflasyonun hedefleneceği karara bağlanmalı: Üretici enflasyonu mu, tüketici enflasyonu mu, yoksa bunların bir alt kümesi olan ve para politikası kararlarına daha duyarlı olan temel (çekirdek) enflasyon mu? Üçüncü karar verilmesi gereken enflasyon hedefinin ‘nokta’ (mesela yüzde 5) mı yoksa bir ‘aralık’ (mesela yüzde 4-6 arası gibi) şeklinde mi olacağı.
Dördüncü olarak, enflasyon hedefinin kaç yıllık saptanacağına karar verilmeli. Beşincisi, iletişim politikasının nasıl düzenleneceğini tasarlamak gerekiyor.
Türkiye’de Enflasyon Hedeflemesi: 2002-2007
25 Nisan 2001’de çıkarılan 4651 sayılı Kanun ile TCMB bağımsız bir kurum haline geldi. TCMB 2002 yılının başında ‘örtük enflasyon hedeflemesi’ rejimi uygulamaya başladı. Bu uygulama 2005’in sonuna kadar sürdü. Uygulanan örtük enflasyon hedeflemesi özü itibarıyla klasik enflasyon hedeflemesi ile aynıydı: Enflasyon hedefi yılbaşında kamuoyuna açıklanıyordu. TCMB’nin temel politika aracı olan gecelik faiz oranı Banka’nın yaptığı enflasyon tahminleri ile hedef arasındaki farka göre değiştiriliyordu. Banka politika faizine ilişkin aldığı her kararın gerekçelerini kamuoyuna bir duyuruyla açıklıyordu. Hem Bakanlar Kurulu’na, hem de TBMM Bütçe ve Plan Komisyonu’na yılda iki kez sunum yaparak hesap veriyordu. Klasik enflasyon hedeflemesinden öze yönelik olmayan farklar da vardı: Faiz kararını Para Politikası Kurulu almıyordu; Kurul’un tavsiyeleri de dikkate alınarak Başkanlıkça herhangi bir zamanda alınabiliyordu. Dolayısıyla, faiz kararlarının alındığı toplantı tarihleri kamuoyunca bilinmiyordu.
2006 başında ise klasik enflasyon hedeflemesine geçildi. Bu düşüncenin arkasındaki temel nedenler şöyleydi: Gerçekleşen enflasyonlar hedefleri hiç aşmamış ve örtük enflasyon hedeflemesi uygulamasının saygınlığı üst düzeye çıkmıştı. Uluslararası piyasalarda Türkiye’nin kredi riski tarihsel olarak düşük bir düzeye inmişti. Kamu kesimi borçlanma gereği oldukça azalmış ve kamu borcu önemli ölçüde düşmüştü. Bankacılık sektörü de daha sağlıklı bir yapıya kavuşmuştu.
Türkiye’de Enflasyon Hedeflemesi: 2008-2021
Bu dönem oldukça karışık bir dönem. Küresel kriz tam anlamıyla 2008’in sonbaharında patladı. Türkiye ekonomisini de derinden etkiledi. Ekonomimiz 2008’in son çeyreği ile 2009’un üçüncü çeyreği arasında daraldı. Bu dönemin ilk başlarında öncelik, çoğu merkez bankasının önceliği gibi, finans sisteminin sağlıklı çalışmasındaydı. TCMB krizin en gergin dönemlerinde finans sistemini rahatlatacak son başvurma merci görevlerini ön plana çıkardı.
Büyük gelişmiş ülkelerin merkez bankaları ekonomik daralmayı sınırlamak üzere faiz hadlerini süratle sıfıra doğru yaklaştırdılar. Ayrıca kredi piyasasını canlandırmak üzere o zamana kadar görülmemiş büyüklükte ve hızda parasal genişlemeye gittiler. Bir yandan çok düşük faiz oranları diğer yandan bol miktarda para, Türkiye’nin ve benzeri yükselen piyasa ekonomilerinin bol miktarda döviz cinsinden borçlanma olanağına ulaşmasına yol açtı.
Özellikle hızlı kredi artışına bir yanıt olarak TCMB Kasım 2010 ortalarından itibaren finansal istikrarı ön plana çıkardı. Bu amaçla yurtdışından yurtiçine (döviz cinsinden kısa vadeli borcumuzu artıran) kısa vadeli sermaye girişini
azaltmayı ve yurtiçi kredi artış oranını düşürmeyi de ara hedefleri arasına aldı.
Daha sonraki dönem ise biraz karışık. Mayıs 2013’te zamanın Fed Başkanı, artık parasal genişlemeyi sonlandırmayı düşünmeye başladıklarını açıkladı. Yetmedi, Fed ABD Kongresi’ne bir rapor sundu ve bu raporda yükselen piyasa ekonomilerinin bu olası karardan nasıl etkileneceklerini inceledi. Özellikle beş ülkenin oldukça olumsuz etkilenebileceğine dikkat çekilen raporda o beş ülke arasında Türkiye de vardı.
Temmuz 2016’da darbe girişimi oldu. Temmuz ve Ağustos 2018’de zamanın ABD Başkanı Trump’un Türkiye’yi tehdit eden tweetleri ve hemen arkasından gelen ekonomik daralma var. 2019 sonuna doğru ekonomi tam toparlanırken COVID-19 pandemisi patladı ve 2020’de Türkiye ekonomisini derinden etkiledi.
Başkan 2019’da, Temmuz 2019’da atanan Başkan Kasım 2020’de, Kasım 2020’de atanan Başkan Mart 2021’de görevinden alındı. 2021 ortalarından itibaren TCMB enflasyonu arka plana attığı izlenimi vererek cari işlemlere giderek daha fazla vurgu yapmaya başladı.