HUK405U-VERGİ CEZA HUKUKU
Ünite 2: Vergi Ceza Hukukunda Sorumluluk
Giriş
Vergi kabahatleri ile vergi suçları ve bunlara ilişkin ceza ve/ya da yaptırımlar Vergi Usul Kanunu’nun Dördüncü Kitabı’nda düzenlenmektedir. Vergi Usul Kanunu’nun Cezalar başlıklı 331’inci maddesinde “Vergi kanunları hükümlerine aykırı hareket edenler, bu kitapta yazılı vergi cezaları (vergi ziyaı cezası ve usulsüzlük cezaları) ve diğer cezalarla cezalandırırlar” denilmek suretiyle vergi kabahatleri ve vergi suçlarına ilişkin ceza uygulamasının ana çerçevesi çizilmektedir. Buna göre,
• Vergi ceza hukuku hükümleri vergi kanunlarına aykırı fiillere uygulanmaktadır. • Vergi kanunlarına aykırı fiiller için, fiilin niteliğine göre vergi cezaları ve diğer cezalar olmak üzere iki farklı ceza türü düzenlenmektedir. Vergi cezaları, vergi ziyaı ve usulsüzlük kabahatlerine uygulanan yaptırımlardır. Diğer cezalar ise, vergi suçları için uygulanması gereken cezalardır. Bunlar, hürriyeti bağlayıcı ceza veya adlî para cezasıdır. • Cezanın muhatabı/sorumlusu, kural olarak vergi kanunlarına aykırı hareket eden kişilerdir.
Vergilendirme ilişkisine bağlı olarak doğan yükümlülükler, maddî anlamda belli bir miktar paranın ödenmesini ifade eden vergi borcu ile ödemenin zamanında ve eksiksiz olarak yerine getirilmesine yönelik birtakım şeklî yükümlülüklerdir. Bu bağlamda, vergi borcu ilişkisi, maddî vergi yükümlülüğü olarak ifade edilen alacak-borç ilişkisini; vergi ödevi ilişkisi ise, hem vergi borcunu ödemeyi hem de vergilendirme sürecinde ortaya çıkan şeklî ödevleri yerine getirmeyi ifade etmektedir.
Temel Kavramlar
Suç-Kabahat
Suçu, kanunî tarife (tipe) uygun, hukuka aykırı ve kusurlu bir fiil olarak tanımlamak mümkündür. Buna göre, bir suçtan söz edilebilmesi için kusurlu bir fiilin olması; bu fiilin hukuka aykırı olması ve bu hukuka aykırı fiilin ceza kanununda suç olarak tarif edilen fiil(e) (uygun) olması gerekmektedir.
Kabahat, kanunun, karşılığında idarî yaptırım uygulanmasını gerekli gördüğü haksızlıktır (KabK.m.2). Hangi fiillerin kabahat oluşturduğunun kanunlarda açıkça belirtilmesi veya kanunlarda hangi fiillerin kabahat oluşturduğunun kapsam ve şartlarının çerçevesi belirlenerek bu kapsam ve şartlara ilişkin çerçeve hükmün içeriğinin idarenin genel (ve) düzenleyici işlemleri ile doldurulması gerekmektedir (KabK.m.4).
Ceza-Güvenlik Tedbiri-İdarî Yaptırım
Ceza, suç işleyen kişiye, usûlüne uygun olarak yapılan yargılama sonucunda mahkeme tarafından hükmedilen veya yetkili organlar tarafından uygulanan müeyyidedir.
Suçlu olduğu mahkeme kararı ile sabit olanlar hakkında, suçun niteliği ve ağırlığına bağlı olarak hapis cezası ve/ya da adlî para cezasına hükmedilmektedir.
Güvenlik tedbirini, hukuka aykırı davranışta bulunan kişiyi veya toplumu belli zarar tehlikesinden koruma amacına yönelik bir müeyyide olarak tanımlamak mümkündür. Güvenlik tedbiri, bir ceza değildir; geçici bir hukukî koruma tedbiridir.
İşlenen kabahatler karşılığında idarî yaptırım uygulanması gerekir. Nitekim, Kabahatler Kanunu, yaptırımı tanımlamayıp kabahatler için uygulanması gereken idarî yaptırım türlerini düzenlemektedir. İdarî yaptırım, kabahat işlenmesi hâlinde idarî makamlar tarafından uygulanan idarî para cezası ve idarî tedbirlerdir. İdarî para cezası, maktu veya nisbî olabilir. İdarî tedbirler ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi veya ilgili kanunlarında yer alan diğer tedbirlerdir (KabK.m.16-17).
Fiil-Fail
Suç veya kabahat oluşturan fiil, işlenmesi hukuka aykırı olan insan davranışlarıdır. Bir hukuka aykırı fiilin sonucu ortaya çıkan zarar ya da tehlikeli durumun ağırlığına; kamu yararının zedelenmesi ya da kamu düzeninin bozulması derecesine bağlı olarak, kabahat ya da suç olarak nitelendirilmesine ve düzenlenmesine kanun koyucu karar vermektedir.
Fiil, neticeli suçlarda, hareket, illiyet bağı ve neticeden; neticesiz suçlarda ise, salt hareketten oluşmaktadır.
Vergi Ceza Hukukunda hangi fiillerin kabahat, hangi fiillerin suç oluşturduğu Vergi Usul Kanunu’nda yer almaktadır. Buna göre, vergi ziyaı kabahati (VUK. m.344, 341), usulsüzlük kabahatleri (VUK.m.351-352); özel usulsüzlük kabahatleri (VUK.m.353, 355, mük. m. 355); kaçakçılık suçları (VUK.m.359), kaçakçılığa iştirak (VUK.m.360); vergi mahremiyetinin ihlâli suçu (VUK.m.5, 362); mükelleflerin özel işlerini yapma suçu (VUK.m.6, 363) oluşturan fiiller belirtilmektedir.
Fail, kanunda suç ya da kabahat olarak nitelendirilen fiili işleyen kişidir. Ceza hukuku uygulamasının önemli kavramlarından olan fail, ceza veya yaptırımı gerektiren fiili gerçekleştiren kişiyi ifade etmektedir.
Fiili işleyenin ceza hukuku anlamında fail olarak kabul edilebilmesi için kusurlu davranma ehliyetine sahip olması gerekir.
Fiilsiz suç ve/ya da kabahat olamayacağı gibi, failsiz suçun ve/ya da kabahatin olması da mümkün değildir. Her fiil, zorunlu olarak bir failin eseridir. Fail, Ceza Hukukunda suçlu; Ceza Muhakemesi Hukukunda sanık; İnfaz Hukukunda ise, mahkûm (hükümlü) olarak ifade edilmektedir. Çağdaş ceza hukukunda genel olarak ceza sorumluluğunun şahsîliği ilkesi benimsenmektedir. Bu itibarla cezayı gerektiren fiili işleyen kişi olan fail, işlediği fiilden kaynaklanan cezadan da sorumludur.
Vergi Kabahatleri ve Suçları
Vergi kabahati veya suçu, mükellef ve vergi sorumlusu başta olmak üzere, vergi ödevlilerinin vergi kanunları ile Vergi Usul Kanunu’nda belirtilen usûl ve şekle veya görev veya ödeve ilişkin hükümlerine ceza veya yaptırımı gerektirecek şekilde kısmen ya da tamamen aykırı davranmasıdır.
Bir vergi kabahati ve/ya da suçundan söz edilebilmesi için Vergi Usul Kanunu’nda veya diğer vergi kanunlarında bir fiilin işlenmesi kabahat veya suç olarak düzenlenmeli ve fiilin işlenmiş olması hâlinde de karşılığında uygulanacak ceza veya yaptırım belirtilmiş olmalıdır.
Vergi kanunlarına aykırı fiiller için, fiilin niteliğine göre vergi cezaları ve diğer cezalar olmak üzere iki farklı ceza türü düzenlenmektedir. Vergi cezaları, vergi ziyaı ve usulsüzlük kabahatlerine uygulanan yaptırımlardır. Diğer cezalar ise, vergi suçları için uygulanması gereken cezalardır. Bunlar, hürriyeti bağlayıcı ceza veya adlî para cezasıdır.
Vergi Ceza Hukukunda Kanunîlik İlkesi
Vergiler nasıl Anayasaya uygun kanunlarla konulmakta, değiştirilmekte ve/ya da kaldırılmakta ise, vergi kabahatleri ile suçlarının ve bunlara uygulanacak ceza veya yaptırımların da ancak kanunlarla düzenlenmesi gerekmektedir.
Suçlu olduğu iddia edilen kişiler hakkında hürriyeti bağlayıcı ceza ve/ya da adlî para cezası uygulanabilmesi, ancak suçluluğunun mahkeme kararı ile sabit olmasına bağlıdır. Nitekim, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz (Any.m.38/IV).
Suçların Kanunîliği İlkesi
Suçların kanunîliği ilkesine göre, kişilerin işlemiş oldukları fiiller nedeniyle suçlanabilmeleri için söz konusu fiillerin suç olarak nitelendirildiğinin kanunda açıkça belirtilmiş olması gerekmektedir.
Kabahatlerin Kanunîliği İlkesi
Kabahatler Kanunu’nda, kabahatlerin kanuniliği ilkesi, suçların kanunîliği ilkesine göre, biraz yumuşatılarak düzenlenmektedir. Bu itibarla kabahat sayılan fiillerin mutlaka kanunda her yönüyle düzenlenmesi şart değildir. Kapsam ve şartları kanunda belirlenmesi kaydıyla idarenin genel düzenleyici işlemleriyle kabahat düzenlemesi yapılabilmektedir.
Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin Kanunîliği İlkesi
Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin ikinci kısmını ceza ve güvenlik tedbirlerinin kanunîliği ilkesi oluşturmaktadır. Buna göre, sadece suçların kanun ile düzenlenmesi yeterli olmamakta, cezaların ve güvenlik tedbirlerinin de mutlaka kanun ile düzenlenmesi gerekmektedir.
Yaptırımların Kanunîliği İlkesi
Kabahatlere uygulanacak yaptırımlar bakımından da ceza ve güvenlik tedbirlerinin kanunîliği ilkesine benzer bir düzenleme sözkonusudur.
Kabahatler Kanunu, kabahatlerin mutlaka kanuna dayanmasını, fakat mutlaka kanunda düzenlenmesi gerekmediğini benimsemesine rağmen, kabahatler için uygulanacak olan yaptırımların ise, mutlaka kanunda düzenlenmesi gerektiğini, “…ancak kanunla belirlenir.” şeklinde açıkça ifade etmektedir.
Vergi Usul Kanunu’nun Türk Ceza Kanunu ve Kabahatler Kanunu ile İlişkisi
Vergi Usul Kanunu’nun “Cezalar”ı düzenleyen Dördüncü Kitabındaki hükümler (VUK.m.331-376) incelendiğinde, hukuka aykırı davranışlar ile bunlara uygulanacak müeyyidelerin iki ana grup hâlinde düzenlenmekte olduğu görülmektedir. Bunlar,
• Kabahat niteliğindeki hukuka aykırı fiiller ve bunlara uygulanacak yaptırımlar, • Ceza hukuku anlamında suç oluşturan hukuka aykırı fiiller ve bunlara uygulanacak cezalardır.
Ceza hukuku kapsamına giren suç ve cezalar bakımından, suçu ve cezayı düzenleyen kanun hükümlerinden başka, Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun hükümleri ile Vergi Usul Kanunu’nun 367 ve 371’inci maddesi hükümlerinin; vergi kabahatleri ve yaptırımları bakımından ise, kabahati ve yaptırımını düzenleyen kanun hükümlerinden başka, Vergi Usul Kanunu’nun 364, 366, 370, mükerrer 378, 379 ve 116’ncı maddeleri, İdari Yargılama Usulü Kanunu, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile Danıştay Kanunu hükümlerinin uygulanması mümkün ve gereklidir.
Vergi Usul Kanunu’nun 359-363’üncü maddelerinde yer alan hükümler, Türk Ceza Kanunu anlamındaki vergi suçu ve cezalarına ilişkin olup, özel ceza kanunu niteliği taşımaktadır. Bu suçlara ilişkin yargılama, Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri dikkate alınarak yapılmakta ve suçun sabit olması hâlinde, fail hakkında hürriyeti bağlayıcı ceza ve/ya da adlî para cezasına hükmolunmaktadır.
Vergi Usul Kanunu hükümleri kapsamında vergi kabahatleri karşılığında vergi idaresi tarafından uygulanan yaptırımlar belli bir miktar para cezası şeklindedir. Vergi Usul Kanunu’nun 364-366, 368, mük. 378 ve kendisine atıf yapılan 116’ncı ve benzeri diğer madde hükümlerine göre, vergi dairesi tarafından vergi cezası kesilmesi idarî nitelikte işlemler olup Kabahatler Kanunu kapsamına girmektedir. Ancak vergi hukukunun uygulama alanı ve özellikleri dikkate alınarak Kabahatler Kanunu’na 5348 sayılı Kanunu’nun 5’inci maddesi ile eklenen Ek Madde 1 hükmüne göre, “… 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır”. Bu itibarla, vergi kabahatleri ve bunlara uygulanan vergi cezalarına ilişkin ceza kesme işlemlerine karşı yargı yoluna başvurulması halinde Kabahatler Kanunu hükümlerine tâbi olunması söz konusu değildir.
Vergi Ceza Hukukunda Sorumluluk
Vergi hukuku bakımından bir kişinin muhatap alınabilmesi, kendisinin vergi ödevlisi olabilmesi fiil ehliyetine sahip olmasına bağlı değildir. Nitekim, Vergi Usul Kanunu’na göre, medenî hakları kullanma ehliyetine sahip olsun olmasın, her kişinin vergi kanunları karşısında mükellef veya vergi sorumlusu olması mümkündür. Ayrıca vergiyi doğuran olay, kanunlarla yasak edilmiş bir fiilden doğmuş olsa bile, herhangi bir verginin konusuna girmesi hâlinde, yükümlülük veya sorumluluk ortadan kalmamaktadır (VUK.m.9).
Mükellef ve/ya da vergi sorumlusu ile diğer bir vergi ödevlisinin, vergi kanunlarına aykırı sayılan fiili sebebiyle cezalandırılabilmesi, ceza ehliyetinin bulunmasına bağlıdır. Ceza hukuku anlamında vergi suçlarına ilişkin cezalarda ceza ehliyeti ise, Ceza Hukuku (TCK.m.31) hükümlerine göre belirlenmektedir.
Sorumluluğun sebebi, kusurlu davranıştır. Kabahatler bakımından, kusur derecesinin kasta varması aranmazken vergi suçlarında ise, kural olarak, kasıtlı bir davranışın varlığı şarttır. Fiil ehliyetine sahip olmayan kişiler vergi dairesince muhatap alınmadığı için bunların vergi kabahati veya vergi suçu işleyebilmesi, kural olarak, mümkün değildir.
Cezalandırmada genel kural olarak vergi kanunlarına aykırı fiili işleyen mükellef ya da vergi sorumlusunun muhatap alınması gerekir. Bu itibarla hem vergi kabahatleri hem de vergi suçları bakımından mükellef ya da vergi sorumlusu vergi kanunlarına aykırı fiillerinden dolayı ceza sorumlusu olmaktadır.
Vergi Kabahatlerinde Sorumluluk
Vergi kabahatleri bakımından ceza muhatabı, belirli istisnalar dışında mükellef ya da vergi sorumlusu olmaktadır.
Kabahatler Kanunu’na göre, temsilci sıfatıyla hareket eden kişinin bu sıfatla bağlantılı olarak işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı temsil edilen gerçek kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir.
Velayet altında bulunan küçüklerin veya kendilerine vasi ya da kayyum atanan kimselerin gerek mallarının idaresi gerekse bunlara ilişkin işlerin yürütülmesi sebebiyle vergilendirilmeleri gerektiğinde Vergi Usul Kanunu’nun 10’uncu maddesi gereğince, mükellefe düşen ödevlerin veli, vasi ya da kayyum tarafından yerine getirilmesi gerekmektedir. Bu itibarla Vergi Usul Kanunu’nun 332’nci maddesi kapsamında kalan hâllerde vergi kanunlarına aykırı fiil(ler)i işleyen fail, bizzat ceza sorumlusu olmaktadır.
Vergi Usul Kanunu’nda, cezanın muhatabı olma bakımından, tüzel kişilerle ilgili olarak, küçük ve kısıtlılardan farklı hükümler yer almaktadır. Vergi Usul Kanunu’nun 333’üncü maddesinde, tüzel kişilerin idare ve tasfiyesinde vergi kanunlarına aykırı hareketlerden doğan vergi cezaları tüzel kişiler adına kesilir (VUK.m.333/I). Bu
hükme göre, tüzel kişilerin kanunî temsilcilerinin veya tasfiye memurlarının temsil ya da tasfiye görevinin yerine getirilmesi sırasında vergi kanunlarına aykırı davranışlarda bulunmaları ve bu davranışların vergi kabahati oluşturması hâlinde, vergi cezası bunlar adına değil, tüzel kişi adına kesilir. Ancak tüzel kişinin kanunî temsilcileri vergi ödevlerini yerine getirmemiş ve bu yüzden vergi cezası tüzel kişiden alınamamışsa kanunî temsilciler vergi cezalarından şahsen sorumlu olmaktadır (VUK.m.333/II; VUK.m.10).
Vergi Kanunlarına aykırı davranan fail, vergi hukuku ilişkisinde yer alan mükellef ve/ya da vergi sorumlusu olabileceği gibi, mükellef ve/ya da vergi sorumlusu adına hareket eden temsilci, vekil veya çalışan da olabilir. Ancak vergi kabahati bakımından ceza mükellef ve/ya da vergi sorumlusu adına kesilmektedir. Bu itibarla vergi ceza hukukunda kabahatler bakımından fail ve ceza sorumlusu kavramları her zaman aynı kişi değildir. Başka bir deyişle, bazı hallerde vergi cezasına muhatap olup da cezayı ödeyecek olan şahıs, cezayı gerektiren fiili işleyen kimse olmamaktadır.
Faili ikinci plânda tutup doğrudan mükellefe ya da vergi sorumlusuna yönelen bu sorumluluk, Vergi Usul Kanunu’nda vergi cezaları olarak ifade edilen vergi ziyaı, usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları açısından geçerlidir.
Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 353’üncü maddesinde, bu Kanunun 86, 148, 149, 150, 256 ve 257’nci maddelerinde yer alan ödevler ile mükerrer 257’nci maddesi uyarınca getirilen ödevlere uymayan yani bilgi vermekten çekinen kamu idare ve müesseseleriyle vergi inceleme ve denetimleri sırasında gereken ödevleri yerine getirmeyen mükellefler hakkında özel usulsüzlük cezalarının uygulanacağı belirtilmektedir. Bu düzenlemeye göre, kamu idare ve müesseseleri, mükellefler veya mükelleflerle işlemde bulunan gerçek ve tüzel kişiler Kanunun ilgili maddeleri gereğince kendilerinden istenilen bilgileri vermekle yükümlüdürler. Kanunun kendilerine vermiş olduğu görevi yerine getirmeyenlere özel usulsüzlük cezası kesilmektedir.
Vergi Usul Kanunu’nun 247’nci maddesinde, vergi karnesi almak zorunda olan vergi mükellefleri sayılmaktadır. Kazançları basit usulde tespit edilen ticaret erbabı ile götürü gider usulünü kabul eden gayrimenkul sermaye iradı sahipleri, yanlarında çalışan hizmet erbabının kanunun belirlediği süre içinde karne almalarını ve karnelerinde yazılı vergilerini ödemelerini temin etmekle sorumlu tutulmuşlardır.
Vergiye tâbi kâğıtların Damga Vergisinin ödenmemesinden veya noksan ödenmesinden dolayı alınması gereken vergi ve cezadan, mükellefe rücu hakkı olmak üzere, kâğıtları ibraz edenler sorumludur (DVK.m.24/I).
Vergi Suçlarında Sorumluluk
Vergi ceza hukuku bakımından, ceza ehliyetine sahip olmayanların fail sıfatıyla muhatap alınması mümkün
değildir. Bunların vergiye ilişkin ödevleri kanunî temsilcileri tarafından yerine getirildiğinden suç sayılan fiil(ler)in de ancak kanunî temsilciler tarafından işlenmesi mümkündür. Dolayısıyla, vergi ceza hukukunda fail incelenirken kural olarak, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı gibi konulara yer verilmesine gerek yoktur.
Vergi suçunun faili, vergi kanunlarında suç olarak tanımlanan fiil(ler)i işleyen kişidir. Vergi kanunlarında suç olarak tanımlanmış fiil(ler)i gerçek kişi mükellefin işlemesi hâlinde, fail olarak kendisi hakkında cezaya hükmolunacaktır.
Mükellef olan gerçek kişiden başkasının da vergi suçunu işlemesi mümkündür. Mükellefin ve/ya da vergi sorumlusunun dışındakilerin vergi suçunu işlemesi hâlinde, ceza sorumlusu suçun faili olmaktadır. Ancak vergi suçuna işletme sahibinin iştirak etmesi hâlinde ise, işletme sahibi de fail sıfatı kazanarak diğer faillerle birlikte cezadan sorumlu olmaktadır.
Vergi suçlarından sorumlu olanları ikili bir ayrıma göre ele almak mümkündür.
Vergi kaçakçılığı suçu, ceza hukuku anlamında bir suçtur ve faili hürriyeti bağlayıcı ceza ile cezalandırılır. Ceza hukukuna göre, hukuka aykırı bir fiilin suç sayılabilmesi için, kural olarak, kasten işlenmiş olması gerekir. Başka bir deyişle, vergi kaçakçılığı suçu, kanunda suç sayılan fiillerin ancak bilerek ve istenerek işlenmesi hâlinde gerçekleşmektedir. Bu itibarla vergi kaçakçılığı suçunun taksirle işlenmesi mümkün değildir.
Gerçek kişi olan mükellef işletmeyi kendisi idare ederken vergi kaçakçılığı suçunu kendisi işlemiş ise, kendisinin ceza sorumlusu olacağı kuşkusuzdur. Küçüklerin ve kısıtlıların kanunî temsilcileri, temsil ettikleri küçük ve kısıtlıların vergi ödevlerini yerine getirirken vergi kaçakçılığı suçunu oluşturan fiilleri işlemeleri hâlinde, vergi kaçakçılığı suçunun faili kanunî temsilciler olmaktadır.
Diğer vergi suçları olarak vergi mahremiyetinin ihlâli (vergi gizliliğine uymama) ve mükelleflerin özel işlerini yapma suçları kastedilmektedir. Bu suçlar, görevden doğan suçlar olarak da ifade edilmektedir.
Vergi Usul Kanunu’nun 5’inci maddesine göre,
• Vergi işlemleri ve incelemeleri ile uğraşan memurlar, • Vergi mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri ve Danıştay’da görevli olanlar, • Vergi kanunlarına göre kurulan komisyonlara iştirak edenler, • Vergi işlerinde yararlanılan bilirkişiler
görevleri nedeniyle, mükellefin ve mükellef ile ilgili kimselerin şahıslarına, muamele ve hesap durumlarına, işlerine, işletmelerine, servetlerine veya mesleklerine ilişkin olmak üzere öğrendikleri sırları veya gizli kalması gereken diğer hususları ifşa edemezler ve kendilerinin veya
üçüncü şahısların yararına kullanamazlar. Bu mükellefiyete uyulmaması hâlinde, Vergi Usul Kanunu’nun 362’nci maddesi hükmüne göre ceza sorumluluğu doğmaktadır.
Vergi Ceza Hukukunda Müteselsil Sorumluluk
Vergi cezalarında müteselsil sorumluluk, birden fazla kimsenin, ödenmesi gereken vergi cezasının tamamından şahsen ve ayrı ayrı sorumlu olmalarıdır. Kural olarak, ceza hukukunda işlenen bir suçtan dolayı bu anlamda bir müteselsil sorumluluk söz konusu değildir.
Damga Vergisinde Müteselsil Sorumluluk
Damga vergisi uygulamalarında, gerek nisbî, gerek maktû vergi ve resimlerle ilgili cezadan dolayı sorumlu olanların sayısı birden fazla ise, bunlar müteselsilen sorumlu olurlar. Bu takdirde, ceza, bunlardan herhangi biri adına kesilir. Ancak sorumluların kendi aralarında rücû hakları saklıdır (VUK.m.334).
Tasfiye Memurlarının Müteselsil Sorumluluğu
Kurumların tasfiyesinde kurumun tahakkuk etmiş vergileri ya da dava konusu tarhiyat için karşılık ayırmadan ortaklara paylaştırma yapan tasfiye memurları vergilerin asıl ve zamlarından ve vergi cezalarından şahsen ve müteselsilen sorumludur (KVK.m.17/(7); AATUHK.m.33).
Meslek Mensuplarının Müteselsil Sorumluluğu
Vergi beyannamelerini imzalayan serbest muhasebeci malî müşavir ve yeminli malî müşavirlerin, imzaladıkları beyannamelerde veya yeminli malî müşavirlerin düzenledikleri tasdik raporlarında yer alan bilgilerin defter kayıtlarına ve bu kayıtların dayanağını oluşturan belgelere uygun olmamasından dolayı ortaya çıkan vergi zıyaına (kaybına) bağlı olarak tarh edilen vergi, kesilecek ceza ve talep edilecek gecikme faizlerinden mükellef ile birlikte müşterek ve müteselsilen sorumlu tutulmaları gerekmektedir (VUK. Mük.m.227/III).