reformlarıyla Osmanlı aydınları arasında anayasa fikrinin Giriş 1860’lardan itibaren popülerlik kazanması yatmaktadır.
II. Abdülhamid Ağustos 1876 tarihinde 34. Osmanlı Genç Osmanlılar olarak adlandırılan, içerisinde Namık padişahı olarak tahta otururken, Tanzimat’ın kendisine Kemal ve Ziya Paşa gibi bürokratları/aydınları barındıran bırakmış olduğu iki açmazla yüzleşmek zorunda kalmıştır. grup, yaptıkları yayınlarla hem mevcut rejimi eleştiriyor Bunlardan ilki, 1808 tarihinden itibaren tüm Rumeli hem de anayasanın erdemlerinden bahsediyorlardı. topraklarını tehdit eden Balkan milliyetçiliği, diğeri devletin değil reform planlarını gerçekleştirmek, rutin Anayasa akımının devlet organlarındaki sembol ismi işlemlerini dahi yapmaktan alıkoyan mali iflas idi (1875 Mithat Paşa hazırlanacak anayasayla parçalanmanın moratoryumu). Balkan milliyetçiliği önce anayasa daha önünün alınacağı ve imparatorluğa barış getirileceğine sonra da parlamento gibi kurumları Osmanlı siyasal inanıyordu. Bu düşünceyle anayasa hazırlık çalışmalarına sistemine ekleyip geçici bir rejim değişikliğine yol başkanlık eden Mithat Paşa, hazırladığı metni yürürlüğe açmıştır. Kral ve parlamento barındıran, İngiltere’de aynı koyan sadrazam olarak da adını demokrasi tarihine adla anılan bir siyasal sitem olan Westminster modeli yazdıracaktı.
benzeri bir modelle taşrada yerel idare kurulmasını ve Kanun-i Esasi’nin Yapı Taşları Osmanlı mali itibarını yok etmesi amaçlı 1881 Düyün Anayasanın ilk maddesinde devletin yapısı tanımlanmış ve idaresi, 1883 Reji olmak üzere Osmanlı borçlarını tahsil içerdiği vilayetler, bölgeler (memalik ve kıtaat) ve etmek amaçlı kurulan emperyal idareler kurulmuştur. ayrıcalıklı beldelerle (eyalât-i mümtaze) hiçbir sebeple Ayrıca Osmanlı mali bürokrasisi, kendini dünya sistemine ayrılık kabul etmez bir bütün olduğu belirtilmiştir. 3, 4, 5 uyarlayacak üretim araçları ya da reform planları ve 6. Maddelerle devletin şekli açıklanmıştır. Egemenliğin geliştiremediğinden kendisini önce vergisini üç organından ilki yani yürütme padişaha bırakılmıştır. toplayamayan sonunda da borcunu ödeyemeyen bir ülke Üstelik yaptığı işlerden sorumlu tutulmadığı gibi durumuna düşünülerek bağımlılık ilişkilerine göre kişiliğinin kutsallığı ayrıca belirtilmiştir. gömülmüştür. Mali kararlarını alamayan, taşrasına hükmedemeyen devlet içerisinde kendine has bir otoriter Kanun-i Esasi her ne kadar 1924 yılına kadar uygulamada âdâb (istibdâd), 1890’lardan itibaren etkisini artıracak ve kalan bir kanun olarak belirtilirse de II. Abdülhamid mevcut bürokratik kültürün bürokratik kültürde dönüşüme Dönemi’ndeki ömrü son derece kısa olmuştur. 1877 Ocak uğratmıştır. ayında genel seçimlere gidilmiş ve 80 Müslüman, 50 gayrimüslimden oluşan parlamento, kapılarını 19 Mart Balkan Milliyetçiliği 1877’de açmıştır. İlk dönemin çalışma süresi son derece
İstanbul’daki kamuoyu coşkuyla yeni padişahlarının tahta kısa olmuş ve üç buçuk ay sonra 28 Haziran 1877’de tatil oturma törenlerini izlerken, diğer yanda merakla ve daha edilmiştir. İkinci defa parlamento toplanmadan önce çok öfkeyle devam etmekte olan Sırbistan-Karadağ yeniden seçime gidilmiş ve yeni mebuslarla meclis bölgesindeki savaşları takip etmekteydi. Coğrafyadaki çalışmalarına 13 Aralık 1877’de başlamış ancak Rusya ile ayrılıkçı hareketler yüz yılın dönümünde filizlenmiş ve üç devam eden savaş neden gösterilerek padişah tarafından çeyrek asır sonunda Osmanlı Rumeli ordularını teyakkuza 14 Şubat 1878’de otuz yıllık bir tatile çıkarılmıştır. geçirecek seviyeye ulaşmıştır. Fransız İhtilali’nin kıvılcımları, Rusya’nın yayılmacı emelleriyle ilk defa Tanzimat Şehzadesi İstibdâd Padişahı: II. Sırbistan’da alevlenmiş ve 1829’da (Edirne Barışı) Abdülhamid
içişlerinde bağımsızlık kazanmışlardır. Sultan Hamid, köklü batılılaşma hareketlerinin demir aldığı Gülhane Hattı’ndan üç yıl sonra 22 Eylül 1842’de Balkanlardaki rahatsızlıklar 1875’e kadar Girit’in Çırağan Sarayı’nda Sultan Abdülmecid’in sekizinci özerkliği (1868) dışında aynı çizgide devam etmiş fakat çocuğu, ikinci oğlu olarak dünyaya geldi. Saraydaki diğer 1875’te başlayan Bosna-Hersek isyanı ile bölgede yeni bir akranları gibi beş yaşına basar basmaz Topkapı döneme geçilmiştir. Bâbıâli kendisini bir anda Balkanlar Sarayı’ndaki şehzade mektebine gönderilir. Burada sathına yayılan geniş bir isyan dalgasının tam ortasında Arapça, Farsça, Fransızca derslerinin yanı sıra Devlet buldu. Osmanlı ordusu Osmanlı ordusu her ne kadar olaylarını kayıt altına almak amacıyla kurulan Vakanüvis başarılı manevralarla isyanları kontrol altına almayı Divanı-ı Hümayn2 a bağlı bir kalem olarak görev yapan başarmışlarsa da İngiltere, Rusya ve Avusturya vakanüvis Lütfi Efendi’den tarih dersleri alır. Sosyal devletlerinden gelen yoğun reform baskıları karşısında bilimlerden ziyade matematiğe merakı vardır. Bâbıâli; isyanların benzer nedenlerden kaynaklandığını açıklayarak çözümün anayasadan geçtiğini ilan etti (23 Asırların alışılmışlığını ortadan kaldıran olayların ilki Aralık 1876). 1863 diğeri 1867’de yaşanır ve şehzade Hamid devir padişahı Abdülaziz’in maiyetinde önce Mısır’a daha sonra Anayasal Monarşiye Geçiş: Kanun-i Esasi da Avrupa’ya seyahate gider. Avrupa seyahati vesilesiyle Kanun-i Esasi’yi, Balkanlarda yaşanan sorunlar ve bunun Fransa, İngiltere, Almanya ve Avusturya saraylarına girer, üzerinden Avrupa devletlerinin Bâbıâli’yi sıkıştırmasına çağın büyük şehirlerini dolaşır, ünlüleriyle tanışır. Gezinin verilen bir cevap olarak görmek, sürecin sadece bir kendisinde bıraktığı estetik izler, hem kendi müzik yüzünü oluşturmaktadır. Diğer yüzünde Tanzimat zevkinde (klasik müzik, opera tutkusu gibi) hem de Yıldız
Sarayı mimarisinde açıkça görülecektir. Bundan daha Bâbıâli efendileri prosedürel işlemler için bile başkâtibin önemlisi Doğu ve Batı medeniyetleri arasındaki uçurum, kapısını aşındırmaya başlamışlardı. Mabeyn’nin tepesinde şehzadeyi dehşete düşürmüş imparatorluğun en az yüz yıl tamamen onursal bir makam olarak sivrilen Mabeyn geride kaldığını şaşkınlıkla itiraf etmiştir. Kısaca genç müşirliği bulunmaktaydı. şehzade çok da parlak olmayan eğitimiyle Tanzimat Mabeyn-i Hümayun Müşirliği: Gerek sultana yakınlığı Dönemi olaylarını yakından tetkik ederken, bir bakıma gerek askerî nüfuzu ve gerekse Plevne kahramanı Osman sakıncalı ve yakınında bulunduracağı kişileri de tanıma Paşa gibi mareşal tarafından doldurulması bakımından şansı yakalamıştır. Yıldız’daki sarayı bu tecrübeler ışıltılı bir makam izlenimi verse de tüm bunlar kayıt ışığında gürbüzleşirken, idare ilkeleri yine aynı üzerindeydi. deneyimler süzgecinden geçerek uygulamaya koymaya başlayacaktı. Seryâver (Yâver-i Ekrem): Mabeyn müşirliğinin altında yer almasına karşın seryaverin sorumlu olduğu kişi Liberalizmden Muhafazakarlığa padişahtı. Öncesinde yaver sayısı 4-5 civarında olup tek 1877-78 Rus Savaşı sonrasında devletin Balkanlardaki rütbe sahibi kişi paşa unvanlı seryaverken, Abdülhamid’le topraklarının neredeyse yarı yarıya azalması, zaten iflas beraber kadro sayısı üç yüzlere ulaşmış ve pek çok ferik kararı almış hazinenin ağır bir savaş tazminatını ve liva rütbeli kurmaylar dâhil edilmişti. Sayılarının karşılamak zorunda bırakılması ve Rus ordusunun artışıyla beraber dönüşümlü şekilde sarayda hazır İstanbul’a kadar ilerlemesi genç sultanı öncekilerden çok bulunmaları istenmişti. Aslında yaverlik, sultanların saray farklı politikalar izlemeye sevk etmiştir. Prof. Akarlı dışı etkinliklerine eşlik etmesi amacıyla (bir tür kişisel bunları dört başlık altında toplamıştır: muhafızlık) ihdas edilmişti.
1. Tarafsızlık temelinde bir dış politika izlemek Büyük Mabeyn 2. Mali itibarın tekrar kazanılması için üretim-vergi Sarayın sembol binasıydı. Saray’ın ana kapısından (koltuk kaynaklarını geliştirmek kapısı) girildiğinde hemen sağda yer alan kârgîr, zarif 3. Özellikle eğitim kanalıyla Müslüman beldelerin bina, yeni dönemde imparatorluğun teşrifât yükünü devlete sıkıca bağlanmasını sağlamak üstlenmişti. Üç katlı binanın alt katı hademelere, ikinci 4. Adalet ve güvenlik kurumlarının geliştirilmesiyle katı mabeyn personeline ve en üst katındaysa sultana ait devlet ile halk arasında sağlam bir bağ odalar mevcuttu. Mabeyn Dairesi; başmabeynci ve ikinci oluşturmak. mabeynci idaresinde teşkilatlanmış toplam 7-8 kişilik bir Yıldız Saray-ı Hümayûnu ofisti. Ofisin en önemli fonksiyonu isminin de çağrıştırdığı Çırağan 1843, Dolmabahçe ise 1856 yılında tamamlanarak üzere padişah ve bürokratlar arasındaki ilişkiyi koordine saray mensuplarının kullanımına sunulmuştur. etmekti. Söz konusu işin içeriğine bakıldığında devlet Dolmabahçe, babası ve amcası gibi genç sultanın da en adamlarının bizatihi padişahla olan görüşmelerini önemli yaşam alanıdır. Yine de Abdülhamid gençliğinde sağlamaktan yazışmaların yürütülmesine kadar birtakım olduğu gibi saltanatında da resmî muayedeler dışında sorumluluklar bulunuyordu.
vaktinin büyük bir kısmını kız kardeşlerinin yalılarında, Başkitâbet Dairesi Çırağan Sarayı’nda ve Yıldız Köşkü’nde geçirmekteydi. İlk Türk-İslam devletlerinden beri sultana bağlı çalışan Özellikle 93 Harbi devam ederken daha uzun kalmaya kançılarya ofisinin belki de en büyüğü ve en yetkilisi başladığı Yıldız Köşkü’ne savaştan sonra daimi bir şekilde Sultan Abdülhamid’le beraber organize edilmişti. yerleşmiştir. Öncesinin bir başkâtip ve onun yardımcısı 3-4 memurdan Osmanlı ordusu özellikle II. Mahmud Dönemi’nde birçok ibaret olan daire, yeni sultan ve onun yönetim tarzıyla değişikliğe uğramıştır. Tahta çıkışının ilk günlerinde hızla büyümüş (seneler içinde sayısı değişen 20-30 kadar Alemdar’ın çabaları sonucu Sekban-ı Cedid ordusu memur) adeta her bir nezaretin mükellef olduğu işleri kurulmuş ancak Yeniçeri isyanı ile bu yeni ordu üstlenmişti. Dairenin başında başkâtip unvanlı bir yetkili kaldırılmıştı. 1825 yılında kurulan Eşkinci Ocağı, bulunurdu. Yeniçerilerin ilgası ile kapatılmış ve kaynakları kurulan Hususi Şifre Dairesi ve Telgrafhane Asâkir-i Mansûre-i Muhammedîye ordusuna aktarılmıştır. Başkitabete bağlı olmakla beraber tamamen sultanın Saray Teşkilatı kontrolündeki bir diğer oda, Hususi şifre Dairesi’ydi.
Yıldız’daki teşkilatlanmada Topkapı ve Dolmabahçe’de “Hususi” olması Abdülhamid’in yönetim tarzından karşılaştığımız görev dağılımına sadık kalınarak, Mabeyn kaynaklanıyordu. Yazışmalar için vilayet idarecilerine ve (resmî) ve Harem (hususi) daireleri ekseninde dış temsilcilere özel şifreler (miftah) dağıtılırken, kurumlaşmaya gidilmişti. Harem dairesinde Gazne saray Abdülhamid kendisi için ayrıca şifreler vererek bir idaresinden beri görülen esvabçı başlılık, ibriktarbaşlılık anlamda kitabeti aradan çıkarmış, meselelerle bizzat ve kilercibaşlılık gibi sultanın özel hayatını düzenleyen bir ilgilenmeye başlamıştı. Sultanın bürokratlarla olan hizmetkârlar ordusu bulunmaktaydı. Mabeyn dairesi, yazışmaları bir anlamda kayıt dışına çıkarmış olması, sultanın yönetim mizacı gereği gittikçe genişlemiş hatta sadece sadareti değil doğrudan kendisinin seçtiği mabeyn efendilerine dahi güvenmediğini göstermekteydi.
Mabeyn-i Hümayun Mütercimleri bulmamıştı. Meclisin kapanmasından sonraki dönemde ise Abdülhamid Dönemi’nde hem kadro hem işlev başvekil unvanı -daha sıklıkla- sadrazamla beraber bakımından dönüşüme uğrayan bir diğer görevliler grubu kullanılmıştı. Sadrazamın Tanzimat’la beraber kazandığı da tercümanlardı. Öncesinde başmabeynciye bağlı iken önem ve bunun saray çevresinde yarattığı tedirginlik en sultanın işleri doğrudan üstlenmesiyle söz konusu açık şekilde sadrazam tayinlerinde kendisini gösterdi.
memurların konumu yeniden tanımlanmıştı. Sayısı Meclis-i Vükelâ yirmileri bulan tercümanlar sadece dünya gazetelerinden Sadrazam, sadaret müsteşarı, Şura-yı Devlet (Danıştay) (ama özellikle Batılı) devletle ilgili haberleri çevirmezler reisi ve nazırlardan oluşan Meclis-i Vükelâ (bakanlar aynı zamanda sultanın ilgisine mazhar (polisiye romanlar kurulu), Sultan Abdülhamid Dönemi’nde hem bakanlar gibi) eserleri de Türkçü’ye aktarırlardı. hem de bakanlıklar açısından istikrar kazandı. Çok az Komisyonlar değişikliklerle bu dönemde vükelâ şu nazırlardan Komisyonlar, nezaretleri aradan çıkarmak, idareyi oluşuyordu; meşihat, seraskerlik, bahriye nezareti, tophane doğrudan ele almak amacıyla oluşturulan saray merkezli müşiriyeti, dahiliye, hariciye adliye ve mezahip, maliye, aygıtlardı. Birinci başkanı padişah olan komisyonun asıl evkaf, maarif-i umumiye ve ticaret-nafia nezaretleri. görevi saraydan askerî işlerle ilgili gönderilen raporları Meclis-i Vükelâya dâhil olan nezaret sayısının istikrar incelemekti. Bunun yanında birtakım bayındırlık kazanmasında saray merkezli teşkilatlanmanın varlığı her ihalelerinin (liman, demir yolu inşası gibi) askerî zaman neden olarak ileri sürülmüştür.
bakımdan görüşülmesi ve olası savaş senaryoları, Meşîhat komisyonun gündem maddeleriydi. Emeklilikle ilgili ilk Kanun-i Esasi hazırlıkları sırasında nezaret sisteminin çalışmalar, memur maaşlarını kayda değer şekilde dışında bırakılması ısrarlı şekilde savunulmuşsa da - düzenleyen 1880 tarihli yasaya dayanır. 1884 tarihli Mithat Paşa devletin dinî olamayacağı gibi dini sembolize Memurin-i Mülkiye Terakki ve Tekaüd Kararnamesi ise eden bir kişinin vükelada yer alamayacağını ileri emeklilik dâhil Osmanlı memurunun özlük haklarıyla sürmekteydi- hem anayasa hem de Abdülhamid tarafından ilgili milat kabul edilebilecek ilkeleri içermekteydi. Yine de yasalar ve ilk adımlar günün gerçeklerini görmemize Meclis-i Vükelâdaki yeri korunmuştur
engellememelidir. Osmanlı sivil-asker bürokrasisini Maliye Nezareti oluşturan askerî, mülki ve ilmiye hiyerarşisinin sadece II. Mahmud tarafından ihdas edilen, Tanzimat kendi personeline hizmet veren emekli (tekaüd) sandıkları Dönemi’nde büyüme gösteren ve Kanun-i Esasi’nin vardı. Kaldı ki söz konusu sandıklar tüm nezaret malum 40. maddesi ile kurumsal ve işlevsel boyutları personelini kapsamadığı için sıhhiye tekaüd, hicaz demir tanımlanan nezaret, özellikle 1877 yılında modern yolu tekaüd gibi personelinin haklarını korumak için bürokratik örgütlerden alınan şablonlara göre teşkilatlanmış ilave sandık teşkilatları ortaya çıkmıştı. yapılandırıldığında, Osmanlı bürokrasisinin seyrine hâkim
İstibdad Aygıtları: Jurnal ve Sansür olacak kadar merkezî bir konuma yükselmişti. 1296 Hafiyye Teşkilatı’nın kuruluşu, 1876 öncesine gitmekle (1877) tarihli nizamname, maliye teşkilatını iki ana eksen beraber yasal düzenleme ve kurumlaşma bağlamında esas üzerinde kurgulamıştı. Bunlardan ilki merkez, ikincisi ise gelişme Sultan Hamid Dönemi’nde görülmüştür. Kağıt çevre (mülhak) teşkilatıydı.
üzerinde Zaptiyye Nezareti’ne bağlı olsa da hünkâra bağlı Hariciye Nezareti çalışmaktaydı. II. Abdülhamid Dönemi’nde teşkilat bakımından gelişme
Bâbıâli gösteren ancak kurumsal saygınlık bakımından aşınmalara uğrayan diğer bir devlet organı da Hariciye Nezareti’ydi. III. Selim’in açtığı kapı sayesinde Batı ülkelerinde Özellikle Tercüme Odası ile başta geleceğin sadrazamları bulunan ve kendi deneyimleri ışığında imparatorlukları ile olmak üzere birçok devlet ricalini yetiştiren kurum, Avrupa ülkeleri arasında oluşan uçurumu teşhis eden “devr-i istibdad” da yetkilerin Yıldız’da toplanması Osmanlı bürokratları, özellikle II. Mahmut’tan itibaren sonucunda icra değil, tipik bir istişare organına reform politikalarının radikal bir şekilde değişmesine dönüşmüştür. öncülük etmiş, bu kapsamda kendi mevcudiyetlerini de sağlama alan birtakım prensip ve ilkelerin de mümkün Dâhiliye Nezareti olduğunca yerleşmesine çalışmışlardı. II. Mahmud Dönemi’nin sonlarında çiçeklenen nezaret
Başvekil (Sadrazam) örgütlenmesi içerisinde kurulan (1836-1837) ancak Tanzimat bürokratlarının yukarıda bahsedilen Başvekil unvanı, II. Mahmud tarafından ilk defa getirilmiş politikalarının kurbanı olarak yetkileri Sadaret’e ancak sivil bürokrasinin süreci kontrol altına almasından devredilen teşkilat, Sultan Abdülhamid iktidarında sonra Sadrazam payesi tekrar uygulamaya konmuştu. yeniden organize edilmiş, nazır ataması gerçekleştirilerek Anayasa hazırlıkları sırasında Mithat Paşa, statüyü daha bir kere daha kurulmuştu (1877). Yıldız merkezli iyi ifade etmesi bakımından “başvekil”e dönülmesini yapılanma ve taşradaki otonom idarelerin vilayet istemişse de pek çok teklifi gibi bu önerisi de hayat sisteminin aleyhine artışına karşın Abdülhamid iktidarının
sonunda nezaret içerisinde 18 ana ünite altında toplanabilecek hiyerarşik bir örgütlenme, gelişmenin en açık göstergesiydi. Ayrıca harcama istatistikleri göz önüne alındığında da Maliye Nezareti’nden sonra sivil bürokrasinin en büyük bütçe paydasına sahip nezaretiydi. Bürokratik kadroların büyük bir kısmını içermesine ve en önemli karar organlarını içinde barındırmasına rağmen Dâhiliye Nezaretinin bir çalışma yönetmeliğinin bulunmayışı kurumun tanımlanmasını ve de içyapısının analizini oldukça zorlaştırmıştır.
1908 tarihli devlet yıllarına göre nezaret şu birimlerden oluşmaktaydı; başta nazır ve yardımcısı müsteşar olmak üzere:
1. Tesri-i muamelat ve Islahat Komisyonu 2. Mektubi Kalemi 3. Evrak Kalemi 4. Muhasebe Kalemi 5. Matbuat-ı Dahiliye Müdüriyeti 6. Vilayat Kalemi 7. Hesabat Kalemi 8. Kuyudat Kalemi 9. İstatistik Kalemi 10. Vukuat Kalemi 11. Mürur Kalemi 12. Pasaport Kalemi 13. Dahiliye Nezareti Mübayaat Komisyonu 14. Sicil-i Ahval Şubesi 15. Kapı Kethüdaları 16. Komisyon-u Mahsus 17. Komisyon Kalemi
Osmanlı Taşrası
Dâhiliye Nezaretinin tekrar kurulurken yürürlüğe sokulan idare-i Umumiye-i Vilayat Talimatnamesi ile 1864 ve 1871 idare-i Umumiye-i Vilayat Nizamnameleri yeniden gözden geçirilmişti. Abdülhamid Dönemi’nin sonunda toplam otuz iki vilayet bulunmaktaydı.