İktisat literatüründe konjonktür ya da iş çevrimleri, ‘ekonominin belirlilik (deterministik) özelliği-
ni kaybettiği durumlarda, reel hasıla, istihdam ve ilgili tüm diğer büyüklüklerin eğiliminde görülen
dalgalanmalar’ olarak tanımlanabilir. Söz konusu iktisadi dalgalanmaların iki ana evresinden biri
genişleme (toparlanma), diğeri ise daralmadır (resesyon). Genişleme evresinde ekonomik faaliyetler ve istihdam hacmi büyüme eğiliminde olurken, daralma evresinde söz konusu büyüklükler küçül-
me eğiliminde olur. İki uç nokta olarak zirve ve dip noktalarında ise iktisadi faaliyetler olası en üst ya
da en alt seviyelere ulaşır. Konjonktür dalgalanmaları, esasında çok uzun yıllardan beri iktisatçıların ve hatta diğer araştırmacıların da önemli bir uğraşı alanı olagelmiştir. Keynes-öncesi dönemde oldukça popüler olan konu, ekonomik ve ekonomik olmayan bir dizi açıklamalara sahne olmuştur. Önceleri dalgalanmaların nedenini, kimileri güneş ve güneş üzerindeki lekeler ve yağmur yağışları gibi doğanın davranışlarında ararken (örneğin H.S. Jevons ve W.H. Beveridge’ın görüşleri), kimileri de psikolojik etkenlerde aramışlardır (E. Huntington gibilerinin görüşü). Daha sonra bazıları olayın nedenini icat, buluş ve yatırımlarda (J. Schumpeter gibi), bazıları fazla üretimde (F. Hayek, L. Mises gibi), bazıları eksik tüketimde (K. Marx ve J.A. Hobson gibi) ve bazıları da parasal faktörlerde (R.G. Hawtrey gibi) aramışlardır. Klasik iktisatçılar ise olayı yine kendiliğinden denge anlayışı içerisinde ele almışlar ve buna göre dalgalanmaların eninde sonunda kendi normal dengesine kavuşacağına inanmışlardır. Çünkü, dalgalanmaların nedeni, ekonomik sitemin dışından gelen şoklardır (para arzı gibi). Keynes-sonrası dönemde ise ekonomik dalgalanmalar daha içsel (ekonominin kendi süreçleri
sonucu ortaya çıkan) reel faktörlerle açıklanmaya başlanmıştır. P. Samuelson’ın çarpan-hızlandıran
modeli, R. Harrod ve E. Domar’ın büyüme modelleri, N. Kaldor’un doğrusal olmayan modeli, J. Hicks’in yine doğrusal olmayan modeli ve örümcek ağı teoremi bu yönde geliştirilen modeller arasında sayılabilir (Evans, 1969; Alkin, 1981; Aren, 1984).
Uzunca bir aradan sonra, konjonktür teorileri 1970’li yıllarda Lucas’ın çalışmalarıyla (1975 ve 1981) yeniden dikkatleri üzerine toplamıştır. Lucas tarafından başlatılan ve daha sonra diğer Yeni Klasik iktisatçılar tarafından da geliştirilen konjonktür teorisine göre kısa dönem iktisadi dalgalanmaların
nedeni, öngörülemeyen parasal şoklar ya da parasal kötü yönetimdir. Daha önce de ifade edildiği
gibi, Yeni Klasiklere göre, beklentiler kaçınılamayan veya kontrol edilemeyen büyük tesadüfi şok-
lara veya hatalara maruz kalabilir. Bu durum ekonomik aktörleri yanıltıp yanlış hesap yaparak nispi
ve mutlak fiyatları karıştırmalarına neden olabilir; neticede, reel GSYH ve işgücü piyasasında dalga-
lanmalara yol açabilir. Fiyatlar konusundaki karışıklıktan dolayı yatırım ve istihdam, fiyatlardaki genel artışla birlikte artar ve aşırı sermaye birikimi oluşarak konjonktürün yukarı yönlü hareketi oluşabilir (Lucas, 1981: 230). Sermaye stokundaki bu fazlalığı takiben, üreticiler sermaye stoklarını kısma yoluna gideceklerinden, yatırımlarda ve istihdam hacminde azalma sonucu konjonktürün aşağı yönlü hareketi oluşabilir. Bütün bu dalgalanmalara neden olan fiyatların yanlış algılanmasının nedeni ise diğer piyasalar ve fiyatlar konusundaki bilgilerin eksik oluşudur. Lucas’a göre, ekonomik dalgalanmalar nitelik bakımından birbirine benzerdirler. Yani, ekonomik büyüklüklerde görülen dalgalanmaların gelişim tarzı ve büyüklüklerin ara ilişkileri birbirine çok benzerdir (Jarsulic, 1985: 158). Dalgalanmaların nedeni ise ekonomiye dışsal olarak kabul edilen para miktarındaki tesadüfi değişmelerdir. Bu tesadüfi şoklar, yukarıda adı geçen ekonomik büyüklüklerde otokorelasyon hareketlerine yol açmaktadır (propaganda mekanizması). Başka bir deyişle, ekonomiye dışarıdan yapılacak bir müdahale, ekonomiyi belirsizliğe sürükleyerek ekonomik aktörlerin fiyatlar konusunda yanlış algılamalarına neden olup ekonomik dalgalanmaları tetikler.
Buradan hareketle, devletin her ne surette olursa olsun ekonomiye müdahalesi, istikrarsızlığın başlı başına bir kaynağıdır. Bunu önlemenin yolu ise kamu bütçesini ortalama olarak dengeleyecek sabit,
düzenli bir para arzı, vergi ve kamu harcaması artışı ile hükümetin yersiz müdahalelerinin sınırlan-
masıdır (Jarsulic, 1985: 159). Bu da bizi bir ölçüde Friedman’ın kurallı para politikası anlayışına götürecektir. Dikkat edilecek olursa, klasik ve neoklasik iktisatta olduğu gibi, neoliberal iktisadi akımların geliştirdiği konjonktür modellerinin ortak özelliği, dalgalanmaların rekabetçi denge anlayışıyla izah edilmesidir (Hoover, 1988: 40). Buna göre, kurumsal alt yapısı güçlü ve müdahalelerden mümkün olduğunca arındırılmış serbest piyasa ekonomisi özü itibariyle istikrarlıdır. Kısa dönemde geçici bazı dalgalanmaların kaynağı dışsaldır, örneğin Parasalcılarda kuralsız parasal müdahaleleri, Yeni Klasiklerde öngörülemeyen parasal müdahaleler, Reel Konjonktür teorisyenlerinde ise teknoloji ve verimlilik şoklarıdır. Burada eksik bilgiye dayalı olarak geliştirilen
parasal Yeni Klasik konjonktür modeline yöneltilen önemli eleştirilerden birisi, para arzı ve fiyat-
larla ilgili veri toplamada meydana gelen gecikmelerin, günümüzde internetin sunduğu imkanlarla
rahatlıkla giderilebileceği yönündedir. Buna göre, söz konusu veriler toplanır toplanmaz internet
üzerinden ekonomik aktörlerin anında ulaşabilecekleri kanallarla piyasaya en düşük maliyetle su-
nulabilmektedir. Bu durumda eksik bilginin sakıncaları büyük ölçüde bertaraf edilebilir. Kaldı ki, bu
modeller üzerine yapılan ampirik çalışmalardan da çok güçlü sonuçlar alınamamıştır (Fischer, 1988:
303). Yine, piyasaların sürekli dengeye gelmesinin, oligopolistik piyasa yapıları ve güçlü sendikalardan dolayı, ücret ve fiyatların esnek olmadığı bir dünya gerçeğine uymadığı iddia edilmektedir. Son olarak, her aktörün ekonominin işleyişi ve sonuçları hakkındaki beklentilerini aynı kabul etmek doğru değildir; her biri farklı bakış açısına sahiptir. Kaldı ki, günümüz dünyasında aktörlerin elde ettiği bilgi, rasyonel beklentiler yaklaşımının varsaydığı kadar düşük seviyede değildir.