AÖF Soru Bankası

Vergi Ceza HukukuÜnite 8 Özeti

Vergi Suç ve Cezalarının Sona Ermesi

HUK405U-VERGİ CEZA HUKUKU

Ünite 8: Vergi Suç ve Cezalarının Sona Ermesi

Giriş

Vergi ceza hukukunda, suç işlenmiş olmasına rağmen, cezaya hükmolunmasına kısmen ya da tamamen engel olan hâller ya da müesseseler bulunmaktadır. Suç işlenmiştir ancak kanun koyucunun çeşitli gerekçeler ile kabul ettiği hâllerin gerçekleşmesi ve müesseselerden yararlanılması sonucunda ceza ilişkisi sona ermekte, ceza düşmekte veya kalkmaktadır.

Ölüm ve İnfaz

Ölüm ve infaz vergi suç ve cezalarını doğal olarak sona erdiren nedenlerdendir.

Ölüm

Kişi suç hareketlerini tamamlamadan ölürse suç sona ermiş olacaktır. Ölen kişi bazı haklarını kaybeder. Devletin cezalandırma konusunda sahip olduğu yetkisi de sona ermiş olur.

Ölümün Yargılaması Devam Eden Suçlara Etkisi

Ölüm olayı ceza mahkemelerinde yargılaması devam eden vergi suçları açısından kamu davasının düşürülmesi sonucunu doğurur. Ölüm davayı düşürücü bir nedendir. Ölen kişi için cezanın tatbik edilebilme imkânı kalmadığı için yargılamaya son verilmesi söz konusu olacaktır. Ölüm olayı ceza davasının düşmesi sonucunu doğururken eğer dava konusu olayda devletin dava konusu eşya ya da maddi menfaatleri müsadere etmesini gerekli kılacak bir durum var ise yargılamaya devam edilir. Yargılama sırasında sanığın öldüğü raporunu alan mahkeme taraflardan bir talep olmasa da kendiliğinden davanın düşürülmesine karar verir. İşlenen suç bir vergi suçu olması nedeniyle ölümle birlikte böylelikle vergi cezaları da düşmüş olur.

Ölümün Hükmedilmiş Fakat Kesinleşmemiş ve Ölümün Kesinleşmiş ve İnfaz Edilmiş Vergi Cezalarına Etkisi

Vergi cezalarına ceza mahkemeleri tarafından hükmedilmiş ve henüz kesinleşmemiş ise ilk derece mahkemelerinden çıkmış olan bu kararın kesinleşmesi için istinaf veya temyiz için başvuru süreleri geçmemiş ise mahkûmiyet kararı sona erer. İstinaf veya temyize başvurulmuş ama henüz neticelenmemiş ve yargılama devam ediyorsa istinaf veya temyiz aşamasındaki yargılamada dava düşer. Dolayısıyla bu cezalar için ölümün getirmiş olduğu netice bütün sonuçlarıyla beraber sona erer ve cezanın düşmesine neden olur. Ölüm olgusunun kesinleşmiş ve infaz edilmiş cezalara herhangi bir etkisi olmaz. Çünkü ceza yerine gelmiş demektir.

Ölüm Karinesi ve Vergi Cezalarını Etkisi

Ortada da bir ceset olmamakla beraber ölümüne mutlak gözüyle bakılan bir olay içerisinde kaybolmuş ise bu kişi için hemen öldü diyemeyiz ancak ölüm karinesi içerisinde kaybolmuş diyebiliriz. Ölüm karinesi demek kişinin cesedi olmamakla beraber içinde bulunduğu ortam itibariyle yaşama şansının olmadığı bir olayda kaybolmuş demektir. Ancak bunun için ölü kaydının düşürülmesi için nüfus

dairesine mahallenin en büyük mülki amiri tarafından ölü kaydının düşürülmüş olması gerekir. Yani en büyük mülki amirinin emriyle nüfus idaresine bu kişinin ölüm karinesi içerisinde kaybolduğunu ve ölü kaydının düşürülmesi emredilir. Bu özelliği ile ölüm karinesi idari bir işlem olarak karşımıza çıkmaktadır. Ölü kaydıyla birlikte artık bu kişi için vergi cezaları için meydana gelecek sonuç tıpkı ölüm gibi olacaktır.

Ölüm karinesinin vergi cezalarına etkisi tıpkı ölüm gibidir. Dolayısıyla eğer vergi cezaları henüz verilmemiş ise dava düşer. Mahkeme tarafından cezaya hükmedilmiş ama kesinleşmemiş ise cezaların düşmesi sonucunu doğurur. Eğer ceza kesinleşmiş ve infaz edilmiş ise artık bununla yapılacak bir şey yoktur ceza yerini bulmuştur.

Gaiplik Kararı ve Vergi Cezalarına Etkisi

Gaiplik kısaca kayıplık hâlidir. Gaiplik ne ölüsü ne de dirisi bulunmayan; muhtemelen ölmüştür ya da haber alınamaması nedeniyle kaybolmuştur gözüyle bakılan kişinin hukuki durumunu ifade etmek için kullanılan bir kavramdır.

Hukukumuza göre gaiplik iki şekilde ortaya çıkmaktadır: Bunlardan birincisi kişinin ölüm tehlikesi içerisinde kaybolması halidir. Diğeri ise uzun süre haber alınamamasıdır.

Ölüm tehlikesi içerisinde kaybolma hâlinde bir yıl içerisinde kendisinden hiç haber alınamaması durumunda mahkemeye müracaat edilir. Mahkeme bu kişiyi gören bilen var mı? Ya da kendisinin haberi olması durumunda müracaat etmesini isteyen gazete ile bir ilan çıkartılır. Bu ilandan itibaren 6 ay beklenir. 6 aylık sürenin sona ermesine rağmen hâlâ kendisinden bir haber alınamıyor ise mahkeme tarafından daha gaipliğine karar verilir.

Uzun süreli kaybolma durumu ise kişinin son haber alındığı veya görüldüğü tarihten itibaren 5 yıl geçmesine rağmen herhangi bir yerde görülmemiş ve kendisinden bir haber alınamamış ise o kişinin gaipliğine karar verilmesinde yararı olan kişiler tarafından mahkemeden gaiplik kararı istenebilir. Yetkili mahkeme gaipliğine karar verilen kişinin son ikametgâh mahkemesidir. Altı ay içerisinde kendisinin müracaat etmesini veya gören, yerini bilen biri varsa haber vermesi için gazete ile ilan edilir. 6 aylık süre içerisinde herhangi bir şekilde haber alınamaması durumunda mahkeme tarafından gaipliğine karar verilir. Gaiplik kararıyla beraber vergi cezaları düşer.

İnfaz

İnfaz hürriyeti bağlayıcı cezalar ve adli para cezaları için kullanılan bir tabirdir. İnfaz işlemleri mahkeme kararının kesinleşmesinden sonra mahkeme dosyayı infaz işlemleri için Cumhuriyet başsavcılıklarına gönderir ve savcılık kararıyla hangi tür bir cezaevinde çekilecekse o cezaevine konulmak suretiyle cezası infaz edilir. Adli para cezaları ise yine infaz savcılıkları tarafından 30 gün içerisinde borcun ödenmesini ihtiva eden ödeme emrinin mükellefe


tebliğ edilmesi ile beraber süreç başlar. Eğer bu süre içerisinde ödeme yapılmamış ise bu takdirde tahsil daire sıfatıyla vergi dairesi müdürlüklerine dosya tahsil amaçlı olarak gönderilir. Tahsil kanunu hükümlerine göre vergi cezaları tahsil edilir.

Zamanaşımı

Zamanın geçmesi ile bir hakkın kazanılması, bir hakkın kaybedilmesi, bir yetkinin kaybedilmesi söz konusu olabilir. Vergi ceza hukukunda zamanaşımı kanunların devlete ve yetki verdiği kamu kurum ve kuruluşlarına vergi alma ve ceza kesme noktasında tanıdığı yetkinin sona ereceği süreyi belirleyen bir kavramdır. Ceza hukukunda da devletin suçlulara ceza verme konusundaki yetkisinin bu zaman dilimi içerisinde ancak kullanılabileceği, bu zamanın geçmesi ile birlikte cezalandırma yetkisinin de sona ereceğini ifade etmektedir.

Vergi suçları için ceza mahkemelerinde yargılanacağı göz önünde tutulursa Türk Ceza Kanunu’nda iki tür zamanaşımından söz edilmektedir. Bunlardan birincisi davanın mahkeme önüne getirilebilmesi için iddia makamının yetkisini sınırlandıran dava açma zaman aşımıdır. Diğeri ise mahkemenin ceza verme yetkisini sınırlandıran ceza verme zamanaşımıdır.

Dava Zamanaşımı

Dava zamanaşımı, suç fiilinin işlenip sona ermesi ve netice gerçekleştikten sonra davanın suçun mahkeme önüne getirilebilmesi için gerekli olan zaman parçasıdır.

Dava zamanaşımı süresi suçun işlendiği ve neticenin meydana geldiği tarihten itibaren başlar. Uygulanacak dava zamanaşımı süreleri failin yaş durumuna ve kanunda o suç için öngörülen ceza miktarına bağlı olarak tespit edilecektir.

Vergi kaçakçılık suçu için üst sınırı 5 yıl olan suç fiillerinde bu süre 8 yıl, üst sınırı 8 yıl olan suç fiillerinde ise 15 yılıdır.

Vergi mahremiyetini ihlal suçunda hükmedilecek cezanın üst sınırı 3 yıl olması nedeniyle uygulanacak zamanaşımı süresi 8 yıldır.

Vergi mükellefinin özel işlerini yapma suçunda verilecek cezanın üst sınırı 2 yıl olması nedeniyle uygulanacak dava zamanaşımı süresi 8 yıldır.

Süre hesaplamasında yıl belirtilmiş olması nedeniyle sürenin bitiş tarihi suçun işlendiği tarihin son yıl aynı tarihinde süre sonra erer.

Dava zaman aşımı suç faili lehine işleyen bir süredir. Eğer dava açılmasını engelleyen bir durum varsa bu da devletin lehine işler. Dava açılması için zamanaşımını durduran nedenler kanunda düzenlenmelidir. Kanunda öngörülen zamanaşımını durduran nedenlerden herhangi birisinin meydana gelmesi ile zamanaşımı süresi işlemez. Bu nedenle Cumhuriyet savcılıkları tarafından iddianame ile dava açılabilmesi için dava açma yetkisini durduran

mesele-i müstehire (bekletici sorun) meydana gelmesi durumunda bu sorun çözülene kadar zamanaşımı süresi işlemez.

Dava zamanaşımı süresi kanunda yer alan nedenlerin meydana gelmesi ile kesilebilir. Dava zamanaşımını kesen nedenler şüphelinin savcı huzurunda ifadesinin alınması, sorguya çekilmesi, sulh ceza hâkimi tarafından tutuklama kararı verilmesi, şüpheli hakkında iddianame hazırlanması veya sanıklardan biri hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi zamanaşımı sürelerini keser. Zamanaşımı süresini kesen nedenler ortadan kalktıktan sonra süre yeniden işlemeye devam eder. Yeni süre kanunda öngörülen sürenin 1,5 katını geçemez. Dava zamanaşımı eğer dava açılmadan sona ermiş ise artık işlenmiş bu suç için dava açılamaz. Cumhuriyet savcılıkları bu durumda ceza davası açılmasına yer olmadığına karar verir. Herhangi bir nedenle dava açılmış olsa bile hâkim zamanaşımını re’sen dikkate alarak davayı reddeder.

Ceza Zamanaşımı

İlk dereceli ceza mahkemesinin vermiş olduğu vergi cezasının uygulanabilmesi için kararın kesinleştiği tarihten itibaren bunun infazı belli bir süre ile sınırlıdır. Bu süre içerisinde infaz edilmemesi durumunda devletin bu cezayı çektirebilme imkânı sona erer. Bunu düzenleyen kuruma ceza zamanaşımı denir.

Ceza zamanaşımı süreleri mahkeme tarafından verilen ceza miktarına göre kanunlarda düzenlenmiştir. Ceza zamanaşımı süresi mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren başlar. Eğer infaz aşamasında ise infazın herhangi bir şekilde kesintiye uğradığı günden itibaren ceza zamanaşımı süresi işlemeye başlayacaktır.

Adli Yargıda Kanun Yolları

Adli yargıda kanun yolları itiraz, istinaf ve temyizdir.

İtiraz

İtiraz, mahkemelerin veya hakimliklerin vermiş oldukları kararları bir kez daha gözden geçirmesini sağlamak adına ilgili mahkemeye kararın öğrenildiği tarihten itibaren 7 gün içerisinde başvurulmasıdır. Sulh hâkimi yapılan itirazı yerinde görür ise kararını düzeltir. Yerinde görmez ise itiraz talebini inceleme yapılmak üzere diğer itiraz mercilerine gönderir. Sulh hâkimi kararlarına karşı birden çok sulh hakimliği varsa kendisini numara takip eden sulh hakimliğine itirazda bulunabilir. Sulh ceza hakiminin verdiği karar tutuklama veya adli kontrol ile serbest bırakma şeklinde ise bu kararı karşı yargı çevresinde bulunan asliye mahkemesi hâkimine itirazda bulunulabilir. Sulh ceza hakimliği görevi asliye ceza mahkemesi tarafından yapılıyor ise itiraz mercii ağır ceza mahkemesidir.

İstinaf

İstinaf ilk derece mahkemesi kararına karşı gidilebilen bir kanun yoludur. Bazı kararlar ilk derece mahkemesinin tarafından verilmesi ile kesinleşmiş olur bunlar hakkında istinaf yoluna gidilemez. İstinaf yoluna gidilemeyen


kararlar para cezalarında 3.000 Türk lirası ve üst sınırı 500 günü geçmeyen adli para cezaları ile kanunda kesin olarak kesin olduğu belirtilen mahkeme kararlarına karşı da istinaf yoluna gidilemez. İstinaf için başvuru, karar veren mahkemeye duruşma sırasında mahkeme tutanağına geçirilmek suretiyle istinaf talebinde bulunabileceği gibi hükmün açıklanmasından itibaren 7 gün içerisinde dilekçe ile de istinaf talebinde bulunulabilir.

Karar veren mahkeme istinaf süresi geçirildikten sonra yapılan başvurular, istinaf yoluna başvurulamayacak kararlar ve istinaf yoluna başvurma hakkının olmadığı hallerde dilekçeyi reddeder. Reddedilmeyen dilekçeler karşı tarafa tebliğ edilir ve 7 gün içerisinde yazılı cevap vermesi istenir. Bu süre geçtikten sonra dosya gerekli incelemeyi yapması için bölge adliye mahkemesine gönderilir. Bölge adliye mahkemesinde yapılan yargılamada eğer ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararda bir hukuka aykırılık yoksa istinaf talebini reddeder ve ilk derece mahkemesi kararı onaylanmış olur. Kanunda yazılı hallerin meydana gelmesi halinde bölge adliye mahkemesi ilk derece ceza mahkemesi kararını bozarak yeniden karar vermek üzere ilgili mahkemeye gönderebilir. Davanın yeniden görülmesi gerekiyor ise ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak kendi nezdinde yargılama yapılmak üzere dava duruşma hazırlıkları yapılmasına karar verir. Bölge adliye mahkemesinde yapılan yargılama sonrasında karar verildiğinde bu karara karşı direnilemez ancak kanunda sayılan hallerde temyiz yoluna başvurulabilir.

Temyiz

Bölge adliye mahkemelerinin vermiş olduğu ve temyiz yolu açık olan kararlarının Yargıtay’da bir kez daha hukuka uygunluk açısından gözden geçirilmesi yoludur. Temyiz edilebilecek kararlar ise hükmün hukuka aykırı olduğu gerekçesi ile temyiz edilebilir. Bir hukuk kuralından uygulanmaması ya da yanlış uygulanması hukuka aykırılık olarak kabul edilir.

Temyiz süresi bölge adliye mahkemesi kararının açıklanmasından itibaren 15 gün içerisinde yapılabilir. Bu duruşma sırasında tutanağa geçirilmek suretiyle yapılabileceği gibi dilekçe vermek suretiyle de yapılabilir. Temyize başvurulmakla kararın kesinleşmesi engellenmiş olur.

Yargıtay Ceza Dairesi temyiz süresinin geçirilmiş olması, temyiz nedenlerinin bulunmaması, temyiz edilemez kararların olması ve kişinin temyiz etme hakkının olmaması durumunda temyiz talebini reddeder.

Temyiz sistemi hukuka uygun bulunmuş ise dosya esaslarını incelemeye alınır ve inceleme sonrasında şu kararlar verilebilir: Bölge adliye mahkemesi kararı hukuka uygun ise temyiz talebi reddedilir.

Kanunda sayılı bozma nedenleri var ise bölge adliye mahkemesi kararı bozularak dosya karar veren mahkemeye gönderilir. Ceza muhakemesi kanununda bunların dışında olağanüstü kanun yolları da

öngörülmüştür ancak bu ünitenin kapsamını aşıyor olması nedeniyle bunlara yer verilmeyecektir.

Ceza Zamanaşımı Süresi

Ceza zamanaşımı süresi mahkemenin hükmünde yer alan ceza miktarına göre tayin edilmektedir. Vergi suçları içerisinde yer alan üst sınır cezalar göz önünde tutularak vergi suçları için uygulanabilecek ceza zamanaşımı süresi şöyle olabilir. Ceza 5 yıl ve daha fazla süreli ise 20 yıl, 5 yıla kadar olan cezalar da ise 10 yıldır. Kanunda öngörülen diğer cezalar vergi suçları için söz konusu olmadığından burada onlara yer verilmeyecektir. Yaşa bağlı olarak da zamanaşımı süresinde 12-15 yaş arasında olan kişiler için zaman aşımı süresi kanunda yer alan sürelerin yarısı, 15-18 yaş grubu içerisinde de kanunda yer alan sürenin 2/3 olarak düzenlenmiştir. Ceza zaman aşımı süresi ceza infazının hükümlüye tebliğ edilmesi, mahkûmun yakalanması ve üst sınırı 2 yıldan daha fazla olan yeni bir suç işlemesi durumunda zamanaşımı kesilmiş olur. Verilmiş olan bir ceza zamanaşımına uğramış ise artık bu cezanın çektirilebilmesi söz konusu olmaz.

Vergi Cezalarının Affedilmesi ve Pişmanlık

Vergi Cezalarının Affedilmesi

Ceza hukukunda sonuçları birbirinden farklı olan iki af türüne rastlıyoruz. Bunlardan biri genel af diğeri de özel aftır. Genel af ceza kararını bütün sonuçları ile ortadan kaldıran bir kurumdur. Bir fiile ceza verildiği zaman bunun sonuçları cezanın infaz kurumunda çektirilmesi şeklinde olurken aynı zamanda bazı mahrumiyetlere de neden olur. Bunlar velayet hakkı, seçme seçilme hakkı gibi konulardır. Bu hakların kullanılması sınırlandırılır. Genel aflar da hem infaz kurumunda cezanın çektirilmesi işlemi hem de bu cezaya bağlı olarak ortaya çıkan sonuçların tümünü ortadan kaldırır. Özel af ise cezanın sadece infaz kurumunda çektirilmesini sonlandıran hukuki bir müessesedir. Bu iki kavramın yanında anayasanın cumhurbaşkanına tanıdığı cezaların kaldırılması ya da hafifletilmesine ilişkin yetki de vardır. Ancak bu af kavramı içerisinde nitelendirilmez.

Anayasaya göre af kanunları Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 5’te 3 çoğunlukla çıkartılan kanunlarla mümkün olabilmektedir. Bu hem genel hem de özel af kanunları için getirilmiş olan bir sınırdır. Bunun yanında anayasada yer alan bir başka kısıt ise orman suçlarına ilişkin af kanununun çıkartılamayacağı belirtilmiştir.

Vergi hukukunda affın bazı sonuçları vardır. Bu sonuçların başında tahsil edilemeyen bir takım vergi alacaklarının tahsilini sağlamak amacıyla cezalarının affı yoluna gidilmektedir. Bu yaklaşım görevini zamanında yapan vergi mükelleflerinin aleyhine bir sonuç doğurmaktadır. Özellikle vergi ödevlerini zamanında yerine getiren mükelleflerin adalet duygusunun sarsıldığını, kanun önünde eşitliğin bozulduğunu ve rekabet eşitliğinin de yine vergi suçu işleyenler lehine bozulduğu iddia edilmektedir. Vergi cezalarının affı vergi


ve gecikme zamlarının tahsili imkânı verirken cezaları sona erdirmektedir.

Pişmanlık ve Islah

Pişmanlık ve ıslah, kurallara aykırı bir faaliyette bulunan kişinin bunu kabul edecek makama işlemiş olduğu kurallara aykırılığı itiraf etmesi ve uslandığını ifade etmesi halidir. Vergi ceza hukuku açısından pişmanlık ve ıslah, vergi zıyaı kabahati ve kaçakçılık suçu işlemiş olan failin vergi suç ve kabahatlerini takiple görevli olan vergi dairesine işlemiş olduğu suç ve kabahatlerinden dolayı pişman olduğunu, uslandığını ve gereği neyse onu yerine getireceğini ifade etmek üzere yazılı olarak yapmış olduğu bir müracaattır.

Pişmanlık her vergi için geçerli değildir. Kanun koyucu bunu sadece beyan esasıyla vergilendirilen vergiler için söz konusu etmektedir. Aslında pişmanlık müessesesi vergi ve vergi zıyaı için öngörülmüş, düzenlenmiş bir maddedir. Ancak kaçakçılık suçunun düzenlendiği 359 maddede de kaçakçılık fiili işleyen kişilerin pişmanlık şartlarından yararlanabileceğini ifade eden hükmü gereğince vergi kaçakçılık suçu işleyen kişiler de pişmanlık için müracaat edebilir. Geçmişte beyan esasına göre alınırken bugün bildirim esasının geçerli olduğu emlak vergisi bu anlamda pişmanlık kapsamı içerisinde değildir. Bunun nedeni gayrimenkulün gizlenemeyeceği, buna ilişkin vergi ve cezalarının zamanaşımının vergi idaresi tarafından öğrenildiği tarihten itibaren başlayan bir konumda olması nedeniyle neredeyse zamanaşımına uğramasının mümkün olmayacağı bir şekilde bulunması nedeniyle pişmanlık kapsamı dışında tutulmuştur.

Pişmanlıktan yararlanabilecek kişiler vergi mükellefleri, vergi sorumluları, vergi zıyaı ve kaçakçılık suçunu işleyen failler ve iştirakçileridir. Pişmanlık şartlarından yararlanabilmesi için yerine getirilmiş olması gereken bazı şartlar vardır. Bu şartlar şunlardır:

I. Mükellefin pişmanlık dilekçesini vermesinden önce herhangi bir şekilde işlenmiş olan suça ilişkin bir bilginin herhangi bir resmi makama yazılı ya da sözlü olarak bildirilmemiş olması gerekir. Sözlü bildirimlerin mutlaka resmi tutanakla tespit edilmiş olması gerekir. II. Diğer bir şart ilgili vergi açısından mükellef nezdinde vergi incelemesine başlanılmamış veya matrah takdiri için takdir komisyonuna havale edilmemiş olması gerekir. III. Kaçakçılık suçu için bu fiilin işlendiği tarihten önce herhangi bir şekilde bilgi verilmemiş olması gerekir. IV. Mükellef pişmanlığını ifade etmek üzere verilmemiş olan beyannamelerini 15 gün içerisinde vergi dairesine vermiş olması gerekir. V. Beyanname vermiş olmakla beraber beyannamede eksiklik veya bir hata var ise bu eksikliğinde 15 gün içerisinde giderilmiş olması gerekir.

VI. Ayrıca mükellef vergi ile birlikte haber verme tarihine kadar geçen süre içerisinde her ay ve kesri için gecikme zammı oranında pişmanlık zammı ile birlikte 15 gün içerisinde ödenmiş olması gerekir.

Şartlarına uyulmuş olması durumunda pişmanlık ve ıslah kurumunun şu sonuçları doğurur:

i. Vergi ceza hukuku açısından en doğal sonucu vergi zıyaı kesilmesine ve kaçakçılık fiilleri nedeniyle kaçakçılık cezasının hükmedilmesine engel olur. ii. Vergiler açısından devletin vergi alacağına kavuşması sonucunu doğurur aynı zamanda devleti bu verginin ve cezaların tahsili için yapılacak masraflardan alıkoyduğu gibi vergi idaresinin, takdir komisyonlarının ve ceza mahkemelerinin yükü hafiflemiş olur.

Şartlarına uyulmaması durumunda şu sonuçlar ortaya çıkar:

I. Vergi idaresi vergi ve vergi zıyaı cezası için inceleme başlatılabilecektir. II. Ceza mahkemelerinde de kaçakçılık suçu nedeniyle ceza davası açılabilecektir. III. Eğer vergiye ilişkin herhangi bir bilgi verilmemiş ise matrah takdiri için dosya takdir komisyonlarına gönderilebilecektir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında