İKT301U-PARA VE BANKA
Ünite 6: Parasal Aktarım Mekanizmaları
Giriş
Para politikasının amaçlarına etkin bir şekilde ulaşabilmesi için para otoritelerinin uyguladıkları politikaların ekonomiyi etkileme yolları ve hangi ölçüde etkileyebildikleri konularında tam bir değerlendirmeye sahip olmaları gerekir. Para politikasının sahip olduğu araçları kullanarak fiyat hareketleri, üretim ve istihdam düzeyi gibi genel ekonomik faaliyetlerin yönünü ve gelişimi istenilen düzeyde etkileyebilmek ancak bu değerlendirmenin doğru bir şekilde yapılması ile mümkündür.
Merkez bankalarının para politikası uygulamaları öncelikli olarak finansal piyasalarda etkili olur. Finansal piyasalarda yaşanan bu değişime bağlı olarak harcamalar, üretim ve istihdamda değişiklikler yaşanmaya başlanır. Bu etkileşimin nihai olarak fiyatlar genel düzeyi üzerinde etkili olması beklenir. İktisatçılar bu gelişmeler zincirine “parasal aktarım mekanizması” adını vermektedir.
Parasal Aktarım Mekanizması
Parasal Aktarım Mekanizması: Para politikası uygulamaları ile reel ekonomi arasındaki etkileşimi, bir diğer ifadeyle politika uygulamalarına bağlı olarak yaşanan parasal değişimlerin ekonomide toplam talebi toplam arzı ne ölçüde ve hangi kanallarla etkilediğini gösteren mekanizmadır.
Parasal aktarım mekanizmasının ilk adımı para politikası uygulayıcılarının kısa vadeli nominal faiz oranlarını değiştirerek kısa, orta ve uzun vadeli reel faiz oranlarını etkilemesidir. Bu aşamada, faizlerdeki değişiklikler varlık fiyatlarına, döviz kuruna ve kredi koşullarına yansımak suretiyle, ekonomik birimlerin harcama planlarında değişikliklere yol açmaktadır.
Parasal aktarım mekanizması, faiz kanalı, kur kanalı, kredi kanalı ve bilanço kanalını içermektedir. Faiz kanalı ve kur kanalı geleneksel kanallar olarak da bilinmektedir.
Faiz Kanalı
Para politikası uygulamaları süresince çağdaş merkez bankalarının kullandıkları araç ‘politika faizi’dir. Politika faizi her ne kadar gecelik ya da haftalık gibi çok kısa vadeli bir faiz oranı olsa da merkez bankasının politika faiz oranında gerçekleştirdiği değişiklikler bankaların davranışlarını etkilemekte ve daha uzun vadeli faizlerin de aynı yönde hareket etmesine sebep olmaktadır.
Ekonominin genelinde kapasite kısıdının bulunmaması durumunda, talepteki artış üretimi artıracaktır. Toplam talepte yaşanan bu artışın aynı zamanda fiyatlar genel düzeyi üzerinde artma yönünde bir baskıya yol açması beklenecektir. Piyasa ekonomilerinde faiz indirimine bağlı olarak yaşanan gelişimlere baktığımızda, faiz oranlarındaki düşüşün öncelikli olarak üretim düzeyindeki artışı tetiklediğini, fiyatlardaki artışın ise belirli bir gecikmeyle ardından geldiğini söyleyebiliriz. Fiyatlarda gecikmeyle yaşanan bu artışın iki temel sebebi bulunmaktadır. İlk
olarak üretimde meydana gelen artışa bağlı olarak işgücüne olan talep artacak ve çalışanların pazarlık gücünde meydana gelen artışa bağlı olarak ücretler yükselecektir. Ücretlerdeki artışın ikinci sebebi ise şirketlerin elde edeceği daha yüksek kar miktarlarıdır. Toplam talebin canlı olduğu ekonomik ortamlarda şirketlerin satışları ve buna bağlı olarak karları artacaktır. Bu gelişmenin ise nihayetinde ücret artışlarına yansıması beklenmektedir. Dolayısıyla, merkez bankasının politika faizini düşürmesiyle azımsanmayacak bir süre, üretim artacaktır.
Geleneksel faiz kanalının etkinliği merkez bankalarının orta ve uzun vadeli faiz oranlarını etkileme gücü ile doğrudan ilişkilidir. Politika faizlerindeki değişikliklerin uzun vadeli kredi, mevduat ve tahvil faizlerini etkileme güçlerinin sınırlı olması halinde, yukarıda açıklanan geleneksel faiz kanalının etkinliği düşecektir. Öte yandan, politika faizindeki değişikliklerin uzun vadeli faizleri etkilemesinde bir sorun olmasa bile, uzun vadeli faizler ile yatırım ve tüketim harcamaları arasındaki ilişki zayıfsa, yine bu kanal etkin çalışmayacaktır.
Faiz Oranlarının Geçişkenliği
Para politikası uygulamaları kapsamında politika faiz oranında meydana gelen değişimler ilk olarak kısa vadeli piyasa faiz oranlarını, sonrasında ise mevduat ve kredi faiz oranlarını etkilerler.
Para politikasının nihai amacı fiyat istikrarı, üretim ve işgücü için belirlenen hedeflere ulaşmaktır. Ancak, para politikası araçlarının bu makro ekonomik değişkenler üzerindeki etkisi dolaylı bir şekilde olmaktadır. Para politikası yapıcıları, kısa dönemli faizleri doğrudan etkileme gücüne sahipken, orta ve uzun dönemli faizler üzerinde böyle bir kontrole sahip değillerdir. Oysaki ekonomik birimlerin tüketim ve yatırım kararlarını almalarında ve dolayısıyla ülkenin reel ekonomik faaliyetlerinin etkilenmesi bakımından etkili olan faiz oranları orta ve uzun dönemli oranlardır.
Buna karşılık, merkez bankalarının kullandıkları politika faiz oranı çok kısa vadelidir. Kısa vadeye sahip bu faiz oranlarının kendisi tüketim veya yatırım kararları üzerinde etkili değildir çünkü bu faiz oranı tüketim veya yatırım sürecinde kullanılmamaktadır.
Para politikası kararlarına bağlı olarak piyasa faiz oranlarında yaşanan değişimler, bir diğer ifadeyle piyasa faiz oranlarının politika kararlarına verdiği tepkiler, politika yapıcıları ve finansal piyasaların katılımcıları açısından ilgi çekici bir konu olmaya devam etmektedir. Konuya para politikası yapıcıları açısından yaklaştığımızda; etkin bir para politikası yürütebilmesi için finansal piyasalarda işlem gören çeşitli varlıkların para politikası uygulamalarına verdiği tepkiyi doğru bir şekilde öngörebilmenin önemi açıktır.
Para Politikası ve Faiz Oranlarının Vade Yapısı
Para politikasının uzun dönemli faizleri nasıl etkilediğini görebilmek için öncelikle kısa dönemli faizler ile uzun
dönemli faizler arasındaki ilişkiyi iyi anlamak gerekmektedir. Kısa ve uzun dönemli faiz oranları arasındaki ilişkiyi faiz oranlarının vade yapısını kullanarak açıklarız.
Bekleyişler kuramına göre; uzun vadeli tahvillerin faiz oranları, bugünkü ve gelecekte beklenen kısa vadeli tahvil faiz oranlarının ağırlıklı ortalamasına eşittir. Bekleyişler kuramına göre farklı vadelerdeki tahvillerin faiz oranlarının farklı olmasının sebebi, başka bir deyişle faiz oranlarının vade yapısı, sadece gelecekteki kısa vadeli faiz oranlarına ilişkin bekleyişler tarafından belirlenir.
Kredibilitesi yüksek olan bir merkez bankası ekonomik birimlerin beklentilerini yönlendirme gücüne sahip olacaktır. Bir diğer ifadeyle geleceğe ilişkin oluşan faiz oranı beklentilerini etkileyebilecek ve dolaylı olarak orta ve uzun vadeli faiz oranlarının belirlenmesinde etkili olacaktır. Bu noktada merkez bankaları hem almış oldukları politika faiz oranı kararları ile hem de almayı ima ettikleri kararlarla ileride gerçekleşmesi beklenen faizleri etkileyebildikleri ölçüde uzun dönemli faizler üzerinde etkili olabileceklerdir.
Politika faizinde meydana gelen değişikliklerin ekonomik aktiviteler üzerinde etkili olmasında aracılık eden başka kanallar da bulunmaktadır.
Döviz Kuru Kanalı
Döviz kuru kanalı geleneksel kabul edilen parasal aktarım kanallarının ikincisidir. Döviz kuru kanalının ekonominin hem toplam talebi hem de toplam arz üzerinde etkisi bulunmaktadır. Yurtdışı faiz haddi sabitken ve döviz kurunun ileride alacağı değere ilişkin bekleyişler değişmiyorken, yurt içi faiz hadlerinde meydana gelen bir artış, döviz kurunun bugünkü değerini düşürecektir.
Yurtiçi faiz hadlerinin düşmesi ise, beklenen veya gerçekleşen enflasyona bağlı olarak riski yükseltmediği bir ekonomik ortamda döviz kurunu artırıyordu. Çünkü, böyle bir ekonomik ortamda faiz hadlerinin düşmesine bağlı olarak o ülkede finansal yatırım yapmanın getirisi azalacak ve portföy finansal yatırımcılarının ülkeden çıkış yapmaya başladıkları gözlemlenecektir.
Dolayısıyla, merkez bankalarının politika faizlerini artırmaları halinde, döviz kuru düşecek ve yerli paradaki bu değerlenme ile net ihracat azalacaktır. Bu, yurt içinde üretilen mallara olan toplam talebi azaltacağından, kısa dönemde üretim azalacaktır. Merkez bankasının politika faizini düşürmesi durumunda ise tersi etkiler ortaya çıkacak ve üretim artacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, döviz kurundaki değişikliklerin politika faizinin daha uzun vadeli faizleri etkilemesiyle meydana geldiğidir.
Kredi Kanalı
Geleneksel aktarım kanallarının yanı sıra para politikasının reel ekonomi üzerinde etkili olmasında bir diğer önemli kanal ‘kredi kanalı’dır. Yapılan uygulamalı çalışmalar kredi kanalının oldukça önemli bir kanal olduğunu göstermektedir. Kredi kanalı üst başlığında topladığımız bu
aktarım kanalı kendi içerisinde ‘banka kredileri kanalı’ ve ‘bilanço kanalı’ olmak üzere iki ayrı önemli aktarım mekanizmasını içermektedir.
Banka Kredileri Kanalı
Özel sektörün yatırımlarını finanse etmek için kullandıkları öncelikli kaynak banka kredileridir. Bununla birlikte özellikle sektörün büyük oyuncuları hisse senedi, tahvil veya finansman bonosu, ihracı gibi alternatif yöntemler ile de finansman yolunu seçebilmektedir. Küçük ve orta ölçekli firmalar ise bu alternatif fon sağlama yöntemlerini kullanabilecek büyüklükte ve güçte değillerdir.
Merkez bankasının doğrudan alım işlemi yapması sonucunda bankacılık sisteminin varlıkları arasında yer alan tahvil miktarı azalır, buna karşılık sistemin rezerv miktarı artar. Bankaların rezervlerindeki artışa bağlı olarak verdikleri kredi miktarının artması beklenir. Yani, para politikası uygulamalarına bağlı olarak banka rezervlerindeki artış, banka kredilerine bağımlı küçük firmaların elde edebileceği fonların artmasına ve buna bağlı olarak da ekonomide yatırım ve tüketim harcamalarının özellikle de dayanıklı tüketim harcamalarının artışına yol açacaktır. Tabi bu artışların doğal sonucu üretimin artması olacaktır.
Banka kredilerini etkileyen sadece parasal tabandaki değişiklikler değildir. Politika yapıcıları bankacılık sektörüne yönelik geliştirdikleri yeni düzenlemeler ile bankaların kredi vermesini kolay kolaylaştırabilir veya zorlaştırabilirler.
Bilanço Kanalı
Para politikasının ekonomik aktivitelere aktarımında bilanço kanalı, merkez bankasının potansiyel kredi kullanıcılarının bilançolarının net değeri üzerinde sahip olduğu doğrudan etkiye bağlı olarak çalışmaktadır. Para politikası, bankacılık sektörünün kullandırtabileceği kredi miktarını etkileyebileceği gibi, kredi kullanıcılarının kredi itibarı üzerinde etkili olmak yoluyla da kullanılan kredi miktarını etkileyebilir. Genişlemeci bir para politikası firmaların net değerlerini arttırarak bilançolarını iyileştirecektir. Yüksek bir net değer, firmanın kullandığı krediyi geri ödememe durumunda katlanacağı maliyeti artıracaktır.
Politika faizini düşüren genişlemeci bir para politikası (beklenen ile gerçekleşen enflasyonu ve riski yükseltmiyorsa), hisse senedi fiyatlarında bir yükselmeye ve firmanın net değerinin artmasına neden olur. İkinci olarak, genişlemeci bir para politikası sonucunda şirketlerin nakit akımları iyileşir. Her iki etki de ters seçim ve ahlaki tehlike sorunlarını azaltarak bankaların kredi kullanımını arttırır. Sonuçta yatırımlar ve üretim hacmi artar.
Varlık Fiyatları Kanalı
Faiz oranlarında yaşanan aşağı yönlü bir hareketlilik hisse senedi fiyatlarını artmasına sebep olacaktır. Hisse senedi fiyatları ile faiz oranları arasındaki bu ilişki parasal aktarımın “varlık fiyatları kanalı” olarak bilinmektedir.
Varlık fiyatları kanalının işleyişini iyi bir şekilde anlayabilmek için faiz oranları ile hisse senedi arasındaki ilişkinin nasıl işlediğini anlamak önemlidir.
Hisse senedinin temel değeri gelecek dönem elde edilecek temettü ödemelerinin bugünkü değerine eşittir. Faiz oranlarını küçüldükçe, bugünkü değeri yükselecek ve hisse senedinin fiyatı artacaktır.
Para politikası uygulamalarının konut piyasası üzerinde de benzer bir etkisi vardır. Para otoritesinin reel faiz oranlarını düşürmesi konut kredilerinin faizlerini aşağıya çekecektir. Krediye ulaşımın kolaylaşmasına bağlı olarak konut piyasasında talep ve fiyatlar yükselecektir.
Hisse senedi fiyatlarının tüketim üzerindeki etkisine benzer bir etki de yatırım harcamaları için gerçekleşir. Hisse senedi fiyatlarının artışı, şirketlerin hisse ihraç ederek kaynak bulmasını kolaylaştırır. Yeni makine ve sermaye teçhizatına harcanacak tutarda bir değişiklik olmamıştır. Şirketler hisse senedi çıkarırlar ve satın aldıkları tesis ve teçhizatın maliyetinden daha yüksek bir fiyat ile bunları satabilirler. Şirketler az miktarda hisse senedi çıkararak çok miktarda yeni sermaye malı satın alabilecekleri için yatırım harcamaları yükselecektir.
Parasal Aktarım Mekanizmasında Gecikme Sorunu
Merkez bankaları öncelikli olarak nihai amaçlarını, ardından da bu amaçlar için hangi araçları kullanmaları gerektiğini belirlemek zorundadırlar. Bu süreçte, para politikası uygulayıcılarının karşı karşıya kaldıkları temel problemlerden biri ‘gecikme sorunu’dur. Gecikme türleri:
1. Veri Gecikmesi 2. Tanı (Teşhis) Gecikmesi 3. Düzenleme Gecikmesi 4. Yürütme Gecikmesi 5. Etkinlik Gecikmesi
Gecikme Sorunu ve Para Politikasının Etkisi
Gecikme sorununun para politikası uygulamaları üzerinde yarattığı etkileri iki farklı senaryo yardımıyla Kitabın 165. sayfasındaki şekil 6.1'de ve 166. sayfasındaki şekil 6.2'de açıklanmıştır.
Maliye Politikası ve Para Politikası Arasındaki Etkileşim
Ekonomide olumsuz arz şoklarının yaşanmadığı bir ortamda, merkez bankalarının daraltıcı bir para politikası uygulamak amacıyla faiz hadlerini yükseltmeleri durumunda, toplam talebin azalarak ekonomi üzerindeki enflasyonist baskının azaltılabileceği düşünülmektedir. Daraltıcı bir para politikasından ya da daha genel olarak para politikasından arzu edilen sonuçların alınması için maliye politikasının da para politikası ile uyumlu olması gerekmektedir.
Kamu Borcu ve Açıkların Finansmanı
Hanehalklarının ve şirketlerin olduğu gibi devletlerin de harcamaları gelirinden fazla olabilir. Harcamaları gelirlerinden fazla olan bir devletin, bu açığın finansmanı için üç ayrı seçeneği bulunmaktadır. Yerli parası cinsinden
borçlanabilir veya yabancı para cinsinden borçlanabilir. Üçüncü olarak da, merkez bankasına para bastırarak, o parayı kendisine borç olarak vermesini isteyebilir. Ancak, para basılarak para arzının artırılması ve özellikle bunun süreklilik kazanması durumu, fiyatlar genel düzeyindeki istikrarı bozacak ve enflasyonun yükselmesine sebep olacaktır. Tarihte yaşanan hiperenflasyonların temel nedeninin kamu açıklarının finansmanının merkez bankası kaynakları kullanılarak yapılması olduğunu biliyoruz. Bu nedenle, ülkemizde olduğu gibi, bazı ülkelerin hukuki yapıları para basma yetkisi üzerine önemli sınırlamalar getirmektedirler. Bu durumda bütçe açığının finansmanı için yerli para ve yabancı para cinsinden borçlanmak olmak üzere geriye iki alternatif kalmaktadır.
Bütçe açığının yurt içi piyasalardan borçlanmayla karşılanması ise yurt içi faizlerin yükselmesi yönünde bir baskı yaratmaktadır. Öte yandan, devletin finansal piyasalardan daha fazla fon çekmesi, özel sektörün yatırımlar için kullanabileceği fon miktarını da olumsuz etkilemektedir.
Sevimsiz Monetarist Aritmetik
Kabul edilen yaygın öngörün aksine kamu açıklarının merkez bankası kaynaklarıyla finansmanının, borçlanma yoluyla finansmandan daha enflasyonist olduğu her zaman doğru olmayabilir. Thomas Sargent ve Neil Wallece, 1981 yılında yayınladıkları sevimsiz monetarist aritmetik isimli çalışmalarında, maliye politikasının disiplinsiz olması ve para politikası ile arasında bir uyuşmazlık olması durumunda parasal genişlemeden kaçınılmasının uzun dönemde daha yüksek bir enflasyonist etki doğurabileceğini göstermektedirler. Sargent ve Wallace çalışmalarında birincil açıklar üzerinde durmaktadır.
Kamu açıklarının borçlanmayla finansmanı ne kadar uzun sürerse, sonuçta ortaya çıkan enflasyon da o kadar yüksek olmaktadır. Yani, bir ekonomide reel faiz ve bütçe açığı yüksekse ve mali otorite bu açığı disiplin altına alacak bir politika uygulamıyorsa, para politikasını uygulamakla yükümlü otoritenin enflasyonu kontrol altına alabilme yeteneği kaybolmaktadır.
Mali Baskınlık ve Parasal Baskınlık
Sevimsiz monetarist aritmetik bize, para politikasının fiyatlar üzerinde etkin bir kontrole sahip olabilmesi için, disiplinli bir maliye politikasının gerekli olduğunu göstermektedir. Maliye politikasının disiplinli olmaması ve bu disiplinsizliğin kronik bir nitelik kazanması, nihayetinde para otoritesini borcun parasallaştırılması baskısı altına almaktadır.
Disiplinli bir maliye politikası aynı zamanda ‘mali baskınlığın’ olmaması anlamına gelmektedir. Mali baskınlığı, kısaca, yüksek bütçe açığı ve enflasyonu az önemseyen bir ekonomik yapı olarak tasvir edebiliriz. Bu yapıda, kamu gelirlerinin kamu harcamalarının tamamını karşılamaması durumunda, bu fark para basılarak veya borçlanılarak karşılanacaktır. Mali baskınlığın yaşandığı ekonomik ortamlarda, mali otorite cari yılda ve gelecek
yıllarda beklenen bütçe açıklarını, para politikası hedeflerini dikkate almadan belirlemektedir.
Parasal baskınlık ise, para politikasını uygulamakla yükümlü merkez bankasının para politikasını bağımsız bir şekilde oluşturduğu, maliye politikasının ise bütçe açıklarını para politikası hedeflerine destek olacak şekilde belirlediği bir ekonomik yapıdır. Kısaca, parasal baskınlıkta para politikasının öncü ve disiplinli olduğunu, maliye politikasının ise onu izlediğini söyleyebiliriz.
Mali Baskınlık Göstergeleri
Bir ekonomideki mali baskınlığın düzeyini izlemek için çeşitli göstergeler bulunmaktadır. Bu göstergeler içinde en çok kullanılanlar; ‘bütçe açığı/GSYH’ ve ‘kamu borç stoku/GSYH’ olarak belirtilebilir.
Kitabın 171. sayfasında şekil 6.3'de Kamu Net Borç Stokunun GSYH’ye oranı gösterilmiştir. Bu oranın yükselmesi, kamunun faiz yükünü arttıracak ve gelecekteki borç stoku üzerinde artış baskısı yapacaktır.
Deflasyon ve Likidite Tuzağı
Deflasyonu en dar tanımıyla fiyatlar genel düzeyinin sürekli olarak düşüş sergilemesi ve aynı zamanda mal ve hizmetlere yönelen talebin de azalması olarak tanımlayabiliriz. Bir diğer ifadeyle deflasyon fiyatları düşen ürünlerin kendilerine alıcı bulamaması durumudur. Deflasyon yaşanan ekonomiler tamamen durma noktasına gelebilmektedir.
Deflasyonun Ortaya Çıkışı ve Sonuçları
Deflasyonist sürecin içerisinde bulunan bir ekonominin deflasyondan çıkması oldukça uzun süreler alabilmektedir. Bunun iki sebebi bulunmaktadır. Birincisi, bir ekonomide deflasyonist sürecin yaşanmaya başlanmasıyla birlikte ekonomik birimlerde gelecek dönemlerde fiyatların daha da düşeceği beklentisi oluşacak ve bu beklentinin doğal bir sonucu olarak planlanan harcamalar ertelenmeye başlayacaktır.
Deflasyondan çıkmanın zaman almasının bir diğer nedeni likidite tuzağıdır. Likidite tuzağı temel olarak faiz oranının para arzındaki artışlarla daha da aşağıya çekilememesi durumudur.
Deflasyon ve Likidite Tuzağı; Japonya Örneği
Japonya ekonomisi 1990’ların başından itibaren bir durgunluk dönemine girmiş ve 1999 ile 2005 yılları arasında deflasyon süreci yaşamıştır.
Kitabın 175. sayfasında şekil 6.5'de görüldüğü gibi Japonya Merkez Bankası (BoJ) 1990’lı yıllarının başından itibaren ekonomik aktiviteleri canlı tutmak amacıyla faiz oranlarını sürekli olarak indirme yolunu tercih etmiştir. Buna karşılık, faiz oranlarındaki bu düşüşler ekonomiyi canlandırmada etkili olamamıştır. Özellikle bankacılık sistemine duyulan güvenin yetersiz olması, faiz politikasının beklenen etkiyi yaratmasının önünde engel olmuştur.
Küresel Finansal Kriz ve Faiz Oranlarının Sıfır Sınırına İnmesi
2007 yılının ortalarında Amerikan konut piyasasında oluşan balonun patlamasıyla başlayan ve ardından 5 Eylül 2008 tarihinde Lehman Brothers isimli yatırım bankasının 600 milyar doların üzerinde borçla çöküşüyle kısa sürede finansal ve reel sektöre yayılan kriz, 2008 ve 2009 yıllarında tüm dünyada etkisini artırarak küresel bir nitelik kazanmıştır. Küresel finansal kriz sonrası dönemde para politikası uygulamalarında yaşananlar likidite tuzağının başka bir örneğini oluşturmaktadır.
Faiz indirimleri için hareket alanı kalmayan gelişmiş ülkelerin merkez bankalarının uygulamaya koydukları bu geleneksel politika önlemleri etkili olamamış ve piyasadaki likidite tamamıyla yetersiz kalmış ve piyasalarda güven kaybı yaşanmaya devam etmiştir.
Geleneksel Olmayan Para Politikası Araçları
Geleneksel olmayan para politikası önlemleri uygulandıkları ülkelere koşullara bağlı olarak değişiklik göstermekte ve belirli standartları bulunmamaktadır. Küresel finansal kriz sonrası dönemde kredi destekleri, kredi genişlemesi, niceliksel genişleme, menkul kıymet ve döviz piyasalarına doğru doğrudan müdahale etmek yoluyla likidite desteği sağlamak gibi önlemler en çok başvurulan geleneksel olmayan politika önemleri arasında yer almıştır.
Geleneksel olmayan para politikası önlemlerine bağlı olarak bir ekonomide karşılaşılabilecek risk faktörler şu şekilde özetlenebilir:
• Geleneksel olmayan politika yöntemleri farkında olmayarak kredilerin etkin piyasalar yerine etkin olmayan piyasalara dağıtılmasına sebep olabilirler. • Merkez bankası bilançosunda yer alan yüksek kaliteli ve likit varlıkların likit olmayan alacaklarla yer değiştirmesi uzun dönemde para politikası uygulamalarının esnekliğini kısıtlayacaktır. • Bazı geleneksel olmayan araçların yarı bütçesel bir özelliğe sahip olması para politikası ile maliye politikası arasındaki ayırımı bulanıklaştırmaktadır. • Merkez bankasının rezerv tabanının genişlemesi enflasyonist beklentilerin artmasına sebep olabilir.