AÖF Soru Bankası

Turizm EkonomisiÜnite 5 Özeti

Makroekonomik Boyutuyla Turizm II

İKT208U-TURİZM EKONOMİSİ

Ünite 5: Makroekonomik Boyutuyla Turizm II

Döviz ve Turizm

Yabancı ülke paraları ile para yerine geçen ve nakite dönüştürülebilen yabancı banka havaleleri, ödeme emirleri, döviz poliçeleri gibi ödeme araçlarının tümüne birden döviz denilmektedir. Uygulamada nakit yabancı ülke paralarına eldeki para anlamında ‘efektif’ denilir. Dövizin alınıp satıldığı piyasalara döviz piyasası adı verilmektedir.

Döviz tıpkı bir mal gibi belli bir fiyattan alınır ve satılır. Dövizin ulusal para cinsinden alınıp satıldığı bu fiyata döviz kuru adı verilir. Dünyada uygulanmakta olan döviz kuru sistemleri, (döviz kuru rejimleri ya da döviz kuru politikaları); sabit kur sistemi ve dalgalı (esnek) kur sistemi adları verilen iki uç arasında değerlendirilmektedir.

Bir ülkenin döviz kuru rejimi ya da politikası, ülkenin içinde bulunduğu şartlara göre bu iki farklı uçta ya da bu iki farklı uç arasında bir noktada yer alabilir.

Sabit kur sistemi; ulusal para biriminin dış değerinin Merkez Bankası tarafından yabancı para birimlerinin değerine ya da altın gibi başka bir değere bağlanması durumudur.

Dalgalı (serbest) kur sistemi; ulusal paranın değerinin döviz arz ve talebine göre serbestçe belirlendiği döviz kuru sistemidir.

Bilindiği gibi dış turizm yabancı ülke vatandaşlarının başka bir ülkeye olan ziyaretleri olarak ifade edilmektedir. Burada gidilen ülkedeki döviz kuru büyük önem arz etmektedir. Gidilecek ülkede, alternatif diğer ülkelere göre, döviz kuru yüksekse bu durum turistler için daha fazla satın alma gücü sağlayacağından turistik talebi teşvik edecektir. Tersi de geçerlidir. Demek ki yüksek döviz kuru ülke vatandaşları için olumsuz bir durum iken turistler için olumlu bir durumdur. Bununla birlikte kur yükselişinin turizm işletmeleri açısından turizm sektörü gelirleri üzerinde etkisi pozitif olsa da yüksek enflasyon gider- lerinin sektörü olumsuz yönde etkileyeceği açıktır.

Bu yönüyle bakıldığında döviz kuru değişikliklerinin turizm sektöründe iki yönlü etkisi vardır. Yerli turiste yapılan tatil satışları, döviz kurunun yükselmesi sonucu fiyatların artmasıyla ve ulusal paranın değer kaybet- mesiyle olumsuz etkilenirken, yabancı turist açısından bakıldığında yabancı paraların ulusal para karşısında değerinin yükselmesi daha fazla yabancı turistin ülkeye gelmesine imkân sağlamaktadır.

Para Politikası ve Turizm

Para politikası; ülke ekonomilerinde Merkez Bankaları (MB) tarafından para arzının yönetilmesidir. Bunu yapmak için Merkez Bankaları çeşitli para politikası araçlarından yararlanmaktadır. Merkez Bankalarının kullandığı temel para politikası araçları; zorunlu karşılık oranı, reeskont oranı ve açık piyasa işlemleridir (APİ).

Zorunlu karşılık oranı: Bankalar topladıkları mevduatların belli bir yüzdesini özellikle vadesiz mev- duatların ani olarak çekilmesine karşılık ihtiyati olarak (tedbir amaçlı) kasada tutmak zorundadır. Buna rezerv adı verilmektedir. Bankalar tarafından toplanılan mevduatın ne kadarının rezerv olarak tulup, ne kadarının kredi olarak piyasaya sürüleceğine merkez bankası karara verir. Kasada tutulacak miktarın oranına karşılık oranı denir. Merkez Bankası karşılık oranını artırdığı zaman bankalar daha fazla rezerv tutmak durumda kalıp ve daha az kredi verebileceklerinden piyasadaki para arzı azalacaktır. Merkez Bankası karşılık oranını düşürdüğünde ise, bankalar kasalarında daha az rezerv tutmak durumda kalıp, daha fazla kredi verebilecekler bu da para arzını artıracaktır.

Reeskont oranı: Reeskont tekrar iskonto demektir. Buradaki iskonto, indirim anlamında değil, vadesi gelmemiş bir ticari senedin bazı şartlarla banka tarafından paraya çevrilmesi anlamında kullanılmaktadır. Reeskont, iskonto edilmiş, diğer bir deyişle bir bedel karşılığı el değiştirmiş olan kıymetlerin yeniden bir bedel karşılığı (reiskonto) el değiştirmesini ifade eder. Şöyle ki nakite sıkışan ticari işletmeler ellerinde bulunan vadesi gelmemiş ticari senetleri bankaya vererek (bankada kırdırarak) bankadan nakit alırlar. Banka ticari işletmeye senedin tamamını değil belli bir miktarını (örneğin %10’unu) düşerek (kırarak) geri kalanını öder. Çünkü senedin daha vadesi gelmemiştir ve banka tahsilat için senedin vadesinin dolmasını bekleyecektir. Bu da banka için bir maliyettir. İşte banka tarafından ticari senedin üzerindeki yazan rakamdan düşülen bu miktara iskonto, düşülmesinde kullanılan orana da iskonto oranı denir. Aynı işlemi bu kez nakite sıkışan bankalar yapmaktadır.

Nakite sıkışan banka elinde bulunan ticari senetleri belli bir iskonto oranına razı olarak Merkez Bankasına verir ve karşılığında nakit alır. Merkez Bankası da senedin üzerinde yazan rakamdan belli bir oran düşerek geri kalanını bankaya öder. İşte ticari bankanın iskonto ederek ticari işletmeden aldığı senedin Merkez Bankası tarafından tekrar iskonto edilmesine reeskont (tekrar iskonto ya da yeniden iskonto) denir. Merkez Bankasının uyguladığı orana ise reeskont oranı denir. Merkez Bankası, şartlarını kendi belirleyerek ticari bankaların kendisine getirecekleri çeşitli senetleri iskontoya tabi tutarak (re-iskonto), reeskont penceresi adı altında para politikası aracı olarak kullanmaktadır.

Açık piyasa işlemleri (APİ): Merkez Bankasının para ve sermaye piyasalarından aracı kuruluşlar vasıtasıyla hazine bonosu, devlet tahvili gibi menkul kıymetleri almasına veya satmasına açık piyasa işlemleri denir. Merkez Bankası, para arzını artırmak istediğinde bu değerli kâğıtlardan satın alarak bu değerli kâğıtları elinde bulunduranlara para verir. Böylece ekonomideki para arzı artar. Para arzını azaltmak istediğinde ise bu değerli kâğıtlardan satarak piyasadan belli bir miktar parayı toplar. Bu durumda ekonomideki para arzı azalır. Merkez


Bankasının APİ aracılığı ile tahvil alması tahvil fiyatlarını yükseltirken faiz oranlarını düşürür, para arzını artırır. Tahvil satması durumunda da ise para arzı daralırken faiz oranları yükselir.

Para arzı; ekonomide simgesel olarak M harfi ile temsil edilmekte, dar anlamda ve geniş anlamda olmak üzere iki şekilde açıklanmaktadır. Dar anlamda para arzı dolaşımda bulunan para miktarı ile vadesiz banka mevduatlarından oluşur. Geniş anlamda para arzı dar anlamdaki para arzına vadeli mevduatların eklenmesi ile elde edilir.

Ekonomide iç ve dış turizm faaliyetlerinin artması hem ulusal para cinsinden hem de döviz cinsinden turizm gelirlerini artırıcı etki yapmaktadır. Bu durum para arzını genişleteceğinden ekonomide enflasyonist baskı oluşturur. Merkez Bankası ekonomi üzerindeki bu baskıyı azaltmak ya da ortadan kaldırmak için devreye girerek hem APİ işlemleri ile hem de döviz ihaleleri ile genişleyen para arzını daraltıcı para politikaları uygular. Turizm faaliyetlerinin azaldığı sezon dışında ise tersi APİ ve döviz politikaları ile bu kez de para arzını genişletici uygulamalara gider.

Maliye Politikası ve Turizm

Maliye politikası; ülkeyi yöneten siyasi irade tarafından ekonomide dengeyi sağlamak ya da ekonomide ortaya çıkan dengesizlikleri gidermek için mali politika araçlarının bir hedef doğrultusunda kullanılmasına verilen isimdir. Mali politika araçları; vergi politikaları, kamu harcama politikaları ve kamu borçlanma politikaları olarak üçe ayrılmaktadır.

Vergi politikaları; ülke yönetiminde söz sahibi olan iktidarlar halihazırdaki vergileri kaldırarak, yeni vergiler koyarak, vergilerin tür ve niteliklerini ya da vergi oranlarını değiştirerek ekonomik büyüme, cari denge ve enflasyon üzerinde etkili olabilmektedirler. Vergi politikaları ile gerçekleştirilmek istenen temel hedefler şöyle özetlenebilir;

• Kamu harcamalarına finansman sağlamak, • Matrah dilimlemesi ve vergilemede adalet ve ödeme gücü ilkelerini gözeterek gelir dağılımındaki adaletsizliği en aza indirmek, • Dış ticaret açığına neden olan lüks tüketim mallarının ithalatında yüksek vergiler koymak suretiyle ödemeler dengesi veya dış ticaret açığını azaltmak, • Vergi istisnaları ya da vergi indirimleri ile ekonomik büyüme ve kalkınmaya destek olmak, • Düşük gelir grubundaki kişilere yönelik vergi istisna ve indirimleri uygulayarak sosyal adaleti sağlamak,-Dezavantajlı ya da stratejik belli sektör veya az gelişmiş bölgeleri teşvik etmek, • Motorlu taşıtlarda emisyon hacmi esaslı vergileme ile çevreyi koruyucu uygulamaları teşvik etmek, • Alkol ve sigara gibi bağımlılık yapabilen ürünlerle ilgili yüksek vergiler belirleyerek sağlık politikalarına destek olmak.

Kamu harcama politikaları; hükümetler maliye politikası araçlarından bütçe harcamaları aracılığı ile özellikle ülke genelinde veya yöresel olarak sektörlerin tümüne ya da bazılarına verilen teşvikler ve hibelerle ekonomik büyümeyi sağlamayı, işsizliği azaltmayı ve cari dengede iyileşmeyi hedeflemektedirler. Kamu harcamalarına maliye politikasının aracı derken kastedilen sadece harcamaların miktarındaki değişim değildir. Aynı zamanda harcamaların kompozisyonundaki değişimler de bir maliye politikası aracıdır.

Kamu borçlanma politikaları; Devlet bazen vergiler ile karşılayamadığı finansman ihtiyacını karşılayabilmek için bazen de ekonomide genişletici veya daraltıcı etkiler ortaya çıkarabilmek amacıyla gerçek ve tüzel kişilerden borçlanabilmektedir. Devlet normal koşullarda bu borçlanma eylemini iç borçlanma ve dış borçlanma olmak üzere iki şekilde yapmaktadır.

Devlet, turizm işletmelerinden ya da bu işletmelerin gelirlerinden, turizm faaliyetlerinden elde edilen diğer gelirlerden, bu sektörde kullanılan üretim faktörlerinden kurumlar vergisi, sosyal güvenlik primleri, işletme vergisi gibi bazı direkt vergiler almak suretiyle gelirlerini artırmaktadır. Ayrıca vize ücretleri, lisanslar, liman vergisi, gümrük vergisi, iç tüketim harcamaları, haberleşme ve ulaştırmadan sağlanan gelirler, su ve temizlik harçları, satış ve pul gelirleri vb. turizmden sağlanan devlet gelirleri içinde sayılabilir.

Diğer taraftan turizmin devlet harcamalarını artırıcı etkisi de söz konusudur. Turizm faaliyeti ağırlıklı olarak gelişmiş ülkelerden az gelişmiş ülkelere doğru bir hareket olduğundan, turizm faaliyetleri için devlet harcama politikası olarak genel anlamda gelişmiş ülke vatandaşlarının aşina olduğu iyi bir altyapı hazırlama çabası içindedir. Dolayısıyla devletin turizmi teşvik etmek için gerekli fiziksel ve kurumsal altyapıyı hazırlamak için yaptığı harcamalar turizmin devlet harcamalarını arttırıcı etkisine örnek verilebilir.

Devlet turizm yatırımlarını devlet bankalarından temin edilecek düşük faizli, belli bir süre geri ödemesiz krediler ile teşvik etmek istediğinde bu kredileri ya da turizmle ilgili altyapı yatırımlarını vergilerle finanse edebileceği gibi, iç borçlanma ya da dış borçlanma ile de finanse edebilir. Bu devletin uyguladığı maliye, para ve kredi politikalarına göre tercihine bağlıdır.

Turizmin İkincil Makroekonomik Etkilerini Ölçen Yöntemler

Turizm harcamaları sonucu ekonominin bütününde oluşan ikincil yani dolaylı ve uyarılmış etkilerini ölçen iki ayrı yöntem bulunmaktadır. Bunlar çarpan yöntemi ve girdi- çıktı analizleridir.

Çarpan yöntemi: Eğitim, sağlık, güvenlik gibi alanlarda devletin milli gelirden bağımsız yaptığı otonom yatırımları nedeniyle toplam talepte ortaya çıkan artışın, denge gelir düzeyinde ve üretim düzeyinde yatırımın kendi


büyüklüğünden daha büyük bir artışa yol açması durumudur.

Çarpan katsayısı;

! a= !"#

şeklinde hesaplanır. Formüldeki c marjinal tüketim eğilimidir. Marjinal tüketim eğilimi büyüdükçe 1-c küçülecek, çarpan katsayısı büyüyecektir.

Çarpan katsayısı, turizmin ekonomide fazladan ne kadar gelir yarattığını ya da turizm gelirlerinin ekonomide ne kadar etkin olduğunu ölçmek için kullanılmaktadır. Bununla birlikte çarpan nedeniyle oluşan gelirin bir kısmı ithalat, yabancı turizm yatırımları vb. nedenle sızıntı olarak ekonominin dışına çıkmaktadır. Ekonomideki sızıntı miktarı ne kadar büyükse çarpan etkisi de o kadar az olur. Sızıntının azalması durumunda turizmin ekonomi- deki gelir etkisi de artar. Turistten elde edilen gelirler; ulusal yatırım işletmelerinde ve ulusal üretimin tüketilmesi ile ulusal ekonomi içinde ne kadar çok kalır ve ne kadar çok el değiştirirse turizm gelirlerinin çarpan etkisi de o kadar yüksek olacaktır. Turizmin etkin olduğu bir ekonomide zincir konaklama işletmeleri şeklinde yabancı turizm yatırımları çoksa ve ithalat eğilimi yüksekse turizmin çarpan etkisi düşük kalacaktır.

Girdi-Çıktı analizi; girdi-çıktı analizinde farklı sektörler arasındaki arz ve talep etkileşimleri dikkate alınarak bu etkilerin ekonomideki yansımaları ortaya konmaya çalışılmaktadır.

Bir sektörün diğer sektörlerle olan bu arz talep etkileşimine ileri-geri bağlantılar adı verilmektedir. Girdi- çıktı analizinin temelinde girdi-çıktı tabloları yer almaktadır. Girdi-çıktı tablosu, bir ekonomideki sektörlerin birer birim üretim yapmak için diğer sektörlerden ne kadar girdi talep ettiğini ve her bir sektörün çıktılarının hangi sektörlerde ne oranda girdi olarak kullanıldığını yani ekonomide üretilen bütün mal ve hizmetleri ve bunların kesimlerarası akımlarını gösteren tablodur.

Turizm sektörü; üretim ve hizmet için, diğer sektörlerden girdi alarak, onları en fazla uyaranlar arasında, 59 ana sektör içinde yirminci sırada yer almaktadır. Turizm, toplamda 54 sektörden girdi almaktadır. Oteller ve lokantalar sektörü ise toplulaştırılmış 30 ana sektör içinde, ekonomiyi en çok uyaran on birinci sektör konumundadır.

Turizm Uydu Hesapları

Ekonomide makroekonomik genel hesapları gösteren Ulusal Hesaplar Sistemi uluslararası genel kabul görmüş tanımlar, kavramlar, sınıflandırmalar ve muhasebe ku- rallarına dayalı, makroekonomik hesapların, bilanço ve mali tabloların anlamlı, tutarlı ve bütünleşmiş bir setinden oluşmaktadır. SNA tüm ekonomik verilerin derlenip sunulabildiği bir hesaplama çatısı olup temel amacı, bir ekonominin bütünüyle kayıt altına alınmasını sağlamaktır. Bununla birlikte SNA başta turizm olmak üzere

ekonomide yer alan alt sektörlerle ilgili detaylı bilgi vermemektedir. Buradan hareketle alt sektörlerle ilgili bilgileri derlemek üzere ulusal hesaplar sisteminin devamı niteliğinde Uydu Hesapları sistemi geliştirilmiştir. SA ekonominin alt sektörleri olan eğitim, sağlık, kültür, turizm, araştırma/geliştirme, veri işleme, konut ve ulaştırma gibi birçok alana uygulanabilmektedir. Bu bağlamda ulusal hesaplarda net olarak görünmeyen ya da gizli olarak yer alan turizme ait hesapları daha net ve görünebilir kılmak ve turizmin ekonomi üzerindeki çeşitli etkilerini ayrıntılı olarak incelenmek adına da turizm uydu hesapları geliştirilmiştir. TSA, turizmle ilgili çeşitli tanımlamalar ve sınıflandırmalar yapmakta ve elde edilen veriler tablolar halinde düzenlemektedir.

Turizmin Türkiye Ekonomisi Üzerine Makroekonomik Etkileri

Türkiye turizmi son on yıllık dönemde gelen turist sayısı ve elde edilen turizm gelirleri açısından değerlendirildiğinde; 2008 yılında yaşanan ve ülkemizdeki etkileri 2009 ve 2010 yıllarında hissedilen dünya finansal ekonomik krizi ve devamında hem ülke içerisinde hem de dünya genelinde yaşanan sorunların etkisiyle dalgalı bir dönem yaşamıştır. Özellikle turizmi teşvik kanununun yürürlüğe girdi 1982 yılından sonra ülkemizde turizm hızlı bir gelişme seyri izlemiş takip eden yıllar içinde Türkiye turizminin uluslararası turizm gelirleri içindeki payı %2,5’den yaklaşık %5’e, son 10 yılda ise yabancı turist sayısı 33 milyondan 45 milyon kişiye ulaşmıştır. Türkiye, dünyada en çok turist kabul eden ülkeler sıralamasında 2019 yılı itibariyle altıncı sırada yer almış olmasına rağ- men turizm gelirlerinde ilk on ülkenin gerisinde kalmıştır.

Türkiye’de turizm gelirlerinin GSYH içindeki payı yıllık olarak yaklaşık %4 civarında seyretmektedir. Genel anlamda son on yıllık rakamlar ihracat gelirlerinin yaklaşık 1/4’ü turizm sektöründen sağlandığını göstermektedir.

Gümrük kotalarının yükseltilmesi, yeni gümrük vergileri ve ulusal paranın aşırı değerlenmesi gibi nedenlerle sık sık ihracat tıkanıklıklarının yaşandığı ülkemizde, son 10 yılda dalgalı bir seyir izleyen turizm gelirleri cari işlemler dengesinde dolayısıyla ödemeler dengesi bilançosunda önemli bir yer tutarak Türkiye’nin hayati önem taşıyan döviz kaynaklarından biri olmaya devam etmiştir. Nitekim son yıllarda dış borç faizi olarak ödenen dövizin 3 katına yakını turizm gelirleri olarak geri kazanılmıştır.

Turizm sektörü emek yoğun üretime dayalı bir sektör olma özelliği ile ülkemizde olduğu gibi özellikle işsizliğin yoğun olduğu gelişmekte olan ülkelerde istihdam açısından çok önemlidir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TUİK) verilerine göre 2018 yılında turizm sektöründe doğrudan istihdam edilenlerin sayısı 1 milyon 200 bin civarındadır. Bu rakam sadece konaklama tesisleri, turizme hizmet edebilecek nitelikteki restoran ve bar gibi yiyecek-içecek işletmeleri ile ulaştırma şirketleri ve seyahat acentelerindeki istihdamı kapsamaktadır.


Geliştiği bölgelerde yüksek oranda katma değer oluşturan turizmin yarattığı dolaylı istihdamın, doğrudan istihdamın 1,5 katı kadar olduğu tahmin edilmektedir. Buna göre turizm sektörü yaklaşık olarak her yıl 1 milyon 800 bin kişilik de dolaylı istihdam oluşturmaktadır. Buradan hareketle Türkiye’de 2018 yılı verileriyle turizmin oluşturduğu doğrudan ve dolaylı istihdam toplamının yaklaşık 3 milyon kişi olduğu söylenebilir. Bu da ülkedeki toplam istihdamın %10,9’una denk gelmektedir. Yani Türkiye’de çalışan 100 kişiden yaklaşık 11’i doğrudan ya da dolaylı turizm işiyle ilgili çalışmaktadır.

Kalkınma Bakanlığı (KB) verilerine göre Türkiye’de turizm yatırımlarının toplam yatırımlar içindeki payı 1991 yılından 1998 yılına kadar %2 dolayındadır.

Kalkınma Bakanlığı verilerine göre 2010 yılında kamu yatırımları içerisinde turizm sektörünün payı yaklaşık %25 civarındadır. 2018 yılına kadar %25 seviyelerinde seyreden bu oran 2018 yılı itibariyle %30 dolaylarında gerçekleşmiştir. Sonuç olarak, Türkiye’de bugün turizm yatırımları özel önem taşıyan yatırımlar olarak kabul edilmekte ve Yatırım Teşvik Belgeli yatırımlar KDV istisnası, Gümrük Vergisi, Düşük Enerji Fiyatı ve Emlak Vergisi desteklerinden yaralanabilmektedir.

Turizm sektörü, günümüzde dünyanın en hızlı gelişen dinamik sektörlerinden biri olmasına rağmen, ülke ekonomileri açısından öneminin tam olarak anlaşıldığı söylenemez. Bunun en önemli nedeni turizmin bir hizmet endüstrisi olmasından kaynaklı yapılan işlerin çoğunun geleneksel endüstrilerde olduğu gibi, fiziksel olarak görünen ve pazarlanan boyutunun küçük olmasıdır. Ağırlıklı olarak hizmet üretimi söz konusu olduğundan depolar dolusu ürün üretip taşıma araçları ile sevk etmek gibi fiziksel ürüne dayalı bir ticari boyutu bulunmamaktadır. Bu yönüyle sunulan hizmetin kalitesiyle ilgili nitel özelliklere sahip olan turizmin ölçümlerde göz ardı edilmesi söz konusudur. Bu yüzden geleneksel sektör büyüklüklerinin göstergelerine bakıldığı zaman, söz konusu göstergelerde turizm endüstrisinin payıyla ilgili iyi yönde gelişmeler gözlemlenmekle birlikte bu göstergeler turizmin ekonomi üzerindeki gerçek etkilerini yansıtmamaktadır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında