AÖF Soru Bankası

İktisada Giriş IÜnite 5 Özeti

Arz ve Talep Uygulamaları

İKT103U-İKTİSADA GİRİŞ I

Ünite 5: Arz ve Talep Uygulamaları

Hükümet Müdahalelerinin Denge Oluşumlarına Etkisi

Hükûmetler vatandaşlarının refahını ve mutluluklarını artırmak için görünmez elin oluşturduğu denge koşullarını yetersiz bularak, sosyal adaleti sağlama yönünde birtakım politikalar uygularlar. Bu politikaların başlıcaları;

• Fiyat (asgari ücret, kira kontrolleri ve tarımsal destekleme fiyatları gibi) kontrolleri, • Miktar (kotalar gibi) kontrolleri ile • Vergi uygulamalarıdır.

Fiyat kontrollerinde hükûmetler yasa ya da düzenlemelerle belirli bir mal ya da hizmetin fiyatını tespit etmekte ya da fiyatlara sınırlama getirmektedirler.

Fiyat kontrolleri genelde hemen her ülkede emek piyasasında, birtakım tarımsal ürünlere ilişkin piyasalarda, kira kontratlarında sık sık rastladığımız uygulamalardır. Bu uygulamalar sonucu bir mal ve hizmet için asgari ya da taban fiyat belirlenmektedir. Bu fiyat düzeyinin altındaki bir fiyattan piyasada işlem gerçekleşmez. Taban fiyat uygulamasında amaç, mal ve hizmet arz edenleri korumaktır.

Tavan fiyat uygulamasıyla ise, hükûmet uygulanacak en yüksek fiyatı belirler. Amaç, denge fiyatını yüksek bulan tüketicileri desteklemektir. Eğer, tavan fiyat denge fiyatının üzerinde belirlenmişse, bağlayıcı hiçbir özelliği yoktur. Eğer uygulanması gereken maksimum fiyat, denge fiyatının altında belirlenmişse birtakım sorunlarla karşılaşılır. Bu sorunlardan ilki firmaların fiyatı düşük bulmalarından dolayı üretimi kısmaları ve bu mala ilişkin kıtlık ya da talep fazlası yaşanmasıdır.

Bir başka sorun da bu fiyat düzeyinde satılan malın kalitesini geliştirmeye yönelik çaba gerektirmemesidir. Maliyeti düşürmek için firmalar düşük kaliteye yöneleceklerdir. Bu sorunlar dikkate alındığında, tüketicileri korumaya yönelik bu politika daha çok zarar verebilecektir. Örneğin; kira kontrolleri ile üreticiler daha az kiralık ev üretecekler, arz daralmış olacak ve kalite düşecektir.

Hükûmet müdahalesinin olmadığı durumda, emek piyasasında, denge emek miktarı ve ücret düzeyi arz-talep koşullarına göre belirlenir. Emek piyasasında emek arz edenler hane halkı iken, emek talep edenler firmalardır.

Denge durumunda işgücünün aldığı ücretin asgari ihtiyaçları karşılayacak düzeyin altında gerçekleşmesi sosyal adaletsizliğe neden olurken, piyasa mekanizmasının bunu sağlamada başarısız olduğu görülmektedir. Bu durum karşısında hükûmet hane halkının geçim standartları çerçevesinde alması gereken saat başı (ya da günlük) en düşük ücret düzeyini tespit eder. Eğer hükûmet tarafından belirlenecek olan bu ücret düzeyi denge noktasının üzerinde gerçekleşecek olursa, piyasada arz edilen emek miktarı artarken, talep edilen emek miktarında bir azalma meydana gelecektir.

Asgari ücret politikasıyla ilgili olarak iki temel sonuç ortaya çıkmaktadır. Bu politikalar sonucu ücretlerin yükseltilmesi, hâlihazırda çalışan ücretli kesimin refah seviyesini arttırırken, yüksek ücretler nedeniyle iş bulamayanların ya da isini kaybedenlerin refah seviyesini düşürür.

Dünyanın pek çok ülkesinde, tarım kesimini kalkındırmak amacıyla tarımsal ürünleri destekleme fiyat politikaları uygulanır. Tarımsal destekleme politikalarının daha çok ülke ekonomisi için kritik ürün niteliği taşıyan çay, tütün, pamuk vb. ürünler için uygulandığı görülmektedir.

Tarımsal destekleme fiyatı da aynen asgari ücret düzeyi politikasında olduğu gibi bir taban fiyat uygulamasıdır. Bu uygulama, hükûmetçe belirlenen bir fiyat düzeyinin altında piyasada işlem yapılmasını engellemektedir.

Ekonomide mülkiyet hakkının serbest olması herkesin konut sahibi olacağı anlamına gelmez. Bu sebeple kiralık konutların kiraya verildiği ve kiralandığı bir piyasa vardır. Bu piyasayı kiralık konut piyasası olarak tanımlayacak olursak, kiralık konut talep edenler kiracı olurlarken, kiralık konut arz edenler konut sahipleri olmaktadır. Kiralık konut talep edenler bunları ev, işyeri gibi değişik amaçla kullanabilirler.

Kendi ihtiyacından fazla konuta sahip olanlar bunları kiraya verirler. Kiraya verdikleri mülkleri üzerinden de kira geliri elde ederler. Ancak, kiralık konut piyasasında konut miktarı yetersizse, konut arz edenler bu durumdan yararlanmak ve gelirlerini daha çok artırmak isteyeceklerdir. Böyle bir davranış ekonomik ve sosyal bağlamda birtakım sorunların yaşanmasına zemin hazırlayabilecektir.

Nitekim Türkiye’de de konutların kira artış oranları 2000’li yılların başlarında yıllık %25 ile sınırlandırılmış idi. Böyle bir uygulama, kiralık konut piyasasında kiraların, denge konut kiralarının altında belirlenmesine neden olmuştu. Yani devlet, konut kiralarındaki artış için bir tavan fiyat benzeri bir uygulamaya gitmişti. Piyasa için bu kira artısının üzerinde bir kira belirlemek mümkün değildir.

Miktar Kontrolleri

Taban fiyat ve tavan fiyat politikalarına ek olarak, devletin piyasalarda oluşan denge fiyatı ve miktarını değiştirmek için kullanabileceği diğer bir araç da kotalardır.

Kota, en sık, uluslararası ticarette ve üretimde uygulanır. Üretim kotası, devletin arz edilen mal veya hizmet miktarını sınırlayarak, tam rekabet koşullarında oluşmuş olan piyasa fiyatını üreticilerin lehine arttırması yönündeki bir politikayı tanımlamaktadır. Bu uygulamanın fiyat kontrollerinden farkı, burada hükûmetin miktar kontrollerine yönelmesidir.

Bazı ürünlerin üretimi devlet iznine bağlıdır. Bu ürünler toplum sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olan veya ilaç sanayiinde kullanılan ürünlerdir. Afyon gibi ürünler bu


gruba dâhildir ve devlet tarafından üretim kotası uygulanmaktadır.

İthalat kotaları, ithal mallarına sınırlama ve ulusal endüstrileri korumak için oluşturulur. Kota, belli bir dönem boyunca, ithal edilecek ürün miktarı üzerine bir tavan koyulmasıdır. İthal kotalarının ilk amacı ulusal endüstrileri diğer ülke üreticilerin rekabetinden korumaktır.

Vergi Uygulamaları

Hükûmetler hem kamusal amaçları gerçekleştirmek için gerekli olan geliri sağlamak, hem de piyasa sonuçlarını etkilemek için yapılan ekonomik faaliyetleri vergilendirir. Vergiler bazen belli bir miktar, bazen belli bir gelir üzerinden alınan pay şeklinde olabilir.

Bazı durumlarda ise vergi, sabit bir miktar olarak da karşımıza çıkar. Sabit miktarlı bu vergiler, baş vergileri olarak nitelendirilir ve ekonomik faaliyetlerden tümüyle bağımsızdır. Belli bir miktar üzerinden alınan vergiler ise spesifik vergiler olarak tanımlanır. Örneğin, benzinin her litresi için ödenecek 2 TL’lik bir vergi bu tür bir vergidir. Türk vergi sisteminde yer alan motorlu taşıtlar vergisi de belli ağırlık ve yas temel alınarak hesaplandığı için spesifik bir vergidir.

Gelirin belli bir yüzdesi şeklindeki vergiler ise ad valorem vergiler olarak isimlendirilir. Kişisel gelir vergileri ve kurumlar vergileri bu tür içinde yer alır. Spesifik vergiler miktarsal; ad valorem vergiler ise oransal vergiler olarak da tanımlanır.

Vergi yükünün tüketici ve üretici arasında hangi miktarlarda paylaşılacağının yanıtı ise arz ve talep eğrilerinin eğimine bağlı olacaktır. Vergi uygulaması arz eğrisinin sola kaymasına neden olurken, artan fiyatlar da talep edilen mal ve hizmet miktarının azalmasına neden olacaktır.

Uygulanan birim satış vergisinin üretici ve tüketici tarafından hangi miktarda yüklenileceğini arz ve talep eğrilerinin eğimleri, ya da daha net bir biçimde esneklikleri belirler.

Talep esnekliğinin arz esnekliğinden küçük olması durumunda uygulanacak 2 TL’lik verginin ne kadarını, kim ödeyecektir?

Esneklikle ilgili daha önceki (Ünite 4: Esneklik) bilgilerimizden hareketle;

• Talep esnekliğinin arz esnekliğinden daha küçük olması durumunda, verginin daha büyük kısmı üretici tarafından tüketiciye yansıtılabilecek, • Talep esnekliğinin arz esnekliğinden daha büyük olması durumunda ise birim satış vergisinin daha büyük kısmını üretici yüklenecektir.

Tüketici ve Üretici Rantı ya da Artığı

Serbest bir piyasada arz ve talep dengesi alıcı ve satıcıların elde ettikleri toplam faydayı maksimize etmektedir. Bu

toplam faydayı değerlendirme yöntemlerinden biri; piyasaya katılım sonucu tüketicilerin ve üreticilerin elde ettikleri toplam artığın hesaplanmasıdır.

Bir piyasa için toplam artık; malın alıcılar açısından toplam değeri, yani alıcıların ödemeyi arzuladıkları değer ile bu malları üreten üreticilerin toplam maliyetleri arasındaki farktır.

Kısaca piyasadaki arz ve talep eğrileri arasındaki alandır. Ekonomideki en çarpıcı sonuçlardan biri, rekabetçi piyasalardaki üretim düzeyinin refahı maksimize ettiğidir. Bu rekabetçi düzeyden daha az ya da daha fazla üretmekle refah düzeyi azalmaktadır. Hükûmet çeşitli politikalarla bu artıklarda değişiklikler yaratabilir.

Tüketici artığı, tüketicinin bir mal için ödemeyi arzu ettiği fiyat ile gerçekte satın aldığı fiyat arasındaki farktır. Aslında tüketici artığı piyasaya katılım sonucu alıcıların sağladığı faydayı ölçmeye yarar. Tüketici artığı bir mal veya hizmet için talep eğrisi ile yakın ilişkilidir. Çünkü talep eğrisi tüketicilerin her bir miktar düzeyi için ödeme arzularını göstermektedir. Piyasada oluşan fiyat düzeyi ise bu mal için gerçekte ödedikleri tutardır. Bu iki tutar arasındaki fark tüketici artığını gösterir. Yani talep eğrisi altında ve piyasa fiyatı üzerindeki alan tüketici artığıdır.

Denge fiyatının azalması tüketici artığını büyütecektir. Çünkü bir taraftan mevcut miktar için tüketiciler daha az öderken, diğer taraftan bu düşük fiyattan yeni tüketiciler piyasaya girecektir. Bu alanın büyük olması ekonomide refah düzeyinin arttığını yansıtır. Ancak hükûmetler uyguladıkları politikalarla piyasa fiyatını etkilediklerinden tüketici refahı da değişir. İşte fiyat değişimine bağlı olarak ortaya çıkan tüketici artığındaki değişme ile tüketicilerin refahındaki kayıp ve kazançlar hesaplanabilir.

Benzer bir yaklaşımla üretici artığı da açıklanabilir. Burada ise her bir üreticinin piyasaya katılımı sonucu elde ettiği fayda ya da artık açıklanmaktadır. Bu artık arz eğrisi ile yakından ilişkilidir. Çünkü her bir üretim düzeyi için arz eğrisi üzerindeki fiyat seviyesi marjinal üreticinin maliyetini göstermektedir. Bu fiyatın altında ise marjinal üretici piyasadan çekilmekte ve böylelikle daha az üretim gerçekleşmektedir.

Bu çerçevede üreticilerin her biri ilave miktarı üretmek için kabul edecekleri minimum fiyat, en az o ilave miktarı üretmek için katlanılan ek maliyet kadar olmalıdır ki üretim gerçekleşsin. Üretim artarken her ilave birimin oluşturduğu ek maliyet giderek artmaktadır. Bu durum arz eğrisinin neden genelde pozitif eğimli olduğunu yani daha yüksek miktarların üretimi için neden daha yüksek fiyatların oluşması gerekliliğini açıklamaktadır. Dolayısıyla arz eğrisi firmaların üretimlerini bir birim arttırdıklarında karşılaşacakları ek maliyetleri göstermektedir.

İşte firmalar üretimlerini, ilave birimin satışından elde edecekleri gelirin (bu birim fiyatının) ilave birimi üretmekle katlanılacak maliyete eşit olacağı seviyeye


kadar sürdüreceklerdir. Eğer piyasa denge fiyatı üreticilerin kabul edecekleri minimum fiyatın üzerinde ise, üreticiler kârlı olduğu için üretimlerini arttıracaklardır. Bu işlemden, düşük maliyetle üretenler daha kazançlı çıkacaklardır. İşte bu kazanç üretici artığıdır.

Kısaca üretici artığı üreticilerin her ilave birimi üretmek için kabul etmeye hazır oldukları minimum fiyatlarla piyasada oluşan denge fiyatı arasındaki farkların toplamıdır.

Tüketici artığı piyasa denge fiyatı ile talep eğrisi arasındaki alanı; üretici artığı ise denge fiyatı ile arz eğrisi arasındaki alanı vermektedir. Bu ikisinin toplamı ise toplam artığı vermektedir. Serbest bir piyasada bu toplam artık maksimuma ulaşmaktadır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında