Klasik iktisadi düşüncenin temelindeki en önemli unsur nedir?
Klasik iktisadi düşüncenin temelindeki en önemli unsur homo economicus, yani insan faktörüdür.
Klasik iktisadi düşüncenin temelindeki en önemli unsur nedir?
Klasik iktisadi düşüncenin temelindeki en önemli unsur homo economicus, yani insan faktörüdür.
Klasik iktisadi düşüncenin teorilere ulaşırken kullandığı yöntem nedir?
Klasik iktisadi düşüncenin teorilere ulaşırken kullandığı yöntem tümdengelim yöntemiydi.
J. B. Say tarafından ortaya konulan mahreçler yasası neyi ifade etmektedir?
Tam istihdam dengesinin en güzel ifadesi J. B. Say’in mahreçler yasasında ifadesini bulmuştu. Bu yasa, her arzın kendi talebini yaratacağını söylerken, bir ekonomide üretimde bulunmanın fazla üretim bunalımına neden olmayacağını, zira her üretimin, yani arzın bir talep yaratma eylemi olduğunu ifade ediyordu.
Klasik iktisada yöneltilen ilk eleştiri nedir?
Klasik iktisada yöneltilen ilk eleştiri onun teorilerini elde ederken kullandığı yöntemine, teorilerinin evrenselliğine, zaman ve mekân bağlamında kabul edilen yaygınlığına ve ülkelerin tarihsel geçmişlerini dikkate almıyor olmasına gelmişti. Klasik iktisadın teorilerine ve önermelerine ulaşırken izlediği yöntem, fiziki bilimlerin yöntemlerinin de etkisiyle soyut, tümdengelimci ve operasyonellikten uzaktı. Genellikle gerçekçi varsayımlara dayanmıyordu. Teoriler masa başında, düşünürler bir fanusun içindeymişcesine gerçek dünyadan kopuk, operasyonel olmayan bir şekilde kurgulanıyorlardı. Bu nedenle de teoriler ve inceledikleri objeler soyutlanıyor ve objeyi etkileyen unsurlar inceleme dışında tutuluyordu. Ama o dönemde önemli olan, söylenenleri mantıksal olarak ispatlamak ve sonradan yanlışlanmasını beklemekti. Önemli olan teorinin akıl ve mantığa uygunluğuydu. Şayet teori yanlışlanamıyorsa o halde teorinin gerçekliğinde bir problem olmadığına hükmediliyordu.
Alman tarihçi ekolünün ortaya çıkışında etkin olan koşulları nelerdir?
Alman tarihçi ekolünün ortaya çıkışında ise Almanya’nın siyasal, ekonomik ve sosyolojik koşulları etkin olmuştu.
19. yüzyılın başlarında İngiltere’de politik iktisadın, yani iktisat biliminin bilgilerini elde ederken kullandığı yönteminin ne olması gerektiği konusundaki tartışmaların geliştiği kollar nelerdir?.
19. yüzyılın başlarında İngiltere’de politik iktisadın, yani iktisat biliminin bilgilerini elde ederken kullandığı yönteminin ne olması gerektiği konusundaki tartışmalar üç ana kolda gelişiyordu.
1. Bunlardan ilk ikisi Oxford Üniversitesi’nde konuşlanmıştı. Oxford’daki gruplardan birisi, iktisadın tıpkı Ortaçağ’da olduğu gibi din bilim içinde yer alması gerektiğini ileri sürüyordu. Zira insan bir bütündü ve onun davranışlarını iktisadi olanlar, siyasi olanlar ve psikolojik olanlar şeklinde ayırmak doğru değildi. Ahlâk, bunların hepsini kapsayan bir bütünlük oluşturuyordu.
2. Diğer bir grup ise aklı öne çıkararak, iktisadi davranışların temellerinin insanların zihinlerinde zaten Tanrı tarafından verildiği için yaratılıştan bulunduğunu, bunun için ayrı bir incelemeye gerek olmadığını iddia ediyordu. Bu nedenle fazladan yapılacak bir gözlem ya da politik öneriye ihtiyaç yoktu. Önemli olan mantıksal çözümlemeler yapmak, genellemeleri ve gözlemleri reddetmekti.
3. İngiltere’deki üçüncü grup, W. Whewell’in öncülüğünde Cambridge Üniversitesi’nde bir araya gelmişti. İşte İngiltere’deki tarihçi ekolü oluşturanlar bunlardı. Bu ekol içinde William Whewel (1794-1866), Richard Jones (1790-1855), Walter Bagehot (1826-1877), T. E. Cliff Leslie (18251882), J. Kello Ingram (1824-1907) ve tarihçi Toynbee’nin amcası ve onunla aynı ismi taşıyan ve çok genç yaşta ölen Arnold Toynbee (1852-1883) gibi isimler yer almıştı. W. Whewell, Ricardo’nun yaptığı gibi genel öncüller ya da hipotezler koyarak sonuca ulaşmayı eleştirmiş ve veciz bir biçimde bu yöntemin, atları arabanın önüne değil de, arabayı atların önüne koşmak olduğunu söylemişti. Whewel, F. Bacon’un tümevarım yönteminin iktisatta etkin bir biçimde kullanılması gerektiğini savunuyordu. Whewell biraz ileri giderek bütün bilimlerin tümevarım yöntemini izlemeleri gerektiğini iddia etti. Ona göre önce her ülkenin kendi tarihinden ve pratik hayatından veriler toplanmalı, sonrasında bu verilere bağlı olarak hipotezler kurulmalıydı.
R. Jones'a göre iktisat bilimini oluşturabilmek için hangi unsur(lar) dikkate alınması gerekmekteydi?
Jones’a göre, iktisat bilimini oluşturabilmek için yalnızca toplumdaki iktisadi olayları değil, ekonomiyi etkileyen her türlü unsuru dikkate almak gerekliydi.
W. Bagehot'a göre iktisat biliminin gelişmesine hangi yöntem katkıda bulunuyordu?
W. Bagehot, klasik düşüncenin evrensel olmadığı konusunda R. Jones gibi düşünüyor ve her ülkenin koşulları ve yapısına uygun bir politik iktisat oluşturulması gerektiğine vurgu yapıyordu. Ancak yöntem konusunda farklı düşünüyordu. Bagehot’a göre tümdengelim yöntemi iktisat biliminin gelişmesine katkıda bulunuyor ve ona bilimsel zarafet kazandırıyordu. Bu nedenle de teorik genellemeler yapmak iktisat biliminin gelişmesi için gerekli bir durumdu.
W. Bagehot’a göre iktisat biliminin gelişmesine katkıda bulunan yöntem nedir?
W. Bagehot, klasik düşüncenin evrensel olmadığı konusunda R. Jones gibi düşünüyor ve her ülkenin koşulları ve yapısına uygun bir politik iktisat oluşturulması gerektiğine vurgu yapıyordu. Ancak yöntem konusunda farklı düşünüyordu. Bagehot’a göre tümdengelim yöntemi iktisat biliminin gelişmesine katkıda bulunuyor ve ona bilimsel zarafet kazandırıyordu. Bu nedenle de teorik genellemeler yapmak iktisat biliminin gelişmesi için gerekli bir durumdu. Fakat klasik iktisatçılar bu genellemeleri masa başında ve sadece rasyonel ve mantıksal olarak kurgulamışlardı. Oysa yapılacak teorik genellemeler, gerekli olan bütün veriler gerçek hayattan toplandıktan sonra yapılmalıydı. Bu sayede teori ve pratik arasında klasik iktisadın yıktığı köprüyü onarmak mümkün olabilirdi.
Alman tarihçi okulunun varlık gösterdiği zaman dilimi nedir?
Alman tarihçi okulu, İngiliz tarihçi ekolünden de etkilenerek, 1840’lı yıllarda Frederick List ve Wilhelm Roscher’in yayımlarıyla başlatılan ve 1917 tarihinde Gustav von Schmoller’in ölümü ile biten zaman diliminde varlık göstermiş bir Alman iktisat ve tarih düşünce ekolüdür.
Alman tarihçi okulunun yeni kuşak temsilcilerinin düşüncüleri nelerdir?
Alman tarihçi okulunun yeni kuşak temsilcilerine göre bir iktisat teorisinin kesinlikle tarihsel bir analize veya gözleme dayanması gerekirdi. Somut gerçeklerden ve hayatın içinden çıkmayan teoriler kabul edilebilir nitelikte değildi. Bunun için de politik iktisadın toplumla ilgili olan diğer bütün bilim dalları ile iş birliği içinde olması gerekirdi. Bu kuşak içinde biraz daha ileriye giderek bütün sosyal bilimlerin iktisat tarihi içinde yer alması gerektiği, farklı bir deyişle toplumun tarihsel verilerine dayanması gerektiğini ileri sürenler de olmuştu.
Alman tarihçi okulunun eski kuşak temsilcilerinin düşünceleri nelerdir?
Alman tarihçi okulu, aralarındaki düşünce farklılığı nedeniyle eski ve yeni kuşak şeklinde ikiye ayrılarak incelenmektedir. Nitekim J. A. Schumpeter bu okulun eski, yeni ve çağdaş olarak üçe ayrılmak suretiyle incelenmesinin doğru olduğunu ifade etmişti. Örneğin, eski kuşak, klasik iktisadın yöntemini eleştirirken politik iktisadı ve ekonomik teorilerin varlığını inkâr etmiyor, yalnızca teorilere ulaşırken kullanılan yöntemin uygun ve doğru olmadığını iddia ediyordu. Bakış açısı İngiliz tarihçilerininki ile hemen hemen aynıydı. Klasik iktisadın yöntemine göre ortaya hipotezler koyuluyor, bunların varsayımları belirleniyor, sonra da bunun ispatına girişiliyordu. Bu ise pratiği açıklamak için çoğu zaman yeterli olmazdı. Bunlara göre teorilerin oluşturulabilmesi için yöntemin değiştirilmesi gerekliydi.
Alman tarihçi okulun eski kuşak temsilcilerinden W. Roscher'in ileri sürdüğü düşüncesi nedir?
W. Roscher, tarihin analizlere dâhil edilmesi, ekonomik kurumlardaki ve teorilerdeki toplumsal farklılıktan dolayı ortaya çıkan öznelliğin dikkate alınması, politik ekonominin diğer bilim dalları ile ilişki kurması ve teori ortaya koyulurken farklı toplumların tarihlerinin karşılaştırmalı olarak göz önünde bulundurulması gerektiğini öne sürüyordu.
Alman tarihçi okul mensubu K. Knies'in klasik iktisadi düşünce konusunda düşünceleri nelerdir?
K. Knies'e göre iktisat araştırmalarında uygulanacak olan hiçbir yöntemin, evrensel yasalar ortaya koymak için gücü yetmezdi. Knies bu yaklaşımı ile klasik iktisadı reddederek iktisat biliminin olabilirliğini kabul etmiyor gibiydi. Zira ona göre bir teori hayatın somut gerçeklerinden hareketle oluşturulursa, bu koşulların değişmesiyle teorinin değişmesi de mümkün olurdu. Üstelik hayatın somut gerçeklerine dayalı bir teori söz konusu olduğu zaman bu teorinin doğduğu atmosferdeki koşulların aynını bulmak imkânsızdı. Belki bunların benzerleri bulunabilirdi. Knies, klasik iktisadi düşüncenin faydacı ve bireyci felsefesini de eleştirmiş ve bireyciliğin milli birlik ile çatışacağını, faydacılığın ise zamanla ahlaki ilkelerdeki dönüşüme bağlı olarak dönüşebileceğini ileri sürmüştü.
Alman tarihçi okulunun yeni kuşak temsilcilerinden G. von Schmoller'in öne sürdüğü düşünceleri nelerdir?
Yeni kuşağın en önemli temsilcisi G. von Schmoller de kendinden öncekiler gibi soyut, genel ve tümdengelimci bakışa karşı çıkıyor ve somuttan hareket etmesi gereken politik iktisadın yirmi yıl gibi uzun bir süre çalışarak, gerekli verileri topladıktan sonra toplumsal olayların neden ve sonuç ilişkilerine ulaşabileceğini ileri sürüyordu. İktisatçının yapması gerekeni, geçmişin ve bugünün verilerini toplamaya indirgeyince ve buna teorik güvensizlik de eklenince, Schmoller teoriyi reddetmeye kadar giderek, kurgusunu yalnızca deneye dayalı gözlemler ve tarihten toplanan verilerle yapmıştı. Toplanacak veriler konusunda hiçbir ayrım gözetmeyen ve açıklama getirmeyen Schmoller, iktisat teorisine yeni bir yapı kazandırmak için Almanya’da bir proje başlattı. Bu proje bazı üniversitelerin de katılımı ile bir tür tarihi veri toplama kampanyasına dönüşmüştü. Schmoller’in bütün amacı, Almanya’nın iktisadi koşullarını tarihsel bağlamda incelemekti.
Kurumcu iktisadi düşünce ne zaman ve nerede ortaya çıkmıştır?
19. yüzyılda ABD’de ortaya çıkarak zaman içinde gelişen kurumcu iktisadi düşünce, 19. yüzyıldaki temsilcilerin eski kuşak, 20. yüzyıldaki temsilcilerinin ise yeni kuşak olarak isimlendirilen bir iktisadi düşünce ekolüdür.
Kurumcu iktisadi düşüncenin eski kuşak temsilcilerinin en önemli isimleri arasında kimler yer almaktadır?
Kurumcu iktisadi düşüncenin eski kuşak temsilcilerinin en önemli isimleri Thorstein Bunde Veblen (1857-1929), J. Rogers Commons (18621945), Wesley Clair Mitchell (1874-1948) ve J. Bates Clark’ın oğlu John Maurice Clark’tı (18841963).
Kurumcu iktisadi düşüncenin yeni kuşak temsilcileri arasında yer alan temsilciler kimlerdir?
Yeni kurumcu kuşak ise sayıca daha çok ve düşünce itibariyle çeşitliydi. Ronald Coase, Oliwer Eaton Williamson, John Kenneth Galbraith, Douglass Cecil North ve Richard Posner bu gruba mensup iktisatçılar arasında yer alıyorlardı.
Kurumcu iktisadi düşünce üzerinde hangi okulun önemli bir etkisi vardır?
Kurumcu iktisadi düşünce üzerinde Alman tarihçi okulunun önemli bir etkisi vardı. 1885’te kurulan American Economic Association’ın liderlerinden birçoğu Alman tarihçi okulu mensuplarının ya arkadaşı ya da izleyicisi idiler. Alman tarihçi hareketini ve onların önerilerini biliyorlardı. Veblen’in hocalarından pek çoğu da Almanya’da çalışmalar yapmışlardı. J. B. Clark, Carleton College’de bunlardan yalnızca en önemli bir tanesiydi. Almanlar Clark’ın marjinalist teorilerini benimsememesine rağmen o, Alman reform düşüncesini yansıtan Hıristiyan reformunun temellerini formüle etti.
Kurumcu iktisatçılar neden Darwinci gelişme yaklaşımını benimsemişlerdir?
Kurumcu iktisatçılar Darwinci gelişme yaklaşımını benimsemişlerdi. Onlara göre bu yaklaşım, ekonomik gelişme incelemesinde kullanılmalıydı. Çünkü toplum ve bu topluma ait olan kurumlar sürekli bir gelişme ve dönüşüm süreci içinde bulunuyordu. Kurumcu iktisatçılar bu nedenle, zamana ve mekâna bağlı olmaksızın meydana gelecek değişiklikleri göz ardı ederek ekonomik yapının ebedi kanunlarını araştırmayı amaçlayan statik bakış açısının karşısında yer alıyorlardı.
Kurumcu iktisadi düşüncenin temel özellikleri nelerdir?
Kurumcu iktisadi düşünce bazı temel özelliklere sahip bulunuyordu.
1. Kurumcu iktisadın ilk temel özelliği ekonomiye bütüncül (holistik) ve geniş bir perspektiften bakmasıdır. Onlara göre ekonomik yapı, bütünden kopuk, küçük parçalar şeklinde incelenmek yerine, yapının tamamı göz önünde bulundurularak incelenmeliydi. Karmaşık bir organizma, her bir parçası bütünden bağımsızmış gibi ele alınarak incelenerek anlaşılamazdı. Bu nedenle bireylerin mekanik ve bencil duygularla motive edilen davranışlarının toplamı ile ekonomik faaliyetlerin genelini tanımlamak mümkün değildi. Ekonomik faaliyet, bireylerin faaliyetlerinden daha önemli ve hacimli olan bir kolektif davranış biçimini ifade ediyordu. Çünkü bir bireyin davranışları, o bireye ait gibi görünse de, o bireyin içinde bulunduğu toplumsal yapıdan, kültürden, kurumlardan ve bunların birey davranışları üzerindeki etkilerinden bağımsız olarak değerlendirilemezdi. Sonuçta, bir birlik kendi karakterini, ideolojisini ve hareket yöntemini geliştirirdi. Üstelik kurumcu iktisadın bakış açısına göre ekonomik aktivitelerin içeriği çok dar olmasına rağmen onlar iktisadın, politika, sosyoloji, hukuk, ideoloji, gelenek ve insan deneyim ve bilimlerinin diğer alanları ile ilişkili olduğunu düşünüyorlardı. Kurumcular sosyal ilerleme, sosyal ilişkiler ve toplumun her türlü inanç ve düşünceleri ile de ilgilendiler.
2. Kurumcu düşüncenin ikinci özelliği, incelemelerini kurumlar üzerine odaklandırmalarıdır. Kurumların ekonomi içinde inkâr edilemez rolleri vardı. Kurumlar onlara göre yalnızca özel bir amacı yerine getirecek olan organizasyon ya da kuruluşlar değildir. Bir okul, hapishane ya da birlik, kültürün temel bir parçası olarak kabul edilen, bir grup davranışının örneği olarak organize edilirdi. Bu kurumlar gelenekleri, sosyal alışkanlıkları, düşünce biçimleri ve bir yaşam stili de içerirlerdi. Bu nedenle kurumcu iktisatçılar bireysel veya tikel unsurlarla ilgilenmek yerine ekonomi ile ilişkili olan kredi, monopol, sosyal güvenlik ve gelir dağılımı gibi kurumların araştırılması gerektiği üzerinde durdular. Çünkü her durumda ve koşulda kurumsal organizasyonların, somut ya da soyut olsunlar, bireylerin davranışlarını biçimlendirici ve dolayısıyla toplumun ekonomik yapısını yönlendirici etkileri vardı. Kurumlar, ister somut kurumların bireye dikte ettiği davranış biçimleri şeklinde olsun, isterse kişilerin zihinlerinde oluşan düşünce alışkanlıkları şeklinde olsun, bireyin davranışlarını belirleme gücüne sahiptiler ve bu kurumların değişmesi ile insanların davranışları da değişirdi. Bu yorum ile kurumcular, klasik iktisadın statik yapısına dinamik bir bakış açısı kazandırırken, onun temel felsefesini oluşturan fayda, zarar, çıkar ve benzeri ilkelerini de örselemeyi amaçlıyorlardı.
Kurumcu iktisatçılar için döngüsel nedensellik neyi ifade ediyordu?
Kurumcu iktisatçılar kendiliğinden denge anlayışını da reddettiler. Onlar, denge anlayışından daha fazla, “döngüsel nedensellik” (circular causa136 tion) veya ekonomik ve sosyal amaçları araştırmada faydalı olabilecek “toplulaştırılmış değişiklikler” (cumulative changes) ilkesine önem verdiler. Döngüsel nedensellik, iktisadi yapıya dinamiklik kazandıran bir ilke olarak insan davranışlarının kurumlar tarafından motive edilmesi, ama aynı zamanda kurumların da yine insanlar tarafından biçimlendirilmesini ifade ediyordu. Toplulaştırılmış değişiklikler ise zaman içinde kurumların değişmesi ve bu değişimin, temel bir dinamiği olarak insan davranışlarını değiştirme gücüne vurgu yapıyor ve onu öne çıkarıyordu. Onlara göre ekonomik hayattaki dengesizlikler normal denge durumundan bir sapma değil, aksine kendileri normal birer durumdular. Ekonomik denge, iktisatçıların formüle ettikleri ve olması arzulanan, aynı zamanda mevcut durumdaki sapmaları göstermeye hizmet eden ideal bir durum ya da ölçüm yapmaya imkân sağlayan bir nirengi noktasıydı. Ama üzerinde tartışılan bu noktaya gelindiği, pratikte hemen hemen hiç görülmemişti. O halde pratik dünyadaki durum teoride öne sürülenden farklıydı ve araştırılıp analiz edilmesi gereken, bu pratik dünyadaki durum olmalıydı.
Kurumcu iktisatçılar klasik iktisattaki maksimizasyon ilkesini hangi açıdan eleştirmişlerdir?
Kurumcu iktisadı savunan düşünürler, klasik iktisattaki maksimizasyon ilkesine de eleştirel yaklaşmışlardı. Kârın ve faydanın maksimize edileceği gibi bir mantıksal çıkarımın iktisadın konusu olamayacağı, aksine insanların geçimlerini nasıl sağladıkları ve bunun için hangi biçimlerde örgütlendiklerinin iktisadın konusunu oluşturacağını ileri sürdüler. Bu, aynı zamanda kıtlıktan kaynaklanan rasyonel tercih yaklaşımına karşı bir eleştiriydi. Nitekim geçimi sağlamanın yöntemi ve bunun için yapılan organizasyon biçimleri, zamana, coğrafyaya ve topluma göre farklılık gösterirdi. Kurumculara göre bu tür bir genellemeden kaçınmak, soyut ve entelektüel tartışmaların ötesinde, toplumun ekonomik yapısını belirleyen güçlerin ve bu güçler arasındaki ilişkinin ne olduğunun incelenmesi önemliydi. Neo-klasiklerin sınırlayıcı varsayımları engellenmeli ve gerçekçi bir biçimde bireylerin yol açtığı çıkar savaşının hangi kısıtlarla kontrol edilebileceği incelenmeliydi. Kurumcu iktisatçılar istihdam, fiyatlar veya kaynak dağılımı gibi unsurları incelemek yerine, piyasayı biçimlendiren soyut ve somut kurumların yapısını incelemeyi önerdiler.
Veblen’e göre kişisel çıkar ve toplumsal yarar uyumu ne zaman söz konusu olabilirdi?
Veblen’e göre kişisel çıkar ve toplumsal yarar uyumu eski zamanlarda, yani sermaye birikiminin olmadığı ve herkesin kendi üretim aracına sahip olduğu bir ortamda veya üretimin pazar için değil de ailenin öz tüketimi için yapıldığı bir dönemde söz konusu olabilirdi.
Veblen’e göre insan davranışlarını belirleyen şey neydi?
Veblen’e göre insan davranışlarını belirleyen şey, kişilerin, geçmişten beri birikerek gelen ve kendilerini içinde buldukları düşünce alışkanlıkları idi.
Veblen'in Aylak Sınıfın Teorisi isimli eserinde ortaya koyduğu düşüncesi nedir?
Veblen, Aylak Sınıfın Teorisi isimli eserinde bir yandan endüstriyel-törensel ayrımını tüketim teorisine uyarlamış, diğer yandan da tüketim faaliyetinin toplumdaki endüstriyel ve törensel tutumlarla olan ilişkisini ortaya koymuştur. Buna göre, toplumdaki bazı insanlar tüketimde bulunurken alım güçlerine ya da maldan alacakları faydaya göre değil, o tüketimden elde ettikleri gösterişin hazzına sahip olmak için tüketimde bulunurlardı. Bazı tüketim malları gösteriş (gösteriş tüketimi), bazıları da toplumda bir statü elde etmek için tüketilirdi. Tüketimde gösterişten kaynaklanan bu etkiye Veblen Etkisi denilmektedir. Veblen bu bakış açısı ile tüketici davranışlarını belirleyen unsurların endüstriyel ve törensel olarak ikiye ayrıldığını, ilkinin ilerlemeyi, ikincisinin ise statükoyu desteklediğini ve birbiri ile karşıt olduklarını ifade etmeye çalışmıştı. Gösteriş tüketimi törensel (seremonik) bir davranıştı.
J. R. Commons'ın Kurumcu İktisat isimli eserinde ortaya koyduğu düşünceleri nelerdir?
Commons’ın kurumcu iktisada yaptığı katkı çok kapsamlıdır. En önemli ve hacimli çalışması 1934 yılında kaleme aldığı Kurumcu İktisat isimli eseridir. Commons, biraz da tarihsel inceleme yöntemine sahip olan bu eserinde bir taraftan yerleşik iktisadın kavramsal ve mantıksal açıdan sorgulanabilirliğini, diğer yandan da ortaya koyduğu yeni kavramlarla iktisat biliminin inceleme alanının olduğundan daha fazla genişletilebileceğini gündeme getirmiştir. Commons, Veblen’den çok önemli bir noktada ayrılmıştır. Veblen mevcut yerleşik iktisadi düşünceye bütünüyle karşı çıkarken, Commons yerleşik iktisadi düşünceyi benimsemiş ancak onun neden olduğu sonuçlara itiraz etmiştir. Bu nedenle Commons, bir tür revizyonist ya da toplumsal yapıyı dönüştürmeyi ve kapitalizmi ıslah etmeyi amaçlayan bir reformcu sayılabilir.
John. K. Galbraith neo-klasik iktisadi yapının hangi yönünü eleştirmiştir?
John. K. Galbraith'ın asıl eleştirisi neo-klasik iktisadi yapının hem talep hem de arz cephesinde yer alan açıklama yetersizliği ile marshallyen analizlerin toplumdaki değişmeleri göz ardı eden durağanlığı üzerinde toplanmaktadır.
Galbraith’e göre geleneksel akıl neyi ifade etmektedir?
Galbraith’e göre geleneksel akıl, toplumun ekonomik politikalarını yönlendirme gücü olan, alışılmış, toplum tarafından hoşgörü ve kabul edilebilirlikle karşılanan düşüncelerin tamamıdır. Bunlar, insan davranışlarını kontrol etme ve değişmeme özelliğine sahiptirler. Bu nedenle de durağanlığı ve değişmezliği temsil ederler. Ona göre, sanayi devrimi sürecinde ortaya çıkan hareket, geleneksel aklı, yani iktisatla ilgili yerleşik düşünceleri değişmek zorunda bırakmıştır. Galbraith’e göre iktisat biliminin geleneksel aklı bir ayağı ile tüketici teorisi ve azalan marjinal fayda kavramında, diğer ayağı ile de üretici ve firma teorilerinde durmaktadır.
Yeniğ kurumcu düşüncenin önerisi nedir?
Yeni kurumcu düşünce, klasik iktisadın temel ilkelerine dokunmadan, kurumsal yapıların ekonomik yapı içindeki rollerinin incelenmesini önererek bir klasik iktisat-kurumcu iktisat evliliği önermişti.