AÖF Soru Bankası

İktisada Giriş IÜnite 1 Özeti

İktisadı Neden Öğrenmeliyiz?

İKT103U-İKTİSADA GİRİŞ I

Ünite 1: İktisadı Neden Öğrenmeliyiz?

Giriş

İktisadı öğrenmenin bir nedeni, içinde yaşanılan dünyayı anlamaktır. İktisat bu dünyada bazı ülkeler refah içinde yaşarken, neden diğer ülkeler açlık çekmektedirler? Bazı ülkelerde enflasyon oranı çok yüksek iken, neden bazı ülkeler istikrarlı fiyatlara sahiptirler?... gibi sorulara cevap aramaktır.

Diğer bir neden ise, iktisadı öğrenmek insanları ekonomide daha rasyonel ve daha katılımcı olmaya yöneltiyor.

Bir başka neden ise, iktisadı öğrenmek ekonomi politikalarının sınırlarını ve potansiyelini anlamamıza olanak sağlar. Böylece hangi politikaları destekleyeceğinizi, hangi partiye oy vereceğinizi daha iyi değerlendirirsiniz.

İktisat bir sosyal bilimdir. Sosyal bilim ise insan davranışlarının incelenmesiyle ilgilidir. Dolayısıyla iktisadın merkezinde insan yer alır. Burada insanların ya tüketici ya da üretici olarak nasıl kararlar aldıkları, insanların birbirlerini nasıl etkilediği ve bir ekonominin nasıl işlediği açıklanacaktır.

İktisadın Tanımı

İktisat bir sosyal bilimdir ve bu nedenle toplumla ilgili bazı olguları açıklamayı hedeflemektedir. Bu anlamda iktisadın psikoloji, sosyoloji ve siyaset bilimi ile ortak bazı yönleri vardır. İktisat, kıtlık koşulları altında yapılan tercihlerin incelenmesidir.

Temel İktisadi Sorun

Kıtlık kavramı iktisat biliminin temelini oluşturmaktadır. Kıtlık, bir şeyin mevcut miktarının arzulanan miktarı karşılamakta yetersiz kaldığı durumdur.

Hepimiz istediğimiz şeyleri satın almaya olanak tanıyacak ölçüde yüksek bir gelire sahip olmayı isteriz. İsteklerimizin büyükçe bir kısmını karşılayamamamızın nedeni yeterli gelir düzeyine sahip olamayışımızdır. Ancak, zamanın sınırlı olması da aynı ölçüde önemli bir kıtlık kaynağıdır.

Benzer şekilde, sınırlı harcama olanaklarımızı da kira, beslenme, seyahat gibi mal ve hizmetler arasında dağıtmak zorunda kalırız. Dolayısıyla, bir şeyi satın almayı ve yapmayı tercih ettiğimizde, aynı zamanda bir şeyleri almamayı ve yapmamayı da tercih ediyoruz demektir.

İşte iktisat, bireyler olarak yaptığımız tercihleri ve bu tercihlerin ekonomi üzerindeki etkilerini inceler. Dolayısıyla, bireylerin kıtlık koşulları altında tercihlerini nasıl yaptıklarını incelemek iktisadın başlangıç noktasını oluşturur.

Toplumsal bazda düşünüldüğünde, sorun kaynakların kıt olmasıdır. Burada sözü edilen kaynaklar, ihtiyaçlarımızı karşılayacak mal ve hizmetlerin üretilmesinde kullanılan şeylerdir.

İktisatçılar kaynakları üç gruba ayırırlar:

• İş gücü; mal ve hizmetlerin üretilmesinde insanlar tarafından harcanan zaman. • Sermaye; mal ve hizmetlerin üretilmesinde insanlar tarafından kullanılan uzun ömürlü araçlardır. Bu araçlar arasında yer alan bina, makine, teçhizat gibileri fiziki sermaye, çalışanların sahip olduğu bilgi ve beceri ise beşeri sermaye olarak adlandırılmaktadır. • Toprak; üzerinde üretimin gerçekleştirildiği fiziki yüzeydir. Bu yüzeyin altında veya üstünde yer alan doğal kaynaklar da toprak üretim faktörü içerisinde değerlendirilirler (petrol, demir, kömür, ağaçlar gibi).

Toplumsal bazda düşünüldüğünde, mevcut kaynaklar arzulanan tüm mal ve hizmetlerin üretilmesinde yetersiz kalır. Bir diğer deyişle, toplum da kaynakların kıtlığı sorunu ile karşı karşıyadır. Bu da toplumsal bazda da tercih yapılması gereğini gündeme getirir. Tıpkı bireysel bazda olduğu gibi, tercihlerin söz konusu olması durumunda kıt kaynakların bir şekilde dağıtılması (tahsis edilmesi) gerekmektedir.

Bir diğer deyişle, hangi isteklerin karşılanacağına, hangilerinin erteleneceğine karar verilmesi zorunludur. Kaynakların kıt olması ve bu durumun bizi tercih yapmak zorunda bırakması, iktisat derslerinizde inceleyeceğiniz tüm sorunların temelini oluşturmaktadır. Bu sorunlar, “ne, ne kadar, nasıl ve kimin için üretilecektir?” soruları ile özetlenebilir.

Kaynakların çeşitli şekillerde bir araya getirilmesi ile ortaya çıkan, daha doğru bir ifadeyle üretilen ve ihtiyaçları karşılama özelliği bulunan ürünlere mal ve hizmet adını veriyoruz.

Mal; üretiminde kıt kaynakların kullanıldığı, insan ihtiyaçlarını karşılama özelliğine sahip fiziki varlığı olan ürünlerdir.

Hizmet; üretiminde kıt kaynakların kullanıldığı, insan ihtiyaçlarını karşılama özelliğine sahip fiziki varlığı olmayan ürünlerdir.

Mal ve hizmetler kıt kaynaklarla üretildiği için kendileri de kıtlığa konu olmaktadır. Bir mal veya hizmetin sıfır fiyat düzeyindeki mevcut miktarı toplumun arzuladığı miktardan daha düşükse bu mal veya hizmet kıttır.

Arzuladığımız her mal ve hizmete sahip olamadığımız için sürekli olarak bunlar arasında bir seçim, tercih yapmak zorunda kalırız. Kıtlığın söz konusu olduğu ortamda tercih yapma zorunluluğu bazı mal ve hizmetlerden vazgeçmemiz gerektiği anlamına gelir.

Günlük yaşamımızda çok az sayıda malın fiyatın sıfır olduğu durumdaki (bir bedel ödenmesi gerekmediği zaman) miktarı toplumun arzuladığından daha fazla olduğu için serbest mal kategorisindedir.


Serbest mal; doğada her istendiğinde bulunabilen ve bedel ödemeden elde edilebilen mallardır.

Bir ekonomide dört tür aktör ya da katılımcı söz konusudur:

• Hanehalkı, firmalar, devlet ve yabancılar. Bu iktisadi aktörler içerisinde kilit konumunda olan hanehalkıdır. Bir tüketici birim olarak hanehalkı mal ve hizmet talep ederken, kaynak sahibi birim olarak da iş gücü, toprak ve sermayeyi firmalara, devlete ve yabancılara arz eder. • Firmalar, devlet ve yabancılar aslında yardımcı aktör konumundadırlar. Üretici kaynakları kullanan ve ne üretileceğini kararlaştıran şahıs şirketinden devlete kadar bütün üretici birimlerdir. • Devlet, ekonomide gerekli düzenlemeleri yapan, piyasalara üretici ve tüketici olarak katılabilen ve de vergi toplama ayrıcalığına sahip oluşumdur. • Piyasalar ise alıcı ve satıcıların karşı karşıya gelerek değişim (takas) işlemini gerçekleştirdikleri ortamlardır. Bu ortamlar çoğu zaman fiziki mekanlar biçiminde (süpermarketler, alışveriş merkezleri ve borsalar gibi) olsalar da alıcı ve satıcının iletişim kurabildiği diğer ortamları da (radyo ve TV reklamları, İnternet ortamı, telefon hattı gibi) kapsamaktadır.

İktisadi Düşünme Tarzı

İnceleme gereği duydukları konular farklı olmasına karşın iktisatçıların sorunlara yaklaşımı belirli ilkelere dayanan ortak bir yaklaşımdır. Bu yaklaşıma iktisadi düşünme tarzı adını vermekteyiz. Bu ilkeler şöyle sıralanabilir:

• Sözü edilen bu ilkelerden ilki tercihlerin kıtlık koşullarında yapılmasıdır. • Diğer ilke karar alıcıların davranış biçimleri ve tercihlerin yapılma sürecine ilişkin ilkedir. • Son olarak incelenmesi gereken ilke, iktisadi düşünme tarzının mevcut durumla inceleyerek analize başlaması ve ortaya çıkacak değişimin sonuçlarını incelemesidir.

Rasyonel Davranış; iktisadi düşünme tarzının temel ilkesi karar alıcıların rasyonel davrandıkları ilkesidir. Bir diğer deyişle, karar alıcılar kendilerine belirli bir amaç veya hedef belirler ve tercihlerini bu amaca ulaşmak yolunda yaparlar. Dolayısıyla kendi çıkarlarına göre hareket ederler. Rasyonel davranış; tercih yapmak veya karar almak durumunda olan bir iktisadi birimin kendi hedefine uygun biçimde hareket etmesidir.

Karar Alma; iktisadi düşünme tarzı kararların nasıl alındığına ilişkin bazı varsayımlar da içerir. İktisatçılar karar alınırken bir eylemin olası yarar ve maliyetlerinin göz önüne alındığını kabul ederler.

Marjinal Analiz; mevcut şartlar değiştiğinde ortaya çıkacak durumun incelenmesidir. Karar verme süreci

çoğunlukla değişmelerle ilgili olduğu için marjinal analiz iktisadi düşünme tarzında önemli bir rol üstlenmektedir.

İktisadi düşünme tarzında yapılan hatalar;

• Diğer şartlar sabitken, • Birlikte değişim-nedensellik ve • Tümleme yanılgısıdır

Diğer şartlar sabitken; iktisada giriş çerçevesinde ele alacağımız teorik yaklaşımlar çoğunlukla diğer şartlar sabittir varsayımı kullanılarak geliştirilir. Bu varsayıma göre, bir iktisadi olgu incelenirken, bu olguyu etkileyen değişkenlerden belirli bir tanesinin değiştiğini, diğer değişkenlerin ise sabit kaldığını kabul ederiz.

Bu varsayım analizleri basitleştirmenin temel araçlarından bir tanesidir. Diğer şartlar sabitken varsayımının Latince karşılığı Ceteris Paribus’dur.

Birlikte değişim-nedensellik; iktisadi düşünme tarzı sürecinde yapılan bir yanlışlık iki değişkenin sergilediği birlikte değişim ilişkisi ile iki değişken arasındaki nedensellik ilişkisinin birbirine karıştırılmasıdır. Birbiri ile ilişkisi olmayan iki değişkenin aynı anda tesadüfi olarak birlikte değişiyor olması birinin diğerinin nedeni veya sonucu olduğunu göstermez.

Tümleme yanılgısı; birey için doğru olanın grup için de doğru olacağı şeklinde hatalı bir sonuca ulaşılmasıdır.

İktisadın Bölümleri

İktisadın en yaygın kabul gören bölümleri kısaca şöyle açıklanabilir:

• Mikro iktisat; iktisadın insan davranışı ve insanların piyasa, endüstri, firma ve birey gibi nispeten küçük birimlerle ilişkili tercihlerini inceleyen bölümüdür. Mikro iktisadın analiz araçları mikroskoba benzer. Mikro iktisadın temel konuları arasında, bireysel ekonomik kararların oluşturulması, kaynak dağılımı, fiyatlar, üretim ve gelir dağılımının belirlenmesi yer alır. Makro iktisat ise iktisadın, bir bütün olarak ekonomiyi ve toplulaştırılmış ekonomik davranışı inceleyen bölümüdür. • Makro iktisat; milli gelir, para, bankacılık, enflasyon, ekonomik büyüme gibi makro konuları inceler. Makro iktisadın analiz aracı, mikro iktisadın mikroskobuna karşılık teleskoptur. Mikro iktisatta iktisatçılar tek bir fiyat üzerinde incelemede bulunurlarken, makro iktisatta genel fiyat düzeyi üzerinde dururlar. Örneğin; mikro iktisat belirli bir mal veya hizmetin talebi ile ilgilenirken, makro iktisat mal ve hizmetlerin toplam talebi ile ilgilenir.

İktisadın Yöntemi

İktisadi sorunların analiz edilmesinde iktisatçılar, bilimsel yöntem olarak adlandırılan teorik inceleme sürecini


kullanırlar ve bu süreç dört aşamadan oluşur. Bu aşamalar kısaca şöyle açıklanabilir:

• Birinci Aşama: Bilimsel yöntemde ilk adım, incelenen iktisadi sorunla ilişkili temel değişkenlerin belirlenmesi ve tanımlanmasıdır. Değişken, farklı olası değerler alabilen bir ölçüttür. • İkinci Aşama: Bilimsel yöntemde ikinci aşama, teorinin uygulanacağı ilişkiyle ilgili varsayımların yapılmasıdır. Bu varsayımlardan en önemlisi, daha önce değinilen, diğer şartlar sabittir varsayımıdır. Bu varsayımın yapılmasından amaç, ilgili değişkenlerin belirlenmesi ve sorunun açıklanmasında önemli olabilecek diğer değişkenlerin sabit kaldığını varsayarak belirlenen değişkenler arasındaki ilişki üzerinde yoğunlaşabilmektir. • Üçüncü Aşama: Bilimsel yöntemde üçüncü aşama hipotezin ortaya konmasıdır. Hipotez, seçilen değişkenlerin birbiriyle nasıl bir ilişki içerisinde olduklarını ifade eden teori anlamına gelmektedir. • Dördüncü Aşama: Bir teorinin geçerliliği, bu teori aracılığı ile yapılan tespitlerin kanıtlarla karşılaştırılması suretiyle test edilir. Dördüncü aşamayı oluşturan hipotezin test edilebilmesi için incelenen değişkenler üzerinde yoğunlaşmak gerekirken diğer faktörlerin de kontrol edilmesi gerekir. Zira bu test sonucuna göre, kanıtlarla uyumlu olmaması hâlinde teorinin reddedilmesi veya daha iyi tespitlerde bulunmaya olanak tanıyacak yenisi geliştirilinceye kadar kullanılması söz konusudur.

Pozitif ve Normatif Analiz Yöntemi

Basitleştirici modeller aracılığı ile çalışan iktisatçılar gerçek dünyanın nasıl çalıştığını açıklamaya çaba gösterirler. Oysa kimi zaman iktisatçılar gerçek dünyanın nasıl çalıştığı ile değil, nasıl çalışması gerektiği ile de ilgilenirler.

Örneğin;

• “Türkiye’de işsizlik oranı %10 düzeyindedir.” ifadesi ile • “Türkiye’de işsizlik oranı %10’dan daha aşağıya düşürülmelidir.” ifadesini karşılaştıralım.

Bunlardan ilki pozitif iktisadi ifade olarak adlandırılır; zira gerçek yaşamdan elde edilecek kanıtlarla bu ifadeyi desteklemek veya reddetmek mümkündür.

Sözü edilen ikinci ifade ise normatif iktisadi ifade olarak adlandırılır.

Teoriler, “Fiyatlar arttığında satın alınacak miktar azalır.” ifadesinde olduğu gibi pozitif ifadeler kullanılarak açıklanırlar.

İktisatçılar arasındaki anlaşmazlığın büyük bir bölümü normatif sorunlarla ilgilidir (Örneğin, devletin ekonomideki rolünün ne olması gerektiği konusunda iktisatçılar uzun yıllardan beri anlaşamamaktadırlar).

Pozitif iktisat; iktisadın ne olduğunu belirlemeye çalışan ve değer yargısı içermeyen bölümüdür.

Normatif iktisat; toplumsal refahın en üst düzeyde sağlanabilmesi için ne olması gerektiğini inceler.

İktisadı Nasıl Çalışmalıyız?

Aslında iktisat basitçe yürütülebilecek bir mantık sorgulamasına dayandığı için izlemesi kolay bir bilim dalıdır. Ancak izlemek ile öğrenmek farklı şeylerdir. Konular ilerledikçe iktisadın pasif bir biçimde değil aktif olarak çalışması gerektiğini göreceksiniz.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında