AÖF Soru Bankası
İKT201U · Ünite 7

J. M. Keynes ve Keynesyenlerde İktisadi Düşünce

  • 21 soru-cevap
  • İktisadi Düşünceler Tarihi
1

Dünya ekonomileri 1800’li yıllardan itibaren hangi dönemlerde kriz yaşamıştır?

Dünya ekonomileri 1800’li yıllardan bu yana belli aralıklarla bir çok krize maruz kalmıştır. Bu krizlerden bazıları 1825, 1836, 1847, 1857, 1866, 1873, 1882, 1890, 1907, 1913, 1920, 1929-1933, 1973, 1997-1998, 2008-2009 yılları ve dönemlerinde yaşanmıştır. Bu krizlerin en bilineni kuşkusuz 1929’da tarihe “Kara Perşembe” olarak geçen Büyük Buhran’dır (Şen ve Kaya, 2015:58).

2

Tam istihdam ve eksik istihdam kavramlarını açıklayınız?

Tam istihdam, üretim faktörlerinin tümünün üretime koşulmuş olmasıdır. Tam istihdam durumunda atıl üretim faktörü bulunmamaktadır. Tam istihdam durumunda işçilerin tümü çalıştığı için işsizlik söz konusu değildir.

Eksik istihdam, üretim faktörlerinden bazılarının üretim sürecinde yer almamasıdır. Örneğin üretim faktörlerinden biri olan işçilerin bir kısmının işsiz olmasıdır.

3

İradi işsizlik, gayri iradi işsizlik ve cari ücret düzeyi kavramlarını açıklayınız?

İradi işsizlik, cari ücret seviyesinde çalışma imkanı olmasına rağmen gönüllü olarak çalışılmaması halidir.

Gayri iradi işsizlik, cari ücret düzeyinden çalışmaya razı olunmasına rağmen iş bulunamama halidir.

Cari ücret düzeyi, hali hazırda emek piyasasında arz ve talep dengesine göre geçerli olan ücret düzeyidir.

4

Keynesyenlere göre eksik istihdamda olan bir ekonomiyi tam istihdama döndürmek için ne yapılmalıdır?

Keynesyenlere göre eksik istihdamda olan bir ekonomiyi tam istihdama döndürmek için genişletici maliye politikası uygulanmalıdır. Ekonomi tam istihdama ulaştıktan sonra devletin ekonomiyi müdahale etmesine gerek yoktur. Ancak tam istihdama ulaştırmak amacıyla uygulanacak olan politikanın büyüklüğü önemlidir. Çünkü uygulanacak olan genişletici maliye politikası, tam istihdam seviyesine ulaşmak için gerekli olandan daha fazla ise ekonomi eksik istihdam dengesinde oluşan deflasyonist süreçten aşırı talep dengesinde oluşan enflasyonist sürece yönelir.

5

Deflasyon nedir?

Deflasyon, ortalama fiyatlar genel düzeyinin sürekli düşmesidir. Dolayısıyla deflasyon durumunda, malların fiyatları ucuzlamaktadır. Örneğin 10 TL olan bir malın fiyatı 8 TL’ye düşmüşse, % 20 deflasyon söz konusudur. Yani deflasyon, bir negatif enflasyon durumudur.

6

Efektif talep nedir?

Efektif talep, satın alma gücü ile desteklenen taleptir. Efektif talep yetersizliği ise satın alma gücü ile desteklenen talebin yetersizliğidir. Yani bireylerin satın alma gücü var ama bu satın alma gücü, talebe dönüşmemektedir. Çünkü fiyatların daha da düşeceği varsayılmaktadır.

7

Keynesyen iktisatın devlete biçtiği roller nelerdir?

Keynes, krizden çıkmak için devletin görünen eliyle ekonomiye müdahale etmesi gerektiğini savunmuştur. Keynes’e göre 1929 Krizi’nin nedeni özel kesimin harcama yetersizliğidir. Efektif talep yetersizliğini ortadan kaldırmak için toplam talebi genişletici politikalar uygulanmalıdır. Bu anlamda Keynesyen iktisat, devlete dört önemli görev biçmiştir (Demir, 1997:58):
• Harcanmayan geliri harcama görevi
• Ekonomiyi likidite tuzağından kurtarma görevi
• Etkin politikayı seçme görevi
• Ekonomik büyümeyi sağlama görevi

8

Tasarruf paradoksu nedir?

Keynesyen bakış açısıyla harcanmayan gelir gömülemeye gittiğinde üreteceği problem, tasarruf paradoksu aracılığıyla da izah edilebilir. Buna göre bir birey için tasarruf yapmak erdemli bir davranış olabilir ve tasarruf yapması teşvik edilebilir. Ancak toplumun büyük çoğunluğu aynı şekilde davrandığında ve tasarruflarını arttırdığında, harcamalarda azalma meydana gelecektir. Harcamalarda meydana gelen azalma ise milli gelirin azalmasına yol açacaktır. Çünkü bir kişinin harcaması, diğer bir kişinin geliridir. Bir birey harcamasını kısma
kararı aldığında diğer bir bireyin geliri bu durumdan etkilenecek ve efektif talepte azalma olacaktır. Dolayısıyla toplumun geneli tasarruflarını arttırma kararı verdiğinde, milli gelir düzeyinde bir azalma yaşanacaktır. Bu durum tasarruf paradoksu olarak adlandırılmaktadır. Tasarruf paradoksu, bir genelleme hatasıdır. Çünkü artan tasarruflar, yastık altına (gömü, iddihar) gittiği için harcama akımından bir sızıntı niteliği taşımakta ve bundan dolayı milli geliri azaltıcı bir etki meydana gelmektedir. Oysaki Klasik okula göre tasarruflar arttığında, faiz oranları düşmekte, düşen faizler yatırım yapmanın maliyetini azalttığı için yatırımlar artmakta ve buna bağlı olarak milli gelir düzeyi yükselmektedir. Klasik okula göre artan tasarruflar faiz oranını düşürerek, yatırım ve milli geliri arttırırken Keynesyen okula göre artan tasarruflar gömüye gittiği için toplam harcama düzeyi azalmakta ve buna bağlı olarak milli gelir düzeyi düşmektedir.

Keynesyen bakış açısıyla tasarruf paradoksu, bir harcama yetersizliği sorununa işaret etmektedir. Keynes, 1929 Krizi’ni özel kesimin harcama yetersizliği ile açıklamıştır. Bu durumda krizden çıkmak için devletin yapması gereken gömüyü çözmek ve harcamaktır. Diğer bir ifadeyle harcanmayan geliri borç almak ve harcamaktır. Hatta bu harcamalar, faydasız işlere gitse bile, -örneğin kuyu kazdırılıp, kuyu kapattırılması- ekonomide bir canlanmaya yol açacaktır.

9

Keynesyen iktisatta toplam talebin rolünü açıklayınız?

Keynesyen iktisatta üretim ve istihdamın temel belirleyicisi toplam taleptir. Toplam talepte bir
artış meydana geldiğinde gelir düzeyi artacaktır. Bundan dolayı Keynesyen iktisat, talep yanlı bir
yaklaşım sergiler. Buna göre ekonomik istikrarsızlıkların kaynağı toplam talepteki dalgalanmalar-
dır. Tam istihdam seviyesinde olan bir ekonomide toplam talepte meydana gelen artış enflasyona yol
açarken, toplam talepte meydana gelen azalma deflasyona yol açacaktır. Dolayısıyla iktisat politikası
uygulamaları, toplam talep üzerine odaklanmaktadır. Örneğin ekonomide deflasyonist bir eğilim
söz konusu ise kamu harcamalarının arttırılması gibi genişletici bir maliye politikası uygulaması ile
toplam talebin tam istihdam seviyesine gelecek biçimde arttırılması mümkündür. Dolayısıyla Key-
nes, ekonominin arz cephesinden ziyade talep cephesine odaklanmıştır. Zira 1929 Krizi’nin nedeni
Keynes tarafından efektif talep yetersizliği olarak görülmüş ve krizin meydana getirdiği en önemli
sorun olarak işsizlik gündeme getirilmiştir. Krizden çıkmak için özel kesim harcamalarında mey-
dana gelen azalma, kamu harcamalarındaki artışla dengelenmelidir.

10

Keynesyen iktisatta çarpan mekanizmasının önemini açıklayınız?

Keynesyen iktisatta çarpan (çoğaltan) mekanizması son derece önemlidir.

Harcama çarpanı, otonom harcamalarda meydana gelen bir artışın milli geliri kaç kat arttıracağını gösteren katsayıdır. Dev- letin 100 birim kamu harcamalarını genişletici bir politika uyguladığını varsayalım. Çarpanın değeri 5 ise milli gelir 5 katı, yani 500 birim artacaktır.

Ekonomi eksik istihdamdayken çarpan pozitif değere sahiptir ve toplam talebi genişletici bir devlet müdahalesi çarpan kadar milli geliri arttırıcı etki meydana getirir. Ekonomi, tam istihdama yaklaştıkça çarpanın değeri küçülecektir. Tam istihdamda olan bir ekonomide ise çarpan mekanizması işlemeyecektir. Dolayısıyla eksik istihdamda olan bir ekonomide uygulanacak olan genişletici bir maliye politikası, çarpan kadar milli geliri arttıracak ve ekonomi tam istihdama yönelecektir.

11

Keynesyenlere göre para ne amaçla talep edilir?

Para talebi, iktisadi karar birimlerinin ellerinde tutmak istedikleri para miktarıdır. Klasiklere göre
para, yalnızca işlem amacıyla talep edilirken Keynesyenlere göre para, işlem, ihtiyat ve spekülasyon
amacıyla talep edilmektedir.

• İşlem amaçlı para talebi, gelirin ve fiyatın artan fonksiyonudur. Buna göre fiyatlar genel düzeyi ve gelir arttığında işlem amaçlı para talebi artmaktadır.

• İhtiyat amacıyla para talebi, öngörülmeyen olaylar için karar birimlerinin elde tuttukları para miktarını göstermektedir.
• Spekülatif amaçlı para talebi ise faizin azalan fonksiyonudur. Buna göre faiz oranı artarsa, parayı elde tutmanın fırsat maliyeti arttığı için spekülatif güdüyle para talebi azalmaktadır. Tersine faiz oranı azalırsa, parayı elde tutmanın fırsat maliyeti azaldığı için para talebi artar.

12

Philips eğrisi temel anlamda neyi savunmaktadır?

Orijinal Phillips Eğrisi, nominal ücret artışı oranı ile işsizlik oranı arasında doğrusal olmayan, ters yönlü, istikrarlı bir ilişki olduğunu savunmaktadır.

13

Keynesyen iktisat neden çökmüştür?

1970’li yıllarda petrol fiyatlarında meydana gelen artış, maliyetlerin artmasına, üretimin azalmasına ve buna bağlı olarak enflasyon ve işsizliğin bir arada görülmesine yol açmıştır. Oysaki Phillips Eğrisi analizi, enflasyon ve işsizlik arasında bir değiş-tokuş ilişkisinin var olduğu ve aynı anda hem enflasyon hem de işsizliğin yüksek veya düşük olamayacağı ilişkisi üzerine şekillenmişti. Ancak stagflasyon ortamında hem enflasyon hem de işsizlik yükselmiştir.

1970’lerde Keynesyen iktisadın kan kaybetmesinde iki unsur önemli rol oynamıştır. Birincisi, enflas-
yon ve işsizlik arasında ters yönlü ilişki olduğu şeklindeki Phillips Eğrisi analizinin geçerli olmadığının
görülmesi; ikincisi, nominal ücret ve fiyat katılıkları ile ilgili olarak mikro temelleri de içeren tatmin edici açıklamaların olmaması.

14

Yeni Keynesyen iktisatın temel varsayımları nelerdir?

Yeni Keynesyenlerin temel varsayımları kısaca şu şekilde sıralanabilir:
• Analizlerini eksik rekabet koşulları altında gerçekleştirmiştir.
• Ücretler ve fiyatlar yapışkandır.
• Rasyonel beklentiler varsayımı kabul edilir.
• Para politikası Büyük Buhran benzeri hariç dönemler için etkindir.
• Piyasalar süpürmez
• Para sermaye piyasalarında asimetrik bilgi, ahlaki tehlike ve ters seçim problemi bulunmaktadır.

15

Rasyonel beklenti varsayımı nedir?

Rasyonel beklenti varsayımı, Yeni Klasik okulun en önemli argümanlarından biridir. Bu yüzden Rasyonel Bekletinler Okulu olarak da anılmaktadır. Rasyonel beklenti varsayımı, geçmiş ve cari tüm bilginin kullanılarak iktisadi ajanların tahminlerini şekillendirdiğini varsaymaktadır.

16

Enflasyonu hızlandırmayan İşsizlik oranı nedir?

Monetaristler, ekonominin doğal işsizlik oranında dengede olacağını ileri sürmüşlerdir. 

Doğal işsizlik oranı, friksiyonel ve yapısal işsizliğin toplamıdır. Bir ekonominin normal çalışma düzeyindeyken var olan işsizlik düzeyini temsil eder.

Doğal işsizlik düzeyindeyken var olan işsizlik düzeyinin gönüllü işsizlik olduğu varsayılmıştır.
Yeni Keynesyenler ise emek piyasası açıklamalarında enflasyonu hızlandırmayan işsizlik oranından (NAIRU - Non-Accelerating Inflation Rate of Unemployment) hareket etmişlerdir. Yeni Keynes-
yenlere göre herhangi bir nedenden dolayı toplam talep azaldığında istihdamda azalma meydana gelecektir. Ancak ücretlerin yapışkan olmasına yol açan nedenlerden dolayı ücretlerde bir düşme eğilimi oluşmayacaktır. Bu durum ise bir gönülsüz (istek dışı) işsizliğin oluşmasını beraberinde getirecektir.

17

Ücret ve fiyat yapışkanlıkları hangi etkiler aracılığıyla açıklanmaktadır?

Ücret ve fiyat yapışkanlıkları şu etkiler aracılığıyla açıklanmaktadır:

• Etkin ücret teorileri: Buna göre işsizlik dönemlerinde firmalar ücretleri düşürme veya daha düşük ücretle yeni işçileri işe alma eğiliminde olmayacaktır. Çünkü ücretlerin verimlilik düzeyi üzerinde etkili olduğu varsayılmaktadır. Dolayısıyla bir emek arz fazlası olan işsizlik durumunda ücretler aşağı
doğru düşmeyecek ve işsizlik ortadan kalkmayacaktır.
• Zımni sözleşmeler teorisi: Buna göre ücretler işçi ile işveren arasında zımni (örtük) bir biçimde ekonominin genişleme ve daralma aşaması gibi unsurlar dikkate alınmadan uzun dönemli bir yaklaşım ile belirlenir.
• Süre teorileri: Buna göre işsizlik dönemlerinde işverenler, düşük ücretle de olsa işsizleri işe alma eğiliminde olmazlar. Çünkü işsizlik süresi uzadıkça, yetenek kaybının olacağı yönünde bir kaygıya kapılırlar. İşsizlik dönemlerinde bile yüksek reel ücretle kalifiye işgücünü çalıştırmayı tercih ettikleri için ücretler aşağıya doğru esnek değil, yapışkandır.
• İçerdekiler – dışarıdakiler modeli: Buna göre sendikaların içerdeki durumundaki çalışanların lehine, dışardaki işsizlerin aleyhine davranması; dışarıdaki konumundaki işsizlerin işe alınması durumunda bir süre sonra içerdeki konumuna sahip olması; içerdeki konumundaki işçilerin dışarıdaki konumundaki işçileri kendi pazarlık güçleri düşeceği kaygısıyla eğitmeye gönüllü olmaması ve eğitim sürecinin maliyetli olması; eğitilen yeni işçilerin hızla yüksek ücret beklentisine girmesi gibi unsurlardan dolayı firmalar daha düşük ücret seviyesinden de olsa dışardakiler konumundaki işçileri
çalıştırmak istemez; bunun yerine halihazırda üretim sürecinde yer alan kalifiye işgücü ile görece yüksek bir ücret düzeyinden çalışmayı tercih ederler. Dolayısıyla Yeni Klasiklerin ileri sürdüğü gibi ücretler esnek değildir.
• Koordinasyon yetersizlikleri: Buna göre gerek firmaları gerekse işçileri koordine etmek zordur. Örneğin işsizlik dönemlerinde bir firmanın ücretleri düşürmek istediğini varsayalım. Tüm firmaların koordine olup ücretleri düşürme yönünde karar almaları zor olduğu gibi işçiler de diğer firmalardaki ve sektörlerdeki ücret düzeyini takip etmekte ve ücretlerin düşmesine direnç göstermektedir.
• Fiyatların karışık ayarlanması: Buna göre firmaların rakiplerin fiyat değişikliklerini görmek istemesi, ilk fiyat arttıran firma olmak istememeleri gibi nedenleri dikkate almaları, fiyat ayarlamalarının belirli bir gecikme ile meydana gelmesine yol açar. Yani ekonomide eş anlı ve koordineli bir fiyat ayarlama süreci gerçekleşmez.

• Toplam talep dışsallıkları: Firmalar, fiyatları değiştirme yönünde bir karar alırken fiyat değişikliği kararlarının rakip veya bağlantılı sektörlerdeki sonuçlarını da dikkate alırlar. Bu yüzden ayarlama süreci yavaş ve gecikmeli biçimde meydana gelir.
• Uzun dönemli sözleşmeler: Buna göre sözleşme süresi içerisinde ücret ve fiyat ayarlaması
yapılamayacaktır. Ayarlamalar sözleşme sonunda yapılabilir hale geldiği için ücret ve fiyat ayarlamaları yavaş ve gecikmeli olarak gerçekleşecektir.
• Menü (katalog-yemek listesi) maliyetleri: Menü, etiket maliyetleri, firmaların sık sık fiyat ayarlamasına gitmesinin önünde bir engeldir. Çünkü sık fiyat değiştiren bir firma, fiyat değişikliği ile ilgili bilgilendirme ve pazarlama faaliyetleri (broşür basma, el ilanı dağıtma, radyo televizyon reklamı, vb.) ile ilgili yeni maliyetlere katlanmak zorunda kalacaktır. Bu yüzden fiyat ayarlamaları yavaş ve gecikmeli olarak gerçekleşecektir.

18

Asimetrik bilgi kaynaklı sorunları önlemek ne tür önlemler alınabilir?

Asimetrik bilgi kaynaklı sorunları önlemek için şu önlemler alınabilir (Erdem ve Dumrul, 2014:74-75).
• Teminat sisteminin geliştirilmesi
• Sınırlayıcı sözleşmelerin düzenlenip uygulanması
• Derinlik bir finans sistemi ve hukuki zeminin varlığı
• Riskli müşterilere yüksek faiz.

19

Post Keynesyen okulun önemli temsilcileri kimlerdir, ortaya çıkış amacı nedir?

Post Keynesyen okulun önemli temsilcileri, Michael Kalecki, Sidney Weintraub, Paul Davidson, Joan
Rabinson’dur. Post Keynesyen iktisat, Neo-Klasik Senteze bir tepki niteliği taşımaktadır. Çünkü Neo-Klasik Sentez, bazı varsayımlarında Klasik Okula yakınsarken, bazı varsayımlarında Keynesyen okula yakınsamaktadır. Neo-Klasik Sentez’e göre uzun dönemde ekonomi kendiliğinden tam istihdama yönelecektir. Ancak kısa dönemde genellikle eksik istihdam düzeyinde dengedir. Eksik istihdam düzeyinde dengede olan ekonominin tam istihdama yönelmesi için devletin Keynesyen iktisat politikaları aracılığıyla ekonomiye müdahale etmesi gerekir. Dolayısıyla Neo-Klasik okul, Klasik okul ile Keynesyen okul arasındaki bir orta yol arayışı olarak görülmektedir. Post Keynesyenler, Neo Klasik Sentez’in görüşlerinin Keynes’in fikirleri ile bağdaşmadığını ve asıl Keynesyen olanın kendileri olduğunu ileri sürmektedir.

20

iPost Keynesyen iktisatta devlet müdahalesinin önemini açıklayınız?

Klasik gelenekte denge, kendiliğinden oluşmaktadır. Diğer bir ifadeyle otomatik dengeye getirici mekanizmalar söz konusudur. Örneğin işsizlik varsa, reel ücretler düşer, emek talebi artar
ve işsizlik ortaya kalkar. Dışarıdan bir müdahaleye gerek olmaksızın ekonomi kendiliğinden dengeye gelir. Post Keynesyenler, kendi kendine ekonominin dengeye yöneleceğini ileri süren otomatik den-
ge mekanizmalarına karşıdırlar. Çünkü ekonomide tam rekabet piyasası koşulları hakim değil, aksine
oligopol, monopol gibi eksik rekabetçi yapılar söz konusudur. Fiyatlar, arz talep dengesine göre değil,
oligopolcü firmalar, sendikalar gibi gruplar tarafından belirlenecektir. Eksik rekabetçi oluşumların
varlığından dolayı dengeden bir sapma meydana geldiğinde kendiliğinden dengeye yönelmeyeceği gibi gittikçe artan bir sapma yaşanacaktır. İşte bu dengesizliği ortadan kaldırmak için devletin ekonomiye müdahale etmesi gerekmektedir.

21

Post Keynesyen iktisatta belirsizliğin önemini açıklayınız?

Klasik okulun en önemli özelliği, tam rekabet koşulları ve tam bilgi varsayımıdır. Keynesyen okulda ise belirsizlik son derece önemlidir. Minsky, belirsizliğin Keynes için önemini şu ifadeleri ile be-
lirtir: “Belirsizlik olgusu olmayan Keynes, prenssiz Hamlet’e benzer” (Doruk, Şahintürk). Keynes’in
belirsizlik yaklaşımının önemli bir noktası, karar alırken analize dahil edilen bilginin olasılıklı olması
ve elde edilen sonuçlara bağlı olarak sahip olunan bilginin değişebilmesidir (Cin, 2012:11).
Post Keynesyen okul, analizlerinde belirsizliği temel almakta ve belirsizliğin ihmal edilmesini eleştirmektedir. Keynes’in belirsizlik fikrinin son derece önemli olduğunu ifade eden Pos Keynes-
yenler, rasyonel beklentiler varsayımını gerçekçi bulmamaktadır. Çünkü iktisadi davranış, beklen-
tilere göre şekillenmektedir. Beklentiler ise belirsizlik durumunda dalgalanmaktadır. Beklentilerin
istikrarlı bir yapı sergilememesi gelir ve istihdam düzeyinin dalgalanmasına yol açmaktadır. Post
Keynesyenler, krizleri belirsizlik ile açıklamaktadır. Geleceğin belirsiz olması ve geleceği iktisadi karar
birimlerinin farklı algılaması, krizlerin nedeni olarak öne çıkmaktadır.

Ünite 7 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç