İKT301U-PARA VE BANKA
Ünite 3: Bankacılık Sektörü
Giriş
Türkiye’de ve dünyada finansal sektör fonlarının büyük çoğunluğu bankacılık sektörü aracılığıyla aktarılır. Bankalar finansal sektörün en önemli aktörlerindendir. Bu yüzden finansal sektörün dinamiklerini anlamak için ban- kaların işleyişini anlamak son derece önemlidir. Bu ünitede bankacılık sektörünün yapısını anlamak amaçlanmıştır.
Bankacılık Sektörü Bilançosu
Bankacılık sektörü dünyada ve Türkiye’de finansal sektörün en önemli bileşenlerinden birini oluşturmaktadır. Türkiye’de 2021 yılı itibariyle finansal sektörün varlıklarının %78’ine sahip bankalar sektörün en önemli aktörlerinden biridir. Bu durum gelişmiş ülkelerde de farklı değildir.
Bankaları kullandıkları kaynaklarına bakarak iki grupta toplayabiliriz; mevduat bankaları ve kalkınma ve yatırım bankaları. Mevduat bankaları mevduat toplayarak yatırım, tüketim gibi finansmanına yönelik kredi verirler. Mevduat bankaları Türkiye’de bankacılık sektörünün %85’inden fazlasını oluşturmaktadır.
Mevduat bankalarının en temel işlevlerinden biri kaydi para yaratma sürecidir. Ayrıca bankalar; parasal aktarım mekanizmalarında oynadığı rol bakımından para politikası açısından da kritik öneme sahiptir.
Mevduat bankaları özünde ticari işletmelerdir ve her ticari işletmede olduğu gibi ticari faaliyetleri gösteren mali tabloları oluşturmakla yükümlüdürler. Bu tablolara bilanço adını vermekteyiz. Bilançolar bir şirketin ya da kişinin belirli bir zamandaki mali durumunun özetidir. Bilançoların en önemli özelliklerinden biri çift taraflı kayıt sistemidir, bunun sonucunda bilançonun aktif ve pasif toplamı her durumda eşit olmalıdır. Bankalar açısından bakıldığında bilançonun bu özelliğini aşağıdaki özdeşlik olarak yazabiliriz
Varlıklar [Aktifler] ≡ Yükümlülükler + Özkaynaklar (Banka Sermayesi) [Pasifler]
Bilançonun yükümlülükler tarafı bankaların kullana- bileceği fonların kaynağını gösterirken varlıklar tarafı bu fonların kullanımını gösterir. Varlıklar ve yükümlülükler arasındaki fark ise bankaların özkaynaklarını yani banka sermayesini gösterir.
Bankalar kaynaklarını ticari işletmelerin ve kişilerin mevduatları yanı sıra diğer finansal kuruluşlardan ve finansal piyasalardan sağlarlar. Bu fonları kullanımında bir kısmı nakit olarak tutup kalanıyla temelde kredi vermeleri beklenir. Toplanan fonların bir kısmı da finansal piyasalarda satılan kamu borçlanma senetleri benzeri menkul kıymetlerde değerlendirilir.
Varlıklar
Bankacılık sektöründeki varlıkları temelde altı grupta toplanır. Bankalar topladıkları fonları öncelikle yüksek
faiz getireceği düşünülen kalemlerde tutma eğilimi içerisindedirler. Şimdi bu kalemlere daha yakından bakalım.
Rezervler (Nakit Varlıklar)
Bankalar yasal olarak topladıkları mevduatın Merkez Bankası tarafından belirlenen bir orana karşılık gelen kısmını Merkez Bankasında tutmak zorundadır. Buna zorunlu karşılıklar adını vermekteyiz. Yasal olarak her bir liralık mevduatın belli bir oranının zorunlu karşılık olarak tutulması gerekmektedir. Bu orana “zorunlu karşılık oranı” adı verilmektedir ve bu oranı belirleme yetkisi Merkez Bankasındadır. Ancak bankalar Merkez Bankalarınca zorunlu tutulan oranların üzerinde de nakit varlık tutabilirler. İşte rezervlerin zorunlu olmayan bu kısmına “serbest rezervler” adını veriyoruz. Bu çerçe- vede banka rezervleri zorunlu karşılıklar ve serbest rezervlerin toplamı olarak düşünülebilir. Bankaların rezerv tutmalarının bir fırsat maliyeti olmasına rağmen rezervler bankacılık işlemlerinin yürütülmesi ve likidite yönetimi açısından son derece önemli bir varlık kalemidir.
Menkul Kıymetler
Bankaların bilançosundaki gelir getiren en önemli iki varlıktan birisi menkul kıymetlerdir. Menkul kıymetler kalemi temelde borç senetlerinden oluşmaktadır; bunlar hazine ve devlet tahvilleri ve bonoları olabileceği gibi özel sektör tahvilleri ve bonoları ile yabancı bono ve tahviller de olabilir. Pek çok ülkede bankaların hisse senedi portföyü oluşturmaları kısıtlanmış veya yasaklanmıştır.
Krediler
Modern bankacılık sistemlerinde krediler bankaların temel varlıklarını oluştururlar. Krediler kullanan şirket ya da kişi açısından borçlanmayı temsil ederken kredi veren banka açısından varlıktır. Krediler genellikle menkul kıymetlerle kıyaslandığında daha düşük likiditeye sahiptirler. Türkiye’de kredilerin yaklaşık %95’ten fazlası özel sektör kredileridir. Özel sektöre verilen kredilerin yarısından fazlasını şirketlere verilen ticari krediler oluşturmaktadır. Tüketici kredilerinin payı 2021 itibariyle toplam kredilerin dörtte birine yakındır.
Yükümlülükler
Bankaların yükümlülükleri başka bir deyişle bankaların borcu olarak görülebilir. Aynı zamanda yükümlülüklere bankaların kullandıkları fonların kaynağı gözüyle de bakabiliriz. Bankaların yükümlülükleri üç grupta toplanabilir.
Mevduatlar
Mevduat, banka müşterilerinin belirli sürelerle bankaya yatırdıkları paradır ve bu sürenin sonunda müşteri tarafından bankadan çekilebilir. Bu çerçevede banka müşterileri açısından mevduat (banka hesabı) bir varlık iken banka açısından mevduat borçtur. Türkiye’de mevduatlar 2021’de bankaların toplam yükümlülüklerinin %62,7’sini oluşturmaktadır. Bu oran gelişmiş ülkelerde de benzer seviyelerdedir.
Türkiye’deki bankacılık sistemine göre mevduatlar sahipliğe göre üçe ayrılır: tasarruf mevduatı, ticari mevduat, resmi mevduat. Temel olarak kişiler tarafından bankalarda açılan hesaplara tasarruf mevduatı, şirketler tarafından açılan hesaplara ticari mevduat, kamu kurum ve kuruluşlarınca açılan hesaplara resmi mevduat adı verilir.
Diğer bir sınıflandırma mevduatın vadesine göre yapılır. Buna göre banka müşterisinin koşulsuz olarak bankadan parasını çekebildiği banka hesaplarına vadesiz mevduat adı verilir. Ancak bankaya yatırılan para belirli bir vade sonunda alınabilirse, yani paranın bankadan çekilebilmesi için bir belli bir sürenin geçmesi gerekiyorsa buna vadeli mevduat (hesap) adı verilir. Vadeli ve vadesiz mevduatlar arasındaki en temel fark bankanın vadesiz mevduatlara faiz ödememesi (ya da piyasa faizinin çok altında faiz ödemesi), vadeli hesaplara ise faiz ödemesidir. Vadesiz mevduat banka açısından daha düşük maliyetle toplanan fonlardır. Vadeli mevduat ise yüksek maliyetle toplanan bir kaynaktır. Temelde Türkiye’de bankaların mevduatının %70’i vadeli %30’u ise vadesiz mevduattan oluşmaktadır. Bu durumda bankalar açısından toplanan kaynakların maliyetinin yüksek olduğu söylenebilir.
Türk bankacılık sisteminde yukarıda anılan mevduat türleri yanında döviz tevdiat hesabı (DTH) da bulunmaktadır. DTH’ları dolarizasyon (ülkedeki yerleşik- lerin yüksek enflasyon ve yerli paranın muhtemel değer kaybı ve belirsizlik ortamı yüzünden yabancı para cinsinden birikim yaparak yabancı para cinsinden varlık tutma eğilimi) eğilimini finansal sistem içerisinde tutmak için geliştirilmiş araçlardır.
Dolarizasyonun hızlanma eğilimi göstermesi nedeniyle 2021 yılında bankacılık sisteminde dolara endeksli mevduat (DEM) yeni bir araç olarak sisteme kondu. DEM’de tasarruflar TL olarak tutulurken, eğer TL’de dövize karşı değer kaybı olursa bu fark tasarruf sahiplerine ödeniyor.
Kullanılan Krediler
Bankalar borçlanarak da fon toplayabilirler. Bu tür toplanan fonları kullanılan krediler adı altında toplamak mümkündür. T.C. Merkez Bankası bankaların borç alabileceği kaynaklar arasında yer almaktadır, bu kredilere reeskont kredisi adı verilir. Bankalar reeskont kredisi kullanırsa bunun karşılığında reeskont faizi öderler. Diğer bir borçlanma kaynağı da yurtiçi bankalardır. Bankalar açısından sermayenin küreselleşmesi ile öne çıkan önemli bir borçlanma kaynağı da yurtdışından kullanılan kredilerdir. Yurtdışından kullanılan kredilerin en önemli özelliği bankaların döviz cinsinden borçlanmalarının getireceği kur riskidir. Bu durumda döviz varlıkları ile karşılanamayan döviz borcu bankaların bilançosunda açık pozisyon yaratacaktır. Açık pozisyon; döviz, altın cinsinden sahip olunan varlıkların aynı cinsten borçları karşılayamamasıdır.
Repo İşlemlerinden Sağlanan Fonlar
Bu kaynak BİST bünyesindeki repo piyasasında gerçekleştirilen işlemlerden sağlanmaktadır. Repo ve ters repo özetle tahvil karşılığında kısa vadeli borç alma ve verme işlemidir.
Özkaynaklar
Bankanın özkaynakları (banka sermayesi) toplam var- lıkları ile toplam yükümlülükleri arasındaki farktır. Bu an- lamda özkaynaklar bankanın tüm yükümlülükleri yerine geitirdikten sonra (borçlarını ödedikten sonra) kalan değe- rini yansıtır.
Temel Bankacılık
Bankalar özünde ticari işletmelerdir ve her ticari işletme gibi özünde kâr etmek amacını güderler. Bankalar bu temel bankacılık işlemi sırasında bir tür varlık dönüşümü yapmaktadırlar, yani bankalar vadesi daha uzun olan krediyi verebilmek için daha kısa vadeli olan mevduat hesapları aracılığıyla kaynak toplamaktadır.
Örneğin, Birinci Banka’da 5000 TL tutarında yeni bir mevduat hesabı açıldığını düşünelim. Mevduatlardaki 5000 TL’lik artış aynı zamanda bankanın kasasına 5000 TL girmesine yol açacak. Mevduatlardaki 5000 TL’lik artış rezervlerin de 5000 TL artması anlamına gelmektedir. Merkez Bankası’nın zorunlu karşılık oranının %10 olduğunu düşünelim. Bu durumda bankanın 5000 TL’lik mevduata karşılık olarak 500 TL’lik rezerv tutması gerekmektedir, yani zorunlu karşılıklar 500 TL’dir. Ancak bankanın toplam rezervleri 5000 TL olduğuna göre 500 TL’nin üzerinde tutulan rezervler serbest rezervlerdir. Ancak serbest rezervlerin faiz getirisi yoktur. Banka serbest rezerv tutmak yerine bu fonu kredi vererek değerlendirseydi kredi faizi kazanma şansı olacaktı. En son durumda bankanın elindeki 4500 TL’lik serbest rezervle kredi verdiğini düşünelim. Bankanın mevduatı krediye dönüştürerek nasıl kâr ettiğini anlayabilmek için mevduata ödenen faizi ve kredilerin faiz gelirini düşünmemiz gerekir. Yine bu basit örnek çerçevesinde mevduatın ve kredinin vadesinin yıllık olduğunu, yıllık kredi faizinin %14, yıllık mevduat faizinin ise %8 olduğunu düşünelim. Bu durumda banka 5000 TL’lik mevduata (5000´0,08) 400TL faiz ödemesi yapacaktır. Verilen faiz oranlarında 4500 TL’lik kredi karşılığında ise (4500´0,14) 630 TL faiz geliri elde edecektir. Daha gerçekçi düşünürsek bankanın bu işlem sırasında bazı masrafları olacağını da hesaba katabiliriz, hesap kolaylığı için 5000 TL’lik hesap için bankanın yılda 15 TL’lik masraf yaptığını varsayalım. Bu durumda bankanın kredi faiz geliri 630 TL iken toplam masrafı, mevduat faizine ödeyeceği 400 TL’ye ek olarak 15 TL’lik işletme masrafı, 415 TL’dir. Bankanın kârını 630 TL ‒ 415 TL = 215 TL olarak hesaplayabiliriz. Bu durumda Birinci Banka’nın kârlılık oranını 630/5000=0.043 olarak hesaplayabiliriz. Kısaca Birinci Banka topladığı her 1 TL’lik mevduattan yılda %4,3 kâr elde etmektedir.
Banka Yönetimi
Genel olarak banka yönetimi sorunlarını beş başlık altında toplayacağız: likidite yönetimi, varlık yönetimi, yükümlülük yönetimi, özkaynak yönetimi, faiz riski yönetimi.
Likidite Yönetimi
Bankanın likidite yönetim probleminin bir yönü, bankanın likidite darlığı ihtimaline karşılık kendini ne oranda sigortamaya karar vermesi ile ilgilidir. Yani banka yöneticileri hangi oranda serbest rezerv tutacağına karar vermelidir. Unutmayalım ki serbest rezerv tutmanın maliyeti faiz gelirlerinden vaz geçerek düşük kâr oranlarına razı olmaktır. Likidite yönetimi probleminin ikinci yönü ise likidite ihtiyacının hangi seçeneği kullanarak karşılanacağıdır. Burada da banka yöneticilerinin bankaya açık olan seçenekler arasında en düşük maliyetli olanı tercih etmesi gerekir.
Varlık Yönetimi
Bankalar varlık portföylerini oluştururken düşük riskli, yüksek getirili ve yüksek likiditeye sahip varlıkları tercih ederler. Ancak bu üç özelliği aynı anda sağlamak kolay olmayacağı için aşağıdaki temel dört ilkeyi gözetmek gerekir:
• Kredilerin riskini düşük tutmak gerekir. Kredilerin geri ödenmeme riskine kredi riski adı verilir ve bankaların karşılaştığı en önemli risklerden biridir. • Bankaların menkul kıymetler portföyünün yüksek getiri ve düşük faiz getiren varlıklardan oluşması gerekir. • Varlık yönetiminde riski düşürmek için varlık çeşitliliğini sağlamak gereklidir. • Bütün bunları sağlarken likidite yönetimine önem vermek gerekir.
Yükümlülük Yönetimi
Küreselleşme ve bankacılık sektöründeki teknolojik gelişme ile birlikte mevduat dışı kaynakların banka yükümlülükleri içindeki payında tüm dünyada artış oldu. Türkiye’de de benzer bir gelişme özellikle 2001 krizinden sonra gözleniyor. Banka dışı kaynakların, özellikle küreselleşme ile birlikte uluslararası kaynakların kullanımının artmasına rağmen mevduatların hâlâ sektörün temel kaynağını oluşturduğunu söyleyebiliriz.
Bankaların daha çok mevduat çekebilmek için faiz üzerinden birbirleriyle rekabete girmeleri, bu durum faizlerin yükselmesi sonucunda sektörün risklerini arttıracağı için, söz konusu değildir. Bu yüzden bankalar daha çok mevduat çekebilmek için mevduat sahiplerine sundukları hizmetler aracılığı ile birbirleri ile rekabet etmektedirler.
Özkaynak Yönetimi
Özkaynak yönetiminin en temel özelliği sermaye yeterliliğini sağlamaktır. Bankalar özkaynaklarının ne
kadar olması gerektiği konusunda karar verirken üç noktaya önem verirler. Öncelikle bankaların özkaynağı iflas riskine karşı sigorta görevi görür. Özkaynakları yüksek bankaların varlıklarının değeri borçlarından yüksektir. İkinci olarak özkaynakların ne kadar yüksek olduğu banka sahiplerinin, yani bankanın hissedarlarının ne kadar getiri elde edeceğini belirler. Son olarak yasal olarak bankaların özkaynaklarının belirli bir sermaye yeterlilik oranının altına inmesine izin verilmez. Uluslararası Basel II anlaşmasına göre sermaye yeterlilik oranının en alt limiti %8 olmak zorundadır.
Güçlü özkaynaklara sahip olmaları bankaların karşılaşacakları beklenmedik zararları daha rahat karşılayabilmelerine yardımcı olarak daha sorunsuz biçimde yollarına devam etmelerini sağlamaktadır. Bu anlamda özkaynakların bir tür sigorta ya da çarpmanın etkisini azaltan hava yastığı görevi gördüğü söylenebilir. Ancak bir bankanın özkaynaklarının yüksek olması kendi başına bankanın bir likidite kriziyle başedebilmesini sağlamaya yetmez. Örneğin hızlı mevduat kaçışı ile karşı karşıya kalan bir bankanın özkaynalarının seviyesi yüksek olsa bile bu duruma uzun süre dayanabilmesi mümkün olmayacaktır.
Bankanın sahip olduğu özkaynak seviyesi aynı zamanda banka sahiplerinin getirisini de etkiler. Bu durumu anlayabilmek için banka kârlılığını ölçmekte kullanılan iki oranı kullanabiliriz. Bunlardan ilki Varlık Getiri Oranı (ROA)’dır. Varlık getiri oranı bankanın faaliyeti sonucunda 1 TL’lık varlık başına hangi oranda kâr ettiğini gösterir ve şu şekilde hesaplanır:
𝑉𝑒𝑟𝑔𝑖 𝑠𝑜𝑛𝑟𝑎𝑠𝚤 𝑛𝑒𝑡 𝑘â𝑟 𝑅𝑂𝐴 = 𝑇𝑜𝑝𝑙𝑎𝑚 𝑣𝑎𝑟𝑙𝚤𝑘𝑙𝑎𝑟
ROA oranı bir bankanın ne kadar etkin işletildiğinin ölçüsüdür. ROA’nın yükselmesi varlıkların daha kârlı hale geldiğini göstereceğinden arzu edilen bir durumdur ve bankanın etkinliğinin arttığına işaret eder.
Diğer bir kârlılık göstergesi ise banka sahiplerinin hangi oranda kâr ettiğini gösteren Özkaynak Getiri Oranıdır (ROE)’dır:
𝑉𝑒𝑟𝑔𝑖 𝑠𝑜𝑛𝑟𝑎𝑠𝚤 𝑛𝑒𝑡 𝑘â𝑟 𝑅𝑂𝐸 = Ö𝑧𝑘𝑎𝑦𝑛𝑎𝑘𝑙𝑎𝑟
Özkaynak getiri oranı banka sermayedarlarının bankaya yatırdıkları her 1TL sermaye karşılığında ne oranda kâr ettiklerini gösterir. Bu çerçevede baka sahipleri açısından ROE daha anlamlı bir kârlılık göstergesidir. Sabit bir varlık getiri oranı için bankanın özkaynakları ne kadar düşükse özkaynak getiri oranı o kadar yüksektir.
Bu iki kârlılık göstergesini Özkaynak Çarpanı (EM) aracılığı ile ilişkilendirmek mümkündür. Özkaynak çarpanı aşağıdaki gibi yazılabilir:
𝑇𝑜𝑝𝑙𝑎𝑚 𝑣𝑎𝑟𝑙𝚤𝑘𝑙𝑎𝑟 𝐸𝑀 = Ö𝑧𝑘𝑎𝑦𝑛𝑎𝑘𝑙𝑎𝑟
Bu durumda;
ROA ´ EM = ROE’dir.
Risk Yönetimi
Bankacılık faaliyetleri açısından sektörün karşılaştığı riskleri beş kategoride toplayabiliriz:
Likidite Riski
Bankanın likit fonlarına olan talebin hızla yükselme olasılığıdır.
Kredi Riski
Bankanın verdiği kredilerin geri ödenmeme riskidir. Finansal sektörün yapısından kaynaklanan eksik bilgi ortamı bu riskin ortaya çıkmasına ve artmasına yol açar; finansal sektörde ters seçim ve ahlaki tehlike durumlarının artması kredi riskini arttırır. Bankanın bununla baş edebilmesi için öncelikle sahip olduğu bilgi eksikliğini gidermesi gerekir. Bunun için kredi verdiği müşterileri özenle seçmesi ve yüksek riskli olanlarını eleyebilmek üzere müşterileri hakkında istihbarat toplaması gerekir. Bunun yanında kredi alan şirketlerin faaliyetlerini yakından izlenmesi de bilgi eksikliğini gidermeye yardımcı olacaktır.
Faiz Riski
Faiz dalgalanmaları sonucunda bankanın kârının düşme riskidir. Bankaların yükümlülükleri genel olarak kısa vadeli olma eğilimi taşırken varlıkların büyük kısmını oluşturan krediler genel olarak daha uzun vadelidirler. Bu durumda faiz oranlarındaki bir değişiklik bankanın faiz giderlerini ve gelirlerini birbirinden farklı etkileyecektir.
Faiz değişikliğinin bankanın bilançosu üzerinden kârını nasıl etkileyeceğini anlamak için bankanın faiz gelirlerine ve giderlerine bakmak gerekir. Bunun için bilançonun varlık ve yükümlülük kısımlarını değişken faizli varlıklar ve yükümlülüklerle sabit faizli varlıklar ve yükümlülükler olarak ikiye ayırabiliriz. Faize duyarlı varlıklar (yükümlü- lükler) bir faiz değişikliği sonucunda faiz geliri (faiz gideri) değişiklik gösteren bilanço kalemleridir. Değişken faizli varlıklar vadeli menkul kıymetler, değişken faizli krediler ve kısa vadeli kredilerdir. Değişken faizli yükümlülükler ise kısa vadeli mevduat ve değişken faizli borçlardır. Bunun yanında faiz değişikliklerinden etkilenmeyen bilanço kalemlerine sabit oranlı varlıklar ve yükümlülükler adını verebiliriz. Sabit oranlı varlıklar rezervler, uzun vadeli krediler ve uzun vadeli menkul kıymetlerdir. Pasifler kısmında ise uzun vadeli mevduat, uzun vadeli borçlar ve özkaynaklar sabit oranlı bilanço kalemleridir. Değişken faizli yükümlülükleri değişken faizli varlıklarından fazla olan bankaların kârları faizlerle ters yönlü hareket eder; faizler yükselirken kârlar düşer, faizler düşerken kârlar yükselir. Burada uygulanan yöntemlerden biri de açık analizidir. Açık analizi banka kârının bir faiz değişikliği sonucunda ne kadar değişeceğini hesaplama yöntemidir. Değişken faizli bilanço kalemlerindeki açığa GAP dersek açık analizi aşağıdaki biçimde yapılır.
GAP = Değişken faizli varlıklar – Değişken faizli yükümlülükler
Δi= beklenen faiz değişikliği
ΔΠ= Banka kârındaki değişiklik
ΔΠ = GAP ´ Δi
Piyasa Riski
Bankaların finansal piyasalarda yaptıkları menkul değerler işlemleri sonucunda zarar etme riskidir.
Kur Riski
Bankaların taşıdıkları döviz pozisyonu nedeniyle döviz kurundaki değişikliklerin sonucunda kârlarının düşme riskidir. Döviz cinsinden net olarak borçlanma eğiliminde olan bankalar açısından kur riski TL’nin değerinin düşme beklentisinin arttığı dönemlerde artacaktır. Genel olarak kur riski döviz piyasalarında oynaklığın arttığı dönemlerde daha yüksektir.