AÖF Soru Bankası

İktisada Giriş IÜnite 2 Özeti

Kıtlık Tercih ve Fayda

İKT103U-İKTİSADA GİRİŞ I

Ünite 2: Kıtlık Tercih ve Fayda

Giriş

Bireylerin ve toplumların karşı karşıya bulunduğu temel ekonomik sorun kıtlıktır. Kıtlık, isteklerimizin sahip olduğumuz kaynaklardan daha fazla olması durumunda ortaya çıkar.

Genelde iktisat tanımı, kıtlık ve iktisadi faaliyet kavramları kullanılarak yapılır ve iktisat; halkın sınırsız isteklerini karşılamak için sınırlı kaynakların nasıl kullandığını araştırır. Kıtlık, beraberinde tercih sorununu da yaratır. Çünkü tüm isteklerimizi karşılamadaki güçlük bizi sınırlı kaynaklarımızı en iyi şekilde nasıl kullanabileceğimiz konusunda seçim yapmaya zorlamaktadır.

Tercih yapmak fayda ve maliyetle ilgilidir. Tüm ekonomik birimler yapacakları tercihlerde en çok fayda sağladıkları mal ve hizmetlere yöneleceklerdir.

Kıtlık ve Tercih

Mevcut kaynakların isteklerimizi karşılayamaması sonucu var olan kıtlık, ekonomi biliminin ortaya çıkış nedenidir. Çünkü ekonomi bilimi, kaynakların kıt olması nedeniyle insanların yaptıkları tercih ve bu tercihler sonucunda insanlar arasındaki ekonomik etkileşimleri inceler.

Kaynaklar; mal ve hizmet üretiminde kullanılan doğa ya da insanlar tarafından sağlanan tüm araçlardır.

İnsanlar tarafından sağlanan kaynaklar içinde ilk olarak doğrudan emek faktörünü gösterebiliriz. Emek, mal ve hizmet üretmek için gerekli fiziksel ve zihinsel çalışmalardır.

İnsanlar tarafından sağlanan bir başka kaynak ise sermaye olarak adlandırılan ve diğer malları üretmek için kullanılan makineler, araçlar ve fabrikalardır. Ekonomi biliminde sermaye kavramı ile fiziksel sermaye malları ifade edilir ve bu kavram finansal sermayeden farklıdır. Finansal sermaye fiziksel sermaye üzerinde mülkiyet hakkını ifade eder.

Makinelere, binalara yapılan yatırımlarla sonuçlanan fiziksel sermaye yanında bir de insanların kendilerine yaptığı yatırımla ortaya çıkan beşeri sermaye vardır.

Seçim ve Fırsat Maliyeti

Tüm isteklerimizi karşılamadaki güçlük, bizi sınırlı kaynaklarımızı en iyi şekilde nasıl kullanabileceğimiz konusunda seçim yapmaya zorlamaktadır. Kıt kaynakların nasıl kullanılacağı konusunda akılcı seçimlerin yapılması ekonominin temel konusunu oluşturmaktadır.

Ekonominin bize öğrettiği temel derslerden biri, yaptığımız tüm seçimlerin bir maliyet içermesidir, yani bedavacılık söz konusu değildir. Belirli bir tercih ya da davranış için vazgeçmek zorunda kaldığımız en değerli alternatif bu seçimin ya da davranışın fırsat maliyetidir.

Alternatif maliyet olarak da adlandırılan fırsat maliyeti, kısaca bir kararı uygularken vazgeçilen karar şeklinde tanımlayabiliriz.

Fırsat Maliyeti ve Parasal Maliyet

Piyasa ekonomilerinde her şeyin bir fiyatı vardır. Ancak bir malın, örneğin bir arabanın gerçek maliyeti piyasa fiyatı değildir. Çünkü arabanın gerçek maliyeti, araba üretimi nedeniyle vazgeçilen üretilemeyen diğer şeylerin (buzdolabı, bilgisayar, televizyon...) değeridir. Yani fırsat maliyetine, bir otomobil üretimi için ekonominin katlandığı gerçek fedakârlık olarak bakabiliriz.

İyi işleyen bir piyasada bir malın fiyatı ile fırsat maliyeti arasında çok yakın bir ilişki vardır. Bir malı satın almak için vazgeçtiğimiz TL miktarı o mal için parasal fiyattır. Bu alım kararının fırsat maliyeti vazgeçtiğimiz en iyi alternatif karardır.

Üretim İmkânları Sınırı

Üretim imkânları sınırı; mevcut üretim faktörleri ve üretim teknolojisi veri iken belirli bir dönemde ekonominin maksimum düzeyde üretebileceği çeşitli çıktı (ürün) bileşimlerini gösteren eğridir.

Üretim imkânları sınırı eğrisi; kıtlığın sonuçlarını ekonomideki tercihleri ve her tercihin alternatif maliyetini göstermektedir. Eğri üzerindeki her notada hangi maldan ne kadar üretileceğini bulabiliriz.

Eğri dışındaki bir bileşimi üretmek imkânsızdır. Çünkü ekonomi bu düzeydeki bir üretimi gerçekleştirecek kaynaklara sahip değildir. Eğri üzerindeki her nokta etkin üretim bileşimlerini gösteren noktalardır.

Bu noktalar mevcut kıt kaynaklarla üretilebilecek maksimum üretim düzeyleridir. Bir kez üretim imkânları sınırı üzerinde etkin noktalara ulaşıldığında mallardan birini biraz daha fazla üretmenin tek yolu diğerini az üretmektir.

Artan fırsat maliyeti; bir malın daha fazla üretilmesi için diğer maldan artan miktarlarda vazgeçilmesi gereken bir durum olarak tanımlanır.

Fırsat maliyetini analiz etmenin bir yolu da, üretim imkânları sınırı eğrisine çizilen teğetlerin eğimini incelemektir.

Marjinal dönüşüm oranı; bir maldan bir birim daha fazla üretmek için öteki maldan ne kadar fedakârlık etmek gerektiğini göstermektedir. Bu ise dikkat ederseniz fırsat maliyeti tanımı ile aynıdır.

Bu durumda biz fırsat maliyetini üretim imkânları sınırı eğrisine çizilen teğetin eğimi ile ölçebiliriz. Bunun için gerekli formül aşağıda verilmiştir:

Fırsat Maliyeti = Marjinal Dönüşüm Oranı = - ΔT / ΔB

Ekonomide vazgeçilen her bilgisayar için önemli miktarda A malında artış sağlanacaktır. Ya da önemli miktarda A malı üretiminden vazgeçilerek, ilave bir B malı


üretilecektir. Yine ekonomide kaynakların çoğu A malı üretiminde kullanılıyorsa, üretim imkânları sınırı eğrisi oldukça yatay bir hal almaktadır. Bunun anlamı A malı üretiminden çok az fedakârlık yapmakla önemli ölçüde B malı üretimi arttırılabilecektir.

Fırsat maliyetinin artan olması durumunda, üretim imkânları sınırı eğrisi orijine göre içbükey olacaktır ve ekonomide en yaygın biçimde karşılaşılan durumu açıklamaktadır. Şayet fırsat maliyeti değişmiyorsa, her üretim düzeyi için bir sabite eşit ise, böyle bir durumda doğru şeklinde bir üretim imkânları sınırı eğrisi ile karşı karşıya kalırız.

Üretim imkânları sınırı belirli bir zaman diliminde, veri kaynak arzı ve sabit bir teknolojiye göre çizilmekte, farklı malların etkin üretimi altında birbirlerine dönüşümünü göstermektedir. Şayet ekonomide, mevcut olan kaynaklar (üretim faktörleri) ve belirli bir teknoloji ile üretim imkânları sınırına erişilemiyorsa, kaynakların tümü etkin kullanılmıyor, dolayısıyla daha az üretim gerçekleştiriliyor demektir.

Alternatif İktisadi Sistemler

Üretim imkânları eğrisi, kıtlık ve tercih sorununu basit bir şekilde açıklamakla birlikte, her ekonominin yanıtlamaya çalıştığı temel soruları da tartışmamıza olanak sağlamaktadır. Tüm ekonomilerin yanıt aradığı üç temel soru;

• Neler üretilecek? • Nasıl üretilecek? ve • Kimler için üretilecek? ya da Nasıl paylaşılacak? biçimindedir.

Bu üç temel sorunun çözümü için toplumlar siyasi yapılarına uygun ekonomik sistemleri benimseyerek, bu çerçevede davranış içinde olurlar. Ekonomilerin işleyiş sistemleri ile ilgili olarak;

• Bir uçta piyasa ekonomileri, • Diğer uçta ise kumanda ekonomileri yer almaktadır. • Bu iki uç sistem dışında her iki sistemin bir kısım yönlerini kabul eden, dünya üzerinde en yaygın biçimde gözlemlenen karma ekonomik sistem ise her ülkede farklı olarak uygulanmaktadır.

Piyasa Ekonomileri Sistemi; piyasa ekonomisinde neyin, nasıl ve kimler için üretileceği konusu birbirlerinden bağımsız bireysel tüketiciler, üreticiler, hükümetler ve diğer organizasyonların kararlarına bağlı olup, bunlar piyasalarda birbirleri ile etkileşim içindedirler. Bu sistemde temel koordinasyonu piyasada belirlenen fiyatlar sağlar. Bu yüzden serbest piyasa sistemine çoğu kez fiyat sistemi de denir.

Serbestçe oluşan fiyatlar piyasa ekonomisinde önemli roller üstlenirler. Bunlar şöyle sıralanabilir:

• Fiyatlar, neyin üretileceği ve tüketileceği konusunda sinyal görevi üstlenirler. • Fiyatlar, insanların tüketimlerine ve üretimlerine yönelik teşvik mekanizması oluştururlar. • Fiyatlar, bölüşüm mekanizması üzerine önemli görev üstlenir.

Kumanda Ekonomileri Sistemi; kumanda ekonomileri ya da merkezi plan ekonomilerinde, temel ekonomik sorulara ilişkin kararlar merkezi otorite tarafından alınır. Hükümetin kontrolünü elinde bulunduranlar merkezi plan çerçevesinde insanların ne yapacağını, üretim ve tüketim tercihlerini ve gelirin bölüşümünü kontrol altında tutarlar. Kumanda ekonomilerinde çoğu fiyatlar hükümet tarafından belirlenir ve ekonomide etkinsizliklerin ortaya çıkmasına neden olur.

Karma Ekonomiler Sistemi; özel mülkiyetin yanında kamu mülkiyetini de kabul eden, piyasa mekanizmasının yanında müdahaleyi de içine sindirebilen, fiyat mekanizmasının yanında merkezi planları da uygulama çabası içinde olan bir sistem niteliği taşımaktadır.

Tercih ve Fayda

Fayda: Bireyin tüketilen mal ve hizmetten elde edeceği memnuniyettir. İktisatçılardan bir kısmı faydanın ölçülebileceğini öne sürmüşlerdir. Faydayı ölçmek için “util” adı verilen bir birim ya da doğrudan parayı kullanmışlardır. Bu gruba sayısalcılar ya da kardinalistler denilmektedir.

Diğer tarafta ise faydanın ölçülemeyeceğini ileri süren sırasalcılar ya da ordinalistler vardır. Bunlara göre; insanlar bir malı diğerinden daha çok beğendiklerini söyleyebilirler. Ancak ne kadar daha fazla fayda elde ettiklerini söyleyemezler.

Toplam ve Marjinal Fayda; belirli bir zaman diliminde, bireyin diğer mal ve hizmetlerden olan tüketimi sabit iken, bir malın çeşitli miktarlarının tüketilmesi sonucu ulaşılan tatmin düzeyi toplam fayda olarak tanımlanır ve TU harfleriyle sembolleştirilir. Fayda birimi olarak util kullanıldığında, toplam fayda fonksiyonu, bu malın tüketilen miktarına sayılar verilerek oluşturulur.

Marjinal fayda, belirli bir zaman diliminde bir maldan, bir birim daha fazla tüketilmesi sonucunda ortaya çıkan toplam faydadaki değişme olarak tanımlanır. Kısaca ilave tüketilen birimin sağladığı fayda marjinal fayda olup, MU harfleriyle sembolleştirilir.

Toplam fayda belirli bir düzeye kadar her ilave birim ile artmaktadır. Ancak bu artış azalarak devam etmektedir. Hatta toplam fayda en yüksek düzeye ulaştıktan sonra ilave tüketimin toplam faydaya katkısı negatif değer almaktadır. Dolayısıyla tüketici azalan marjinal fayda ile karşı karşıyadır. İşte marjinalistler bu azalan marjinal fayda varsayımını kullanarak, bireyin bir mala ilişkin talep eğrisinin negatif eğimli olduğunu ispatlamaya çalışmışlardır.


Kardinalist yaklaşımın talep teorisini, birden fazla mal durumu içinde genelleştirebiliriz. Örneğin; n sayıdaki mal için her malın marjinal faydasının fiyatına oranı tüm mallar için eşit olunca denge koşulu sağlanmaktadır.

Formülasyon ile açıklarsak;

MUx /Px = MUy /Py = ... = MUn /Pn olmalıdır.

Fiyat ve miktar arasındaki ilişki grafik halinde düzenlendiğinde tüketicinin azalan fiyat karşısında talep edeceği A malı miktarı artacaktır. Dolayısıyla fiyat ile miktar arasında ters ilişki vardır. Fiyat arttığında talep edilen mal ve hizmet miktarının azalması veya fiyat düştüğünde talep edilen miktarın artması Talep Kanunu olarak tanımlanmaktadır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında